1. bölüm / 45
İNTİKAM ATEŞİ1.BÖLÜM YÜZLEŞME
Bölümler 45Şu an: 1.BÖLÜM YÜZLEŞME
- 1 1.BÖLÜM YÜZLEŞME1.168 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM OLAY YERİ1.196 kelime
- 3 3. BÖLÜM KARARLILIK1.746 kelime
- 4 4.BÖLÜM KARAR1.679 kelime
- 5 5.BÖLÜM KURTARIŞ1.974 kelime
- 6 6. BÖLÜM HUZUR1.821 kelime
- 7 7.BÖLÜM HAFIZA KAYBI2.121 kelime
- 8 8.BÖLÜM UMUT IŞIĞI1.623 kelime
- 9 9.BÖLÜM YAKINLAŞMA1.677 kelime
- 10 10.BÖLÜM TELAŞ1.364 kelime
- 11 11.BÖLÜM TUTKU1.830 kelime
- 12 12.BÖLÜM SINAVDAN GEÇİŞ2.035 kelime
- 13 13.BÖLÜM MUCİZE1.995 kelime
- 14 14.BÖLÜM KAPI ARKASI1.396 kelime
- 15 15.BÖLÜM HASTANE2.035 kelime
- 16 16.BÖLÜM İHANET2.047 kelime
- 17 17.BÖLÜM İFTİRA1.908 kelime
- 18 18.BÖLÜM ZİYARET1.394 kelime
- 19 19.BÖLÜM İSTANBUL984 kelime
- 20 20.BÖLÜM SÜRPRİZ1.428 kelime
- 21 21.BÖLÜM TANIŞMA1.961 kelime
- 22 22.BÖLÜM KARAN1.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİRLER1.767 kelime
- 24 24.BÖLÜM SARHOŞ AŞIK2.479 kelime
- 25 25.BÖLÜM DEDİKODULAR1.604 kelime
- 26 26.BÖLÜM ACI1.845 kelime
- 27 27.BÖLÜM NEFRET2.454 kelime
- 28 28.BÖLÜM HASTANE ODASI2.066 kelime
- 29 29.BÖLÜM YENİDEN DOĞUŞ1.531 kelime
- 30 30.BÖLÜM ÖMERİN MESAİSİ2.738 kelime
- 31 31.BÖLÜM HUZURLU ANLAR3.098 kelime
- 32 32.BÖLÜM KARAN2.273 kelime
- 33 33.BÖLÜM GÖLGE3.498 kelime
- 34 34.BÖLÜM ZARAR1.809 kelime
- 35 35.BÖLÜM KATİL2.380 kelime
- 36 36.BÖLÜM ŞÜPHE2.508 kelime
- 37 37.BÖLÜM KARA BULUTLAR2.110 kelime
- 38 38.BÖLÜM VİCDAN1.684 kelime
- 39 39.BÖLÜM YENİ BAŞLANGIÇ1.935 kelime
- 40 40.BÖLÜM YENİ HAYAT1.541 kelime
- 41 41.BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR2.087 kelime
- 42 42.BÖLÜM TERS KÖŞE1.462 kelime
- 43 43.BÖLÜM 3 YIL SONRA1.861 kelime
- 44 44.BÖLÜM UÇURTMA1.428 kelime
- 45 45.BÖLÜM OKURLARIMA SON BİR VEDA💖213 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karan: (25)
Uzun boylu, atletik yapılı, keskin yüz hatlarına sahip. Genelde ciddi bir ifadesi var. Elleri hep iş üzerindedir; ya bir şeyi tamir eder ya da bir plan çizer. Gözleri, ismine yakışır şekilde karanlık ama güven veren bir tonda.
Ebru Yaş: 22
Kapaktaki gibi derin, kehribar rengi gözleri var. Genelde siyah ve koyu tonlarda giyinmeyi seviyor, bu ona gizemli bir hava katıyor.
Gece, en zifiri karanlığına bürünmüştü. Ebru, odasının ortasında, parmaklarının ucundan kayıp giden koca bir hayatın enkazına bakıyordu. Ekranın o soğuk beyaz ışığı yüzüne vururken, gözleri kapaktaki o kehribar bakışlar kadar keskindi.
Ebru 17 yaşında, çocuk yaşta gelin edilmek üzereyken abisinin yardımıyla Mardin’den kaçmış. İstanbul’un kalabalığında kimliğini gizleyerek, tırnaklarıyla kazıyarak kendine bir hayat kurmuş.
MİRA (22): Ebru’nun ofisindeki asistanı veya adliyede çalışan en yakın dostu. Ebru’nun geçmişini ve kaçış hikayesini bilen tek kişi.
BORA (26): Karan ile çalışan, İstanbul’un yeraltı dünyasına veya gayriresmi işlerine hakim, Karan’ın Ebru’yu koruma görevindeki sağ kolu
Melike (45-50): Mardin'de yaşayan, ömrü törelerin gölgesinde geçmiş ama yüreği evlat sevgisiyle dolu bir kadın. Ebru'nun kaçışına engel olmamış, Kızına hasret ama onun İstanbul'da okuyup "büyük bir kadın" olduğunu bildiği için bu hasreti bir gurur nişanı gibi taşıyor. Mardin’de kalan oğluna ve Karan’a, Ebru’dan gelen her haberi soruyor.
O Gece: Ebru, 17 yaşında, bölgenin güçlü bir aşiretinin oğluyla (Karan'la değil, acımasızlığıyla bilinen başka biriyle) evlendirilmek üzereyken, abisinin yardımı ve muhtemelen Karan'ın göz yummasıyla kaçtı.
Karan, o zamanlar ya bu evliliği engellemeye gücü yetmeyen ya da Ebru'nun gitmesine yardım ederek kendi aşiretine ihanet eden "sessiz koruyucu"ydu. Ebru gittiğinden beri hem kendi vicdanıyla hem de Ebru'yu bulması için üzerine kurulan baskıyla savaştı.Adliye çıkışında yağmur hızlanırken, Ebru çantasındaki dosyayı sıkıca kavrar. Bu dosya, yıllar önce onu kaçıran abisinin şimdi Mardin'de haksız yere hapsedildiği davadır.
Tam arabasına yönelecekken, o sesi duyar. 5 yıldır sadece kabuslarında duyduğu, ama aslında hep özlediği o ses...
Karan: "O gelinliği giymediğin gün, bu cübbeyi giyeceğini biliyordum Ebru."
Ebru durur. Kalbi, 17 yaşındaki o korkmuş kızın kalbi gibi çarpsın ister ama o artık bir avukattır. Soğuk bir tavırla arkasına döner.
Ebru: "Ben o gün sadece o gelinliği değil, bana dayatılan her şeyi çıkardım Karan.
Sen ise hala o günkü gibi karanlığın içinde duruyorsun. Seni kim gönderdi?
Abisi Gerçek bir kahraman. 5 yıl önce kardeşinin hayatı sönmesin diye tüm aşireti karşısına almış, Ebru'yu İstanbul'a göndermiş ve muhtemelen bunun bedelini hâlâ Mardin'de ağır bir şekilde (belki hapisle, belki dışlanarak) ödüyor.
Karan Mardin’den hiç çıkmamış. O topraklara, o kültüre ve o sert kurallara ait biri. İstanbul'un parıltısını hiç görmemiş, tenine Mardin'in güneşi ve toprağı sinmiş. Ebru’nun kaçtığı o hayatın tam merkezinde yaşıyor.
Geçmişten bir kesit
Mardinin damları ay ışığı altında gümüş birer tepsi gibi parlıyordu. Ebru, evinin avlusundan gizlice çıkıp o bildikleri eski taş merdivenleri tırmanırken kalbi göğüs kafesine sığmıyordu. Şehrin ışıkları aşağıda bir gerdanlık gibi dizilmişti ama onun gözü en tepedeki o karaltıdaydı.
Karan.
Karan, eski bir kilise kalıntısının kemerine yaslanmış, elindeki tesbihi ağır ağır çeviriyordu. Ebru’nun ayak seslerini duyduğu an durdu. Arkasını dönmedi ama yüzünde o nadir görülen, sadece Ebru’nun uyandırabildiği o hafif tebessüm belirdi.
"Yine mi kaçtın Melike ana’dan?" dedi Karan, sesi gecenin sessizliğini bir kadife gibi yırtarak.
Ebru yanına varıp soluk soluğa durdu. "Bu gece damda uyuyacağız dediler ama gözüme uyku girmedi. Karan... Çok korkuyorum. Babamların konuştuğu o isimler, o düğün lafları..."
Karan birden döndü. Aralarındaki mesafe azaldığında, Ebru onun tenine sinmiş o toprak ve tütün kokusunu içine çekti. Karan, sertçe yutkundu. Mardin’in en sert delikanlısı, bu küçük kızın tek bir titreyen cümlesiyle darmadağın oluyordu.
"Ebru," dedi, elini kaldırdı ama dokunmaya kıyamıyormuş gibi havada tuttu. "Seni o gelinliğin içine, beni de bu toprağın altına koymadan o düğün kurulmaz. Duydun mu beni?"
Ebru cesaretini toplayıp Karan’ın göğsüne yaslandı. Başını kaldırdığında, Karan’ın o karanlık ama derin bakangözleriyle karşılaştı. "Buralardan gitsek Karan... Sen ve ben. Kimsenin bizi tanımadığı, törenin sesinin ulaşmadığı bir yere."
Karan, o gece ilk ve son kez Ebru’nun alnına dudaklarını bastırdı. O öpücük bir sevda yemini değil, bir vedanın ilk ilmeği gibiydi.
"Sen gideceksin Ebru," diye fısıldadı saçlarının arasına. "Sen okuyacaksın. Sen bu taşların arasından çıkan en güzel çiçek olacaksın. Ben ise... Ben senin gölgen olacağım. Sen güneşin altında yürürken, ben burada karanlıkta kalıp gölgeni koruyacağım."
Ebru, Karan’ın elini tutup kendi küçük avucunun içine aldı. "Bırakma beni."
"Bırakmam," dedi Karan. "Ama bazen sevmek, gitmesine izin vermektir."
O gece, Mardin’in rüzgarı sadece ikisinin duyabileceği bir vaveyla fısıldadı. Ebru o gece anlamıştı; Karan onun hem cenneti hem de bu topraklara bağlı kalmasının en acı sebebiydi.
İstanbul’da gri, yağmurlu bir sabahtı. Ebru, ofisinin geniş penceresinden aşağıdaki trafiği izliyordu. Elindeki gümüş kalemle masasının üzerindeki "Mardin Asliye Ceza Mahkemesi" ibareli dosyaya hafifçe vuruyordu. Bu dosya, sadece bir iş değildi; bu, geçmişin kapısını zorlayan bir anahtardı.
İçeri Mira girdi. Elinde her zamanki neşeli tavrından eser yoktu. Masanın üzerine, üzerinde hiçbir gönderici ismi yazmayan, eski usul sarı bir zarf bıraktı.
"Ebru... Bu sabah kuryeyle geldi. Özel olduğu söylendi."
Ebru zarfı eline aldığında parmak uçları titredi. Zarfın içinden iki şey çıktı: Yıllar önce kaçarken annesi Melike’nin boynuna taktığı o küçük, altın nalşeklinde kolye ucu ve bir not kağıdı.
Notta sadece tek bir cümle yazılıydı, yazı karakterinden onun kim olduğunu hemen tanıdı: Karan.
"Toprak daha fazla sır tutmuyor Ebru. Annenin gözlerindeki fer solmadan, abinin ellerine kelepçe vurulmadan gel. Cübbeni kuşan ve buradaki adaletsizliğin karşısına dikil. Vakit doldu."
Ebru kolyeyi avucunun içine sıkıştırdı. Keskin metal avucunu acıttı ama o bu acıyı sevdi; bu ona hâlâ yaşadığını ve hâlâ bir hesabı olduğunu hatırlatıyordu.
"Mira," dedi sesi her zamankinden daha kararlı çıkarak. "Mardin’e bir gidiş bileti al. En erken saate."Mira şaşkınlıkla koltuğa çöktü. "Ebru, yapma! Orası senin için mezarlık gibi. Oraya gidersen seni o yarım kalan düğüne, o töreye hapsederler. Avukat olman onları durdurur mu sanıyorsun?"
Ebru, askıdaki siyah cübbesine baktı. Cübbe, odanın loş ışığında bir zırh gibi parlıyordu.
"Beni oradan kaçan o çocuk yaştaki kızla karıştırıyorlar Mira. Ben oraya gelinlik giymeye değil, o gelinliği kefen niyetine dikenlerin dünyasını başlarına yıkmaya gidiyorum."
Uçak körüğünden çıktıkları an, Mira yüzüne çarpan sıcak havayla sarsıldı. "Ebru, bu hava... Sanki bin yıllık bir tarih ciğerlerime doldu. Gerçekten buradayız, değil mi?"
Ebru cevap vermedi. Gözleri kapıdaki kalabalığı tarıyordu. Mira, elinde tasarım valiziyle etrafına şaşkınlıkla bakarken, Ebru’nun adımları her saniye daha da hızlanıyordu. Çıkış kapısına ulaştıklarında Mira aniden durdu.
"O da kim? Film setinden falan mı çıkmış?"
Ebru’nun bakışları Mira’nın işaret ettiği yere kilitlendi. Siyah arazi aracına yaslanmış, elindeki tesbihi sabırla çeviren Karan, kalabalığın içinde bir kaya gibi dimdik duruyordu. Göz göze geldikleri anzaman durdu.
Karan, Ebru’ya doğru ağır adımlarla yürürken bakışları bir an yanındaki Mira’ya kaydı, sonra tekrar Ebru’nun üzerinde sabitlendi.
Karan: "Hoş geldin Avukat Hanım," dedi sesi rüzgarın uğultusu gibi derinden gelerek. "Yanında bir de misafir getirmişsin."
Ebru: "Dostum Mira. Beni buralarda tek bırakmaya niyetli değildi. Mira, bu Karan... Çocukluğumun, kaçışımın ve... Mardin’in ta kendisi."
Mira, Karan’ın sert çehresine ve yaydığı o otoriter enerjiye bakarken yutkundu. "Memnun oldum ama... Burası biraz fazla 'gerçek' galiba."Karan, Mira’nın uzattığı eli kısa bir baş selamıyla karşıladı; eli silahtan başka şeye alışık olmayanların mesafesi vardı üzerinde. Ebru’nun valizini elinden alırken fısıldadı:
Karan: "Onun için buralar bir macera olabilir Ebru, ama senin için bu bir savaş. Hazırsan abinin, Melike Ana avluda güneşin batışını değil, senin gölgeni bekliyor."
