14. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR

EMANET DOLABI

G. ELİF YAĞMUR

Elif'in o gece gözüne uyku girmedi.

Komodinin üzerinde duran küçük anahtarı defalarca eline aldı.

Üzerinde sadece bir sayı yazıyordu:

217

Sabah olur olmaz Mert'i aradı.

"Tren garına gidiyorum."

"Tek başına gitmiyorsun."

"Ben de geliyorum," dedi Zeynep.

Bir saat sonra üçü, şehrin eski tren garının önünde buluştu.

Gar, yılların izini taşıyordu. Yüksek tavanlı bekleme salonunda insanların telaşı arasında emanet dolaplarının bulunduğu koridora ilerlediler.

Elif, 217 numaralı dolabın önünde durdu.

Derin bir nefes aldı.

Anahtarı kilide yerleştirdi.

Çıt...

Kapak yavaşça açıldı.

İçeride eski, kahverengi bir sırt çantası vardı.

Mert çantayı dikkatlice çıkardı.

İçinden bir fotoğraf makinesi, birkaç gazete kupürü ve kalın, siyah kapaklı bir ajanda çıktı.

Ajandanın ilk sayfasında şu cümle yazıyordu:

"Eğer bu defteri okuyorsanız, beni bulmak için çok geç kalmış olabilirsiniz."

İmza:

Kemal Arslan

Elif'in kalbi hızlandı.

"Demek gerçekten var..."

Sayfaları çevirmeye başladılar.

İlk notlar yıllar öncesine aitti.

Kemal, sürekli aynı cümleyi yazmıştı:

"Bizi izliyorlar."

Bir sonraki sayfada ise isimler vardı.

Eren

Mert

Elif

Zeynep

Ve beşinci bir isim...

Üzeri siyah kalemle çizilmişti.

Zeynep fısıldadı:

"Yine aynı kişi..."

Tam o sırada ajandanın arasından küçük bir anahtar daha düştü.

Bu anahtarın ucunda metal bir etiket vardı.

"Depo 8."

Mert kaşlarını çattı.

"Depo 8 neresi?"

Elif cevap veremeden ajandanın son sayfası açıldı.

Orada aceleyle yazılmış tek bir cümle vardı:

"Depo 8'e gitmeden önce sakın polise güvenmeyin."

Üçü de birbirine baktı.

Tam o anda Mert'in telefonu çaldı.

Arayan, polis memuru olan arkadaşı Emre'ydi.

Mert telefonu açtı.

"Emre?"

Karşı taraftan telaşlı bir ses geldi:

"Mert! Sakın bulunduğunuz yerden ayrılmayın! Birisi sizin hakkınızda kayıp ihbarı verdi."

"Kayıp ihbarı mı? Kim?"

Emre'nin cevabı, üçünün de kanını dondurdu.

"Elif'in babası..."

Elif şaşkınlıkla geri çekildi.

"Babam mı?"

"Ama daha garibi var..."

"Ne?"

"İhbarda, sizin hayatta olmamanız gerektiğini söyledi..."

Telefon bir anda kesildi.

Garın hoparlörlerinden yüksek bir anons yükseldi.

Aynı anda, bekleme salonunun diğer ucunda siyah montlu bir adam onları izliyordu.

Adam, Elif'le göz göze geldi.

Sonra arkasını dönüp kalabalığın içinde kayboldu.

Elif'in içindeki his çok netti.

Bu kez...

Onlar da birilerini takip etmeyeceklerdi.

Birileri, artık onları avlıyordu.