17. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR

GEÇMİŞİN GÖLGESİ

G. ELİF YAĞMUR

Deponun içindeki sessizlik, adamın söylediği tek kelimeyle parçalanmıştı.

"Kızım..."

Elif olduğu yerde donup kaldı.

Yıllardır her sabah gördüğü, çocukluğunda elinden tutan, bisiklet sürmeyi öğreten adam şimdi karşısında yabancı biri gibi duruyordu. Yüzü yorgundu. Gözlerinin altındaki morluklar, uzun zamandır doğru dürüst uyumadığını gösteriyordu. Saçlarına düşen aklar ise Elif'in onu en son gördüğü zamandan çok daha fazlaydı.

"Baba..." diye fısıldadı.

Adam bir adım attı ama sonra durdu.

"Sana sarılmayı o kadar çok istiyorum ki..." dedi kısık bir sesle. "Ama önce senden özür dilemem gerekiyor."

Elif'in gözleri doldu.

"Ben anlamıyorum. Herkes bana yalan söylüyor. Sen de mi?"

Adam başını eğdi.

"Hayır. Sana hiç yalan söylemedim."

"Öyleyse neden benden yıllarca gerçekleri sakladın?"

Depodaki soğuk hava daha da ağırlaşmış gibiydi.

Mert ve Zeynep sessizce geri çekildiler. Bu konuşmanın yalnızca baba ve kız arasında geçmesi gerektiğini hissediyorlardı.

Adam cebindeki eski zarfı Elif'e uzattı.

"Bu mektubu Eren bana kazadan iki gün önce verdi."

Elif titreyen elleriyle zarfı aldı.

Zarfın üzerindeki yazıyı görünce nefesi kesildi.

"Sadece Ahmet Amca açabilir."

Babasının adı...

Demek Eren, ona güvenmişti.

"Hiç açtın mı?" diye sordu Elif.

Adam yavaşça başını salladı.

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü bana bir söz verdirdi."

Elif şaşkınlıkla baktı.

"Ne sözü?"

"'Eğer bana bir şey olursa mektubu Elif okuyacak.' dedi."

Depoda derin bir sessizlik oluştu.

Elif, yıllardır açılmamış zarfın kenarını dikkatlice kaldırdı.

Kâğıt eskiydi. Mürekkep yer yer dağılmıştı.

İlk satırda şu yazıyordu:

"Sevgili Ahmet Amca... Eğer bu satırlar Elif'in elindeyse, demek ki onu koruyamadım."

Elif'in boğazı düğümlendi.

Mektup devam ediyordu.

"Bu olayın suçlusu sandığınız kişi değil. Lütfen Elif'in benden nefret etmesine izin vermeyin. Çünkü o gece verdiğim kararın başka bir yolu yoktu."

Elif gözlerini kapattı.

"Eren neden böyle yazmış?"

Babası derin bir nefes aldı.

"Çünkü seni korumaya çalışıyordu."

"Kimden?"

Adam cevap vermeden önce deponun kapısına baktı.

Sanki yıllardır korktuğu bir ismi söylemek istemiyordu.

Tam o sırada...

Dışarıdan ayak sesleri duyuldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Birden fazla kişi depoya yaklaşıyordu.

Mert hemen ışıkları kapattı.

"Herkes sessiz olsun."

Ayak sesleri kapının önünde durdu.

Sonra tok ve soğuk bir erkek sesi duyuldu.

"İçeride olduğunuzu biliyoruz."

Elif'in kalbi hızla çarpmaya başladı.

Babası fısıldadı:

"Onlar bizi buldu..."

"Kim onlar?" diye sordu Elif.

Adam ilk kez korkuyla onun gözlerinin içine baktı.

"Daire."

"Daire mi?"

"Evet... Kendilerine 'Daire' diyen bir örgüt. On dört Ekim gecesi yaşanan her şeyin arkasında onlar var."

Mert şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

"Bir örgüt mü?"

"Yıllardır insanları susturuyorlar. Gerçeği bilen herkes ya kayboldu... ya da susturuldu."

Kapının dışından metal sürgünün açılma sesi geldi.

Adam hızla deponun arka duvarına yöneldi.

Eski raflardan birini çekince arkasında dar bir geçit ortaya çıktı.

"Çabuk!"

"Hepiniz buradan çıkın."

Elif şaşkınlıkla babasına baktı.

"Sen gelmiyor musun?"

Adam acı bir gülümsemeyle başını salladı.

"Birinin onları oyalaması gerekiyor."

"Hayır! Seni burada bırakamam."

Babası iki eliyle Elif'in omuzlarını tuttu.

"Yıllardır seni korumaya çalışıyorum. Bugün de aynı şeyi yapacağım."

Elif'in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Tam o sırada deponun büyük kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı.

İçeri siyah kıyafetli birkaç kişi girdi.

Yüzleri maskeyle kapalıydı.

İçlerinden biri yüksek sesle bağırdı:

"Kimse kaçmasın!"

Babası son kez Elif'e baktı.

"Güçlü ol."

Mert, Elif'in kolundan tutarak onu gizli geçide doğru çekti.

Geçidin kapısı kapanırken Elif'in duyduğu son şey, babasının kararlı sesiydi:

"Kızımı bu kez size vermeyeceğim!"

Ardından depoda silah sesine benzeyen tek bir yüksek patlama yankılandı.

Ve geçidin kapısı tamamen kapandı.