28. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR
ON DÖRDÜNCÜ İSİM
Şafak yeni sökmüştü.
Gözlemevinin yıkıntıları arasından yükselen ince duman, ormanın üzerine gri bir sis gibi yayılıyordu. Gece boyunca yağan yağmur durmuştu, ancak ağaçların dallarından hâlâ damlalar düşüyordu.
Elif'in avucundaki eski cep saati çalışmaya devam ediyordu.
Tik...
Tak...
Tik...
Saat hâlâ zamanı göstermiyordu.
Akrep ve yelkovan, inatla 14 rakamının üzerinde durmuştu.
Elif başını kaldırıp Lâl'e baktı.
"Az önce ne demek istedin?"
Lâl cevap vermedi.
Sanki söyleyeceği şeylerden korkuyordu.
Emre yaklaşarak sordu.
"Hangi on dört?"
Lâl derin bir nefes aldı.
"Aras'ın bir listesi vardı."
"Nasıl bir liste?"
"Hayatını emanet ettiği insanlar."
Selim şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
"Emanet ettiği insanlar mı?"
"Evet."
"Yıllar boyunca kurduğu ağ..."
"Güvendiği insanlar..."
"Ve gerektiğinde Elif'i koruyacak kişiler."
Elif'in kalbi hızlandı.
"Kaç kişiydiler?"
Lâl gözlerini yere indirdi.
"On üç."
Sessizlik...
Rüzgârın uğultusu dışında hiçbir ses duyulmuyordu.
"On üç kişinin kim olduğunu biliyordum."
"Aras hepsini bana tek tek anlatmıştı."
"Fakat..."
"...listede hiçbir zaman on dört numara olmadı."
Elif elindeki saate baktı.
"O zaman neden saat on dördü gösteriyor?"
Kimsenin buna verecek bir cevabı yoktu.
Tam o sırada yaşlı adam yavaşça yanlarına geldi.
Yüzü her zamankinden daha solgundu.
Saati görünce birkaç saniye hiç konuşmadı.
Sonra fısıldadı.
"Demek sonunda..."
"...onu da devreye soktu."
Elif hemen sordu.
"Kimi?"
Yaşlı adam gözlerini kapattı.
"On dördüncü kişiyi."
Emre öne çıktı.
"Kim bu kişi?"
Yaşlı adam başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Nasıl bilmezsiniz?"
"Çünkü Aras bana bile söylemedi."
Lâl şaşkınlıkla ona döndü.
"Sana söylemedi mi?"
"Hayır."
"Sadece bir kez..."
"...'Eğer ben dönemeyecek olursam, on dördüncü isim kendi zamanında ortaya çıkacak.' dedi."
Elif'in aklı karmakarışıktı.
Babası, herkesten gizlediği bir kişiye daha güvenmişti.
Üstelik bunu en yakın arkadaşlarından bile saklamıştı.
Bir polis memuru yaklaşarak Emre'ye seslendi.
"Başkomiser sizi bekliyor."
Emre başını salladı.
"Geliyorum."
Gruba döndü.
"Ben hemen döneceğim."
"Buradan ayrılmayın."
Elif, ambulansların ve polis araçlarının arasında yürüyen Emre'nin arkasından baktı.
İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Sanki bir şey...
Çok önemli bir şey...
Gözlerinin önünde olmasına rağmen fark edemiyordu.
Yaklaşık on dakika sonra Emre geri döndü.
Yüzündeki ifade değişmişti.
"Lâl..."
"Evet?"
"Başkomiser seninle konuşmak istiyor."
"Neden?"
"Eski bir dosya yüzünden."
Lâl'in yüzü gerildi.
"Hangi dosya?"
"2009 yılı."
Bu sayı duyulur duyulmaz Elif'in kalbi sıkıştı.
2009...
Annesinin öldüğü yıl...
Babasının ortadan kaybolduğu yıl...
Ve kendi hayatının tamamen değiştiği yıl.
Lâl derin bir nefes aldı.
"Demek sonunda o dosyayı da bulmuşlar."
Selim şaşkınlıkla sordu.
"İçinde ne var?"
Lâl cevap vermedi.
Tam o sırada başkomiser, iki polisle birlikte onların yanına geldi.
Elindeki şeffaf delil poşetinin içinde yanmış bir klasör vardı.
Klasörün kapağı büyük ölçüde zarar görmüştü.
Ama üst kısmındaki yazı hâlâ okunabiliyordu.
DOSYA NO: 14
Elif'in boğazı düğümlendi.
Başkomiser ağır bir sesle konuştu.
"Bu dosyayı nehir kenarındaki araçta bulduk."
"İçindeki belgelerin çoğu yanmış."
"Ama bir sayfa sağlam kalmış."
Poşetten dikkatlice tek bir kâğıt çıkardı.
Üzerinde Aras'ın el yazısı vardı.
Elif daha ilk satırı görünce gözleri doldu.
"Eğer Dosya 14 bulunduysa, demek ki plan düşündüğümden erken başladı."
Rüzgâr yeniden sertleşti.
Başkomiser devam etti.
"Bu mektubun devamı yok."
"Sadece alt kısmında tek bir isim yazıyor."
Elif nefesini tuttu.
"Kim?"
Başkomiser yavaşça kâğıdı çevirdi.
Tek kelimeyi okudu.
"...Ferit."
Salondaki sessizlik bu kez daha ağırdı.
Hiç kimse bu ismi tanımıyordu.
Sadece...
Yaşlı adamın elindeki baston bir anda yere düştü.
Yüzü bembeyaz kesildi.
Titreyen dudaklarından yalnızca iki kelime döküldü.
"...İmkânsız."
Yaşlı adamın dudaklarından dökülen bu iki kelime, sabahın sessizliğini paramparça etti.
Bastonunu yerden almak için eğilmeye çalıştı ama elleri o kadar titriyordu ki bastonu kavrayamadı.
Emre hemen kolundan tuttu.
"İyi misiniz?"
Yaşlı adam cevap vermedi.
Gözleri, başkomiserin elindeki yanmış dosyaya kilitlenmişti.
Sanki otuz yıl önce gömdüğünü sandığı bir anı yeniden karşısına çıkmıştı.
Elif yavaşça yaklaştı.
"Ferit kim?"
Yaşlı adam derin bir nefes aldı.
"Öldü..."
"Ne?"
"O öldü."
"Ben..."
"...onu kendi ellerimle toprağa verdim."
Bu söz herkesi şaşkına çevirdi.
Selim kaşlarını çattı.
"Ölmüş birinin adı nasıl bu dosyada olabilir?"
Başkomiser söze girdi.
"Biz de aynı soruyu soruyoruz."
Elindeki yanmış belgeyi dikkatlice açtı.
Kâğıdın büyük kısmı küle dönmüştü.
Ancak alt bölümde birkaç satır okunabiliyordu.
"...Ferit dışında kimseye güvenme."
"...Eğer ben başarısız olursam, On Dördüncü İsim devreye girecek."
Son satır ise tamamen yanmıştı.
Elif'in kalbi sıkıştı.
"Babam bunu ne zaman yazmış?"
Başkomiser dosyaya baktı.
"Tarih okunmuyor."
"Ama kullanılan mürekkep ve kâğıt oldukça eski."
Lâl gözlerini kapattı.
"Bu..."
"...Aras'ın kaybolmadan kısa süre önce kullandığı defterlerden biri."
Emre düşünceli bir ifadeyle konuştu.
"Yani Ferit, Aras'ın güvendiği son kişi olabilir."
Yaşlı adam hemen başını salladı.
"Hayır."
"Ferit sadece güvendiği biri değildi."
"Hatta..."
"...Aras'ın hayatını iki kez kurtarmıştı."
Elif dikkat kesildi.
"Bana anlatın."
Yaşlı adam uzaklara baktı.
Gözleri yıllar öncesine gitmiş gibiydi.
"Üniversite yıllarında tanışmışlardı."
"Ferit çok sessiz bir insandı."
"Kimseyle kolay kolay konuşmazdı."
"Ama inanılmaz zekiydi."
"Şifreler..."
"Haritalar..."
"Eski belgeler..."
"Hepsinde uzmandı."
Mert merakla sordu.
"Sonra ne oldu?"
Yaşlı adamın sesi ağırlaştı.
"Bir gece..."
"...ortadan kayboldu."
"Cesedi bulundu."
"Nehir kıyısında."
Elif irkildi.
"Nehir kıyısı mı?"
Başkomiser de şaşırmıştı.
"Biz de bu dosyayı nehir kıyısındaki araçta bulduk."
Kimse konuşmuyordu.
Tesadüf gibi görünmüyordu.
Tam o sırada bir polis memuru koşarak geldi.
"Komiserim!"
"Nedir?"
"Aracın bagajını açmayı başardık."
Başkomiser hızla ona döndü.
"Bir şey buldunuz mu?"
Polis derin bir nefes aldı.
"Evet."
"Ama..."
"...garip bir şey."
"Ne?"
"Bagaj tamamen boş."
"Yalnızca eski bir tahta sandık var."
"İçi boş mu?"
"Hayır."
"İçinde tek bir eşya var."
Başkomiser kaşlarını çattı.
"Neymiş?"
Polis cebinden küçük bir delil poşeti çıkardı.
İçinde eski, paslanmış bir anahtar duruyordu.
Anahtarın sapına ince harflerle tek kelime kazınmıştı.
FERİT
Elif'in nefesi kesildi.
Lâl şaşkınlıkla bir adım geri çekildi.
"Bu..."
"Bu onun anahtarı."
Başkomiser dikkatle sordu.
"Neyin anahtarı?"
Lâl başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Çünkü Ferit..."
"...o anahtarı boynundan hiç çıkarmazdı."
Yaşlı adam anahtarı görünce fısıldadı.
"Demek saklamayı başarmışsın."
Emre hemen ona döndü.
"Neyi saklamış?"
Yaşlı adam cevap vereceği sırada...
Elif'in cebindeki cep saati yeniden çalışmaya başladı.
Tik...
Tak...
Tik...
Bu kez akrep ve yelkovan hareket etti.
Yavaşça dönerek 14 rakamından ayrıldılar.
Ve...
Bir anda birlikte 29 sayısının bulunduğu noktaya hizalandılar.
Elif şaşkınlıkla saate baktı.
"Bu..."
"Bu mümkün değil."
Saatin camının altından ince bir çıt sesi duyuldu.
Arka kapağı kendi kendine açıldı.
İçinden, daha önce kimsenin fark etmediği küçük bir metal plaka dışarı doğru kaydı.
Plakanın üzerine tek bir adres kazınmıştı:
"Depo 29."
Lâl'in yüzündeki ifade aniden değişti.
Fısıltıyla konuştu:
"...Aras."
"...Sen gerçekten her şeyi planlamışsın."
Salondaki herkes aynı anda cep saatine döndü.
Yaşlı adamın gözleri büyüdü.
"...İmkânsız."
Elif, saatin arka kapağından çıkan ince metal plakayı dikkatlice eline aldı. Üzerindeki yazılar yılların etkisiyle silinmeye başlamıştı ama hâlâ okunabiliyordu.
"Depo 29."
Altında ise çok daha küçük harflerle ikinci bir satır kazınmıştı.
"Sadece ilk anahtarla açılır."
Elif cebinden Ferit'in adının yazılı olduğu paslı anahtarı çıkardı.
İkisini yan yana tuttu.
Anahtarın sapındaki oyma desen...
Metal plakanın kenarındaki desenle birebir aynıydı.
Lâl derin bir nefes verdi.
"Demek..."
"...o depo gerçekten varmış."
Emre hemen döndü.
"Sen bunu biliyor muydun?"
"Biliyordum."
"Ama bunun sadece Aras'ın bizi şaşırtmak için anlattığı eski bir hikâye olduğunu sanıyordum."
Selim sabırsızlandı.
"Hikâye değilse ne?"
Lâl birkaç saniye sustu.
Sonunda konuşmaya başladı.
"Yıllar önce Aras bana bir harita göstermişti."
"Haritanın üzerinde yirmi dokuz farklı depo işaretliydi."
"Her biri farklı bir amaç için hazırlanmıştı."
Mert şaşkınlıkla sordu.
"Yirmi dokuz tane mi?"
"Evet."
"Fakat yalnızca biri..."
"...gerçek arşive giden yolu gösteriyordu."
Elif'in kalbi hızlandı.
"Depo 29..."
Lâl başını salladı.
"Biz hiçbir zaman onun yerini öğrenemedik."
Yaşlı adam yavaşça konuştu.
"Çünkü Aras o adresi ezberlememizi bile istemedi."
"Hatta bana..."
"...'Bir gün unutursan daha güvende oluruz.' demişti."
Başkomiser dikkatle onları dinliyordu.
Sonunda söze girdi.
"Bu depo neredeyse, ekip gönderelim."
Yaşlı adam hemen itiraz etti.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü orası sıradan bir depo değil."
"Aras'ın kurduğu bütün sistem..."
"...izinsiz girenleri durduracak şekilde hazırlanmıştı."
Başkomiser kaşlarını çattı.
"Yani tuzak mı var?"
"Tuzaktan fazlası."
"Bilmeyen biri içeri girerse..."
"...aradığını asla bulamaz."
Tam o sırada bir polis memuru tekrar koşarak geldi.
"Komiserim!"
"Şimdi ne oldu?"
"Yıkıntıları incelerken bir ceset bulduk."
Ortam yeniden sessizliğe gömüldü.
Başkomiser ağır adımlarla memurun yanına gitti.
"Kimliği belli mi?"
"Hayır."
"Yüzü taşların altında kalmış."
"Üzerinde kimlik yok."
Elif istemsizce Kerem'i düşündü.
"Kerem nerede?"
"Ambulansla hastaneye gönderildi."
"Yani o değil."
Başkomiser memura döndü.
"Cesedi örtün."
"Kimlik tespiti yapılana kadar kimse yaklaşmasın."
Tam dönecekken polis memuru tekrar konuştu.
"Bir şey daha var."
"Nedir?"
"Cebinden eski bir fotoğraf çıktı."
Başkomiser fotoğrafı eline aldı.
Yağmurdan dolayı kenarları yıpranmıştı.
Fotoğrafta dört kişi vardı.
Aras...
Lâl...
Yaşlı adam...
Ve genç bir adam.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu.
"Dördümüzden biri geri dönemeyecek."
Altında ise tarih vardı.
14 Ekim 2009
Elif'in nefesi kesildi.
"On dört Ekim..."
Yıllardır peşinde oldukları tarih...
Babasının kaybolduğu gece...
Eren'in sürekli bahsettiği ama kimsenin tam olarak anlatmadığı gün...
İlk kez somut bir kanıtla karşılarına çıkmıştı.
Lâl, fotoğrafı görünce gözlerini kapattı.
Sessizce ağlamaya başladı.
"Biz..."
"...o gün yemin etmiştik."
Emre şaşkınlıkla sordu.
"Nasıl bir yemin?"
Lâl güçlükle konuştu.
"Ne olursa olsun..."
"...gerçeği Elif büyüyene kadar saklayacağımıza dair."
Elif başını kaldırdı.
"Demek herkes biliyordu."
"Ben hariç..."
Tam o sırada, Emre'nin telefonu çalmaya başladı.
Ekranda hastaneden arayan numara görünüyordu.
Emre telefonu açtı.
"Buyurun?"
Karşı taraf birkaç saniye konuştu.
Emre'nin yüzü yavaş yavaş bembeyaz oldu.
"Ne dediniz?"
"...Nasıl yani?"
Telefonu kapattığında elleri titriyordu.
Elif endişeyle yaklaştı.
"Ne oldu?"
Emre boğazını temizledi.
"Kerem..."
"...hastaneye hiç ulaşmamış."
Herkes donup kaldı.
"Ambulans..."
"...yolda kaybolmuş."
Emre'nin söylediği cümle, herkesin üzerine buz gibi çöktü.
Başkomiser bir an duraksadı.
"Ne demek kaybolmuş?"
Emre telefonu tekrar açtı, hastanedeki görevliyi hoparlöre aldı.
Karşı taraftan telaşlı bir ses duyuldu.
"Ambulans GPS'te yaklaşık on iki dakika boyunca normal güzergâhta ilerledi."
"Sonra?"
"Sonra sinyal aniden kesildi."
"Takip sistemi?"
"O da devre dışı kaldı."
Başkomiser kaşlarını çattı.
"Şoför?"
"Cevap vermiyor."
"Sağlık görevlileri?"
"Onlardan da haber alınamıyor."
Telefon kapandığında ormanda rüzgârın sesi yeniden duyulmaya başladı.
Hiç kimse konuşmuyordu.
En sonunda Selim sessizliği bozdu.
"Onu kaçırdılar."
Başkomiser başını salladı.
"Muhtemelen."
Mert öfkeyle yumruğunu sıktı.
"Sami..."
"Lâl, sence bunu o mu yaptı?"
Lâl düşünmeden cevap verdi.
"Evet."
"Çünkü Kerem artık onun için tehlikeli."
Elif şaşkınlıkla döndü.
"Neden?"
"Çünkü Kerem gerçeği öğrendi."
"Ve yaşayan tek tanıklardan biri."
Yaşlı adam ağır bir sesle ekledi:
"Sami, yıllarca insanları susturarak kazandı."
"Şimdi bunu tekrar yapacaktır."
Başkomiser telsizini eline aldı.
"Bütün ekiplere duyuruyorum."
"34 AYT 612 plakalı ambulans aranıyor."
"Şehir çıkışları kapatılsın."
"Hiçbir araç kontrol edilmeden geçmeyecek."
Telsizden peş peşe cevaplar geldi.
"Anlaşıldı komiserim."
Yağmur yeniden başlamıştı.
Elif, gözlemevinin yıkıntılarına son kez baktı.
Babasının sırları...
Yıllardır peşinde koşulan dosyalar...
Hepsi onu bambaşka bir yola sürüklüyordu.
Tam ayrılacakları sırada cebindeki cep saati yeniden titreşti.
Bu kez yalnızca tik tak sesi çıkarmıyordu.
İçinden çok hafif bir melodi yükseliyordu.
Eski bir müzik kutusunu andıran kısa bir ezgi...
Lâl duyunca olduğu yerde dondu.
"Bu şarkı..."
Elif şaşkınlıkla sordu.
"Nedir?"
"Annen..."
"...sana bunu bebekken söylerdi."
Elif'in boğazı düğümlendi.
"Sen nereden biliyorsun?"
"Çünkü o gece..."
"...ben de oradaydım."
Elif'in gözleri doldu.
"Annemi son gören kişilerden biri sendin..."
Lâl başını eğdi.
"Evet."
"Bana emanet ettiğinizi koruyun, demişti."
"Ve seni kucağıma vermişti."
Elif'in yıllardır zihninde eksik olan parçalar yavaş yavaş tamamlanıyordu.
Annesi...
Babası...
14 Ekim gecesi...
Hiçbiri tesadüf değildi.
Tam o sırada yaşlı adam cebinden eski bir harita çıkardı.
Haritanın kenarları sararmış, kat yerleri yıpranmıştı.
Üzerinde kırmızı kalemle yalnızca tek bir yer işaretlenmişti.
Depo 29
Başkomiser haritaya baktı.
"Burası neresi?"
Yaşlı adam parmağını haritanın alt köşesine götürdü.
"Kayıtlarda yıllardır kullanılmayan eski bir yük terminali."
"Resmî olarak kapalı."
"Ama Aras..."
"...orayı yıllar önce satın almıştı."
Emre şaşkınlıkla sordu.
"Nasıl yani?"
"Herkes onun yalnızca eski bir depo olduğunu sanıyordu."
"Gerçekte ise..."
"...yerin altında ikinci bir yapı vardı."
Elif derin bir nefes aldı.
"Asıl arşiv."
Yaşlı adam başını salladı.
"Evet."
"Ve korkarım..."
"...Sami de artık bunu biliyor."
Başkomiser kararını verdi.
"Bugün kimse oraya gitmeyecek."
Selim hemen itiraz etti.
"Neden?"
"Çünkü neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz."
"Önce bölgeyi güvene alacağız."
Emre de onayladı.
"Haklı."
"Hepimiz yorgunuz."
"Üstelik Sami'nin adamlarının kaç tanesi dışarıda, onu bile bilmiyoruz."
Elif sessizce dinliyordu.
Ama içindeki ses ona beklememesini söylüyordu.
Tam o anda telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
Ekranda yalnızca tek bir cümle yazıyordu.
"Polise güvenme. İçlerinde biri Sami için çalışıyor."
Elif'in kalbi hızla atmaya başladı.
Mesajın altında gönderen numarası görünmüyordu.
Sadece tek bir harf vardı.
F
Elif fark ettirmeden telefonu cebine koydu.
Kimseye bir şey söylemedi.
Çünkü cebindeki not hâlâ aklındaydı.
"Kimseye bütün gerçeği anlatma."
İlk kez...
Gerçekten yalnız olduğunu hissetti.
Telefonunun ekranı birkaç saniye sonra karardı.
Elif, cebindeki telefonu sıkıca kavradı.
Mesajı kim göndermişti?
Ve en önemlisi...
Gerçekten polislerin arasında Sami için çalışan biri var mıydı?
Başını yavaşça kaldırdı.
Karşısında Başkomiser, Emre, Lâl, Selim, Mert ve yaşlı adam duruyordu.
İlk kez...
Hepsine şüpheyle bakıyordu.
Babasının notu aklında yankılanıyordu.
"Kimseye bütün gerçeği anlatma."
Başkomiser haritayı katlayıp cebine koydu.
"Depo 29'a sabah ekip göndereceğiz."
Emre başını salladı.
"Ben de geleceğim."
"Hayır."
Başkomiser kararlıydı.
"Kimse tek başına hareket etmeyecek."
Tam konuşmalar devam ederken, Elif fark ettirmeden birkaç adım geriye çekildi.
Telefonunu tekrar açtı.
Mesajın altında yeni bir bildirim belirmişti.
Gönderen yine aynıydı.
F
Bu kez yalnızca bir konum gönderilmişti.
Haritadaki işaret...
Depo 29 değildi.
Yaklaşık beş kilometre uzağındaki terk edilmiş bir tren istasyonunu gösteriyordu.
Altında ise tek cümle vardı.
"Gerçeği istiyorsan yalnız gel."
Elif'in nefesi hızlandı.
"Yalnız..."
Tam telefonu kapatırken omzuna hafif bir el dokundu.
İrkilerek arkasını döndü.
Lâl'di.
"Neyin var?"
"Bir şey yok."
Lâl gözlerinin içine baktı.
"Yalan söylüyorsun."
Elif bakışlarını kaçırdı.
"İyiyim."
Lâl birkaç saniye sustu.
Sonra cebinden küçük, gümüş renkli bir kolye çıkardı.
Kolyenin ucunda yine pusula sembolü vardı.
"Bunu annen bana vermişti."
"Artık senin."
Elif kolyeyi avucuna aldı.
Arkasını çevirdiğinde içine minicik harflerle kazınmış bir cümle gördü.
"Yolunu kaybedersen kuzeyi değil, vicdanını izle."
Elif'in gözleri doldu.
Bu, annesinden kalan ilk eşyaydı.
Yaklaşık yarım saat sonra ekipler bölgeden ayrılmaya başladı.
Polis araçları birer birer ormandan çıkıyordu.
Başkomiser en önde gidiyordu.
Arkasında Emre'nin aracı...
Sonra ambulanslar...
En arkada ise delil toplama ekibi...
Elif, Emre'nin aracının arka koltuğunda oturuyordu.
Yaşlı adam yanında sessizce dışarıyı izliyordu.
Bir süre sonra telefonu yeniden titredi.
Bu kez mesaj değil...
Bir fotoğraf gelmişti.
Elif ekranı açınca kanı dondu.
Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti.
Kendisi...
Emre...
Lâl...
Ve yaşlı adam...
Polis araçlarının yanında konuşurken görüntülenmişlerdi.
Demek ki biri hâlâ onları izliyordu.
Fotoğrafın altında tek satır vardı.
"Geç kalma."
Elif hızla camdan dışarı baktı.
Ormanın içi bomboş görünüyordu.
Ama bir yerde...
Birileri onları seyrediyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra konvoy ana yola çıktı.
Tam o sırada en öndeki polis aracı aniden fren yaptı.
Arkasındaki araçlar da peş peşe durdu.
Emre direksiyonu sıkıca kavradı.
"Ne oluyor?"
Başkomiser araçtan indi.
Yolun ortasında siyah bir cip durmuştu.
Kapıları açıktı.
Etrafında kimse yoktu.
Emre de araçtan indi.
Diğer polisler silahlarını çekerek yavaşça yaklaştılar.
Cip tamamen boştu.
Ancak sürücü koltuğunun üzerinde beyaz bir zarf duruyordu.
Başkomiser eldivenlerini giydi.
Zarfı dikkatlice açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğraf eskiydi.
Üzerinde dört kişi vardı.
Aras...
Kerem...
Ferit...
Ve tanımadıkları genç bir kadın.
Fotoğrafın arkasına Aras'ın el yazısıyla şu cümle yazılmıştı:
"İhanet bu fotoğraf çekildikten üç gün sonra başladı."
Altında ise sadece bir isim vardı.
Nermin.
Lâl fotoğrafı görür görmez nefesi kesildi.
"D... Durun."
Emre ona döndü.
"Nermin kim?"
Lâl'in yüzü bembeyaz olmuştu.
Titreyen dudaklarıyla fısıldadı:
"...Aras'ın kardeşi."
Elif olduğu yerde donup kaldı.
"Babamın..."
"...kardeşi mi vardı?"
Lâl yavaşça başını salladı.
"Ve sana onun öldüğü söylendi."
Rüzgâr yeniden şiddetlendi.
Elif'in avucundaki pusula kolyesi hafifçe sallandı.
Artık yeni bir isim daha vardı.
Nermin.
Ve görünen o ki...
14 Ekim gecesi saklanan sırlar, düşündüklerinden çok daha derine uzanıyordu..
