30. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR

SİSLERİN ARDINDAKİ GERÇEK

G. ELİF YAĞMUR

Eski tren istasyonu ölüm sessizliğine bürünmüştü.

Yağmur, paslanmış rayların üzerine usulca düşüyor, rüzgâr yıllardır açılmamış bekleme salonunun kırık camlarından içeri uğulduyordu.

Elif olduğu yerde donakalmıştı.

Karşısındaki kadın birkaç adım ötede duruyordu.

Boynundaki pusula kolyesi yağmur damlalarının altında parlıyordu.

"...Nermin."

Kadın hafifçe başını salladı.

"Evet."

Elif'in boğazı düğümlendi.

"Sen..."

"...gerçekten halam mısın?"

Kadının gözleri doldu.

"Sonunda bana bunu soracağını biliyordum."

Yavaşça cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.

Bu kez fotoğrafın kenarları yanmamıştı.

Fotoğrafta küçük Elif, Aras ve Nermin aynı bankta oturuyordu.

Arkasında ise bugünkü tren istasyonu görünüyordu.

Fotoğrafın arkasına Aras tek cümle yazmıştı.

"Bir gün yeniden burada buluşacağız."

Elif fotoğrafı eline aldı.

Parmakları titriyordu.

"Bunu..."

"...nereden buldun?"

Nermin hafifçe gülümsedi.

"Çünkü o gün fotoğrafı çeken bendim."

Elif'in aklında yüzlerce soru vardı.

"Neden kayboldun?"

"Neden yıllarca ortaya çıkmadın?"

"Neden herkes öldüğünü sandı?"

Nermin derin bir nefes aldı.

"Çünkü yaşamak istiyorsam..."

"...ölmüş olmam gerekiyordu."

"Kimden kaçıyordun?"

"Sami'den."

Bu ismi duyunca Elif'in yüzü gerildi.

"Sami seni neden öldürmek istedi?"

"Çünkü onun ilk ihanetini gören bendim."

Yağmur biraz daha hızlandı.

Nermin konuşmaya devam etti.

"Yıllar önce Aras, Ferit ve ben aynı araştırmayı yürütüyorduk."

"Örgütün içine sızmıştık."

"Fakat içimizden biri..."

"...bilgileri dışarı sızdırıyordu."

Elif nefesini tuttu.

"Kim?"

Nermin başını iki yana salladı.

"Bunu burada söyleyemem."

"Neden?"

"Çünkü bizi izliyor."

Elif istemsizce arkasına döndü.

Peron bomboştu.

Ama rüzgârın taşıdığı hafif ayak sesleri duyuluyordu.

Nermin cebinden küçük siyah bir cihaz çıkardı.

Eski model bir sinyal tarayıcısına benziyordu.

Ekranındaki kırmızı ışık sürekli yanıp sönüyordu.

"Bizi dinliyorlar."

"Kim?"

"Yakındaki bir verici."

"Telefonunu kapat."

Elif hiç düşünmeden telefonunu tamamen kapattı.

Nermin de kendi telefonunun pilini çıkarıp rayların yanına bıraktı.

"Artık konuşabiliriz."

"Ferit ölmedi."

Bu cümle Elif'in bütün düşüncelerini altüst etti.

"Ama..."

"...herkes öldüğünü söylüyor."

"Çünkü ölen kişi Ferit değildi."

"Onun yerine başka bir ceset yerleştirildi."

"Neden?"

"Ferit'in kaybolması gerekiyordu."

"Aras'ın planı buydu."

Elif şaşkınlıkla geri çekildi.

"Babam bunu neden yapsın?"

"Çünkü Ferit..."

"...örgütün içine geri dönecek tek kişiydi."

Tam o sırada uzaktan eski bir tren düdüğünü andıran uzun bir ses duyuldu.

Elif raylara baktı.

"Buradan yıllardır tren geçmiyor."

Nermin'in yüzü ciddileşti.

"Biliyorum."

"O zaman bu ses..."

Nermin, Elif'in kolunu tuttu.

"Gitmemiz gerekiyor."

"Neden?"

"Çünkü bu ses..."

"...Ferit'in hâlâ hayatta olduğunun işareti."

Tam koşmaya başlayacakları sırada bekleme salonunun kırık camı büyük bir gürültüyle parçalandı.

ŞANG!

İçeri siyah kıyafetli üç kişi girdi.

Yüzlerinde siyah maskeler vardı.

En öndeki kişi silahını doğrultarak bağırdı:

"Hiçbiriniz bir yere gitmiyorsunuz!"

Elif'in kalbi hızla çarpmaya başladı.

Nermin ise hiç korkmuş gibi görünmüyordu.

Aksine...

Sanki onları bekliyormuş gibi sakin bir şekilde Elif'in önüne geçti.

Ve fısıldadı:

"Şimdi anlayacaksın..."

"...neden yıllarca saklanmak zorunda kaldığımı..

Bekleme salonunun camları kırılarak yere saçıldı.

Maskeli üç kişi ağır adımlarla içeri girdi.

En öndekinin elindeki susturuculu tabanca doğruca Nermin'i hedef almıştı.

İstasyonun içinde yalnızca yağmurun sesi ve kırık camların çıtırtısı duyuluyordu.

Elif istemsizce bir adım geri çekildi.

"Nermin..."

Nermin gözünü bile kırpmadı.

Sakin bir sesle konuştu.

"Demek sonunda beni buldunuz."

Maskeli adam alaycı bir şekilde güldü.

"Yıllardır kaçıyorsun."

"Ama her kaçışın bir sonu vardır."

Nermin başını hafifçe eğdi.

"Ben kaçmadım."

"Sadece doğru zamanı bekledim."

Adam silahını biraz daha kaldırdı.

"O zaman bekleyişin bitti."

Tam tetiğe dokunacağı sırada...

Nermin cebinden küçük metal bir cisim çıkarıp yere attı.

Tak!

Bir saniye sonra yoğun beyaz bir duman bütün bekleme salonunu kapladı.

"Gözlerinizi kapatın!" diye bağırdı Nermin.

Elif refleksle yüzünü koluyla kapattı.

Maskeli adamlar öksürmeye başladı.

"Nerede bunlar?"

"Dağılmayın!"

Nermin, Elif'in elini tuttu.

"Koş!"

İkisi birlikte bekleme salonunun arkasındaki dar koridora daldılar.

Koridor nemliydi.

Duvarlar eski tuğlalardan yapılmıştı.

Yerde yıllardır kimsenin kullanmadığı ray parçaları duruyordu.

Elif nefes nefese sordu:

"Burası neresi?"

"Eski yük tüneli."

"Bu tünel..."

"...Depo 29'a giden ilk yol."

Elif şaşkınlıkla etrafına baktı.

"Babam bunu da mı planladı?"

Nermin başını salladı.

"Aras hiçbir zaman tek bir kaçış yolu bırakmazdı."

Arkalarından ayak sesleri duyuldu.

Maskeli adamlar tünele girmişti.

"Buldum!"

"İlerideler!"

Nermin hızlandı.

Tünelin sonunda paslanmış demir bir kapı vardı.

Kapının üzerinde yıllar önce boyanmış soluk bir yazı seçiliyordu.

EMANET 11

Elif'in aklına toplantı odasında gördüğü rakamlar geldi.

11... 14... 29...

Hepsi birbirine bağlanıyordu.

Nermin cebinden eski bir anahtar çıkardı.

Kapıyı açmaya çalıştı.

Anahtar dönmedi.

Kaşlarını çattı.

"Hayır..."

"Neden olmuyor?"

Elif bir anda yaşlı adamın verdiği bronz anahtarı hatırladı.

"Dur."

Çantasından anahtarı çıkardı.

"Pusulalı olan mı?"

"Evet."

Nermin'in gözleri büyüdü.

"Demek onu sana vermiş."

Elif anahtarı kilide yerleştirdi.

Çıt.

Kapı tek hamlede açıldı.

İçerisi küçük, tozlu bir emanet odasıydı.

Duvar boyunca dizilmiş eski metal dolaplar vardı.

Hepsinin numarası silinmişti.

Yalnızca en sondaki dolabın üzerinde büyük beyaz rakamlar duruyordu.

11

Nermin dolabın kapağına dokundu.

Sessizce fısıldadı.

"Yıllar sonra..."

"...nihayet geri döndüm."

Tam kapağı açacakları sırada tünelin girişinden bir ses yankılandı.

"Silahlarınızı bırakın!"

Maskeli adamlar yaklaşmıştı.

Aralarındaki en uzun kişi yavaşça maskesini çıkardı.

Elif'in nefesi kesildi.

Onu daha önce görmemişti.

Ama Nermin'in yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Kadın titreyen bir sesle tek bir isim söyledi:

"...Ferit?"

Adam acı bir tebessüm etti.

"Hayır Nermin..."

"Ben artık Ferit değilim."

"...Ben artık Ferit değilim."

Tünelin içindeki sessizlik ağırlaştı.

Nermin'in yüzündeki renk bir anda çekildi.

Gözleri, karşısındaki adama inanamazcasına bakıyordu.

"Bu... mümkün değil."

Adam yavaşça birkaç adım öne çıktı.

Yılların izleri yüzüne derin çizgiler bırakmıştı.

Saçlarına aklar düşmüş, sol kaşının üzerinde eski bir yara izi oluşmuştu.

Ama gözleri...

Nermin onu o gözlerinden tanımıştı.

"Ferit..."

Adam acı bir gülümsemeyle başını eğdi.

"O isim yıllar önce öldü."

"Benim için de."

Elif ikisinin arasında şaşkınlıkla bakışlarını gezdiriyordu.

"Biri bana neler olduğunu anlatabilir mi?"

Ferit, silahını yavaşça yere bıraktı.

Arkasındaki maskeli adamlar şaşkınlıkla ona baktılar.

"Komutan?"

Ferit elini kaldırdı.

"Silahlar aşağı."

Adamlar istemeyerek de olsa emirlerine uydu.

Nermin'in sesi titriyordu.

"Bunca yıl..."

"...neredeydin?"

Ferit derin bir nefes aldı.

"Yaşayabilmek için düşman gibi görünmek zorundaydım."

"Aras'ın planı buydu."

Elif'in kalbi hızlandı.

"Babam gerçekten hayatta kalmanı mı istedi?"

Ferit başını salladı.

"Eğer ben kaybolmazsam..."

"...örgütün gerçek liderine asla ulaşamayacaktık."

Nermin öfkeyle bağırdı.

"Peki bize neden haber vermedin?"

Ferit gözlerini kapattı.

"Çünkü sizi ne kadar az bilirseniz..."

"...o kadar güvende olurdunuz."

Bu sözler Nermin'i daha da öfkelendirdi.

"Ben yıllarca öldüğünü sandım!"

"Aras öldü sandım!"

"Her gün kaçtım!"

Ferit'in sesi kısıldı.

"Biliyorum."

"Ve bunun yükünü her gün taşıdım."

Tam o sırada Elif'in cebindeki cep saati yeniden çalışmaya başladı.

Tik...

Tak...

Bu kez tik tak sesine metalik bir tıkırtı daha eşlik ediyordu.

Ferit'in bakışları hemen saate kaydı.

"O saat..."

"...hâlâ çalışıyor."

Elif şaşkınlıkla sordu.

"Sen bu saati biliyor musun?"

Ferit hafifçe gülümsedi.

"Biliyorum."

"Çünkü onu Aras'a birlikte yaptırmıştık."

Elif şaşkınlıkla saate baktı.

"Bu sadece bir saat değil."

Ferit başını salladı.

"Hayır."

"O aynı zamanda bir anahtar."

Nermin hemen dolap numarası 11'e döndü.

"Demek kilit..."

Ferit sözünü tamamladı.

"...cep saatini bekliyordu."

Elif saati dikkatlice dolabın ortasındaki yuvarlak yuvaya yerleştirdi.

İlk başta hiçbir şey olmadı.

Sonra içeriden eski dişlilerin dönme sesi duyuldu.

Çıt...

Tak...

Güm!

Dolabın arkasındaki duvar yavaşça iki yana ayrılmaya başladı.

Toz bulutu yükselirken gizli bir oda ortaya çıktı.

Odanın ortasında eski bir masa vardı.

Masanın üzerinde tek bir kasa duruyordu.

Kasanın kapağında Aras'ın el yazısıyla yazılmış tek cümle vardı:

"Gerçeği öğrenmeye hazır değilsen, bu kasayı açma."

Elif kasaya doğru bir adım attı.

Tam kapağa dokunacağı sırada tünelin girişinden bir silah sesi yankılandı.

BANG!

Kurşun duvara çarparak kıvılcımlar saçtı.

Ferit aniden Elif'in önüne geçti.

"Yere yat!"

Tünelin girişinde yeni biri durmuştu.

Uzun siyah pardösülü, yüzü gölgede kalan adam yavaşça alkışlamaya başladı.

"Bravo..."

"Sonunda hepiniz aynı yere toplandınız."

Ferit'in yüzü bir anda gerildi.

Nermin fısıldadı:

"...Hayır."

"Geç kaldık."

Elif şaşkınlıkla ikisine baktı.

"Kim bu?"

Ferit gözlerini adamdan ayırmadan cevap verdi.

"Yıllardır peşinde olduğumuz kişi..."

"...nihayet ortaya çıktı."

Tünelin içi ölüm sessizliğine büründü.

Uzun siyah pardösülü adam ağır adımlarla gizli odaya doğru yürüyordu.

Attığı her adım, taş duvarlarda yankılanıyordu.

Yüzü hâlâ gölgelerin arasındaydı.

Ferit, Elif'i arkasına aldı.

"Sakın yaklaşma."

Adam hafifçe gülümsedi.

"Yıllar sonra karşılaştık..."

"...ve hâlâ aynı cümle."

Nermin'in elleri yumruk olmuştu.

"Demek gerçekten sensin."

Adam başını hafifçe eğdi.

"Beni özlediniz mi?"

Ferit'in sesi sertleşti.

"Konuşmayı kes."

"Aras nerede?"

Adam kahkaha attı.

"İlk sorun hâlâ bu mu?"

"Otuz yıl geçti..."

"...ama hâlâ onu arıyorsunuz."

Elif öne çıktı.

"Babamı tanıyor musun?"

Adam ilk kez bakışlarını Elif'e çevirdi.

Uzun süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra yavaşça konuştu.

"Sen..."

"...Aras'a çok benziyorsun."

"Sen kimsin?"

Adam cevap vermedi.

Cebinden eski, gümüş renkli bir çakmak çıkardı.

Çakmağın kapağını açıp kapattı.

Çıt...

Çıt...

Ferit'in yüzü gerildi.

"Neden geldin?"

"Kasayı almaya."

"O kasa sana ait değil."

Adam hafifçe omuz silkti.

"Belki."

"Ama içindekiler bana ait."

Elif, kasaya baktı.

Sonra adama döndü.

"Babam bu kasayı benim için bıraktı."

Adam başını salladı.

"Evet."

"Ama sana sadece yarısını bıraktı."

"Ne demek?"

"Kasanın içindeki gerçek..."

"...eksik."

Nermin sert bir sesle araya girdi.

"Yalan söylüyor."

Adam ona baktı.

"Gerçekten öyle mi?"

"Nermin..."

"...Aras sana her şeyi anlattı mı?"

Nermin sustu.

Adam gülümsedi.

"Demek anlatmamış."

Tam o sırada Ferit sessizce Elif'e yaklaştı.

Fısıltıyla konuştu.

"Kasayı aç."

"Şimdi mi?"

"Evet."

"Ne olursa olsun durma."

Elif başını salladı.

Cep saatini kasanın üzerindeki yuvarlak yuvaya yerleştirdi.

Saat yerine tam oturdu.

Ardından pusula kolyesini kapağın ortasındaki sembole dokundurdu.

İçeriden eski dişlilerin sesi yükseldi.

Tak...

Çıt...

Güm...

Kasanın kapağı yavaşça açıldı.

İçinde yalnızca üç eşya vardı.

Eski bir video kaseti...

Mühürlü bir mektup...

Ve siyah deri kaplı ince bir defter.

Tam Elif mektubu alacakken...

Pardösülü adam bağırdı.

"Dokunma!"

Aynı anda silahını kaldırdı.

Ferit hiç düşünmeden Elif'in önüne atıldı.

BANG!

Silah sesi tünelde yankılandı.

Ferit geriye sendeledi.

Omzundan vurulmuştu.

"Ferit!" diye bağırdı Nermin.

Ferit acıyla dişlerini sıktı.

"İyiyim..."

"Devam et!"

Elif gözyaşları içinde mektubu kasadan aldı.

Tam o anda mektubun üzerine iliştirilmiş küçük bir not dikkatini çekti.

Aras'ın el yazısıyla yalnızca tek cümle yazıyordu.

"Bu mektubu, gerçek düşmanın adını öğrenmeden açma."

Elif başını kaldırdı.

Pardösülü adam ona bakıyordu.

Sonra yavaşça elini yüzüne götürdü.

Maskesini çıkarmaya başladı.

Nermin'in gözleri korkuyla büyüdü.

Ferit'in yüzü bembeyaz kesildi.

Elif nefesini tuttu.

Yıllardır peşinde oldukları kişinin yüzü...

Birkaç saniye sonra ilk kez tamamen görünmek üzereydi.

Tünelin içindeki sessizlik, Ferit'in omzundan damlayan kanın taş zemine düşen sesiyle bozuluyordu.

Damla...

Damla...

Elif nefesini tutmuştu.

Pardösülü adam yavaşça yüzündeki maskeyi çıkardı.

Önce çenesi...

Sonra dudakları...

En sonunda gözleri ortaya çıktı.

Nermin'in dizlerinin bağı çözüldü.

"Sen..."

"...olamazsın."

Ferit acıyla doğrulmaya çalıştı.

"Demek gerçekten hayattasın..."

Adam maskeyi tamamen yere bıraktı.

Yüzünde ne öfke vardı ne de gülümseme.

Sadece yılların bıraktığı derin bir yorgunluk...

Elif dikkatle baktı.

Bu adamı daha önce hiç görmemişti.

Ama gözleri...

O gözler...

Babasının eski fotoğraflarındaki bakışlara şaşırtıcı derecede benziyordu.

Adam sonunda konuştu.

"Adımı yıllardır yanlış söylediniz."

"Sami..."

"...hiçbir zaman bu oyunun sahibi olmadı."

Elif şaşkınlıkla sordu.

"O zaman sen kimsin?"

Adam derin bir nefes aldı.

"Ben..."

"...Vedat."

Bu isim odanın içinde yankılandı.

Ne Elif...

Ne Selim...

Ne de Mert bu ismi tanıyordu.

Ama Ferit'in yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

"Demek..."

"...örgütün gerçek lideri sendin."

Vedat başını hafifçe salladı.

"Lider..."

"Hayır."

"Ben sadece oyunu yöneten kişiydim."

"Sami ise..."

"...iyi bir piyondu."

Nermin öfkeyle bağırdı.

"Bütün bu yıllar..."

"...insanları sen mi öldürdün?"

Vedat başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ben insan öldürmedim."

"İnsanlar birbirlerine güvenmeyerek bunu kendi kendilerine yaptı."

Sonra bakışlarını Elif'e çevirdi.

"Baban bunu çok geç anladı."

Elif'in gözleri doldu.

"Babam nerede?"

Vedat birkaç saniye sustu.

Sonra cebinden eski, sararmış bir zarf çıkardı.

Zarfın üzerinde tek kelime yazıyordu.

ELİF

"Bunu bana Aras verdi."

"Eğer bir gün seninle karşılaşırsam..."

"...sana teslim etmemi istedi."

Ferit öfkeyle bağırdı.

"Yalan söylüyor!"

Vedat zarfı yere bıraktı.

"İnanıp inanmamak size kalmış."

Tam o anda...

Tünelin dışından siren sesleri duyuldu.

Başkomiser ve polis ekipleri istasyona ulaşmıştı.

Vedat hafifçe gülümsedi.

"Geç kaldılar."

Bir düğmeye bastı.

Tünelin derinliklerinden güçlü bir patlama sesi yükseldi.

GÜMMM!

Tavan sarsıldı.

Taş parçaları yere düşmeye başladı.

Ferit bağırdı.

"Çıkın buradan!"

Nermin, Elif'in kolundan tuttu.

"Koş!"

Elif son kez arkasına baktı.

Vedat yerinden kıpırdamıyordu.

Sanki kaçmaya hiç niyeti yoktu.

Yüzünde tuhaf, sakin bir ifade vardı.

Enkaz üzerlerine doğru çökmeye başlarken Vedat'ın son sözleri taş duvarlarda yankılandı.

"Gerçeği mektupta değil... Aras'ın sesinde bulacaksın."

Bir saniye sonra tünelin girişi tamamen çöktü.

Vedat gözden kaybolmuştu.

Dakikalar sonra Elif, Nermin ve yaralı Ferit dışarı çıkmayı başardılar.

Başkomiser ve Emre koşarak yanlarına geldi.

"İyi misiniz?"

Ferit omzunu tutarak başını salladı.

"Şimdilik..."

Elif'in elinde ise iki şey vardı.

Vedat'ın bıraktığı Elif yazılı zarf...

Ve kasadan aldığı video kaseti.

İkisi de babasına ait sırların son parçaları gibi görünüyordu.

Elif, kaseti avucunda sıktı.

Artık biliyordu.

Gerçek...

Yazılı belgelerde değil...

Aras'ın kendi sesiyle anlattığı kayıtta saklıydı.

Ama o kaydı dinlediğinde, hayatını sonsuza dek değiştirecek bir gerçekle yüzleşeceğinden emindi.