37. bölüm · YARIM KALAN MEKTUPLAR

GEÇMİŞİN SON PERDESİ

G. ELİF YAĞMUR

“Aras geri döndü.”
Selin’in sesi, köşkün karanlığında yankılandığında kimse birkaç saniye boyunca nefes bile alamadı.
Elif, annesine bakıyordu. Yıllardır zihninde yalnızca birkaç silik anıyla yaşattığı kadın şimdi karşısında duruyordu. Ama Selin’in yüzündeki korku, Elif’in beklediği hiçbir şeye benzemiyordu.
“Ne demek Aras geri döndü?” dedi Murat.
Selin cevap vermedi.
Gözleri kapının hemen arkasındaki karanlığa kilitlenmişti.
Murat bir adım öne çıktı.
“Selin.”
“Yaklaşma.”
Bu tek kelime herkesi durdurdu.
Karanlıktaki siluet yavaşça hareket etti.
Ay ışığı kırık pencereden içeri sızınca yüzün bir kısmı ortaya çıktı.
Elif’in kalbi sıkıştı.
Aras.
Ya da Aras’a benzeyen biri.
Murat’ın yüzündeki şaşkınlık ise her şeyden daha ağırdı.
“Bu mümkün değil…” diye fısıldadı.
Vedat başını eğdi.
“Demek sonunda ortaya çıkmaya karar verdin.”
Siluet birkaç adım daha attı.
“Hayır, Vedat,” dedi adam. “Ortaya çıkmaya ben karar vermedim.”
Elif’in elindeki dosya yere düştü.
Adam ona baktı.
“Beni buraya getiren sizsiniz.”
Elif eğilip dosyayı almak istedi ama Eren kolundan tuttu.
“Dur.”
“Eren…”
“Bilmiyoruz kim olduğunu.”
Adam hafifçe gülümsedi.
“Bunu söyleyen kişinin o olması ne kadar ironik.”
Eren’in bakışları sertleşti.
Murat araya girdi.
“Sen kimsin?”
Adam gözlerini Murat’a çevirdi.
“Bunu gerçekten sormak zorunda mısın?”
Murat’ın yüzü değişti.
“Aras…”
Selin hemen bağırdı:
“Hayır!”
Herkes ona döndü.
Selin’in gözleri dolmuştu.
“Bu Aras değil.”
Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Sonunda.”
Selin titreyen bir nefes aldı.
“Yıllardır herkes aynı hatayı yaptı. Birinin yüzünü gördüler ve onun Aras olduğunu sandılar.”
Elif annesine doğru yaklaştı.
“Peki gerçek Aras nerede?”
Sessizlik.
Selin kızına baktı.
Sonra Murat’a.
“Bunu artık saklayamam.”
Murat başını iki yana salladı.
“Selin, burada değil.”
“Tam da burada.”
Selin, köşkün zemininin ortasını işaret etti.
“Çünkü Aras’ın bütün sırrı bu evin altında başladı.”
Vedat öne çıktı.
“Ve burada bitecek.”
Elif hemen döndü.
“Hayır. Bu kez hiçbiriniz benim yerime karar vermeyeceksiniz.”
Elini cebine attı ve annesinden kalan kolyeyi çıkardı.
Kolyenin arkasındaki küçük metal parçayı çevirdi.
Üzerindeki işaret yeniden göründü:
M — 17.04 — 03:17
Adam bunu görünce ilk kez gerçekten korktu.
Elif bunu fark etti.
“Bunu biliyorsun.”
Adam cevap vermedi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Hâlâ sessizlik.
Elif bir adım daha attı.
“Annem bu kolyeyi bana bıraktı. Murat bunun benim doğum saatim olduğunu söyledi. Ama belli ki başka bir anlamı daha var.”
Adam gözlerini kapattı.
“Var.”
“Ne?”
Adam yavaşça konuştu:
“17.04. O gece yalnızca köşk yanmadı.”
Murat’ın bakışları sertleşti.
“Devam et.”
“Bir hayat da orada değişti.”
Selin gözlerini kapattı.
Elif annesine döndü.
“Benim hayatım mı?”
Selin cevap vermedi.
Bu kez Elif’in sesi titredi.
“Anne… Benim hayatım mı?”
Selin kızına yaklaştı.
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Senin hayatın değil.”
“Öyleyse kimin?”
Selin’in gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Aras’ın.”
Köşkte yeniden ağır bir sessizlik oluştu.
Ferit, duvarın yanında hareketsiz duruyordu.
Sonunda konuştu:
“Artık her şeyi anlatmanın zamanı geldi.”
Murat ona döndü.
“On yedi yıl önce ne oldu?”
Ferit başını kaldırdı.
“Aras, Murat’ı satmadı.”
Murat sustu.
“Vedat’la iş birliği yapmadı.”
Vedat’ın yüzü gerildi.
“Ferit…”
“Bırak.”
Ferit ilk kez Vedat’ın sözünü kesti.
“Yıllardır herkes benden susmamı istedi. Aras sustu. Murat sustu. Selin sustu. Ben sustum. Ama Elif artık gerçeği bilmek zorunda.”
Elif’in gözleri doldu.
“Ne oldu o gece?”
Ferit derin bir nefes aldı.
“Aras, Vedat’ın kurduğu yapının içine kendi isteğiyle girmedi.”
“Peki neden girdi?”
“Çünkü Murat’ı kurtarmak istiyordu.”
Murat gözlerini kapattı.
Ferit devam etti:
“Fakat planları öğrenildi. Aras’ın peşine düştüler. Murat onu kaçırmaya çalıştı. Selin ise seni korumak için ortadan kayboldu.”
Elif annesine baktı.
“Beni neden bıraktın?”
Selin cevap vermekte zorlandı.
“Çünkü seni de alırsam seni bulurlardı.”
“Kim?”
Selin gözlerini kapıya çevirdi.
“Aras değil.”
Elif’in kaşları çatıldı.
“Kim o zaman?”
Selin’in cevabı fısıltı gibi çıktı:
“Aras’ın yerine geçen kişi.”
Karanlıktaki adam başını eğdi.
“Sonunda gerçek adımı söyleyeceksin.”
Selin ona baktı.
“Evet.”
Adam bir adım attı.
“Ben Aras’ın ikizi değilim.”
Elif’in nefesi kesildi.
Adam devam etti:
“Ben Aras’ın kardeşi de değilim.”
Murat’ın yüzü bembeyaz oldu.
“Öyleyse kimsin?”
Adam cevap vermeden önce Elif’in elindeki kolyeye baktı.
“Ben, Aras’ın ölümünden sonra onun kimliğini taşıması için seçilen kişiyim.”
Elif’in zihnindeki bütün parçalar bir anda birbirine çarptı.
Dosya.
Fotoğraf.
Kayıt.
Dokuzuncu oda.
“Ölmedi.”
“Aras geri döndü.”
“Beni buraya getiren kişi ben değilim.”
Hepsi aynı noktaya çıkıyordu.
Ama Elif henüz asıl soruyu sormamıştı.
“Gerçek Aras nerede?”
Adam başını kaldırdı.
“Onu bulmak istiyorsan…”
Bir an durdu.
“…önce babana sormalısın.”
Elif yavaşça Murat’a döndü.
Murat gözlerini kaçırdı.
Ve Elif o anda anladı.
Murat’ın hâlâ sakladığı bir şey vardı.
Hem de bütün bu hikâyenin son düğümü olabilecek kadar büyük bir şey.
“Baba…”
Murat cevap vermedi.
“Elimdeki bütün cevapları istiyorum.”
Murat sonunda gözlerini kızına çevirdi.
“Peki.”
Bir adım öne çıktı.
“Öyleyse sana on yedi yıl önce gerçekten ne olduğunu anlatacağım.”
Köşkün dışından bir kapı sesi geldi.
Herkes aynı anda karanlığa döndü.
Murat’ın yüzündeki ifade değişti.
“Geç kaldık…”
Selin fısıldadı:
“Hayır.”
“Ne?”
Selin gözlerini kapıya dikti.
“Geç kalan biz değiliz.”
Kapının dışından bir erkek sesi duyuldu:
“Hayır, Selin.”
Kısa bir sessizlik.
“Bu kez ben erken geldim.”
Murat’ın “Geç kaldık…” sözünün ardından köşkün içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Elif, babasına bakıyordu.
“Ne demek geç kaldık?”
Murat cevap vermeden kapıya yöneldi. Ferit de hemen arkasından ilerledi.
Selin ise Elif’in kolunu tuttu.
“Sen burada kal.”
“Hayır.”
“Elif…”
“Yıllardır herkes benden bir şey sakladı. Artık hiçbir yere gitmiyorum.”
Eren, Elif’in yanına geçti.
“Bu kez yalnız değilsin.”
Elif ona baktı.
Kısa bir an için bütün korkusuna rağmen kendini güvende hissetti.
Sonra kapı açıldı.
İçeri giren kişi yaşlı bir adamdı. Elinde eski bir zarf vardı.
Murat onu görür görmez durdu.
“Sen…”
Adam zarfı ona uzattı.
“Bunu yıllardır saklıyorum.”
Murat zarfı almadı.
“Artık saklamana gerek yok.”
Adam başını salladı.
“Hayır. Artık senin de saklamana gerek yok.”
Elif birkaç adım yaklaştı.
“Zarfın içinde ne var?”
Adam cevap vermeden zarfı Elif’e uzattı.
Elif tereddüt etti.
Sonunda aldı.
Üzerinde yalnızca tek bir isim yazıyordu:
ELİF
Zarfı açtı.
İçinden eski bir mektup çıktı.
Elif ilk satırı okuduğunda gözleri doldu.
“Sevgili kızım…”
Selin nefesini tuttu.
Murat başını öne eğdi.
Elif mektubu okumaya devam etti.
Mektupta annesi, yıllar önce yaşananları anlatıyordu. Çamlık Köşkü’ndeki yangının aslında bir ölüm planı olmadığını, Murat’ın Aras’ı kurtarmaya çalıştığını, kendisinin ise Elif’i korumak için ortadan kaybolduğunu anlatıyordu.
Ama en önemli gerçek son sayfadaydı.
Aras yaşamıştı.
Fakat yıllar boyunca kendi adını kullanamamıştı.
Kimliğini taşıyan kişi ise Vedat’ın kontrolündeki bir piyondu.
Elif başını kaldırdı.
“Peki gerçek Aras nerede?”
Murat derin bir nefes aldı.
“Yıllardır başka bir ülkede yaşıyordu.”
Elif şaşkınlıkla baktı.
“Yaşıyor mu?”
“Evet.”
Ferit söze girdi:
“Ve artık geri dönmesine gerek yok.”
Elif’in yüzündeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı.
“Bunca yıl… Bunca insan neden sustu?”
Selin kızının yanına geldi.
“Çünkü seni korumaya çalıştık.”
“Beni korumak için hayatımı yalanlarla doldurdunuz.”
Selin gözyaşlarını sildi.
“Haklısın.”
Bu kez kimse itiraz etmedi.
Vedat başını eğdi.
“Ben de yaptıklarımın hesabını vereceğim.”
Murat ona döndü.
“Vereceksin.”
Dışarıdan siren sesleri duyuldu.
Ferit pencereye baktı.
“Polis geldi.”
Elif elindeki mektuba baktı.
Yıllardır peşinden koştuğu cevaplar nihayet önündeydi.
Artık saklanacak bir oda yoktu.
Gizli bir kayıt yoktu.
Yeni bir anahtar yoktu.
Yeni bir dosya yoktu.
Ve ilk kez Elif, geçmişin gerçekten sona erebileceğini hissetti.
Eren elini tuttu.
“Bitti.”
Elif ona baktı.
“Gerçekten mi?”
Eren başını salladı.
“Bu kez gerçekten.”
Selin, kızına sarıldı.
Elif uzun süre annesinin kollarında kaldı.
Sonra gözlerini kapattı.
On yedi yıl boyunca taşıdığı soru ilk kez cevabını bulmuştu.
Neden terk edildim?
Çünkü terk edilmemişti.
Korunmuştu.
Ama artık korunmaya ihtiyacı yoktu.
Çünkü geçmiş kapısını kapatmıştı.
Ve Elif, hayatında ilk kez o kapının anahtarını kendi elleriyle bıraktı.
Tam o sırada Eren cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Elif şaşkınlıkla ona baktı.
“Eren?”
Eren gülümsedi.
“Geçmiş bitti.”
Kutuyu açtı.
“Şimdi geleceğimiz hakkında konuşabilir miyiz?”
Eren, küçük kutuyu Elif’in önünde açık tutuyordu.
Elif birkaç saniye boyunca tek kelime edemedi.
Az önce yaşananların ağırlığı hâlâ omuzlarındaydı. Annesine kavuşmuş, babasının yıllardır sakladığı gerçekleri öğrenmiş ve sonunda geçmişin bütün kapılarını kapatmıştı.
Şimdi ise karşısında bambaşka bir hayat duruyordu.
Eren elini uzattı.
“Elif…”
Elif gözlerini kaldırdı.
“Bunca zaman birbirimizi kaybettik. Bazen birbirimize çok yaklaştık, bazen aramıza yıllar girdi. Ama ne olursa olsun, seni düşünmekten hiç vazgeçmedim.”
Elif’in gözleri doldu.
“Eren…”
“Bu kez senden geçmişi değiştirmeyi istemiyorum. Olan hiçbir şeyi unutmanı da istemiyorum. Sadece bundan sonrasını benimle geçirmeni istiyorum.”
Kutunun içindeki yüzüğü çıkardı.
“Benimle evlenir misin?”
Köşkün içinde çıt çıkmıyordu.
Murat kızına baktı.
Selin, gözyaşlarını tutmaya çalışarak gülümsedi.
Ferit başını öne eğdi.
Eren ise Elif’in cevabını bekliyordu.
Elif birkaç saniye sonra gülümsedi.
“Ben de seni seviyorum.”
Eren’in gözleri doldu.
“Elif…”
“Evet.”
Eren’in yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Evet mi?”
Elif başını salladı.
“Evet, Eren. Seninle evlenirim.”
Eren yüzüğü Elif’in parmağına taktı.
Elif yüzüğe baktı.
Yıllarca taşıdığı bütün sırların, korkuların ve soruların ardından parmağındaki o küçük yüzük ona ilk kez geleceğin gerçekten var olduğunu hissettirmişti.
Murat yanlarına geldi.
“Demek sonunda…”
Eren ona baktı.
“Sonunda ne?”
Murat gülümsedi.
“Sonunda kızımı benden isteyen biri çıktı.”
Elif babasına sarıldı.
“Baba…”
Murat kızının saçlarını okşadı.
“Mutlu ol yeter.”
Selin de yanlarına geldi.
Elif annesine baktı.
“Sen de yanımda olacaksın, değil mi?”
Selin hiç düşünmeden cevap verdi.
“Bu kez hiçbir yere gitmeyeceğim.”
Elif annesine sarıldı.
O gece Çamlık Köşkü'nden çıktıklarında Elif son kez arkasına baktı.
Yıllarca korktuğu o bina artık gözünde eskisi kadar büyük değildi.
Çünkü içinde saklanan sırların hiçbirinin artık onun hayatını yönetmesine izin vermeyecekti.
Eren elini tuttu.
“Hazır mısın?”
Elif ona baktı.
“Yeni bir hayata mı?”
“Evet.”
Elif gülümsedi.
“Hazırım.”
Arabaya bindiler.
Köşk arkalarında kaldı.
Ve Elif bilmiyordu…
Onu geçmişinden kurtaran gecenin ardından, hayatının en güzel günlerine doğru ilerlediğini sanırken başka biri uzaktan onları izliyordu.
Mert.
Elindeki telefonda Elif’in yüzüğünün fotoğrafı vardı.
Fotoğrafa uzun süre baktı.
Sonra ekranı kapattı.
Yüzündeki öfke artık saklanamayacak kadar belirgindi.
“Demek evleniyorsunuz…”
Telefonunu cebine koydu.
“Öyleyse ben de düğününüzü asla unutamayacağınız bir geceye çevireceğim.”
Ve o anda, Elif ile Eren’in kurduğu gelecek planının tam karşısında, Mert’in karanlık planı başlamış oldu.
Çamlık Köşkü'nden dönüşlerinin üzerinden üç hafta geçmişti.
Üç hafta boyunca ilk kez hiçbir gizem peşlerinden gelmemişti.
Ne bir telefon.
Ne bir not.
Ne de geçmişten çıkan yeni bir sır.
Elif sabah uyandığında bazen buna hâlâ inanamıyordu.
Salonun penceresinin önünde durmuş dışarı bakarken annesinin sesi duyuldu.
"Kahvaltı hazır."
Elif gülümsedi.
"Geliyorum."
Bu kelime bile ona hâlâ garip geliyordu.
Anne.
Yıllardır yalnızca hayalini kurduğu kişi artık aynı evdeydi.
Selin mutfakta çayları hazırlarken Murat gazeteyi katladı.
"Bugün yüzük bakmaya mı gidiyorsunuz?"
Elif gülerek başını salladı.
"Baba, yüzüğü çoktan aldı."
Murat omuz silkti.
"Ben hâlâ alışamadım."
Selin güldü.
"Sen hiçbir şeye alışamazsın."
Tam o sırada kapı çaldı.
Elif kapıyı açtığında karşısında Eren'i gördü.
Eren elindeki çiçeği uzattı.
"Günaydın."
Elif gülümsedi.
"Sabah sabah çiçek mi?"
"İtiraz mı ediyorsun?"
"Hayır."
Eren ona yaklaşarak fısıldadı.
"Bugün önemli bir gün."
Elif kaşlarını kaldırdı.
"Neden?"
"Çünkü düğün tarihini belirleyeceğiz."
Elif'in yüzündeki gülümseme büyüdü.
Aylar boyunca ölüm, sırlar ve kayıplarla uğraşmıştı.
Şimdi ise konuşulan şey düğün salonlarıydı.
Bu ona inanılmaz geliyordu.
Öğleden sonra birlikte şehir merkezindeki bir kafede oturuyorlardı.
Eren önündeki deftere notlar alıyordu.
"Salon."
Tik attı.
"Fotoğrafçı."
Bir tik daha.
"Misafir listesi."
Elif kahvesinden bir yudum aldı.
"Sen bu işi fazla ciddiye alıyorsun."
Eren gülümsedi.
"Hayatımın en önemli günü."
Elif gözlerini kaçırdı.
Eren bunu fark etti.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Elif."
Elif birkaç saniye sustu.
"Mutlu olmaktan korkuyorum."
Eren'in yüzündeki ifade değişti.
"Neden?"
"Çünkü ne zaman her şey yoluna girse kötü bir şey oldu."
Eren masanın üzerinden uzanıp elini tuttu.
"Bu kez olmayacak."
Elif ona baktı.
"Emin misin?"
"Evet."
Elif cevap vermedi.
Ama Eren'in elini bırakmadı.
Aynı saatlerde...
Şehrin başka bir ucunda...
Mert arabasının içinde oturuyordu.
Ön koltukta bir dosya vardı.
Dosyanın üzerinde Elif ve Eren'in isimleri yazıyordu.
Mert dosyayı açtı.
İçinde düğün salonunun adı bulunuyordu.
Tarih.
Saat.
Misafir listesi.
Her şey.
Mert soğuk bir gülümsemeyle koltuğa yaslandı.
"Sonunda."
Telefonu çaldı.
Arayan kişi görünmüyordu.
Mert açtı.
"Ne oldu?"
Karşıdaki adam konuştu.
"Her şey hazır."
"Kimse şüphelenmedi mi?"
"Hayır."
Mert pencerenin dışına baktı.
"İyi."
Telefon kapandı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra Elif'in fotoğrafına baktı.
"Ben kaybedersem..."
Fotoğrafı kapattı.
"...kimse kazanamayacak."
Akşam olduğunda Elif ve Eren sahilde yürüyordu.
Hava serinlemişti.
Denizin sesi kıyıya vuruyordu.
Eren bir anda durdu.
"Bir şey soracağım."
Elif gülümsedi.
"Sor."
"Düğünden sonra nereye gitmek istersin?"
Elif düşündü.
"Fark etmez."
"Emin misin?"
"Evet."
"Neden?"
Elif başını onun omzuna yasladı.
"Çünkü önemli olan yer değil."
Eren gülümsedi.
"Ben miyim?"
"Biraz kendini beğenmişsin."
İkisi de güldü.
Fakat onları uzaktan izleyen bir çift göz vardı.
Karanlıkta duran kişi telefonunu kaldırdı.
Bir fotoğraf çekti.
Sonra sessizce uzaklaştı.
Elif bunu görmedi.
Eren de görmedi.
Ama yaklaşan fırtına ilk adımını çoktan atmıştı.
Ve düğün gününe yalnızca birkaç hafta kalmıştı.
Evde herkes bir telaş içindeydi.
Selin ve Nermin oturma odasında davetiyeleri kontrol ediyor, Murat sürekli eksik bir şey olup olmadığını soruyor, Eren ise düğün hazırlıklarının son ayrıntılarıyla uğraşıyordu.
Elif ise ilk kez uzun zamandır kendini normal biri gibi hissediyordu.
Sabah odasının penceresini açtığında yüzüne vuran rüzgâr bile farklı geliyordu.
Artık geçmişin peşinden koşmuyordu.
Artık bir cevap aramıyordu.
İlk kez yalnızca geleceği düşünüyordu.
Telefonu çaldı.
Ekranda Eren'in adı vardı.
Elif gülümseyerek açtı.
"Efendim?"
"Hanımefendi."
Elif güldü.
"Ne oldu?"
"Bugün benimle geliyorsun."
"Nereye?"
"Sürpriz."
"Eren."
"Hayır. Söylemeyeceğim."
Yarım saat sonra Eren kapının önündeydi.
Arabaya bindiklerinde Elif hâlâ nereye gittiklerini bilmiyordu.
Yaklaşık kırk dakika sonra şehirden uzak bir tepeye ulaştılar.
Elif arabadan indi.
Karşısındaki manzara nefes kesiciydi.
Şehir uzakta görünüyordu.
Gökyüzü açık ve sakindi.
Eren yanına geldi.
"Beğendin mi?"
"Çok güzel."
Eren birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Elif şaşkınlıkla baktı.
"Bu ne?"
"Bizim evimiz."
Elif dondu.
"Ne?"
Eren uzaktaki küçük taş evi işaret etti.
"Satın aldım."
Elif gözlerini büyüttü.
"Eren..."
"Bir saray değil."
"Umurumda değil."
"Biraz tadilat lazım."
Elif gülmeye başladı.
Eren de güldü.
Sonra birlikte eve doğru yürüdüler.
O sırada kilometrelerce uzakta...
Mert başka bir masanın başında oturuyordu.
Önünde düğün salonunun planı vardı.
Masanın üzerinde onlarca fotoğraf duruyordu.
Elif.
Eren.
Murat.
Selin.
Ve davetliler.
Mert fotoğraflardan birini eline aldı.
Elif'in gülümsediği bir kareydi.
Bir süre baktı.
Sonra fotoğrafı masaya bıraktı.
Kapı açıldı.
İçeri bir adam girdi.
"Her şey hazır."
Mert başını kaldırdı.
"Emin misin?"
"Evet."
"Kimse fark etmedi mi?"
"Hayır."
Adam masanın üzerindeki plana baktı.
"Son kez soruyorum."
Mert sessiz kaldı.
Adam devam etti.
"Bunu yapmak zorunda mısın?"
Mert'in gözleri karardı.
"Onlar mutlu olursa ben yaşamaya devam edemem."
Odada sessizlik oluştu.
Adam hiçbir şey söylemedi.
Mert planı katladı.
"Düğün günü her şey bitecek."
Akşam saatlerinde Elif ve Eren eve döndüler.
Kapının önünde Murat onları bekliyordu.
"Sonunda geldiniz."
Eren gülümsedi.
"Ne oldu?"
Murat elindeki zarfı uzattı.
"Birisi bırakmış."
Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Bir anlığına Çamlık Köşkü günleri aklına geldi.
"Kim bırakmış?"
"Bilmiyorum."
Elif zarfı aldı.
Üzerinde yalnızca kendi adı yazıyordu.
ELİF.
Eren hemen yanına geldi.
"Birlikte açalım."
Elif başını salladı.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir kart çıktı.
Kartın üzerinde yalnızca bir cümle vardı.
"Bazı hikâyeler düğünle bitmez."
Elif'in kalbi sıkıştı.
Eren kartı elinden aldı.
Arkasını çevirdi.
Arka tarafta tek bir tarih yazıyordu.
Düğün günü.
Ve altında küçük bir imza vardı.
M.
Elif'in yüzü bembeyaz oldu.
Eren'in bakışları sertleşti.
Çünkü ikisi de bu harfin kime ait olduğunu tahmin etmişti.
Mert.
Ve o anda, düğün gününe kalan son iki haftanın düşündükleri kadar sakin geçmeyeceğini anladılar.
Kart masanın üzerinde duruyordu.
"Bazı hikâyeler düğünle bitmez."
Altındaki tek harf ise yeterince açıktı.
M.
Mert.
Murat kartı tekrar eline aldı.
"Polise gitmeliyiz."
Eren başını salladı.
"Ortada açık bir tehdit yok."
"Bu tehdit değil mi?"
"Öyle olabilir."
Elif sessizdi.
Gözleri kartın üzerindeydi.
Yıllardır Mert'i tanıyordu.
Onun kolay kolay vazgeçen biri olmadığını da biliyordu.
Selin endişeyle yaklaştı.
"Elif?"
"İyiyim."
Ama sesi iyi olduğunu söylemiyordu.
Eren kartı katlayıp cebine koydu.
"Ne yaparsa yapsın, düğün olacak."
Elif ona baktı.
Eren'in gözlerinde kararlı bir ifade vardı.
"Bu kez hiçbir şeyin bizi durdurmasına izin vermeyeceğim."
Sonraki günler hızla geçti.
Düğüne bir hafta kalmıştı.
Salon hazırlanmış, davetlilerin büyük kısmı gelmeye başlamıştı.
Nermin ve Selin son detaylarla uğraşırken Murat sürekli güvenlik konusunu gündeme getiriyordu.
Bir akşam yemek sırasında yine aynı konu açıldı.
"Salonda güvenlik olacak."
Eren başını salladı.
"Olacak."
"Yeterli sayıda mı?"
"Olacak."
Murat derin bir nefes aldı.
"İçim rahat değil."
Elif babasının elini tuttu.
"Her şey yoluna girecek."
Murat cevap vermedi.
Çünkü yıllar boyunca öğrendiği bir şey vardı.
Bazen insanın içini sıkan hisler sebepsiz olmazdı.
Aynı gece...
Mert karanlık bir odada yalnız oturuyordu.
Önündeki masada eski fotoğraflar vardı.
Elif'in fotoğrafları.
Yıllar öncesinden.
Son aylardan.
Ve en üstte yüzük taktığı gün çekilen bir kare.
Mert uzun süre fotoğrafa baktı.
Sonra yavaşça ayağa kalktı.
Pencereye yürüdü.
Uzaktan şehrin ışıkları görünüyordu.
"Düğün günü..."
Kendi kendine konuşuyordu.
"Bakalım gerçekten mutlu olabilecek misiniz?"
Telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Aramayı açtı.
"Ne oldu?"
Karşı taraftaki kişi kısa konuştu.
"Hazırlıklar tamamlandı."
Mert başını salladı.
"İyi."
Telefon kapandı.
Odanın içinde yeniden sessizlik oluştu.
Düğüne üç gün kalmıştı.
Elif gelinliği son kez denemek için mağazaya gitmişti.
Aynanın karşısında dururken bir anlığına kendisini tanıyamadı.
Yıllar boyunca kayıpların ve sırların peşinden koşan genç kadın gitmiş gibiydi.
Yerine yeni bir hayata başlamak üzere olan biri gelmişti.
Selin gözyaşlarını silmeye çalıştı.
"Çok güzelsin."
Elif gülümsedi.
"Anne..."
Selin ona sarıldı.
"Bu günü görebileceğimi düşünmüyordum."
Elif'in gözleri doldu.
"Ben de."
Tam o sırada Elif'in telefonu titredi.
Bilinmeyen numara.
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
Eren'i aradı.
"Bir numara beni arıyor."
"Tanıyor musun?"
"Hayır."
"Eğer açarsa hoparlöre al."
Telefon yeniden çaldı.
Elif derin bir nefes aldı.
Ve açtı.
"Efendim?"
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra tanıdık bir erkek sesi duyuldu.
"Muhteşem görünüyorsun."
Elif'in kanı çekildi.
Bu sesi tanımıştı.
"Mert."
Karşı taraftan hafif bir gülüş geldi.
"Evet."
"Ne istiyorsun?"
"Hiçbir şey."
"Mert."
"Sadece seni son kez tebrik etmek istedim."
Elif'in sesi sertleşti.
"Bizden uzak dur."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Mert'in sesi yeniden duyuldu.
"Keşke bu kadar kolay olsaydı."
Hat kapandı.
Elif telefonu yavaşça indirdi.
Aynadaki yansımasına baktı.
Ve ilk kez düğün gününün düşündüğü kadar sakin geçmeyeceğinden gerçekten emin oldu.
Düğüne artık yalnızca üç gün kalmıştı.
Üç gün, Elif'in beklediğinden çok daha hızlı geçti.
Ve sonunda o gün geldi.
Düğün günü.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ev hareketlenmişti.
Selin erkenden uyanmış, Nermin'le birlikte son hazırlıkları kontrol etmeye başlamıştı.
Murat ise evin içinde dolaşıp duruyordu.
Elif onu izlerken gülümsedi.
"Baba, bu benim düğünüm."
"Biliyorum."
"O zaman neden benden daha gerginsin?"
Murat derin bir nefes verdi.
"Çünkü bugün kızımı evlendiriyorum."
Elif ayağa kalkıp ona sarıldı.
Murat da kızına sıkıca sarıldı.
"Mutlu ol."
"Olacağım."
Bu kez Murat'ın gözleri doldu.
Öğleden sonra düğün salonu yavaş yavaş dolmaya başladı.
Müzikler çalıyor, davetliler yerlerini alıyordu.
Eren hazırlık odasında aynanın karşısında duruyordu.
Ferit yanına geldi.
"Heyecanlı mısın?"
Eren güldü.
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam, çok."
İkisi de gülmeye başladı.
Yıllar sonra ilk kez etraflarında ölüm, sır ve korku değil...
Mutluluk vardı.
Gelin odasında ise Selin son kez Elif'in duvağını düzeltiyordu.
Elif aynaya baktı.
İnanması zordu.
Yıllarca cevap arayan genç kız gitmişti.
Yerine kendi hikâyesini yazmaya hazır bir kadın gelmişti.
Selin gözyaşlarını silerek gülümsedi.
"Çok güzelsin."
Elif annesine döndü.
"Bugün yanımdasın."
"Her zaman."
Kapı çaldı.
Nermin içeri girdi.
"Başlıyor."
Elif'in kalbi hızlandı.
Gerçekten başlıyordu.
Salonun içinde herkes ayağa kalktı.
Müzik yükseldi.
Eren girişe baktı.
Ve Elif göründü.
Beyaz gelinliğin içinde yavaşça yürüyordu.
Eren'in gözleri doldu.
Elif de ona bakıyordu.
Sanki salondaki yüzlerce kişi yok olmuştu.
Sadece ikisi kalmıştı.
Adım adım birbirlerine yaklaştılar.
Murat kızının elini tuttu.
Sonra Eren'e baktı.
"Onu üzersen..."
Eren gülümsedi.
"Üzemem."
Murat ilk kez rahatladı.
Ve Elif'in elini Eren'in eline bıraktı.
Nikâh başlamıştı.
Salondaki herkes sessizdi.
Nikâh memuru konuşurken Elif ve Eren birbirlerinden gözlerini ayıramıyordu.
Yılların özlemi.
Yılların bekleyişi.
Sonunda bitiyordu.
"Elif..."
Nikâh memurunun sesi duyuldu.
"Hiçbir baskı altında kalmadan Eren'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Elif'in gözleri doldu.
"Evet."
Salonda alkışlar yükseldi.
Nikâh memuru bu kez Eren'e döndü.
"Eren..."
Tam o sırada...
Salonun arka kapısı açıldı.
Herkes dönüp baktı.
Kapının önünde tek başına duran biri vardı.
Mert.
Salondaki bütün sesler bir anda kesildi.
Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Eren'in bakışları sertleşti.
Mert yavaşça içeri yürüdü.
Üzerinde siyah bir takım elbise vardı.
Sanki normal bir davetli gibi görünüyordu.
Ama yüzündeki ifade hiç normal değildi.
Murat ayağa kalktı.
"Mert."
Mert durmadı.
Gözlerini Elif'ten ayırmadan yürümeye devam etti.
"Eren."
Eren Elif'in önüne geçti.
"Burada ne işin var?"
Mert hafifçe gülümsedi.
"Davetiye gelmedi."
Salonda huzursuz bir fısıltı yayıldı.
Güvenlik görevlileri harekete geçti.
Ama Mert'in yüzündeki sakinlik herkesi daha çok korkutuyordu.
Elif ona baktı.
"Git buradan."
Mert birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını salladı.
"Keşke gidebilsem."
Eren'in eli yumruk oldu.
"Mert."
Mert bu kez ilk defa gözlerini Elif'ten ayırdı.
Ve salondaki herkese baktı.
"Bugün burada bazı gerçekler ortaya çıkacak."
Salondaki hava bir anda değişti.
Ferit ayağa kalktı.
"Neyi planlıyorsun?"
Mert cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
Ve tam o anda...
Salonun ışıkları bir kez titredi.
Ardından bütün bina karanlığa gömüldü.
Çığlık sesleri yükseldi.
Elif istemsizce Eren'in elini sıktı.
Karanlığın içinden Mert'in sesi duyuldu:
"Bu düğün kimsenin unutamayacağı bir gece olacak."
Ve salonun içinde panik başlarken, Eren Elif'i korumak için ona daha da yaklaştı. Çünkü bir şeylerin çok yanlış gitmek üzere olduğunu hissediyordu.