32. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR
KAYIP ANNE
Soğuk gece havası, tünelden çıkan Elif ile Emre'nin yüzüne çarptı.
İkisi de nefes nefeseydi.
Arkalarında kalan gizli oda yeniden sessizliğe gömülmüştü.
Elif'in kulaklarında ise hâlâ tek bir cümle yankılanıyordu.
"O yaşıyor."
Başını yavaşça Emre'ye çevirdi.
"Annem..."
"...yaşıyor olabilir mi?"
Emre hemen cevap vermedi.
Yıllardır çözdüğü onlarca dosyada, insanların umutlarını yanlış yönlendiren sahte ipuçlarıyla karşılaşmıştı.
Ama bu kez durum farklıydı.
"Aras hiçbir kaydında rastgele konuşmazdı."
"Yani..."
"Bu cümleyi özellikle bırakmış."
Elif derin bir nefes aldı.
"O zaman onu bulacağım."
Tam o sırada tünelin girişinden ayak sesleri duyuldu.
Başkomiser, Nermin, Lâl ve birkaç polis koşarak yanlarına geldi.
"İyi misiniz?"
Emre başını salladı.
"İyiyiz."
"İçeride ne oldu?"
Elif elindeki "Gerçek Tanık" yazılı kaseti gösterdi.
"Babam yeni bir kayıt bırakmış."
Başkomiser dikkatle kasete baktı.
"Dinlediniz mi?"
"Hayır."
"Henüz değil."
Nermin, Elif'in yüzüne baktı.
Bir şeylerin değiştiğini anlamıştı.
"Bana söylemediğin bir şey var."
Elif birkaç saniye sustu.
Sonunda yavaşça konuştu.
"Babam..."
"...annemin yaşayabileceğini söyledi."
Ortam bir anda sessizleşti.
Lâl'in yüzü bembeyaz oldu.
Nermin ise gözlerini kapattı.
Başkomiser şaşkınlıkla sordu.
"Bu mümkün mü?"
Kimse cevap vermedi.
Ferit ambulansın yanında oturuyordu.
Omzundaki pansuman yeni yapılmıştı.
Elif doğrudan onun yanına gitti.
"Ferit."
Ferit başını kaldırdı.
"Annem hakkında bir şey biliyor musun?"
Ferit uzun süre sustu.
Yağmur damlaları saçlarından süzülüyordu.
"Aras bana..."
"...onun öldüğünü söylemedi."
Elif'in kalbi hızlandı.
"Ne dedi?"
"'Onu bulmaya çalışma.' dedi."
"Neden?"
"Sebebini hiç açıklamadı."
Tam konuşmaları sürerken bir polis memuru koşarak geldi.
"Komiserim!"
Başkomiser döndü.
"Nedir?"
"Tünelin diğer tarafında eski bir oda daha bulduk."
"İçinde ne var?"
"Kimlikler."
"Ne kimliği?"
"Yıllar önce kaybolan insanlara ait."
Başkomiser hemen ekiplere döndü.
"Kimse hiçbir şeye dokunmasın."
Dakikalar sonra herkes yeni bulunan odaya girdi.
Duvar boyunca metal raflar uzanıyordu.
Her rafta kahverengi dosyalar dizilmişti.
Üzerlerinde isimler vardı.
Bazıları Elif'in tanıdığı kişilerdi.
Ferit...
Nermin...
Eren...
Sonra Elif'in bakışları en üst rafa takıldı.
Tozlu dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
ZEYNEP YILMAZ
Elif'in elleri titremeye başladı.
"Annem..."
Dosyayı yavaşça raftan aldı.
Kapağını açtı.
İlk sayfada eski bir vesikalık fotoğraf vardı.
Altındaki resmî kayıtta ise tek satır dikkat çekiyordu.
Durum: Ölü
Fakat bu kelimenin üzeri kırmızı kalemle çizilmişti.
Yanına siyah mürekkeple yeni bir not eklenmişti.
"Kimliğini değiştirdi. Yeni hayat başladı."
Elif'in nefesi kesildi.
Başkomiser dosyayı dikkatle inceledi.
"Bu not resmî değil."
Nermin ise fotoğrafa bakarken fısıldadı.
"Ben bu yazıyı tanıyorum."
Elif hemen ona döndü.
"Kimin?"
Nermin'in gözleri doldu.
"...Aras'ın."
Tam o anda dosyanın içinden küçük, katlanmış bir harita yere düştü.
Haritada kırmızı kalemle yalnızca tek bir yer işaretlenmişti.
Bu kez ne Depo 29...
Ne de eski tren istasyonuydu.
Haritanın altında tek bir kelime yazıyordu.
"KUZEY FENERİ"
Elif haritaya şaşkınlıkla baktı.
"Babam..."
"...bizi şimdi nereye götürüyor?"
Elif, dosyanın içinden çıkan haritayı iki eliyle tuttu.
Kırmızı mürekkeple işaretlenmiş tek nokta dikkat çekiyordu.
Bu kez ne Depo 29...
Ne de eski tren istasyonuydu.
Haritanın altında tek bir kelime yazıyordu.
KUZEY FENERİ
Ferit haritaya baktığı anda yüzü değişti.
"Hayır..."
Nermin hemen ona döndü.
"Nedir?"
Ferit derin bir nefes aldı.
"Oraya yıllardır kimse gitmez."
"Neden?"
"Çünkü Aras son operasyonunu orada planlamıştı."
Elif başını kaldırdı.
"Demek annem orada olabilir."
Ferit kesin konuşmadı.
"Olabilir..."
"Ama orası aynı zamanda Vedat'ın da bildiği yerlerden biri."
Başkomiser haritayı dikkatlice inceledi.
"Kuzey Feneri denizin ortasındaki eski kayalıkların üzerinde."
"Oraya ulaşmanın tek yolu küçük bir tekne."
Emre düşünceli bir şekilde konuştu.
"Eğer Vedat kaçtıysa..."
"...ilk gideceği yerlerden biri de orası olabilir."
Nermin başını salladı.
"O bizden önce ulaşırsa bütün delilleri yok eder."
Elif kararlı bir sesle konuştu.
"O zaman beklemeyeceğiz."
Bir saat sonra ekip kıyıya ulaştı.
Yağmur durmuştu.
Deniz ise her zamankinden daha sert görünüyordu.
Eski balıkçı iskelesinde yalnızca tek bir tekne bağlıydı.
Yaşlı balıkçı onları görünce şaşkınlıkla ayağa kalktı.
"Bu saatte denize mi açılacaksınız?"
Başkomiser kimliğini gösterdi.
"Kuzey Feneri'ne gitmemiz gerekiyor."
Balıkçı'nın yüzü ciddileşti.
"Oraya mı?"
"Evet."
Yaşlı adam başını iki yana salladı.
"Son günlerde orada geceleri ışık yanıyor."
Ferit hemen sordu.
"Fener yıllardır çalışmıyor."
"Biliyorum."
"Ama üç gecedir biri kuleye çıkıyor."
Elif ile Emre birbirlerine baktılar.
Demek ki gerçekten biri onlardan önce oraya gitmişti.
Tekne ağır ağır kıyıdan ayrıldı.
Motorun sesi gecenin sessizliğini bozuyordu.
Elif, cebindeki mektuba dokundu.
Hâlâ açmamıştı.
Sonra kasete baktı.
Aras'ın sesi...
Vedat'ın bıraktığı zarf...
Ve annesine ait dosya...
Bütün yollar aynı noktada birleşiyordu.
Kuzey Feneri.
Yaklaşık kırk dakika sonra sislerin arasından yüksek taş kule görünmeye başladı.
Fenerin camları kırılmıştı.
Duvarlarını sarmaşıklar kaplamıştı.
Ama en üst kattaki pencerede gerçekten de soluk sarı bir ışık yanıyordu.
Emre sessizce fısıldadı.
"İçeride biri var."
Tekne kayalıklara yanaştığı anda Elif kıyıya ilk çıkan kişi oldu.
Tam fenerin kapısına yaklaşacakken...
Kapının önünde yere bırakılmış eski bir fotoğraf gördü.
Fotoğrafı eline aldı.
Bu kez fotoğrafta Aras ve Zeynep vardı.
İkisinin arasında ise küçük Elif gülümsüyordu.
Fotoğrafın arkasına tek cümle yazılmıştı.
"Bu kez geç kalma."
Tam o anda fenerin en üst katından bir kadın çığlığı duyuldu.
Elif'in kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.
Hiç düşünmeden merdivenlere doğru koşmaya başladı.
Kadının çığlığı, Kuzey Feneri'nin taş duvarlarında yankılandı.
Elif hiç düşünmeden merdivenlere koştu.
"Elif, dur!" diye bağırdı Emre.
Ama Elif onu duymuyordu.
Yıllardır peşinde olduğu gerçeğin birkaç kat yukarıda olduğunu hissediyordu.
Nermin, Ferit ve Başkomiser de peşinden içeri girdi.
Fenerin içi karanlıktı.
Eski ahşap merdivenler her adımda gıcırdıyordu.
Duvarlarda deniz suyunun bıraktığı izler vardı.
Yukarı çıktıkça rüzgârın uğultusu daha da güçleniyordu.
Üçüncü kata ulaştıklarında yerde taze ayak izleri gördüler.
Islak ayakkabı izleri...
Henüz kurumamıştı.
Emre diz çöktü.
"Bunlar yeni."
"En fazla birkaç dakika önce."
Ferit çevreyi dikkatlice inceledi.
"Yalnız değil."
İkinci bir ayak izi daha vardı.
Daha küçük...
Bir kadına ait olabilecek kadar küçüktü.
Elif'in kalbi hızlandı.
"Annem..."
Kimse cevap vermedi.
Tam en üst kata çıkacakları sırada kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
GÜM!
Elif kapıya yüklendi.
"Açılmıyor!"
İçeriden yavaşça bir kadın sesi duyuldu.
"Elif..."
Elif donup kaldı.
Bu sesi hatırlamıyordu.
Ama nedense yabancı da gelmiyordu.
"Kim var?"
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra aynı ses tekrar konuştu.
"Kapıyı zorlama."
"Açılacak."
Tam o anda eski kilidin içinden bir mekanizma çalıştı.
ÇIT...
Kapı yavaşça aralandı.
Oda küçüktü.
Ortada eski bir masa...
Masanın üzerinde yanan gaz lambası...
Ve pencerenin önünde sırtı dönük bir kadın duruyordu.
Rüzgâr saçlarını savuruyordu.
Kadın yavaşça döndü.
Elif'in nefesi kesildi.
Fotoğraflardaki yüz...
Yılların izlerini taşısa da değişmemişti.
Kadının gözleri doldu.
"Ne kadar büyümüşsün..."
Elif'in sesi titredi.
"...Anne?"
Kadın cevap vermedi.
Sadece gözlerinden yaşlar süzüldü.
Tam Elif ona doğru bir adım atacakken...
Arkasından tanıdık bir alkış sesi duyuldu.
Tak... Tak... Tak...
Herkes aynı anda kapıya döndü.
Kapının eşiğinde Vedat duruyordu.
Üzerindeki siyah pardösü yağmurdan sırılsıklamdı.
Yüzünde sakin bir gülümseme vardı.
"Aras'ın son planı..."
"...nihayet tamamlandı."
Vedat yavaşça cebinden küçük bir uzaktan kumanda çıkardı.
Başkomiser silahını doğrulttu.
"Sakın!"
Vedat aldırış etmedi.
Gözlerini Elif'ten ayırmadan konuştu.
"Şimdi gerçek seçim başlıyor."
"Anneni kurtarabilirsin..."
"...ya da Aras'ın gerçeğini öğrenebilirsin."
Kumandadaki kırmızı ışık yanıp söndü.
Odanın altından güçlü bir mekanizma sesi yükseldi.
GÜMMM...
Fener sarsılmaya başladı.
Fenerin taş duvarları şiddetle sarsıldı.
Tozlar tavandan dökülmeye başladı.
Gaz lambası sallanıyor, duvarlara düşen gölgeler sürekli yer değiştiriyordu.
Başkomiser silahını Vedat'a doğrulttu.
"Kumandayı yere bırak!"
Vedat sakinliğini hiç bozmadı.
"Artık çok geç."
Kumandayı avucunda sıkarak birkaç adım geri çekildi.
"Bu fener, Aras'ın son sığınağı değildi."
"...Son sınavıydı."
Elif'in gözleri karşısındaki kadından ayrılmıyordu.
Kadın yavaşça ona doğru bir adım attı.
Yüzündeki çizgiler yılların yükünü taşıyordu.
Ama gözleri...
Fotoğraflardakiyle aynı sıcaklığa sahipti.
"Elif..."
"Ben..."
Sözü boğazında düğümlendi.
Elif'in gözleri doldu.
"Gerçekten sen misin?"
Kadın titreyen eliyle boynundaki küçük kolyeyi çıkardı.
Gümüş bir kolyeydi.
İçini açtı.
Kolyenin içinde iki küçük fotoğraf vardı.
Birinde genç Aras...
Diğerinde ise henüz birkaç aylık Elif.
Elif dizlerinin üzerine çöktü.
Bu kolyeyi çocukluğundan silik de olsa hatırlıyordu.
Annesi uyuturken kolyenin zinciri avucuna değmişti.
"Anne..."
Kadın bu kez sessizce başını salladı.
"Evet."
İkisi birbirine sarıldı.
Yılların özlemi tek bir ana sığmış gibiydi.
Nermin gözyaşlarını tutamadı.
Ferit başını eğdi.
Emre ise sessizce etrafı kontrol ediyordu.
Tam o sırada Vedat yeniden konuştu.
"Duygusal anlar bitti mi?"
Elif yavaşça annesinin önüne geçti.
"Artık senden kaçmayacağız."
Vedat hafifçe gülümsedi.
"Ben de bunu bekliyordum."
Sonra cebinden eski bir anahtar çıkardı.
Anahtarın üzerinde pusula sembolü vardı.
"Aras'ın senden sakladığı son kapının anahtarı."
Elif şaşkınlıkla baktı.
"Son kapı?"
Vedat anahtarı yere bıraktı.
"Eğer gerçekten gerçeği öğrenmek istiyorsan..."
"...onu bul."
Ferit öfkeyle bağırdı.
"Onu dinleme!"
Vedat bu kez Ferit'e döndü.
"Bunca yıldır sustun."
"Şimdi bırak da gerçeği öğrensin."
Fener yeniden sarsıldı.
Bu kez alt kattan taş kırılma sesleri geldi.
Başkomiser telsizine uzandı.
"Dışarıdaki ekipler!"
"Binayı hemen boşaltsın!"
Telsizden cızırtılı bir cevap geldi.
"Komiserim, giriş kapısı çöktü!"
"Arka tarafta da kayalar düşüyor!"
Emre pencereye koştu.
Aşağı baktığında denizin iyice yükseldiğini gördü.
Dalgalar kayalıklara sertçe çarpıyordu.
"Çıkışımız kapanıyor!"
Tam bu sırada Elif'in annesi, cebinden küçük bir not defteri çıkardı.
Defteri Elif'e uzattı.
"Bunu baban bana emanet etti."
Elif kapağı açtı.
İlk sayfada Aras'ın tanıdık el yazısı vardı.
"Eğer bu defter Elif'in elindeyse, artık hiçbir sır saklanmayacak."
Elif sayfayı çevireceği sırada...
Fenerin en alt katından güçlü bir patlama sesi yükseldi.
GÜÜMM!
Bina şiddetle sallandı.
Merdivenlerin bir bölümü çöktü.
Vedat, oluşan toz bulutunun arasından geri çekildi.
Yüzünde hâlâ o sakin ifade vardı.
"Bir dahaki karşılaşmamızda..."
"...her şeyi bitireceğiz."
Bunu söyledikten sonra arkasındaki gizli geçide girerek gözden kayboldu.
Emre peşinden koşmak istedi.
Ama geçidin demir kapısı hızla kapanarak kilitlendi.
Elif, elindeki deftere baktı.
Artık Aras'ın kendi el yazısıyla tuttuğu notlar elindeydi.
Ve bu defter...
Yıllardır aradıkları bütün cevapların anahtarı olabilirdi.
Fenerin duvarları yeniden sarsıldı.
Taş parçaları tavandan koparak yere düşüyordu.
Denizin uğultusu artık binanın içine kadar ulaşıyordu.
Başkomiser yüksek sesle bağırdı.
"Herkes aşağı inmeye çalışsın!"
Emre çöken merdivenlere baktı.
"Ön taraftan inemeyiz."
Ferit hemen fenerin arka duvarını işaret etti.
"Aras burada her zaman ikinci bir çıkış bırakırdı."
Nermin duvar boyunca ilerledi.
Eski taşların arasında paslanmış demir bir kol fark etti.
İki eliyle asıldı.
GICIRRR...
Duvarın bir bölümü yavaşça yana kaydı.
Arkasında dar bir taş tünel ortaya çıktı.
"Buradan!"
Herkes sırayla tünele girmeye başladı.
En son Elif kaldı.
Tam çıkacakken dönüp odaya baktı.
Yerde Vedat'ın bıraktığı pusulalı anahtar duruyordu.
Onu alıp cebine koydu.
Ardından annesinin verdiği defteri göğsüne bastırdı.
"Artık hiçbir şeyi geride bırakmayacağım."
Tünel onları fenerin arkasındaki kayalıklara çıkardı.
Gece iyice kararmıştı.
Dalgalar kayalara çarpıyor, rüzgâr neredeyse ayakta durmayı zorlaştırıyordu.
Tekne hâlâ kıyıda bağlıydı.
Tam tekneye binecekleri sırada Elif'in annesi durdu.
"Bekleyin..."
Herkes ona döndü.
Kadın cebinden küçük, eski bir anahtar daha çıkardı.
Bu anahtar diğerlerinden farklıydı.
Üzerinde sadece tek harf kazılıydı.
A
Elif şaşkınlıkla sordu.
"Bu neyin anahtarı?"
Annesi derin bir nefes aldı.
"Aras'ın çalışma odasının."
Ferit irkildi.
"Ama o oda yıllar önce yandı."
Kadın başını iki yana salladı.
"Yanan oda sahteydi."
"Asıl oda hâlâ duruyor."
Başkomiser bir adım öne çıktı.
"Nerede?"
Kadın gözlerini Elif'e çevirdi.
"Arslan Konağı'nın altında."
Bu söz herkesi susturdu.
Elif şaşkınlıkla fısıldadı.
"Yani..."
"En başından beri aradığımız yer..."
"...zaten bildiğimiz konağın altındaydı."
Ferit acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
"Aras..."
"Her zamanki gibi gerçeği gözümüzün önüne saklamış."
Tam o anda Emre'nin telefonu çaldı.
Arayan, emniyette kalan ekiplerden bir polis memuruydu.
"Komiserim!"
"Nedir?"
"Arslan Konağı'nda hareketlilik var."
"Ne olmuş?"
"Kimliği belirsiz birkaç kişi konağa girdi."
"Ve bodrum katına inmeye çalışıyorlar."
Ferit'in yüzü gerildi.
"Vedat bizden önce oraya gidiyor."
Elif elindeki defteri sıkıca kavradı.
"Hayır."
"Bu kez geç kalmayacağız."
Denizin üzerinde şimşek çaktı.
Kuzey Feneri'nin silueti arkalarında karanlığa gömülürken, hepsi tekneye bindi.
Yeni hedef belliydi.
Arslan Konağı.
Ve konağın altında, Aras'ın yıllardır sakladığı son oda onları bekliyordu..
