29. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR
GÖLGEDEKİ KARDEŞ
Sabah güneşi bulutların arasından kendini göstermeye çalışıyordu.
Ancak yolun ortasında duran siyah cip ve içinden çıkan eski fotoğraf, herkesin içini yeniden karartmıştı.
Elif'in bakışları fotoğraftan ayrılmıyordu.
Aras...
Kerem...
Ferit...
Ve genç bir kadın...
Nermin.
Lâl'in söyledikleri hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
"Aras'ın kardeşi."
Elif yavaşça başını kaldırdı.
"Babamın gerçekten bir kardeşi var mıydı?"
Lâl gözlerini kapattı.
"Vardı."
"Peki bana neden hiç anlatılmadı?"
Kimse cevap veremedi.
Başkomiser sessizce fotoğrafı delil poşetine koydu.
"Bu konuşmayı karakolda yapacağız."
Lâl başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bazı gerçekler duvarların arasında anlatılmaz."
Emre derin bir nefes verdi.
"Lâl..."
"Artık saklayacak hiçbir şey kalmadı."
Lâl, uzun süre sustu.
Sonunda yıllardır omzunda taşıdığı yükü bırakıyormuş gibi konuşmaya başladı.
"Aras ile Nermin arasında üç yaş vardı."
"Çocukluklarında birbirlerinden hiç ayrılmazlardı."
"Nermin çok cesurdu."
"Hatta bazen Aras'tan bile cesur."
Elif sessizce dinliyordu.
"Üniversiteden sonra yolları ayrıldı."
"Aras araştırmalarına devam etti."
"Nermin ise gazetecilik yapmaya başladı."
Selim merakla sordu.
"Bunun bu olaylarla ne ilgisi var?"
Lâl'in sesi kısıldı.
"Çünkü araştırdığı dosya..."
"...aynı dosyaydı."
Herkes dondu.
"Nermin de mi bu örgütün peşindeydi?"
"Evet."
"Hem de Aras'tan yıllar önce."
Elif şaşkınlıkla sordu.
"Sonra ne oldu?"
Lâl gözlerinden akan yaşları silmedi.
"Bir gün..."
"...kayboldu."
"Cesedi bulundu mu?"
"Hayır."
"Sadece arabası bulundu."
Elif'in kalbi hızlandı.
"Nasıl?"
"Tıpkı bugün bulunan araç gibi..."
"...nehir kenarında."
Bu benzerlik herkesi ürpertti.
Başkomiser tekrar söze girdi.
"Demek Nermin hiçbir zaman bulunamadı."
"Hayır."
"Dosya kapatıldı."
"Kayıtlara 'öldü' diye geçti."
Emre düşünceli bir ifadeyle konuştu.
"Ama ceset yoktu."
"Hayır."
"Hiç olmadı."
Elif'in aklına bir anda polislerin bulduğu not geldi.
"O, ölmedi."
Ya o not...
Aras için değil...
Nermin için yazıldıysa?
Tam o sırada bir polis memuru koşarak geldi.
"Komiserim."
"Nedir?"
"Kimliği belirledik."
"Yıkıntılarda bulunan cesedin."
Herkes aynı anda ona döndü.
"Kimmiş?"
Memur dosyaya baktı.
"Parmak izi kayıtlarında eşleşme çıktı."
Bir an durdu.
Sonra devam etti.
"Ceset..."
"...Sami'nin adamlarından birine ait."
Başkomiser rahat bir nefes verdi.
"Demek Sami değil."
Memur başını salladı.
"Hayır."
"Ama ilginç bir şey daha var."
"Nedir?"
"Cebindeki telefonda son aranan kişi kayıtlı."
"Kim?"
Memur ekrana baktı.
Son arayan isim...
Nermin
Salondaki sessizlik bu kez daha da ağırlaştı.
Başkomiser kaşlarını çattı.
"Bu mümkün değil."
"Bu isimle kayıtlı numara aktif."
Emre şaşkınlıkla sordu.
"Yani..."
"Nermin yaşıyor olabilir mi?"
Tam o sırada...
Elif'in cebindeki telefon titredi.
Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
Bu kez gönderen harfi F değildi.
Mesajın altında yalnızca tek bir isim yazıyordu.
N
Elif'in elleri titredi.
Mesajı açtı.
Ekranda tek cümle vardı:
"Eğer kardeşimi gerçekten tanımak istiyorsan, Depo 29'a gitmeden önce eski tren istasyonuna gel. Yalnız."
Mesajın sonunda küçük bir not daha vardı.
"Bana güvenme... Ama başkalarına da güvenme."
Elif derin bir nefes aldı.
Artık iki farklı kişi ona gizlice ulaşıyordu.
Biri F...
Diğeri ise N...
Ve ikisi de onu farklı yönlere çağırıyordu.
Hangisi dosttu...
Hangisi düşmandı...
Artık hiçbir şey eskisi kadar net değildi.
Elif, telefon ekranına birkaç saniye daha baktı.
Mesaj kısa süre sonra kendi kendine silindi.
Sanki hiç gelmemiş gibiydi.
Derin bir nefes aldı ve telefonu sessizce cebine koydu.
Şimdilik kimseye bundan bahsetmeyecekti.
Çünkü babasının notu hâlâ aklındaydı.
"Kimseye bütün gerçeği anlatma."
Başkomiser, polis ekiplerine son talimatları veriyordu.
"Gözlemevinin çevresi kapatılacak."
"Depo 29'un bulunduğu bölge gizlice araştırılacak."
"Hiçbir bilgi basına sızmayacak."
Polisler hızla görev yerlerine dağıldı.
Emre ise Elif'in dalgın olduğunu fark etti.
"İyi misin?"
Elif kısa bir tereddütten sonra gülümsedi.
"Sadece biraz yoruldum."
Emre başını salladı.
"Bugün hepimiz yorulduk."
Ama Emre'nin bakışları, Elif'in bir şey sakladığını anlamış gibiydi.
Bir saat sonra ekip geçici olarak emniyet müdürlüğüne ulaştı.
Sorgu odalarının bulunduğu koridor sessizdi.
Duvarlarda eski operasyon fotoğrafları asılıydı.
Başkomiser, Elif'i küçük bir toplantı odasına aldı.
Masanın üzerine kalın bir dosya bıraktı.
Kapağında şu yazıyordu:
ARAS YILMAZ - GİZLİ DOSYA
Elif'in nefesi kesildi.
"Babamın dosyası..."
Başkomiser dosyayı açtı.
"Yıllarca erişime kapalıydı."
"Bu sabah izin çıktı."
İçinden eski fotoğraflar, gazete kupürleri ve resmî belgeler çıktı.
Belgelerin arasında bir gazete kupürü Elif'in dikkatini çekti.
Başlık şuydu:
"Araştırmacı Gazeteci Nermin Yılmaz Kayıplara Karıştı."
Altındaki siyah-beyaz fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Elif uzun süre fotoğrafa baktı.
Yüz hatları...
Gözleri...
Gülümsemesi...
Kendisine şaşırtıcı derecede benziyordu.
Lâl de fotoğrafa baktığında sessizce gülümsedi.
"İlk gördüğümde ben de aynı şeyi düşünmüştüm."
"Neyi?"
"Gülüşün..."
"...Nermin'in gülüşüyle aynı."
Elif'in boğazı düğümlendi.
Hayatında ilk kez babasının ailesinden birini görüyordu.
Tam dosyayı incelemeye devam edecekleri sırada odanın kapısı çalındı.
Bir polis memuru içeri girdi.
"Komiserim."
"Nedir?"
"Telefon kayıtları geldi."
"Sonuç?"
Memur dosyayı uzattı.
"Nermin adına kayıtlı hat yaklaşık üç saat önce aktif olmuş."
"Konumu?"
"Eski tren istasyonunun çevresi."
Elif'in kalbi hızlandı.
Gönderilen mesaj doğruydu.
Başkomiser hemen ayağa kalktı.
"Ekip hazırlayın."
"İstasyona gidiyoruz."
Elif istemsizce başını kaldırdı.
Mesajda yalnız gel yazıyordu.
Eğer polislerle giderse...
Belki de karşısındaki kişi hiç ortaya çıkmayacaktı.
Tam o sırada telefonu bir kez daha titreşti.
Ekrana sadece üç kelime düştü:
"Sakın onları getirme."
Mesaj yine anında silindi.
Elif derin bir nefes aldı.
İçinde zor bir kararın ağırlığını hissediyordu.
Bir yanda polisler...
Diğer yanda belki de yıllardır kayıp olduğu söylenen halası...
Ve ikisinin arasında, babasının sırları.
Tam o sırada pencerenin dışından geçen siyah bir araç dikkatini çekti.
Araç birkaç saniye durdu.
Arka cam yavaşça indi.
İçeriden siyah eldivenli bir el uzandı.
Yola küçük, metal bir kutu bıraktı.
Sonra araç hızla uzaklaştı.
Koridordaki polisler bunu fark etmemişti.
Elif pencereye yaklaşırken kutunun kapağı kendiliğinden hafifçe aralandı.
İçinde tek bir eşya vardı.
Paslanmış bir tren bileti.
Biletin arkasına mavi mürekkeple tek bir saat yazılmıştı.
11.45
Ve altında tek cümle:
"Geç kalırsan beni bir daha bulamazsın."
Elif gözlerini metal kutudan ayıramıyordu.
Kutunun içindeki eski tren bileti, yılların etkisiyle sararmıştı.
Üzerindeki tarih neredeyse silinmişti.
Ama arkasındaki mavi mürekkeple yazılmış saat hâlâ okunuyordu.
11.45
Ve hemen altında...
"Geç kalırsan beni bir daha bulamazsın."
Elif bileti sessizce cebine koydu.
Tam arkasını döneceği sırada Emre'nin sesi duyuldu.
"Elif?"
İrkilerek arkasına baktı.
Emre kapının önünde durmuştu.
"Kime bakıyordun?"
"Hiç..."
"Sadece dışarıyı."
Emre birkaç saniye yüzüne baktı.
Sanki bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu.
"Bir şey saklıyorsan söyle."
Elif, cebindeki bileti daha sıkı kavradı.
"Yok."
Emre başını salladı.
"Tamam."
"Ama dikkatli ol."
"Bu saatten sonra en küçük ayrıntı bile önemli."
Toplantı odasında yeniden sessizlik hâkimdi.
Başkomiser haritayı masanın üzerine serdi.
"Eski tren istasyonu burada."
Parmağını haritanın kuzeyindeki küçük bir noktaya götürdü.
"Burası ise Depo 29."
İki yer arasında yalnızca birkaç kilometre vardı.
Selim haritaya eğildi.
"Tesadüf olamaz."
Lâl de başını salladı.
"Değil."
"Aras bilinçli olarak seçmiştir."
"Neden?"
"Çünkü tren yolu..."
"...yer altındaki eski yük tünellerine bağlanıyor."
Yaşlı adam şaşkınlıkla ona baktı.
"Demek bunu da biliyorsun."
Lâl hafifçe gülümsedi.
"Aras bana her şeyi anlatmadı."
"Ama anlattıkları yetti."
Başkomiser not aldı.
"O hâlde önce istasyonu kontrol edeceğiz."
Elif'in kalbi yeniden hızlandı.
Eğer polislerle giderse...
Mesajı atan kişi ortadan kaybolabilirdi.
Ama tek başına gitmek de büyük bir riskti.
Tam düşünceler içinde boğulurken yaşlı adam sessizce yanına yaklaştı.
Kimsenin duymayacağı kadar alçak sesle konuştu.
"Telefonuna mesaj geldi."
Elif şaşkınlıkla ona baktı.
"Nasıl anladınız?"
"Çünkü yüzün değişti."
Elif cevap vermedi.
Yaşlı adam cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Bronz renkteydi.
Üzerinde ince bir pusula işareti vardı.
"Bunu al."
"Bu ne?"
"Eski tren istasyonundaki emanet dolaplarından birini açıyor."
Elif şaşkınlıkla anahtara baktı.
"Siz..."
"...istasyondan haberiniz var mıydı?"
Yaşlı adam derin bir nefes aldı.
"Aras, her ihtimale karşı ikinci bir yol hazırlamıştı."
"Depo 29'a ulaşamazsan..."
"...önce istasyona gitmemi söylemişti."
Elif'in gözleri büyüdü.
"Babam bunu yıllar önce planladı..."
"Evet."
"Çünkü bir gün herkesin birbirinden şüphe edeceğini biliyordu."
Tam o anda koridordan koşuşturma sesleri geldi.
Bir polis memuru nefes nefese içeri girdi.
"Komiserim!"
"Nedir?"
"Depo 29'un çevresindeki güvenlik kameralarını inceledik."
"Bir şey buldunuz mu?"
Memur dizüstü bilgisayarı masaya koydu.
Ekranda sabaha karşı çekilmiş görüntüler vardı.
Boş görünen yolun kenarında siyah bir araç duruyordu.
Araçtan uzun boylu biri indi.
Yüzü kapüşonla gizlenmişti.
Birkaç saniye sonra kameraya doğru döndü.
Yüzü seçilemiyordu.
Ama boynundaki kolye çok net görünüyordu.
Uç kısmında...
Küçük, gümüş bir pusula vardı.
Elif'in elindeki kolyeyle tıpatıp aynı.
Lâl'in yüzü bir anda soldu.
"Hayır..."
Emre hemen sordu.
"Ne oldu?"
Lâl gözlerini ekrandan ayıramıyordu.
"O kolye..."
"...Aras sadece iki tane yaptırmıştı."
Elif yavaşça kendi kolyesine baktı.
"İkincisi kimdeydi?"
Lâl'in sesi titredi.
"...Nermin'de."
Odadaki herkes donup kaldı.
Tam o sırada bilgisayardaki görüntü devam etti.
Kapüşonlu kişi kameraya doğru küçük bir zarf bıraktı.
Sonra arkasını dönüp gözden kayboldu.
Polis memuru şaşkınlıkla konuştu.
"Ekipler zarfı olay yerinden aldı."
Başkomiser kaşlarını çattı.
"İçinde ne var?"
Memur yavaşça zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta küçük yaşlardaki Elif vardı.
Ama fotoğrafın çekildiği günü Elif hiç hatırlamıyordu.
Çünkü onu kucağında tutan kişi...
Annesi değildi.
Nermin'di
Odadaki sessizlik birkaç saniye boyunca bozulmadı.
Elif, polis memurunun elindeki fotoğrafa kilitlenmişti.
Fotoğrafta en fazla iki yaşındaydı.
Kırmızı bir mont giymiş, kahkahalar atıyordu.
Onu kucağında tutan genç kadın ise objektife değil, Elif'e bakarak gülümsüyordu.
Fotoğrafın arkasında Aras'ın el yazısı vardı.
"Bir gün gerçeği öğrenirse, ona bunu ilk sen göster."
Altında ise tek bir isim...
Nermin.
Elif'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Ben..."
"...onu hiç hatırlamıyorum."
Lâl yavaşça yanına geldi.
"Çünkü çok küçüktün."
"Halana çok bağlıydın."
"Her geldiğinde seni saatlerce kucağından indirmezdi."
Elif şaşkınlıkla başını kaldırdı.
"O zaman neden bana öldüğü söylendi?"
Bu kez yaşlı adam konuştu.
"Çünkü başka çaremiz yoktu."
"Ne demek?"
"Nermin kaybolduktan sonra seni arayan insanlar oldu."
"Kimler?"
"Bilmiyoruz."
"Ama tek bildiğimiz..."
"...sana ulaşmak istedikleriydi."
Emre dikkatle dinliyordu.
"Bu yüzden Elif'in bütün aile bağları gizlendi."
Yaşlı adam başını salladı.
"Evet."
"Senin güvenliğin için."
Başkomiser masaya eğildi.
"Fotoğrafın bulunduğu zarfın içinde başka bir şey var mıydı?"
Polis memuru küçük bir kâğıt daha uzattı.
"Bu çıktı."
Kâğıtta yalnızca birkaç rakam yazıyordu.
11 - 14 - 29
Selim kaşlarını çattı.
"On bir..."
"On dört..."
"Yirmi dokuz..."
Mert düşündü.
"Bunlar tarih olamaz."
Lâl ise bir anda irkildi.
"Hayır..."
"Bunlar tarih değil."
Herkes ona döndü.
"Aras, önemli noktaları hiçbir zaman isimle yazmazdı."
"Daima numara kullanırdı."
Emre hemen sordu.
"Yani?"
"11..."
"...eski tren istasyonu."
"14..."
"...gizli dosya."
"29..."
"...son depo."
Elif derin bir nefes aldı.
Üç parça...
Üç durak...
Ve gerçeğe ulaşmak için üçünün de tamamlanması gerekiyordu.
Tam o sırada odanın elektrikleri bir anda kesildi.
Her yer karanlığa gömüldü.
Koridordan insanların sesleri yükseldi.
"Neler oluyor?"
"Jeneratörü çalıştırın!"
Acil durum lambaları kırmızı bir ışıkla yanmaya başladı.
Odanın içi loş bir aydınlığa büründü.
Tam o anda...
Tak...
Toplantı odasının kapısı yavaşça açıldı.
Kimse kapıya dokunmamıştı.
Emre hemen silahını çekti.
"Herkes geride dursun."
Koridor bomboştu.
Yerde siyah bir zarf duruyordu.
Başkomiser dikkatlice yaklaşıp zarfı aldı.
Üzerinde tek cümle yazıyordu.
"Elif dışında kimse açmasın."
Başkomiser kısa bir an tereddüt etti.
Sonra zarfı Elif'e uzattı.
"Sen aç."
Elif titreyen elleriyle mührü kırdı.
İçinden eski bir kaset çıktı.
Üzerine beyaz etiket yapıştırılmıştı.
Etikette Aras'ın el yazısıyla şu yazıyordu:
"Elif - Sadece yalnızken dinle."
Kasetin altında ise küçük bir not vardı.
"Seni izleyen kişi sandığından daha yakın."
Elif notu okurken istemsizce odadakilere baktı.
Emre...
Lâl...
Selim...
Mert...
Başkomiser...
Yaşlı adam...
Hepsi sessizce onu izliyordu.
O anda...
Telefonu yeniden titredi.
Bu kez gönderen ne F idi...
Ne de N.
Ekranda yalnızca tek bir kelime vardı.
"BABA."
Elif'in nefesi kesildi.
Mesajı açtı.
Ekranda tek cümle yazıyordu:
"Kaseti sakın emniyette dinleme."
Mesaj okunur okunmaz ekran karardı.
Elif'in elleri titriyordu.
Çünkü bu mesajı gönderen kişi...
Ya yıllardır ölü sanılan babasıydı...
Ya da birisi, Aras'ın adını kullanarak onları çok daha büyük bir oyunun içine çekiyordu.
Toplantı odasında derin bir sessizlik vardı.
Elif'in telefonu hâlâ elindeydi.
Ekran kararmıştı.
Az önce gelen mesajdan geriye hiçbir iz kalmamıştı.
Sadece kendi yansımasını görüyordu.
"...Baba."
Bu kelimeyi fısıldadığı anda Lâl ona döndü.
"Bir şey mi dedin?"
Elif başını hızla iki yana salladı.
"Hayır."
Kaseti çantasına koydu.
Mesajı ise kimseye anlatmadı.
İçinden yükselen his, bunun doğru karar olduğunu söylüyordu.
Başkomiser masanın başına geçti.
"Herkes beni dikkatle dinlesin."
"Bugün yaşananlardan sonra operasyonun yönü değişti."
"Depo 29'a girmeden önce eski tren istasyonu tamamen aranacak."
"Hiç kimse tek başına hareket etmeyecek."
Bu söz üzerine Elif'in kalbi sıkıştı.
Çünkü artık biliyordu...
Kendisi tam tersini yapmak zorundaydı.
Toplantı bittikten sonra herkes odadan çıkmaya başladı.
Emre kapının önünde durdu.
"Elif."
"Evet?"
"Bugün çok şey öğrendin."
"Ama ne olursa olsun..."
"...tek başına hareket etme."
Elif gülümsemeye çalıştı.
"Söz."
Fakat bu sözü verirken bile, birkaç saat sonra istasyona tek başına gitmeyi planlıyordu.
Akşam çökmeye başlamıştı.
Emniyet binasının koridorları sessizleşmişti.
Nöbetçi polisler dışında neredeyse kimse kalmamıştı.
Elif odasında dinleniyormuş gibi yaptı.
Saatine baktı.
11.18
Tren biletindeki saate yalnızca yirmi yedi dakika vardı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Çantasını omzuna aldı.
Kaseti, pusula kolyesini, Ferit'in anahtarını ve cep saatini kontrol etti.
Hepsi yanındaydı.
Kapıyı sessizce açtı.
Koridor boştu.
Tam merdivenlere yönelirken arkasından bir ses duydu.
"Nereye gidiyorsun?"
Elif irkilerek döndü.
Yaşlı adam karanlığın içinde durmuştu.
Yüzünde sakin bir ifade vardı.
"Biraz hava almaya."
Yaşlı adam hafifçe gülümsedi.
"Ben yaşlı olabilirim."
"Ama yalanı hâlâ anlayabiliyorum."
Elif sustu.
Yaşlı adam cebinden küçük, deri kaplı bir defter çıkardı.
"Bu Aras'ın son not defteri."
Elif şaşkınlıkla baktı.
"Bende olduğunu bilmiyordum."
"Kimse bilmiyordu."
"Neden şimdi veriyorsunuz?"
"Çünkü artık zamanı geldi."
Elif defteri aldı.
İlk sayfasını açtı.
Yalnızca tek cümle yazıyordu.
"Elif, eğer bu satırları okuyorsan doğru yoldasın. Ama unutma... Seni durdurmaya çalışan herkes düşmanın değildir."
Sayfanın altında küçük bir harita vardı.
Harita...
Eski tren istasyonunu gösteriyordu.
Elif başını kaldırdı.
"Demek biliyordunuz."
Yaşlı adam yavaşça başını salladı.
"Aras, bir gün oraya gideceğini biliyordu."
"Beni neden durdurmuyorsunuz?"
"Çünkü seni durdurursam..."
"...babanın vasiyetini yerine getiremem."
Elif'in gözleri doldu.
"Ya bu bir tuzaksa?"
Yaşlı adam cevap vermeden önce uzun süre sustu.
"Muhtemelen tuzak."
"Fakat bazen gerçeğe ulaşmanın tek yolu..."
"...o tuzağın içine yürümektir."
Saat 11.39'u gösteriyordu.
Elif emniyet binasının arka kapısından sessizce çıktı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Sokak lambalarının altında ince damlalar parlıyordu.
Uzakta eski tren istasyonunun silueti seçiliyordu.
Yıllardır kullanılmayan raylar pas tutmuştu.
İstasyona doğru yürürken cebindeki cep saati yeniden çalışmaya başladı.
Tik...
Tak...
Tik...
Her adımda sesi biraz daha hızlanıyordu.
İstasyona vardığında eski peron tamamen boş görünüyordu.
Saatine baktı.
11.45
Tam o anda rayların diğer ucundan yavaş adımlar duyuldu.
Sislerin arasından uzun siyah bir palto giyen biri yürüyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Boynunda ise gümüş bir pusula kolyesi vardı.
Kişi birkaç metre kala durdu.
Yavaşça kapüşonunu indirdi.
Elif'in nefesi kesildi.
Karşısındaki kadın, fotoğraflardaki genç hâline çok benziyordu.
Yıllar onu değiştirmişti...
Ama gözleri aynıydı.
Kadın sessizce konuştu.
"Merhaba Elif..."
"...beni herkes öldü sanıyor."
Bir an durdu.
Sonra gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Ben..."
"...Nermin
