31. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR

ARAS'IN SESİ

G. ELİF YAĞMUR

Ambulansın mavi ışıkları geceyi aydınlatıyordu.

Eski tren istasyonunun çevresi polis şeritleriyle kapatılmıştı.

İtfaiye ekipleri çöken tünele ulaşmaya çalışıyor, arama kurtarma görevlileri enkazın altında yaşam belirtisi olup olmadığını kontrol ediyordu.

Emre, Ferit'in omzuna yapılan ilk müdahaleyi dikkatle izliyordu.

"Kurşun omzu delip geçmiş."

Sağlık görevlisi başını salladı.

"Şanslıymış."

"Hayati tehlikesi görünmüyor."

Nermin derin bir nefes verdi.

Yıllardır kayıp sandığı arkadaşını yeniden bulmuştu.

Ama sevinmeye bile fırsat bulamadan yeni bir sırla karşı karşıya kalmışlardı.

Elif, ambulansın birkaç metre uzağında tek başına duruyordu.

Avucunda iki eşya vardı.

Babasının bıraktığı video kaseti...

Ve üzerinde sadece "ELİF" yazan eski zarf.

Yağmur damlaları zarfın üzerine düşüyordu.

Tam açacakken arkasından Emre'nin sesi geldi.

"Elif."

Hızla arkasını döndü.

"İyi misin?"

"İyiyim."

"Elindeki ne?"

Elif kısa bir an duraksadı.

"Mektup."

Emre dikkatle baktı.

"Açacak mısın?"

Elif başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Henüz değil."

Çünkü Aras'ın notu hâlâ aklındaydı.

'Gerçek düşmanın adını öğrenmeden açma.'

Başkomiser yanlarına geldi.

"Enkazın büyük kısmına ulaştık."

"Vedat?"

Başkomiser'in yüzü ciddileşti.

"Bulamadık."

"Nasıl yani?"

"Tünelde ona ait hiçbir iz yok."

Ferit gözlerini kapattı.

"Kaçtı..."

Nermin şaşkınlıkla baktı.

"Ama çıkış çöktü."

Ferit acı bir tebessüm etti.

"Vedat her zaman ikinci bir çıkış hazırlardı."

"Aras bunu biliyordu."

"Bu yüzden onu yakalamak hiç kolay olmadı."

Tam o sırada yaşlı adam yavaş adımlarla Elif'in yanına geldi.

Elindeki küçük bez parçasını açtı.

İçinde eski bir kaset çalar vardı.

Yılların izlerini taşıyan, pille çalışan küçük bir cihaz...

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Bu..."

"Kaseti dinleyebilmek için."

"Babamın mıydı?"

Yaşlı adam başını salladı.

"Evet."

"Onu bana emanet etmişti."

Elif kaseti yavaşça cihazın içine yerleştirdi.

Parmakları titriyordu.

Herkes sessizce ona bakıyordu.

Ferit konuştu.

"Hayır."

"Hepsi dinlememeli."

Başkomiser kaşlarını çattı.

"Neden?"

Ferit derin bir nefes aldı.

"Çünkü Aras bu kaydı sadece Elif için bıraktı."

Nermin de başını salladı.

"O haklı."

Emre birkaç saniye düşündü.

Sonunda Elif'e döndü.

"Karar senin."

Elif çevresindeki herkese baktı.

Sonra kaset çaları eline aldı.

"Babam benimle konuşmak istemiş."

"İlk kez..."

"...onu önce tek başıma dinleyeceğim."

Kimse itiraz etmedi.

Gece ilerlemişti.

Polisler dışarıda çalışmaya devam ederken Elif, istasyonun eski bekleme odasına girdi.

Kapıyı sessizce kapattı.

Odanın içinde yalnızca yağmurun sesi duyuluyordu.

Eski tahta sandalyeler...

Tozlu duvarlar...

Ve kırık camlardan süzülen ay ışığı...

Kaset çaları masanın üzerine koydu.

Derin bir nefes aldı.

Klik...

Oynatma düğmesine bastı.

İlk birkaç saniye boyunca sadece cızırtı duyuldu.

Sonra...

Çok tanıdık ama yıllardır hiç duymadığı bir erkek sesi duyuldu.

"Merhaba Elif..."

Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Babasının sesiydi.

Kasette kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Aras yeniden konuştu.

"Eğer bu kaydı dinliyorsan..."

"...demek ki benden sonra bile vazgeçmedin."

Elif nefesini tuttu.

Tam o sırada...

Bekleme odasının kapısı yavaşça gıcırdayarak açıldı.

Elif hızla arkasına döndü.

Kapıda kimse görünmüyordu.

Ama yerde, kapının hemen önünde yeni bırakılmış siyah bir zarf vardı.

Zarfın üzerinde tek cümle yazıyordu.

"Kaseti sonuna kadar dinleme."

Elif'in kalbi hızla atmaya başladı.

Bir yanda babasının sesi devam ediyordu.

Diğer yanda...

Birisi, onu yine uyarmaya çalışıyordu.

Elif'in bakışları kapının önündeki siyah zarfa kilitlendi.

Az önce kapıyı içeriden kilitlemişti.

Kimse içeri giremezdi.

Yavaşça ayağa kalktı.

Koridora baktı.

Sessizlik...

Ne ayak sesi vardı ne de uzaklaşan bir gölge.

Sanki zarf, karanlığın içinden kendiliğinden gelmişti.

Elif eğilip zarfı aldı.

Üzerindeki yazıyı bir kez daha okudu.

"Kaseti sonuna kadar dinleme."

Arkasını çevirdi.

Gönderen yoktu.

Mühür de yoktu.

Sadece ince siyah bir çizgi...

Tam ortasında ise küçük bir pusula sembolü vardı.

Elif'in kalbi hızlandı.

Bu sembolü daha önce de görmüştü.

Babasının saatinde...

Kolyesinde...

Ve Depo 29'daki kasada...

Kaset çalar hâlâ çalışıyordu.

Aras'ın sesi yeniden duyuldu.

"Şimdi büyük ihtimalle yalnızsın."

"Çünkü seni tanıyorum."

"Başkalarının yanında bu kaydı dinlemezsin."

Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Babası sanki yıllar öncesinden onu görüyordu.

"Sana söyleyeceğim ilk şey..."

"...hiç kimse tamamen masum değil."

Elif dikkat kesildi.

"Ben bile."

Kasette birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Ardından Aras derin bir nefes aldı.

"Yaptığım bazı seçimler..."

"...çok insanın hayatını değiştirdi."

"Bunun yükünü her gün taşıdım."

Elif fısıldadı.

"Baba..."

Tam o sırada kaset çaların sesi aniden bozuldu.

Cızırtı...

Çıt...

Sonra bambaşka bir ses duyuldu.

Kadın sesi...

Oldukça kısık ama netti.

"Aras."

"Kaydı durdur."

Elif irkilerek kasetçaları eline aldı.

Bu ses...

Annesinin sesi olabilir miydi?

Aras'ın sesi yeniden duyuldu.

"Hayır."

"Eğer Elif bunu dinliyorsa..."

"...gerçeği öğrenmeye hazırdır."

Kadın tekrar konuştu.

"Henüz değil."

Kaset yeniden cızırdadı.

Sonra sessizlik oldu.

Elif şaşkınlık içinde cihazı incelerken kapının dışında hafif bir tıkırtı duyuldu.

Bu kez biri gerçekten oradaydı.

Elif yavaşça kapıya yaklaştı.

"Nermin?"

Cevap gelmedi.

"Emre?"

Sessizlik...

Kapıyı yavaşça araladı.

Koridor yine boştu.

Fakat yerde bu kez küçük bir anahtar duruyordu.

Anahtarın ucuna ince bir etiket bağlanmıştı.

Etikette yalnızca iki kelime yazıyordu.

"Ses Odası."

Elif anahtarı eline aldı.

Tam o anda arkasından Aras'ın sesi tekrar yükseldi.

"Eğer bu anahtarı bulduysan..."

Elif donup kaldı.

Kaseti durdurmamıştı.

Ama babası sanki az önce olanları görmüş gibi konuşuyordu.

"...demek ki seni izleyen kişi hâlâ kurallara uyuyor."

Elif'in nefesi kesildi.

"Bu..."

"...nasıl olabilir?"

Kaset devam etti.

"İstasyonun altında yalnızca yük tünelleri yok."

"Bir de kayıt odası var."

"Orada, yıllardır saklanan bütün ses kayıtlarını bulacaksın."

"Ama dikkat et..."

"Oraya senden önce ulaşmak isteyen biri daha var."

Elif'in avucundaki anahtar titriyormuş gibi hissettirdi.

Kapının dışındaki karanlığa baktı.

Artık emindi.

Biri onu korkutmaya çalışmıyordu.

Biri...

Onu doğru yere yönlendirmeye çalışıyordu.

Tam o anda koridorun sonundaki eski hoparlör, yıllardır çalışmıyor olmasına rağmen aniden cızırtıyla açıldı.

İstasyonun tamamında yankılanan boğuk bir erkek sesi duyuldu.

"Elif... Eğer beni duyuyorsan, çok geç kaldın."

Elif'in kanı dondu.

Çünkü bu ses...

Ne Aras'a aitti...

Ne de Vedat'a.

İstasyonun eski hoparlörlerinden yükselen boğuk ses, bütün binada yankılandı.

"Elif... Eğer beni duyuyorsan, çok geç kaldın."

Elif olduğu yerde dondu.

Bu sesi daha önce hiç duymamıştı.

Ama sesin içinde tuhaf bir tanıdıklık vardı.

Sanki yıllardır zihninin bir köşesinde saklı duran bir anıyı uyandırıyordu.

Hoparlör yeniden cızırdadı.

Sonra sessizlik...

Elif derin bir nefes alıp koşarak koridora çıktı.

Koridor bomboştu.

Eski hoparlör tavana asılı duruyordu.

Yıllardır kullanılmadığı belli olacak kadar paslanmıştı.

Yanına gidip dikkatlice inceledi.

Kabloların biri yeni değiştirilmişti.

Demek ki biri...

İstasyona onlardan önce gelmişti.

Elif, elindeki "Ses Odası" yazılı anahtara baktı.

Kaset çaları çantasına koydu.

Babası konuşmaya devam ediyordu ama artık bunu daha güvenli bir yerde dinlemesi gerektiğini hissediyordu.

Koridorun sonunda dar bir merdiven vardı.

Merdivenin duvarında neredeyse silinmiş bir tabela gözüne çarptı.

SES ARŞİVİ

Yazının yarısı pas yüzünden okunmuyordu.

Elif el fenerini açtı.

Basamaklar aşağı doğru iniyordu.

Her adımında eski tahta gıcırdıyordu.

Aşağı indiğinde dar bir demir kapıyla karşılaştı.

Kapının üzerinde küçük pirinç bir levha vardı.

KAYIT ODASI

Elif cebindeki anahtarı çıkardı.

Kilide yerleştirdi.

Çıt...

Kapı ağır ağır açıldı.

İçeride eski raflar vardı.

Yüzlerce kaset...

Ses bandı...

Kutular...

Hepsinin üzerinde tarihler yazıyordu.

1998

2001

2005

2009

Elif'in bakışları doğrudan 2009 yazan rafa kaydı.

Tam o sırada arkasından tanıdık bir ses geldi.

"Sana tek başına gitmemen gerektiğini söylemiştim."

Elif irkilerek döndü.

Kapıda Emre duruyordu.

Yüzünde kızgınlıktan çok endişe vardı.

"Beni takip mi ettin?"

Emre başını salladı.

"Hayır."

"Sen çıkınca yaşlı adam her şeyi anlattı."

"Yalnız gitmene izin veremezdim."

Elif birkaç saniye sustu.

Sonra cebindeki siyah zarfı gösterdi.

"Birisi beni buraya yönlendirdi."

Emre zarfı dikkatle inceledi.

"Pusula sembolü..."

"Aras'ın işareti."

Elif başını salladı.

"Evet."

"Ama bunu babam gönderemez."

Emre cevap vermeden önce odanın ışıkları bir anda söndü.

Her yer karanlığa gömüldü.

Tak...

Bir teyp kendi kendine çalışmaya başladı.

Rafların arasından eski bir kayıt sesi yükseldi.

"Tarih... 14 Ekim 2009."

Elif'in kalbi hızlandı.

Bu...

O geceye ait bir kayıttı.

Aras'ın sesi duyuldu.

"Eğer bu kayıt bulunursa..."

"...demek ki plan başarısız oldu."

Sonra başka bir erkek sesi konuştu.

"Aras, gitmemiz lazım."

Aras cevap verdi.

"Hayır."

"Önce Elif'i güvenli yere ulaştırın."

Elif'in gözleri doldu.

Kayıt devam ediyordu.

Tam üçüncü kişi konuşacakken...

Odadaki bütün kasetler aynı anda dönmeye başladı.

Tak... Tak... Tak...

Yüzlerce teypten aynı anda cızırtılar yükseldi.

Sonra hepsi aynı cümleyi söyledi.

"İhanet içeriden başladı."

Emre şaşkınlıkla etrafına baktı.

"Bu mümkün değil..."

Tam o anda odanın en arkasındaki raf yavaşça iki yana açıldı.

Arkasında dar, gizli bir geçit vardı.

Geçidin duvarına kırmızı boyayla tek bir kelime yazılmıştı.

"EREN"

Elif ile Emre aynı anda birbirlerine baktılar.

Yıllardır peşinde oldukları sır...

Görünüşe göre Eren'in düşündüklerinden çok daha büyük bir rolü olduğunu gösteriyordu.

Gizli geçidin girişinde yalnızca tek kelime yazıyordu.

EREN

Elif'in boğazı düğümlendi.

"Bu..."

"...Eren'in adı."

Emre duvara dikkatlice baktı.

"Kendi el yazısı değil."

"Bu yazıyı Aras yazmış."

Elif parmaklarını duvardaki harflerin üzerinde gezdirdi.

Boyanın altına ince bir sembol daha kazınmıştı.

Küçük bir pusula...

Ve hemen altında tek cümle:

"Gerçeğin ilk tanığı."

Elif şaşkınlıkla Emre'ye döndü.

"İlk tanık..."

"Yani Eren..."

Emre cümleyi tamamladı.

"...her şeyi biliyordu."

İkisi de el fenerlerini açıp dar geçide girdi.

Koridor oldukça dardı.

Duvarlardan su damlıyordu.

Yaklaşık yirmi metre ilerledikten sonra küçük bir odaya ulaştılar.

Odanın ortasında eski bir çalışma masası vardı.

Masanın üzerinde yıllardır açılmamış gibi görünen tozlu bir kayıt cihazı duruyordu.

Yanında ise kalın bir klasör...

Klasörün kapağında büyük harflerle yazılmıştı:

TANIK: EREN

Elif derin bir nefes aldı.

"Bulduk..."

Tam klasöre uzanacakken Emre elini tuttu.

"Dur."

"Neden?"

"Önce etrafa bakalım."

Elif başını salladı.

O sırada odanın köşesinde paslanmış küçük bir kasa fark etti.

Kasanın kapağında üç rakam vardı.

1 - 4 - 2

Emre kaşlarını çattı.

"Bu sayı ne?"

Elif birkaç saniye düşündü.

Sonra aklına babasının bıraktığı notlar geldi.

"Belki de şifre."

Tam o anda kayıt cihazı hiçbir düğmeye basılmadan çalışmaya başladı.

Eski teybin içinden cızırtılar yükseldi.

Ardından tanıdık bir ses duyuldu.

Bu kez konuşan Aras değildi.

Eren'di.

"Bu kaydı dinleyen kişi Elif ise..."

"...özür dilerim."

Elif'in kalbi sıkıştı.

"Sana yıllarca yalan söyledim."

"Ama başka çarem yoktu."

Kasette Eren derin bir nefes aldı.

"Babanın kaybolduğu gece..."

"...ben de oradaydım."

Emre şaşkınlıkla Elif'e baktı.

Eren'in sesi devam etti.

"Aras bana iki görev verdi."

"Birincisi seni korumaktı."

"İkincisi ise..."

Kaset bir anda cızırdadı.

Ses kesildi.

Sonra odanın tavanındaki eski hoparlörden metalik bir uyarı sesi yükseldi.

BİP... BİP... BİP...

Emre hızla tavana baktı.

"Bu ses hoşuma gitmedi."

Elif'in gözleri odanın köşesine kaydı.

Duvara bağlı eski dijital bir sayaç çalışmaya başlamıştı.

Ekranda kırmızı rakamlar geri sayıyordu.

05:00

04:59

04:58

Emre'nin yüzü gerildi.

"Bir geri sayım..."

"Buradan hemen çıkmalıyız."

Tam o sırada odanın ağır demir kapısı büyük bir gürültüyle kapandı.

GÜMM!

Emre kapıya koştu.

Kolunu çevirdi.

Kapı kilitlenmişti.

Elif arkasını döndüğünde kayıt cihazı yeniden çalıştı.

Bu kez Aras'ın sesi duyuldu.

"Eğer kapı kapandıysa..."

"...demek ki yanlış kişiye güvendiniz."

Elif ile Emre aynı anda birbirlerine baktılar.

Odada derin bir sessizlik oluştu.

Çünkü Aras'ın söylediği tek cümle, ikisinin de aklına aynı soruyu getirmişti.

Acaba içlerinden biri gerçekten ihanet etmiş miydi?

Demir kapının kapanma sesi odada uzun süre yankılandı.

GÜMM...

Emre bütün gücüyle kapıyı zorladı.

Kilit yerinden bile oynamadı.

"Lanet olsun!"

Elif'in gözleri ise duvardaki geri sayıma takılmıştı.

04:41

04:40

Saniyeler hızla azalıyordu.

"Emre..."

"Sakin ol."

"Odadan başka bir çıkış olmalı."

Emre el fenerini duvarlarda gezdirdi.

Eski tuğlalar, paslı raflar ve yıllardır açılmamış kutular...

Hiçbirinde gizli bir kapı görünmüyordu.

Tam o sırada kayıt cihazı yeniden çalıştı.

Aras'ın sesi bu kez daha sakindi.

"Elif..."

"Panik yapma."

"Bu oda seni öldürmek için yapılmadı."

"Sadece yanlış kişiyi durdurmak için tasarlandı."

Elif derin bir nefes aldı.

"Baba..."

Kaset devam etti.

"Eğer geri sayım başladıysa..."

"...yanında güvendiğin biri vardır."

"Ama ona hemen şüpheyle yaklaşma."

Emre sessizce Elif'e baktı.

İkisi de aynı şeyi düşünüyordu.

Aras, yıllar öncesinden bile bu anı hesaplamıştı.

Geri sayım ilerliyordu.

03:58

03:57

Elif odanın ortasındaki masaya tekrar yaklaştı.

Üzerindeki "TANIK: EREN" dosyasını açtı.

İlk sayfada yalnızca birkaç satır vardı.

Tanık Adı: Eren

Kayıt Tarihi: 14 Ekim 2009

Durum: Koruma altında.

Alt satır ise kırmızı kalemle çizilmişti.

"Tanık değildir."

Emre kaşlarını çattı.

"Bu ne demek?"

Elif sayfayı çevirdi.

İkinci sayfada Aras'ın el yazısıyla tek bir not vardı.

"Eren hiçbir olaya tanık olmadı. Onu tanık gibi göstermem gerekiyordu."

Emre şaşkınlıkla fısıldadı.

"Yani..."

"...Eren aslında yemdi."

Elif başını yavaşça salladı.

"Babam gerçek tanığı gizlemek istemiş."

Tam o anda klasörün arasından küçük bir fotoğraf yere düştü.

Fotoğrafta Aras, Ferit ve Nermin vardı.

Dördüncü kişinin yüzü ise bilinçli olarak siyah mürekkeple kapatılmıştı.

Arkasına yalnızca iki kelime yazılmıştı.

"Asıl tanık."

02:46

Sayaç durmadan ilerliyordu.

Emre odanın her köşesini aramaya başladı.

Bir anda kasanın yanında küçük metal bir düğme fark etti.

"Elif!"

"Buraya bak."

Düğmenin üzerinde yine pusula sembolü vardı.

Elif cebindeki kolyeyi çıkardı.

Sembol tam düğmeyle aynı boyuttaydı.

Kolyeyi düğmeye yaklaştırdığı anda...

ÇIT!

Duvarın sağ tarafındaki taşlardan biri içeri çöktü.

Arkasında dar bir bölme açıldı.

İçinde eski bir ses kaseti duruyordu.

Üzerindeki etikette yalnızca şu yazıyordu:

"GERÇEK TANIK"

Elif kaseti eline aldı.

Tam o anda geri sayım durdu.

00:59

00:58

Hayır...

Durmamıştı.

Aksine daha da hızlanmıştı.

Rakamlar ikişer ikişer düşmeye başladı.

00:56

00:54

00:52

Emre bağırdı.

"Buradan çıkmalıyız!"

Tam o sırada Aras'ın kaydı son kez çalıştı.

"Elif..."

"Şimdi söyleyeceğim şeyi unutma."

"İnsan bazen gerçeği öğrenmek için yanlış kapıyı açmak zorundadır."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Aras son cümlesini söyledi.

"Asıl tanık... annen."

Elif'in dünyası bir anda durdu.

"Annem..."

"...hayatta mı?"

Kaset cevap vermedi.

Tam o sırada gizli odanın arka duvarı büyük bir gürültüyle açıldı.

Temiz hava içeri doldu.

Bu bir çıkış tüneliydi.

Emre, Elif'in kolundan tuttu.

"Koş!"

İkisi de son saniyelerde tünelden dışarı fırladı.

Arkalarında ağır demir kapı yeniden kapandı.

Geri sayım sıfıra ulaştı.

Ancak bekledikleri gibi bir patlama olmadı.

Bütün odanın ışıkları aynı anda söndü.

Ve kayıt cihazından son bir cümle yankılandı:

"O yaşıyor."

Elif olduğu yerde donup kaldı.

Yıllardır mezarına çiçek bıraktığını sandığı annesi...

Belki de hiç ölmemişti.