Vurgun kitap kapağı

36. bölüm / 36

Vurgun

FİNAL ✨

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: FİNAL ✨

Yeni kurgularım için takip edebilirsiniz.

İyi okumalar..

"Gidelim mi buradan.?" Dedi yine fısıltıyla.

Kırılmıştı abime.

Yardım ettiği adamdan kazık yediğini bu cümlelerden sonra idrak edebilmişti.

Ve bu, onu bir daha hayatımıza almamak için yeterde artardı.

"Gidelim." Dediğim elini tutarken.

"Gidelim ve kızımızı böyle insanlardan uzakta büyütelim Cihangir."

||||||||||||||||||||||

"Benim yaptığımın aynısını o da yaptı Deniz.! Sana yalan söyledi. Ona sarılıp bana düşman olamazsın." Abim bağırırken Cihangir'in karnımdaki elini tuttum.

"Deniz." Abim omzumdan tutup beni sarstığında Cihangir hızla benden ayrılıp ona kafa attı.

"Aptal mısın sen.!" Sıla bağırarak benim yanıma geldiğinde kolumu tutmuştu hemen.

"İyi misin.?" Dedi önüme geçerek.

Ona başımı salladıktan sonra Cihangir'lerin olduğu tarafa döndüm.

Ayliz ikisini ayırmaya çalışırken Cihangir abime bir tane daha yumruk atmıştı.

"Cihangir.! Yapma.!" Ayliz bağırdığında kimse onları ayırmak için bir şey yapmıyordu.

"İyi misin kızım.?" Saffet beyin sesiyle yan tarafıma döndüm.

O da korkuyla kolumu tutuyordu.

"İyiyim." Dedim kolunu tutarken.

Saffet bey gözlerimin içine bakarken gözleri dolmaya başlamıştı.

"Bir kez olsun onun elini bırakmadığın için sana ne söylesem az Deniz."

"O benim kocam." Saffet bey gülümsediğinde bakışlarım karnımı buldu.

"Bebeğim babası."

O da karnıma dokunmuştu.

"Hepsi Zeynep için." Saffet beyin hareketleri durduğunda elini benden çekmişti.

Elini tuttum.

"Zeynep'in babasına kimse laf edemez." Dediğimde gözlerinden bir kaç damla yaş aktı.

Zeynep, Saffet beyin eşinin adıydı.

Kaybettiği eşinin.

Artık kızımın da adıydı.

Kız olduğunu öğrendiğim an adını Zeynep koymuştum zaten.

"Deniz." Dedi elini kalbine atarak.

"Siktir git pezevengin çocuğu.!" Cihangir'e göz ucuyla bakıp tekrar Saffet beye döndüm.

Gözyaşlarını siliyordu.

"Bunu da mı yaptın kızım." Konuşmaya başlamasıyla artık benim de gözlerim doluyordu.

Hamile olduğumu da, kızımın ismini de ilk Saffet beyle paylaşmıştım.

Saffet bey beni kolları arasına aldığında ona sıkıca sarıldım.

Ondan çıkan hıçkırık sesiyle salondaki sesler kesilmişti.

Saffet bey omzumda ağlıyordu.

"Ağlamayın Saffet bey." Dedim ama o ağlamaya devam ederek daha sıkı sarıldı.

"Biliyordum...kalbini baştan beri biliyordum ama bu kadar güzel olabileceğini tahmin edemedim Deniz." Gözümden yaşlar akarken artık ben de ağlıyordum.

"Dede." Cihangir yanımıza geldiğinde saçlarımı önümden çekmişti.

"Ağlama Deniz...Deniz otursun biraz dede." Saffet bey torununun sesiyle benden ayrıldığında yüz yüze gelmiştik.

Bana baktıktan sonra tekrar sarılınca gülümsedim ama gözlerimden yaşlar akıyordu.

"Siktir git sende.!" Cihangir yanımda durup abime bağırdığında salonda bir hareketlilik olmuştu.

Ayliz ve ikisi çıkmıştı.

Saffet bey benden ayrılıp Cihangir'e döndüğünde titreyen sesiyle konuşmuştu.

"Deniz, Kızınızın adını Zeynep koymuş Cihangir." Saffet bey konuştuktan sonra Cihangir'in de hareketleri durmuştu.

Anneannesinin onun için ne kadar önemli olduğunu biliyordum.

Hepsi için öyleydi.

Onları büyüten Saffet bey ve Zeynep hanım olduğu için ikisini de anne baba olarak gördüklerini anlatmıştı Cihangir.

Sıla yan tarafıma gelip gözünden akan yaşlarla bana kısaca bakıp koltuğa oturup ağlamaya başlamıştı.

Cihangir'e döndüm.

Sağ gözünden akan yaşla elim hemen yüzüne gitmişti.

"Kötü bir şey mi yaptım." Sesim korkak çıktığında Cihangir yüzündeki elimi tutup öptü.

"Çok seviyorum seni." Sarıldığında ellerimi boynuna doladım.

"Çok seviyorum Deniz...tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum seni." Herkes bizi duyduğu için bir şey demeden sadece sıkıca sarılıyordum.

"Zeynep mi olacakmış adı dede." Sıla'nın ağlak sesiyle gözüm onlara kaydı.

Saffet bey torununa sarılmış öylece karşıya bakıyordu.

Sıla'nın hıçkırıkları biraz durulduğunda Cihangir benimle beraber koltuğa oturmuştu.

Alnımı öpüp dudaklarını geri çekmiyordu.

Dudakları alnımda sabit kalıyordu.

"Sevindin mi.?" Dedim sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla.

"Dünyanın en mutlu adamı yaptın beni..yine." Dedi benim gibi fısıltıyla.

Cihangir'in kapanmayan yarasıydı anneannesi.

Bana anneannesini anlattığından beri kızımız olursa adını Zeynep koymak istiyordum.

Biz Cihangir'le sarılı bir şekilde dururken Saffet bey tekrar koluma dokundu.

"Sana artık diyecek kelime bulamıyorum." Demişti.

Gülümsedim.

"Zeynep Arslanoğlu." Cihangir'i hepimiz duymuştuk.

"Zeynep Arslanoğlu." Dedi Saffet beyde onu tekrarlayarak.

Kulağa hoş geliyordu.

İsmi şimdiden yakışmıştı meleğime.

Babam onların en sevdiği kişiyi almış olsa da ben Zeynep hanımın adını kızımla beraber yaşatmak için elimden geleni yapacaktım.

"Tamam dede ağlama lütfen." Sıla konuştuğunda Saffet beyin tekrar ağladığını anlamıştım.

Salonda duygusal bir hava vardı ve kolay kolay dağılacak gibi durmuyordu.

"Zeynep koymuş kızım...Zeynep'imin adıyla yaşayacak torunumuz."

Saffet bey konuştuğunda Cihangir yeniden kasılmıştı.

Yüzümü okşuyordu.

"Ben sana sormadım sinirliydim kendi başıma karar verdim ama kırıldı.."

Dudakları dudaklarımı bulduğunda sözümü kesti.

Kısa bir öpücük bırakmıştı.

"Beni kendine her gün nasıl daha fazla aşık edebiliyorsun."

Alnını alnıma koydu.

"Cihangir...bahçeye çıkalım hadi."

Serkan konuştuğunda Cihangir'den ayrılacaktım ama izin vermedi.

Hava alsa iyi olurdu çünkü üzülmüşlerdi.

Kızımızın adına sevinselerde akıllarına gelen kadın için üzülmüşlerdi.

"Biraz hava alırsın hadi." Dediğimde kalkmama izin vermişti.

Cihangir bahçede Serkan'la sigara içerken bizde Sıla ve Selin'le beraber olanları konuşuyorduk.

"Sana hem çok kızgınım hem çok mutluyum yani gerçekten ne söyleyeceğimi bilmiyorum...teşekkür ederim Deniz." Sıla koluma dokunarak konuştuğunda bir şey söylemedim.

"Sıla tamam uzatmayın kızım Cihangir hak etmişti." Saffet beye baktım.

Hala beni koruyordu.

Cihangir'in bu kadarını hak ettiği falan yoktu bunu hepimiz biliyorduk.

Değmeyecek bir adam için ona beş ay hayatı zehir ettirmiştim.

Kendime de öyle.

Ayağa kalktığımda hepsi bana baktı.

"Ayaklarımı havuza sokacağım."

"Geleyim mi.?" Selin'e başımı hayır anlamında iki yana salladım.

Bahçeye çıktığımda yine sigarasını bitirmeden atan adamın yanına ilerledim.

Önündeki dumanları eliyle dağıtıyordu.

"Noldu.?" Dedi saçlarımı kenara atarken.

"Ayaklarım ağrıyor...havuza sokacağım." Serkan yanımızdan gitmişti.

"Gel gidelim hemen." Beraber havuza doğru yürürken her zamanki gibi kenara oturacağımı zannettim ama o önce oturup beni de kucağına almıştı.

Bir eli belimde diğer eli ayağıma masaj yapıyordu.

"Yapma,soğuk suya değince geçiyor ağrısı." Beni dinlemedi.

"Cihangir." Dedim ona bakmadan.

Bakamadım.

Bir şey söylemedi.

"Çok mu üzdüm seni." Dedim hızlıca.

Saçlarımdan öptü ama yine konuşmadı.

"Cihangir." Dedim yenileyerek.

"Seni üzmeseydim sende beni üzmezdin Deniz hak ettim." Başımı olumsuz anlamda salladım.

"Bebeği ne kadar istediğini biliyordum...abimi duyunca canım çok acıdı. Abimin ölmesi bunu senin yapman hepsi canımı acıttı ve bende senin canını acıtmak istedim." Anlayışla başını salladığında gözlerim dolu dolu olmuştu.

"Yapma şunu." Dedim hafif yüksek sesle.

"Haksızım hala haklısın diyorsun." Gözyaşlarım akmaya başladığında sonunda bakışları beni bulmuştu.

"İkimizde hatalıyız Deniz...değmeyecek insanlar için senden ayrı kaldım." Karnıma dokundu.

"Zeynep'ten ayrı kaldım." Dedi ve cümlesini bitirdi.

Gözlerimi kapatıp açtım.

Zeynep Arslanoğlu.

"Özür dilerim." Dedim dudaklarım titrerken.

Cihangir'in bana verdiği değeri görmemek için kör olmam lazımdı.

O fazla düşünceli bir insandı. Benim aksime.

Beni benden daha çok düşünüyordu.

Saçlarımdan öptü.

"Dileme...hak ettim ki yaptın Deniz. Konuyu kapatalım ve bundan sonra kızımızla nerede yaşayacağımıza karar verelim bebeğim...ağlama." Başımı boynuna gömdüğümde hıçkırdım.

"Deniz." Dedi başımı kaldırmaya çalışırken.

"Özür dilerim sizi ayırdığım için." Ağlayarak konuştuğumda derin bir nefes almıştı.

İkisini ayırmıştım ben.

"Ağlama beni daha çok öldürme."

Başımı göğüsüne saklayıp ellerimle kolundan tutunuyordum.

"Çok özledim seni." Boynumu öperken konuşuyordu.

"Çok özledim meleğimi." Ağladığım için sadece onu dinliyordum.

Ellerimi beline atıp sıkıca sarıldım.

"Ben de çok özledim." Dedim ağlamam biraz azalırken.

"Bizi çok mutlu ettin bunun farkındasın değil mi.?" Burnumu çekip başımı kaldırdım.

Alttan ona bakarken anlamamıştım.

"Bebeğimize seçtiğin isim." Derin bir iç çekip saçlarımdan öptü.

"Aklımı oynatacağım sen nasıl benimle beraber olabilirsin...ben nasıl seninle evlendim. Nasıl bu kadar şanslı olabildim lan." Tebessüm edip göğüsünden öptüm.

"Sana kızgınım ama dayanamıyorum...çünkü sana çok fazla aşığım." Dedim.

Cihangir'in tutuşu sertleştiğinde alnıma sürekli öpücüklerini bırakıyordu.

"Seninle tanışmadan önce aşık olmadan ölüp gideceğimi düşünüyordum.." konuşurken karşıya bakıyordu.

"Senin karşıma çıktığın ilk andan itibaren 30 yıldır atan kalbim daha değişik atmaya başladı."

Tekrar öptüm göğüsünden.

Benim için de öyleydi.

Cihangir'den önce hayatımda ciddi olarak hiçkimse olmamıştı. Bir kaç hafta süren ilişkilerimde aşk ya da sevgi olmamıştı.

Cihangir farklıydı.

Gördüğüm an gözlerimi alamamıştım bu adamdan.

İçten içe ona tutulacağımı hissetsem de, evleneceğimizi hatta Zeynoşumuzun olacağını tahmin dahi edemezdim.

Elini karnıma attığında ben de elimi onun üzerine koymuştum.

Karnımı okşuyordu.

"Zeynep...ben geldim babacım. Bundan sonra anneni ve seni yalnız bırakmayacağım, hep yanınızda olacağım meleğim." Gözlerim tekrar dolmaya başladığında dudaklarımı birbirine bastırdım.

Cihangir çok iyi bir baba olacaktı.

Bunu Güneş ve Çiçek'le olan iletişiminden zaten anlamıştım ama bu çok farklıydı.

Kızımıza çok farklıydı Cihangir.

Karnıma bakmaya kıyamıyordu. Elini karnıma koymaya kıyamıyordu.

Zeynep, babasına karşılık verdiğinde Cihangir'in göğüsü titredi. Gülmüştü.

"Acımıyor değil mi tekme atınca."

"Acımıyor." Dedim gülümseyerek.

Zeynep, Cihangir'in elini koyduğu yerlere tekme atarken ben de mayışmış bir şekilde onları izliyordum.

Başımı onun omzuna koyup gözlerimi kapattığımda yan taraftan gelen ayak sesiyle gözlerimi açmadım.

"Oğlum." Saffet bey gelmişti.

Diğer tarafımıza oturduğunu hissetmiştim.

Gözlerimi açacak ya da konuşacak halim olmadığı için sesimi çıkartmadım.

"Zeynep koymuş adını...nasıl bir kız bu anlamadım ki." Son cümleyi gülerek söylediğini ses tonundan anlamıştım.

Cihangir başımın üzerinden öptü.

"Ben de anlamadım dede." Bunu o kadar içli söylemişti ki ona kocaman sarılmak istemiştim.

"Cesur saçma sapan konuştuğu için seni affetti." Cihangir başını sallıyordu çünkü ben de sallanıyordum.

"Senin için abisini sildi Cihangir...sana küs olmasına rağmen elini tuttuğunda dedim ki ölsem gözüm açık gitmez."

"Dede." Dedi Cihangir sözünü keserek.

"Ölsem gözüm açık gitmez çünkü biliyorum ki ailemize bir şey olsa Deniz sizi toparlayacak..çok önceden anlamıştım ama bugün senin elini tutup sana sarıldı ya...karını üzersen seni gebertirim." Gülmek istedim ama bilincim yavaş yavaş kapanıyordu.

Cihangir'in saçlarımı okşayan elleri ve boynumu öpen dudaklarıyla uykuya hızla geçiş yapıyordum.

"Üzeni siksinler." Dedi Cihangir.

"Zeynep koymuş bebeğinizin adını." Sanırım Saffet bey hala inanamıyordu.

"Koymuş dede...aklıma gelmişti ama onun ben söylemeden böyle şeyleri yapması beni delirtiyor." Alnımdan öpmüştü.

"Kızımız olursa adını Zeynep koyarız diye ona öneride bulunacaktım ama o bana bile sormadan kızımıza ismini vermiş." Elleri tekrar karnımı bulmuştu.

"Seni abisinin katili bilirken buna karar vermiş... hemen düşünülmüş bir şey değil bu." Öyleydi.

Cinsiyetini öğrendiğim gün Selin ve Yıldız teyzeye söylemiştim.

Zeynep olacak kızımın adı demiştim.

"Öğrendiği ilk an karar verdiğine o kadar eminim ki." Cihangir beni öyle bir tanıyordu ki.

Beni benden daha iyi tanıyordu.

"Bir tanem o benim dede...bir tanem, meleğim."

Cihangir'in elini hafifçe sıktığımda yanağımdan öptü.

O da benim bir tanemdi.

"Ona benzeyen bir kız çocuğu...aklımı oynatacağım dede. Ben bunları hak eden bir adam değilim...onları hak eden ada.."

"Cihangir." Dedim uyku sersemliğiyle.

"Sus." Dediğimde ellerimi koluna sardım.

Dudakları boynumda kaldı.

"Çok seviyorum seni."

Yanağımı göğüsüne sürtüp rahatsızca kıpırdandım.

Belim ağrımıştı.

"Yatırıp geliyorum dede." Bacaklarımdan geçen kollarla bir anda havalandığımda gözlerim biraz açıldı.

"Cihangir, bırak." Dedim rahatsız hissederek.

Beni dinlemediğinde çırpındım.

"Ağırım bırak." Adımları durmuştu.

Söylediğimi ikisi de duymuştu.

"Bebeğimi ve karımı taşıyorum ağırlığın önemi var mı sence." Yürümeye başladığında belindeki kaslara dokundum.

"Belin ağrıyacak."

"Ağrımaz bir tanem açma uykunu." Açsam da beş dakika içerisinde uykuya daldığımı ona kim söylemek ister.

"Ben de seni çok seviyorum." Bahçede Saffet beyle konuşurken söyleyememiştim.

Anlamış gibi iç çektiğinde odaya gelmiştik.

Cihangir beni yatağa bıraktığında yan taraftaki suyu içtim.

"Sen Saffet beyi bekletme ben uyurum birazdan...gelirsin değil mi yanıma.?" Yatağın yanına dizlerini kırarak oturduğunda yüzümü elleri arasına aldı.

"Beş dakikaya geleceğim." Elimi onun yüzümü tutan elinin üzerine koyduğumda dudağımı öptü.

"Selin'i çağırır mısın.?"

Gözlerini kıstı.

"Niye."

"Karnıma krem sürüyorum yerini o biliyor." İnanması için duraksamadan söylemiştim.

"Ben sürerim yerini öğrenip."

"Cihangir tamam bugün o sürsün yarın ikimiz süreriz." Ellerimi öptüğünde tereddütle karnıma bakıyordu.

"Zeynep'i öpmeyecek misin." Tshirtümü biraz kaldırdığımda çıplak karnım ortaya çıkmıştı.

Dudakları karnıma değdiğinde gülümsedim.

Bir kaç kere farklı yerleri öpüp çıkmıştı.

Gözleri doluyordu Zeynep dedikçe.

Ben 3 aydır ismini bildiğim için alışmıştım ama onlar daha bugün öğrenmişti.

Alışacaklar..

Gözlerim kapanmaya yakın kapı açıldığında Selin gelmişti.

"Aşkım...belin ağrıyor değil mi.? Bugün çok ayakta durdun...hemen şu kremleri çıkartıp ovayım aşkımın belini."

Selin'e minnetle baktım.

"Sen olmasan ben ne yapardım." Dedim.

"Deniz sus bugün ağlama kotamı sayende doldurdum daha fazla konuşma...dön bakalım."

Yan döndüğümde tshirtümü biraz kaldırıp soğuk kremi belime sürmeye başlamıştı.

Bir aydır bel ağrılarım olduğu için Selin nerenin ağrıdığını biliyordu.

Bilincim kapanmaya yakın kapı çalmadan açılınca Selin'in bir kaç saniye hareketleri durdu.

"N'oluyor, beli mi ağrıyor.?" Cihangir gelmişti.

"Bir kaç haftadır bel ağrısı yaşamaya başladı kremlerle ovunca ağrısı geçiyor." Selin açıklama yaptığında Cihangir sıkıntıyla nefesini vermişti.

Onlar bir şeyler konuşurken ben dayanamayarak kendimi ve meleğimi uykunun kollarına atmıştım.

Sabah Cihangir'in kolları arasında uyandığımda hazırlanan kahvaltıyla beraber hepimiz beraber sofraya oturup yemeğimizi yemiştik.

Serkan kendini Selin'i affettirmeye çalışırken Selin oma yüz vermiyordu.

Yıldız teyze, sabah erkenden gelip olayları öğrendiğinde abimin kulaklarını çınlatmıştı.

Ona Cihangir'e söylediklerini anlattığımda gözleri dolmuştu.

Cihangir bebeğimizin yasını tutmuştu ama abim yasını tutmasına bile saygı göstermemişti.

Kötüydü.

Hayatımda olamayacak kadar kötü bir insandı.

Cihangir'in bana zorla bir tabak dolusu yemek yedirmesiyle geçen günün ardından eşyalarımı toplayarak tekrar yalıya gelmiştik.

Yıldız teyzeler evlerine geçmişti.

Cihangir merdivenleri yavaş yavaş çıkıyorum diye beni kucağına aldığında odamıza sonunda gelmiştik.

Eve geldiğimizde her şeyi çok özlediğimi fark etmiştim.

Cihangir'i, odamızı düzenimizi kısa sürede çok özlemiştim.

Böyle bir adamı özlememek zaten mümkün değildi.

Yıllar geçsede ben ondan bir kaç saat ayrı kalsam bile hep özleyecektim.

6 AY SONRA.

"Hazır mısın yavrum." Cihangir'in sesini duyduğumda banyodan çıkmıştım.

Kucağında Zeynep'le beraber onu saçlarından öpe öpe odayı turlarken kapı sesini duymasıyla bana dönmüştü.

Baştan aşağıya beni süzdüğünde gülümseyerek yanlarına doğru gidiyordum.

"Hazırım." Dediğimde yarı yolda etrafımda dönmüştüm.

Cihangir'in dudakları kıvrıldığında yanlarına gidip dudaklarına kapandım.

"Çok güzelsin." Güzel olmuşsun demiyordu.

Güzelsin diyordu.

Çok seviyordum.

"Uyuyor mu.?" Dedim Zeynep'in sırtını öperken.

"Benim kokuma dayanamıyor, annesi gibi kokumu alınca hemen uyuyor." Gülümseyip boynunu öptüm.

"Ben kocamcıyım bu laflarına sinir olacağımı düşünmüyorsundur inşallah." Cihangir başını arkaya atıp güldüğünde ben de gülerek ona bakıyordum.

"Ben de karımcıyım...Deniz'ciyim.."

Biz böyle liseliler gibi flörtleşirken henüz 4 aydır dünyada olan bebeğimiz seslerimizden ürküp ağlamaya başlamıştı.

Cihangir onu bana uzattığında kucağıma alıp sakinleştirmiştim.

Pusetine koyduğumda Cihangir'de kemerini bağladı.

"Çantası bu mu.?" Puseti bir eline bebek çantasını da bir eline aldığında başımı salladım.

"Hazırsan çıkalım güzelim." Yatağın üzerindeki çantamı alıp koluna girdiğimde odadan çıkmıştık.

Nikah şahitleriydik ve geç kalmak istemiyorduk.

Selin evleniyordu.

Evet Serkanla..

Serkan sonunda onun gönlünü alıp her şeye rağmen mutlu bir ilişkiye ikna etmişti.

Sonucuda evlilikti.

Sıla'nın hayatında hala kimse yoktu.

Son dediğine göre hayatının aşkı onu bulacakmış.

Şirketteki avukat çocukla büyük bir kavga edip arasındaki anlamsız ilişkiyi noktalamıştı.

Ayliz ayda bir kaç kere buraya gelip Saffet beyi gördükten sonra gidiyordu.

Abimle evlenmişlerdi ve bizden baya bir uzakta yaşıyorlardı.

Her hafta Güneş buraya gelip gidiyordu.

Ayliz'de Güneş'i bırakma bahanesiyle bizimle görüşüyordu.

Cihangir ne Ayliz'le ne de abimle hiçbir şekilde görüşmüyordu.

Ben de Ayliz eve geldiğinde hoş geldin diyip odama çıkıyordum.

Zeynep büyüyene kadar çalışma hayatıma ara vermiştim. Onun bir kaç sene bana ihtiyacı vardı ve ben bunu onun elinden almak istemiyordum.

Bir tanemdi o benim.

Onlar önden giderken ben de arkalarından uzun elbisemin eteklerini tutarak iniyordum.

"Dikkat et bir tanem." Cihangir konuştuğunda onu ısırmak istemiştim.

Bazen gözüme çok tatlı geliyordu.

Tamam her zaman öyle geliyordu.

Son merdivenleri de indikten sonra bizi karşılayan Saffet bey olmuştu.

"Benim Dünya'm uyudu mu.?"

Zeynep'e doğduğundan beri o kadar düşkündü ki.

Zeynep'te aynı şekilde ona.

İkisinin arasındaki bağ çok özel ve güçlüydü.

Zeynep ağlama krizlerine girdiğinde onu sadece Saffet bey sakinleştirebiliyordu.

"Birazdan uyanır dede merak etme." Dediğimde koluma girmişti.

Evet artık Saffet bey değildi.

Beni torunları yerine koyduğu için ona dede dememde ısrarcıydı.

"Hadi gidelim." Dediğinde Cihangir ve Zeynep öndeydi.

Pusetten görünen kısa kızıl saçlarla gülümsedim.

Zeynep, benim ikizim gibiydi.

Kızıl saçları mavi gözleriyle kopyamdı.

Sıla kendimi doğurduğumu söyleyip duruyordu.

Zeynep dediğime bakamayın ona süreki Zeyno diyordum.

Zeynoşumdu o benim.

Cihangir daha çok meleğim Zeynep'im diyordu.

Zeyno hanım bana özeldi.

Cihangir puseti arka koltuğa yerleştirip her şeyi ayarladığında ben de yanına geçmiştim.

Saffet bey önde, Cihangir'in yanında oturuyordu.

Cihangir önce Zeynep'in sonra da benim alnımdan öptüğünde şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırmıştı.

Zeynep'e baktım.

Cihangir gibi onu öpüp Selin'e yazdım.

Biraz erken gidiyorduk çünkü ikimizde nikah şahitleriydik.

Bir elimle Zeyno'nun elini tutarken diğer elimde telefon vardı ve Selin'le mesajlaşıyordum.

Ekranı kapatacağım sırada galeriye girip meleğimin fotoğraflarına bakındım.

Biraz üstlere gidip ilk doğduğu zamanlardaki fotoğraflara baktım.

Sıla ve Selin ona oyuncak bebek demekte çok haklılardı.

Şimdiden çok hızlı büyümüştü.

İlk doğduğunda Cihangirin eli kadar bir şeydi. Şimdi kocaman bir bebek olmuştu.

Tamam o kadar kocaman değildi ama yine de dört ayda çok büyümüştü.

Geceler artık bizim için mesaiye dönüşmüştü.

Gecemizi gündüzümüzü karıştırmıştık ama Cihangir bu süreçte bana o kadar yardımcı olmuştu ki.

Hem işe gidip hem de geceleri kızımızla ilgileniyordu.

Ağladığı zaman beni uyandırmadan hallediyordu. Sadece acıktığı zamanlarda beni uyandırmak zorunda kalıyordu.

Bir tanemdi o benim.

Çok seviyordum.

Zeynep'le olan bağı çok güzeldi.

Cihangir dünyanın en güzel babası olmuştu.

Zeynep'in tuttuğum elini uzanıp öptüğümde gözleri kıpırdadı.

Sese çok duyarlıydı.

Oyuncağına bastığım için uyandığı bile oluyordu.

Şimdilik bizimle uyuyordu.

Beşiğe yatırmıyorduk.

Bazı zamanlar hariç...

Bize ayrılan masaya geçtiğimizde Zeynep Saffet dedesinin kucağında merakla etrafına bakınıyordu.

Cihangir sigara içmek için yanımızdan ayrılmıştı.

Nikah kıyıldığında kopan alkışlardan dolayı ağlayan Zeynep'i babası dışarıya çıkartınca bizde Yıldız teyze ve Sıla'yla beraber oturup sohbet etmeye başlamıştık.

Çiçek bu süreçte sürekli bizde kalıyordu.

Zeynep'i o kadar çok seviyordu ki bizde kaldığı zamanlar ne zaman uyutsam yanımdan ayrılmıyordu.

Uyanıkken onunla oyunlar oynamaya çalışıyordu ama Zeynep çok küçük olduğu için ona sadece bacaklarını kıpırdatarak tepki verebiliyordu.

Kardeşim diyordu Zeynep'e..

Güzel Çiçeğim.

"Hadi Selin.! Uçağı kaçıracağız.!" Sarıldığım bedenden uzaklaştığımda arkamıza bakmıştık.

Serkan Cihangir'le konuşup bize doğru sesleniyordu.

Düğün bitmişti ve onlar balayına Karayiplere gidiyorlardı.

"Tamam hadi ne kadar abarttınız ya on gün sonra döneceğim." Selin'in konuşmasıyla gülmüştük.

Serkan, Yıldız teyzenin elini öpüp biraz konuştuktan sonra Saffet beyin yanına geçmişti.

Selin'de hepimizle son kez sarıldıktan sonra Sıla arkalarından su dökmüştü.

Onlar yola çıktıktan sonra bizde toparlanıp arabalara geçmiştik.

Yıldız teyze ve Çiçek'i bıraktıktan sonra evimize doğru gidiyorduk.

"Şunu üzerine ört güzelim." Ceketini bana uzattığında kollarını giymeden üzerime aldım.

Biraz öne gidip onu boynundan öptüğümde yanaklarımı tutup dudaklarımdan öpmüştü.

Biz kısık sesle konuşarak yolu tamamladığımızda sonunda evimize gelmiştik.

Cihangir, ben ve bebeğimiz.

Zeynep'le beraber hikayemiz tamamlanmıştı ve biz çok mutluyduk.

Hikayemize şahit olan herkese kocaman sarılıyorum.

FİNAL

Vurgun'u okuyan, oy veren ve desteklerini esirgemeyen herkese teşekkür ederim.

Arslanoğlu ailesine veda ettik.

Yakarışa biraz bölüm attıktan sonra yeni hikayemi, yani Duru ve Emir'i sizlere tanıtacağım..

Oylarınızı son kez vurgun için kullanır mısınız.?

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.874okunma 152beğeni 12yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.