7. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR
DÖRDÜNCÜ KİŞİ
Elif, fotoğrafı defalarca inceledi.
Kalemle karalanan yüz bilinçli olarak gizlenmişti. Ama bir ayrıntı dikkatini çekti.
Karalanmış kişinin sağ bileğinde, gümüş renkli ince bir bileklik vardı.
Bir anda zihninde kısa bir görüntü belirdi.
Yağmur yağıyordu...
Birisi gülüyordu...
Ve aynı bileklik, sokak lambasının altında parlıyordu.
Elif başını tuttu.
"Bu... Bu gerçek miydi?"
Akşam olunca Mert'i aradı.
"Fotoğrafta dördüncü biri var."
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
"Demek sonunda bulmuşsun."
"Kim o?"
"Ben de bilmiyorum."
"Yalan söylüyorsun."
Mert derin bir nefes aldı.
"Yüzünü hatırlamıyorum."
"Nasıl yani?"
"Kazadan sonra ben de bazı şeyleri unuttum."
Elif ilk kez yalnız olmadığını fark etti. Sadece onun değil, Mert'in hafızasında da boşluklar vardı.
Ertesi gün Elif, eski liselerine gitmeye karar verdi.
Koridorlar yıllar öncesindeki gibiydi.
Tam çıkacakken yaşlı hizmetli Hasan Amca onu gördü.
"Elif... Sen misin?"
Elif gülümsedi.
"Beni hatırladınız mı?"
"Unutulur musun hiç? Sen, Mert ve Zeynep hep beraberdiniz."
Elif cesaretini toplayıp sordu:
"Peki dördüncü biri var mıydı?"
Hasan Amca'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Evet..."
"Kimdi?"
Yaşlı adam cevap vermeden önce koridorun sonuna baktı.
Sanki biri onları dinliyormuş gibi.
"Onun adını burada söyleyemem."
"Neden?"
"Çünkü yıllar önce bana bir söz verdirdiler."
Tam o sırada okulun elektrikleri aniden kesildi.
Koridor karanlığa gömüldü.
Birkaç saniye sonra acil durum lambaları yandı.
Hasan Amca ortada yoktu.
Yerinde sadece küçük, katlanmış bir kâğıt duruyordu.
Elif kâğıdı açtı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
"Mezarlığa git. Cevaplar bir mezar taşının altında saklı."
Elif'in kalbi hızlandı.
Ama onu asıl ürküten şey, kâğıdın en altındaki imzaydı.
"E."
Bu harf...
Kendi adının baş harfiydi.
Sanki bu notu yıllar önce... kendisi yazmıştı.
