38. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR
KÜLLERDEN DOĞAN ÖFKE
Salon karanlığa gömüldüğünde herkes aynı anda ayağa kalkmıştı.
Çığlıklar yükseliyor, insanlar birbirlerine çarpıyordu.
Eren'in tek düşündüğü şey Elif'ti.
"Elif!"
"Buradayım!"
Eren karanlıkta Elif'in elini buldu.
Bir saniye sonra acil durum ışıkları yandı.
Salon kırmızı bir ışıkla aydınlandı.
Misafirler korku içinde etrafa bakıyordu.
Ama Mert ortada yoktu.
Eren hemen çevresine baktı.
"Kayboldu."
Murat güvenlik görevlilerine döndü.
"Kapıları kapatın!"
Görevliler koşarak çıkışlara yöneldi.
Selin Elif'e sarıldı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Ama Elif'in sesi titriyordu.
Çünkü Mert'in gözlerindeki ifadeyi görmüştü.
Bu yalnızca bir tehdit değildi.
Bu bir başlangıçtı.
On dakika sonra polis salona ulaşmıştı.
İfadeler alınıyor, güvenlik kameraları inceleniyordu.
Fakat sonuç değişmedi.
Mert içeri girmişti.
Sonra ortadan kaybolmuştu.
Sanki hiç orada olmamış gibi.
Eren sinirle masaya vurdu.
"Lanet olsun."
Ferit başını kaldırdı.
"Bu daha bitmedi."
"Farkındayım."
Elif sessizce oturuyordu.
Nikâh masası hâlâ salonun ortasındaydı.
Çiçekler yerindeydi.
Yüzükler yerindeydi.
Ama düğün yarım kalmıştı.
Tam o anda Murat yanlarına geldi.
"Polis çevrede arama yapıyor."
"Bulabilecekler mi?"
Murat cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Gece yarısına doğru misafirlerin çoğu ayrılmıştı.
Salon neredeyse boşalmıştı.
Elif pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
Eren yanına geldi.
"Bana bak."
Elif döndü.
Eren ellerini tuttu.
"Bu düğünü bitireceğiz."
Elif gözlerini kırpıştırdı.
"Nasıl?"
"Yarım kalmasına izin vermeyeceğim."
Elif gülümsemeye çalıştı.
"Bugün olmamış olabilir."
Eren yüzüğüne baktı.
"Ama olacak."
Tam o sırada Eren'in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
İkisi de dondu.
Eren aramayı açtı.
"Kim?"
Karşı taraftan tanıdık bir ses geldi.
Mert.
"Kutlarım."
Eren'in çenesi gerildi.
"Neredesin?"
"Önemli değil."
"Mert."
"Bugün sadece sizi uyarmaya geldim."
Elif telefonu duymaya çalışıyordu.
Mert devam etti.
"Çünkü bundan sonra kimse güvende olmayacak."
Eren öfkeyle konuştu.
"Yeter artık."
Karşı taraftan kısa bir kahkaha geldi.
"Hayır Eren."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Mert son cümlesini söyledi.
"Asıl oyun şimdi başlıyor."
Hat kapandı.
Salon yeniden sessizliğe gömüldü.
Elif'in içini kötü bir his kapladı.
Çamlık Köşkü'nün sırları bitmişti.
Geçmiş kapanmıştı.
Ama karşılarında artık daha tehlikeli bir düşman vardı.
Ve bu kez savaşacakları şey bir sır değil...
Mert'in takıntısıydı.
Salon yavaş yavaş boşalırken Elif hâlâ aynı yerde duruyordu.
Gelinliği üzerindeydi.
Parmağındaki yüzük hâlâ duruyordu.
Ama az önce hayalini kurduğu düğün artık yarım kalmıştı.
Eren yanına geldi.
“Eve gidelim.”
Elif başını kaldırdı.
“Eren…”
“Buradayım.”
“Ben korkuyorum.”
Eren onun ellerini tuttu.
“Biliyorum.”
“Ya Mert gerçekten…”
Eren sözünü kesti.
“Onun ne yapacağını bilmiyoruz. Ama seni yalnız bırakmayacağımı biliyorsun.”
Elif başını salladı.
Tam çıkacakları sırada Murat yanlarına geldi.
“Bir dakika.”
Eren ve Elif ona döndü.
Murat'ın elinde küçük bir zarf vardı.
“Bunu güvenlik odasında bulmuşlar.”
Elif zarfı görünce gerildi.
“Yine mi?”
Murat başını salladı.
“Bu kez üzerinde isim yok.”
Eren zarfı almak istedi.
“Ben açarım.”
Elif elini tuttu.
“Hayır.”
Zarfı kendisi aldı.
Yavaşça açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Elif ve Eren vardı.
Bugün çekilmişti.
Nikâh masasında.
Elif'in yüzü soldu.
“Bu fotoğraf…”
Eren fotoğrafa baktı.
“Bunu kim çekti?”
Fotoğrafın arkasında bir cümle yazıyordu:
“Düğününüz yarım kaldı. Ama asıl geceniz henüz başlamadı.”
Murat'ın yüzü sertleşti.
“Polise bunu da vereceğiz.”
Elif fotoğrafı sıkıca tuttu.
Artık ağlamıyordu.
Korkusu yerini öfkeye bırakmıştı.
“Mert benim hayatımı mahvedemeyecek.”
Eren ona baktı.
“Mahvedemeyecek.”
Elif başını kaldırdı.
“Çünkü bu kez kaçmayacağım.”
Murat şaşkınlıkla kızına baktı.
Elif devam etti:
“Geçmişte herkes beni korumak için benden gerçekleri sakladı. Ama şimdi Mert'in ne istediğini öğrenmek istiyorum.”
Eren başını salladı.
“Birlikte öğreneceğiz.”
Dışarı çıktılar.
Yağmur başlamıştı.
Elif gelinliğinin eteklerini toparlayarak arabaya bindi.
Eren kapıyı kapattıktan sonra sürücü koltuğuna geçti.
Araba hareket etti.
Fakat birkaç dakika sonra Eren dikiz aynasına baktı.
Arkalarında siyah bir araç vardı.
Aynı hızla ilerliyordu.
Eren'in yüzü değişti.
Elif fark etti.
“Ne oldu?”
Eren cevap vermedi.
Araç da hızlandı.
Eren direksiyonu sıkıca tuttu.
“Sanırım bizi takip ediyorlar.”
Elif arkasına baktı.
Siyah araç hâlâ oradaydı.
Bir süre sonra başka bir yola saptılar.
Siyah araç da peşlerinden döndü.
Eren hemen telefonu çıkardı.
“Polisi arıyorum.”
Tam o anda siyah araç hızlandı.
Eren de hızını artırdı.
Elif'in kalbi hızla çarpıyordu.
Ve o an telefonuna bir mesaj geldi.
Tek bir cümle:
“Sakın eve gitmeyin.”
Gönderen:
Mert.
Elif'in telefonu hâlâ titriyordu.
Mesaj ekranda duruyordu:
“Sakın eve gitmeyin.”
Eren gözünü yoldan ayırmadan sordu:
“Ne yazıyor?”
Elif telefonu ona uzattı.
Eren mesajı okuyunca yüzü gerildi.
“Bunu neden gönderdi?”
“Bilmiyorum.”
Arkadaki siyah araç hâlâ peşlerindeydi.
Eren hızını biraz artırdı.
“Polisi arıyorum.”
Telefonunu çıkaracağı sırada yeni bir mesaj geldi.
Bu kez yalnızca bir fotoğraf vardı.
Elif fotoğrafı açtı.
Nefesi kesildi.
Fotoğrafta onların evi vardı.
Üstelik fotoğraf çok yeni görünüyordu.
Evin önündeki ışıklar yanıyordu.
Elif'in eli titredi.
“Eren…”
Eren fotoğrafa baktı.
“Eve gitmeyeceğiz.”
“Annemle babam orada.”
Eren hemen Murat'ı aradı.
Telefon birkaç kez çaldı.
Açılmadı.
Elif'in yüzündeki korku büyüdü.
“Baba neden açmıyor?”
Eren tekrar aradı.
Bu kez Selin'in telefonu çaldı.
O da açmadı.
Elif gözlerini kapattı.
“Onlara bir şey olduysa…”
“Olmadı.”
Eren kararlı konuşuyordu.
“Bunu bilerek yapıyor. Bizi korkutmaya çalışıyor.”
Arkadaki araç bir anda farklı bir sokağa girdi.
Eren dikiz aynasına baktı.
“Gitti.”
Elif rahatlamak yerine daha da huzursuz oldu.
“Bizi neden takip etti?”
“Belki de sadece bizi istediği yere yönlendirmeye çalışıyordu.”
Tam o sırada Eren'in telefonu çaldı.
Murat.
Eren hemen açtı.
“Baba?”
Karşıdan Murat'ın sesi geldi.
“Eren, neredesiniz?”
“Yoldayız. Eve gitmiyoruz.”
Murat birkaç saniye sustu.
“İyi yapmışsınız.”
Elif hemen araya girdi.
“Baba, siz iyi misiniz?”
“İyiyiz.”
“Anne?”
“Yanımda.”
Elif derin bir nefes aldı.
“Peki neden telefonlarınızı açmadınız?”
Murat'ın sesi bu kez daha ciddi çıktı.
“Çünkü evde yalnız değildik.”
Eren'in yüzü değişti.
“Ne demek bu?”
“Birisi eve girmiş.”
Elif'in eli ağzına gitti.
“Kim?”
“Bilmiyoruz.”
Murat devam etti:
“Eve geldiğimizde kapı açıktı. Hiçbir şey alınmamış.”
Eren kaşlarını çattı.
“Bir şey aramışlar.”
“Evet.”
“Ne?”
Murat cevap vermeden önce kısa bir sessizlik oldu.
“Senin düğün fotoğraflarını.”
Elif donup kaldı.
“Benim fotoğraflarımı mı?”
“Eski fotoğrafların hepsini almışlar.”
Elif'in aklına Mert'in elindeki fotoğraflar geldi.
“Bunu neden yapıyor?”
Murat'ın sesi alçaldı.
“Bilmiyorum.”
Sonra başka bir şey söyledi.
“Ama bir not bırakmış.”
Eren hemen sordu:
“Ne yazıyor?”
Murat nefes aldı.
“‘Düğün yarım kaldı. Şimdi sıra ailede.’”
Elif'in gözleri doldu.
Mert artık yalnızca onu hedef almıyordu.
Ailesini de işin içine katmıştı.
Eren direksiyonu sıkıca tuttu.
“Baba, bulunduğunuz yerde kalın. Biz gelmiyoruz. Güvenli bir yere geçin.”
Murat kabul etti.
Telefon kapandı.
Elif birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Eren'e baktı.
“Bu böyle devam edemez.”
“Biliyorum.”
“Onu durdurmamız gerekiyor.”
Eren başını salladı.
“Durduracağız.”
Elif camdan dışarı baktı.
Düğün gecesi yarım kalmıştı.
Ama artık mesele düğün değildi.
Mert, onların hayatına savaş açmıştı.
Ve Elif ilk kez kaçmak yerine karşısında durmaya karar verdi.
Telefonuna yeni bir mesaj geldi.
Elif ekrana baktı.
Bu kez yalnızca dört kelime vardı:
“Yarın seni bekliyorum.”
Altında bir konum vardı.
Elif konumu açtı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra Eren'e çevirdi.
“Bizi çağırıyor.”
Eren konuma baktı.
Ve yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Oraya gitmeyeceğiz.”
Elif başını kaldırdı.
“Neden?”
Eren telefonu kapattı.
“Çünkü bu bir buluşma değil.”
“Ne peki?”
Eren gözlerini yola çevirdi.
“Bu bir tuzak.”
Eren'in son sözleri arabanın içinde ağır bir sessizlik bıraktı.
“Bu bir tuzak.”
Elif telefonu elinde sıkıca tutuyordu.
“Peki ne yapacağız?”
“Önce konumu inceleyeceğiz. Sonra polisi bilgilendireceğiz.”
Elif başını salladı.
“Ben gitmek istiyorum.”
Eren hemen ona döndü.
“Hayır.”
“Mert beni çağırdı.”
“Tam da bu yüzden gitmeyeceksin.”
“Eren, sürekli kaçarsak bu hiç bitmeyecek.”
Eren birkaç saniye sustu.
Elif'in haklı olduğunu biliyordu.
Mert'in istediği de buydu.
Onları korkutmak.
Onları sürekli kaçırmak.
Hayatlarını yeniden kontrol etmek.
Eren telefonu eline aldı ve konumu inceledi.
“Burası eski bir etkinlik merkezi.”
Elif şaşırdı.
“Neresi?”
“Düğün salonuna yaklaşık on beş dakika uzaklıkta.”
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
“Demek düğün salonuyla bağlantılı.”
“Büyük ihtimalle.”
Eren arabayı yol kenarına çekti.
“Buraya gitmeyeceğiz.”
Elif dışarı baktı.
“Peki Mert'in peşinden nasıl gideceğiz?”
Eren ona döndü.
“Bu kez onun oyununu biz bozacağız.”
Aynı saatlerde Mert, eski etkinlik merkezinin boş salonunda tek başına bekliyordu.
Elindeki telefona baktı.
Mesaj gönderilmişti.
Ama cevap gelmemişti.
Mert kaşlarını çattı.
“Gelmedi.”
Yanındaki adam sessizce duruyordu.
“Belki korkmuştur.”
Mert başını iki yana salladı.
“Elif korkar ama kaçmaz.”
Bir süre sonra telefonuna yeni bir bildirim geldi.
Mert ekrana baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
Çünkü mesaj Elif'ten değildi.
Polisten gelen resmi bir bildirimdi.
Mert telefonu kapattı.
“Beni bulmaya çalışıyorlar.”
Adam tedirgin oldu.
“Ne yapacağız?”
Mert ayağa kalktı.
“Hiçbir şey.”
“Nasıl yani?”
Mert kapıya yöneldi.
“Çünkü onların bilmediği bir şey var.”
“Ne?”
Mert durdu.
“Benim asıl hedefim Elif değil.”
Adam şaşkınlıkla baktı.
“Eren mi?”
Mert cevap vermedi.
Yalnızca gülümsedi.
Saat ilerledikçe Elif ve Eren güvenli bir yerde Murat ve Selin'le buluştu.
Murat, kızını görünce hemen yanına gitti.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
Selin ona sarıldı.
“Bundan sonra yalnız kalmayacaksın.”
Elif başını annesinin omzuna yasladı.
“Anne, Mert neden bunu yapıyor?”
Selin cevap veremedi.
Murat araya girdi.
“Çünkü kontrolünü kaybetti.”
Eren masanın üzerine telefonu bıraktı.
“Bence bundan fazlası var.”
Herkes ona baktı.
“Bizi düğün salonuna kadar izledi. Eve girdi. Fotoğrafları aldı. Sonra Elif'i belirli bir yere çağırdı.”
Murat kaşlarını çattı.
“Bir şey arıyor.”
“Evet.”
Elif düşündü.
“Benim fotoğraflarımı neden alsın?”
Bir anda Selin'in yüzü değişti.
“Elif…”
“Ne oldu?”
Selin uzun süre sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
“Senin çocukluk fotoğraflarından bazıları bende değildi.”
Elif şaşırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Çamlık Köşkü'nden ayrıldığımda bazı fotoğrafları yanıma almıştım. Ama yıllar sonra onları bulamadım.”
Murat hemen anladı.
“Selin…”
“Belki Mert onları buldu.”
Elif'in aklına bir şey geldi.
“Peki neden özellikle eski fotoğraflar?”
Eren cevap verdi:
“Çünkü fotoğraflarda başka biri olabilir.”
Herkes sustu.
Elif annesine baktı.
“Kim?”
Selin'in yüzündeki korku geri geldi.
“Bilmiyorum.”
Murat başını kaldırdı.
“Hayır.”
Herkes ona döndü.
Murat derin bir nefes aldı.
“Ben biliyorum.”
Elif'in kalbi hızlandı.
“Kim var o fotoğraflarda?”
Murat cevap vermeden önce uzun süre kızına baktı.
Sonunda konuştu:
“Senin çocukluğundan beri seni izleyen biri.”
Elif'in yüzü değişti.
“Kim?”
Murat'ın cevabı odadaki herkesi susturdu.
“Mert değil.”
Bir anlık sessizlik.
“Başka biri.”
Elif'in telefonu yeniden titredi.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
“Baban sonunda sana anlatmaya karar verdi mi?”
Elif'in nefesi kesildi.
Mesajın altında bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta küçük Elif vardı.
Yanında ise yüzü bulanıklaştırılmış bir adam duruyordu.
Fotoğrafın arkasındaki tarih:
17 yıl önce.
Eren fotoğrafa baktı.
“Bu artık Mert'in tek başına yaptığı bir şey değil.”
Murat gözlerini kapattı.
“Hayır.”
Elif ona döndü.
“Baba… O adam kim?”
Murat gözlerini açtı.
Ve ilk kez cevabı saklamadı.
“Bilmiyorum.”
Elif'in yüzü düştü.
“Ama Mert onu bulmuş olabilir.”
Murat'ın sözleri odadaki herkesi susturdu.
Elif hâlâ telefondaki fotoğrafa bakıyordu.
Küçük hâli…
Yanındaki yüzü belirsiz adam…
Ve altında yazan tarih.
17 yıl önce.
Elif telefonu kapattı.
“Hayır.”
Herkes ona baktı.
“Geçmişi yeniden açmayacağız.”
Murat şaşırdı.
“Elif…”
“Hayır, baba. Çamlık Köşkü'nde her şeyi kapattık. Annem yanımda. Sen yanımdasın. Aras meselesi bitti. Mert'in bunu kullanmasına izin vermeyeceğim.”
Eren başını salladı.
“Doğru söylüyor.”
Murat derin bir nefes aldı.
“O zaman bu fotoğrafın ne olduğunu başka şekilde bulacağız.”
Eren telefonu aldı.
“Önce fotoğrafın nereden geldiğini öğrenelim.”
Elif kaşlarını çattı.
“Mert bunu özellikle gönderdi.”
“Evet.”
“Bizi geçmişe çekmek istiyor.”
Eren gözlerini Elif'e çevirdi.
“Ve biz onun istediğini yapmayacağız.”
Tam o sırada Selin'in telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
Herkes birbirine baktı.
Selin açmadı.
Telefon sustu.
Birkaç saniye sonra yeniden çaldı.
Bu kez ekranda tek bir isim belirdi:
MERT
Elif ayağa kalktı.
“Aç.”
Selin şaşkınlıkla ona baktı.
“Emin misin?”
“Elimizdeki tek ipucu o.”
Selin telefonu açtı.
“Ne istiyorsun?”
Mert'in sesi sakindi.
“Sonunda hepiniz bir aradasınız.”
Elif telefonu Selin'in elinden aldı.
“Mert.”
“Merhaba Elif.”
“Benden ne istiyorsun?”
“Hiçbir şey.”
“Yalan söyleme.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Düğünün yarım kaldı.”
Elif'in sesi sertleşti.
“Onu sen yarım bıraktın.”
“Evet.”
“Peki şimdi?”
Mert'in sesi soğudu.
“Şimdi senin karar vermeni istiyorum.”
“Ne hakkında?”
“Eren'le devam etmek mi, yoksa her şeyi bitirmek mi?”
Eren hemen Elif'e baktı.
Mert devam etti:
“Yarın gece sana bir saat vereceğim.”
Elif cevap vermedi.
“Eğer Eren'den vazgeçersen hiçbir şey olmayacak.”
Elif'in gözleri öfkeyle doldu.
“Ya vazgeçmezsem?”
Mert birkaç saniye sustu.
“Bunu öğrenmek için yarını bekleyeceğiz.”
Telefon kapandı.
Elif telefonu masaya bıraktı.
Eren ona baktı.
“Onun istediğini yapmayacaksın.”
Elif başını kaldırdı.
“Hayır.”
“Ne yapacağız?”
Elif birkaç saniye düşündü.
Sonra sakin bir sesle konuştu:
“Onu kendi oyununda yakalayacağız.”
Murat başını salladı.
“Nasıl?”
Elif Eren'e baktı.
“Beni yalnız bırakmayacağını biliyorum.”
Eren elini tuttu.
“Asla.”
“Öyleyse yarın Mert'in karşısına çıkacağız.”
Selin hemen itiraz etti.
“Bu çok tehlikeli.”
Elif annesinin elini tuttu.
“Biliyorum.”
Sonra Eren'e baktı.
“Ama bu kez korkarak yaşamayacağım.”
Eren başını salladı.
“Ben de seninle geleceğim.”
Ertesi gece geldiğinde Elif'in telefonu yeniden çaldı.
Mert konum göndermişti.
Bu kez mesajın altında yalnızca tek cümle vardı:
“Tek başına gel.”
Elif mesajı Eren'e gösterdi.
Eren başını iki yana salladı.
“Tek başına gitmeyeceksin.”
Elif hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”
Arabaya bindiler.
Murat ve polis ekipleri ise uzaktan onları takip edecekti.
Mert'in kurduğu tuzağa gidiyorlardı.
Ama Mert'in bilmediği bir şey vardı.
Bu kez Elif korkmuş değildi.
Öfkeliydi.
Ve ilk kez kaçmak yerine karşısına çıkmaya hazırdı.
Araba karanlık yolda ilerlerken Elif camdan dışarı baktı.
“Eren?”
“Efendim?”
“Düğünümüz yarım kaldı.”
Eren ona baktı.
“Biliyorum.”
Elif elini tuttu.
“Bu hikâyenin de yarım kalmasına izin vermeyeceğim.”
Eren gülümsedi.
“Ben de.”
Araba uzaklaşırken çok uzakta bir araç onları izliyordu.
Direksiyonun başında Mert vardı.
Telefonunu eline aldı.
Tek bir mesaj gönderdi:
“Geldiler.”
Ve karanlıkta bekleyen kişi cevap verdi:
“O zaman başlayabiliriz.”
Araba yavaşça durdu.
Elif camdan dışarı baktı.
Burası eski bir depoydu. Çevrede neredeyse hiç ışık yoktu.
Eren motoru kapattı.
“Hazır mısın?”
Elif derin bir nefes aldı.
“Hayır.”
Eren ona baktı.
“Ama gireceğim.”
İkisi arabadan indi.
Eren Elif'in elini tuttu.
Birlikte deponun kapısına doğru yürüdüler.
Kapı zaten açıktı.
İçerisi sessizdi.
Elif birkaç adım attı.
“Mert?”
Cevap gelmedi.
Sonra tavandaki tek ışık yandı.
Mert karşılarında duruyordu.
“Geleceğini biliyordum.”
Eren Elif'in önüne geçti.
“Ne istiyorsun?”
Mert gülümsedi.
“Sen değil.”
Gözlerini Elif'e çevirdi.
“Onunla konuşacağım.”
Elif Eren'in yanından çıktı.
“Buradayım.”
Mert başını salladı.
“Sonunda.”
Elif etrafa baktı.
“Bizi neden buraya çağırdın?”
Mert cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı havaya kaldırdı.
“Bunu tanıyor musun?”
Elif fotoğrafa baktı.
Aynı fotoğraf.
Küçük Elif ve yüzü görünmeyen adam.
“Bilmiyorum.”
Mert fotoğrafı indirdi.
“Ben biliyorum.”
Eren sertçe sordu:
“Kim?”
Mert cevap vermedi.
Onun yerine depodaki masaya yürüdü.
Masada başka fotoğraflar vardı.
Elif'in çocukluğu.
Murat.
Selin.
Eren.
Ve Mert'in kendisi.
Elif şaşkınlıkla baktı.
“Bunları nereden buldun?”
“Yıllardır topluyorum.”
“Neden?”
Mert bir süre sustu.
“Çünkü seni kaybettiğim günden beri hayatımın hiçbir şeyi eskisi gibi olmadı.”
Elif'in yüzü sertleşti.
“Ben senin hayatından sorumlu değilim.”
Mert'in gülümsemesi kayboldu.
“Biliyorum.”
Eren araya girdi.
“O zaman neden hâlâ peşimizdesin?”
Mert ona baktı.
“Çünkü sen onun hayatına girdiğinde her şey değişti.”
Eren bir adım öne çıktı.
“Bu benim suçum değil.”
“Biliyorum.”
Mert tekrar Elif'e döndü.
“Ben senden Eren'i bırakmanı istedim.”
Elif başını salladı.
“Cevabımı biliyorsun.”
“Evet.”
Mert cebinden telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
“Bu yüzden sana göstermek istediğim son bir şey var.”
Telefonunu masanın üzerine bıraktı.
Ekranda bir video açıldı.
Elif videoyu görünce dondu.
Çünkü görüntüde...
Düğün salonu vardı.
Nikâhtan birkaç saat önce çekilmişti.
Ve kameranın arkasındaki kişi Mert değildi.
Eren videoya dikkatle baktı.
“Bunu kim çekmiş?”
Mert ilk kez ciddi bir ifadeyle cevap verdi.
“Ben de onu bulmaya çalışıyorum.”
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
“Yani?”
Mert başını kaldırdı.
“Düğünü ben sabote etmedim.”
Sessizlik.
Eren kaşlarını çattı.
“Ne?”
Mert devam etti:
“Ben oraya geldim. Evet. Seni korkutmak istedim. Ama ışıkları ben kapatmadım.”
Elif birkaç saniye konuşamadı.
“Yalan söylüyorsun.”
“Keşke.”
Mert telefonunu Elif'e uzattı.
“Videoyu sonuna kadar izle.”
Eren videoyu açtı.
Görüntüde salon boştu.
Bir kişi kameranın önünden geçti.
Yüzü görünmüyordu.
Sonra kameraya doğru döndü.
Elindeki şey net biçimde görünüyordu.
Bir düğün davetiyesi.
Üzerinde Elif ve Eren'in isimleri vardı.
Elif'in nefesi kesildi.
Eren videoyu durdurdu.
“Bu Mert değil.”
Mert başını salladı.
“Değil.”
Elif ona baktı.
“Peki kim?”
Mert'in cevabı gecikmedi.
“Bilmiyorum.”
Tam o anda dışarıdan araç sesleri duyuldu.
Mert pencereye baktı.
Polis araçları yaklaşmıştı.
Eren şaşkınlıkla ona döndü.
“Sen polisi mi aradın?”
Mert gülümsedi.
“Hayır.”
Elif'in telefonu çaldı.
Ekranda Murat'ın adı vardı.
Elif açtı.
Murat'ın sesi telaşlıydı:
“Elif, hemen oradan çıkın!”
“Neden?”
“Çünkü Mert'in peşinde olduğunuz kişi…”
Murat bir an sustu.
Sonra çok daha alçak bir sesle konuştu:
“Az önce bizim eve geldi.”
Elif'in yüzü bembeyaz oldu.
“Kim?”
Murat'ın cevabı geldi:
“Fotoğraftaki adam.”
Elif’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Kim o adam baba?”
Murat’ın sesi telefonda titriyordu.
“Bilmiyorum. Ama az önce evdeydi. Annen onu gördü. Seni aramadan önce birkaç dakika boyunca evin içinde dolaştı.”
Elif telefonu daha sıkı tuttu.
“Eren, eve gitmemiz gerekiyor.”
Eren çoktan kapıya yönelmişti.
Polisler Mert’in etrafını sararken Mert başını kaldırıp Elif’e baktı. Yüzündeki o kendinden emin ifade ilk kez kaybolmuştu.
“Elif…”
Elif durdu.
“Sen bu adamı tanıyorsun.”
Mert cevap vermedi.
“Tanıyorsun, değil mi?”
Mert gözlerini kaçırdı.
Eren araya girdi.
“Onunla konuşma. Polisler burada.”
Tam o sırada Mert’in cebindeki telefon çaldı.
Mert ekrana baktı.
Bir saniyeliğine yüzü bembeyaz oldu.
Elif bunu fark etti.
“Kim arıyor?”
Mert cevap vermedi.
Telefon tekrar çaldı.
Bu kez polislerden biri telefonu aldı.
“Kim bu?”
Mert sessiz kaldı.
Polis telefonu açtı.
Karşı taraftan gelen ses kısa ve soğuktu:
“Plan değişti. Fotoğrafları alamadım.”
Ardından telefon kapandı.
Elif’in kalbi hızlandı.
“Fotoğraflar mı?”
Mert başını kaldırdı.
“Ben o adamı sadece seni izlesin diye tuttum.”
Elif’in gözleri büyüdü.
“Ne?”
“Geçmişinle ilgili hiçbir şeyi değiştirmek istemedim. Sadece seni Eren’den uzaklaştırmak istedim.”
Eren öfkeyle Mert’e baktı.
“Bunun için evimize kadar adam mı gönderdin?”
Mert cevap vermedi.
Çünkü o anda dışarıdan bir polis memuru koşarak içeri girdi.
“Evde kimse yok.”
Elif’in yüzü düştü.
“Annemle babam nerede?”
Polis memuru telefonuna baktı.
“Onlar güvenli bir yere götürülmüş. Fakat evin içinde bir not bulunmuş.”
Elif’in nefesi kesildi.
“Ne yazıyor?”
Polis telefonu ona uzattı.
Tek cümle vardı:
“İlk düğün yarım kaldı. İkincisinde kaçacak yeriniz olmayacak.”
Elif notu okurken Eren onun elini tuttu.
Bu kez korkusunu saklamadı.
Mert ise sessizce başını eğdi.
Elif ona baktı.
“Bunu sen mi yazdın?”
Mert başını kaldırdı.
“Hayır.”
Elif’in gözleri büyüdü.
“Ne demek hayır?”
Mert ilk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
“Ben sadece sizi ayırmaya çalışıyordum.”
Eren’in yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Yani?”
Mert yavaşça konuştu.
“Fotoğraftaki adam… benim adamım değildi.”
O an odadaki herkes sustu.
Elif elindeki nota tekrar baktı.
Demek ki Mert’in başlattığı oyun, Mert’in bile kontrol edemeyeceği bir noktaya ulaşmıştı.
Mert polisler tarafından götürülürken son kez Elif’e döndü.
“Bana inanmak zorundasın.”
Elif hiçbir şey söylemedi.
Kapı kapandı.
Eren Elif’in yanına geldi.
“Bitti.”
Elif başını salladı.
“Hayır.”
Eren şaşkınlıkla ona baktı.
Elif elindeki nota baktı.
“Mert’le olan kısmı bitti.”
Sonra gözlerini kapıya çevirdi.
“Ama bizi izleyen kişi hâlâ dışarıda.”
Ve o anda Elif’in telefonu titredi.
Bilinmeyen bir numaradan tek bir mesaj gelmişti:
“Düğününüzü yarım bıraktım. Şimdi sıra Eren’de.”
Elif’in eli titredi.
Eren mesajı okudu.
İkisi de hiçbir şey söylemedi.
Çünkü ikisi de aynı şeyi anlamıştı:
Mert artık tek başına değildi.
