Vurgun kitap kapağı

24. bölüm / 36

Vurgun

24. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 24. BÖLÜM

Keyifli okumalar...

"İyi geceler Deniz."

"İyi geceler."

Gitmişti.

O gittikten sonra dediği gibi üzerimi değiştirip yatağa geçmiştim.

Kısa süre sonrada yarın şirkette işe başlayacağımı düşünerek heyecanla uyumuştum zaten.

**********************

~ Deniz Arslanoğlu

Sabah kendimi duşa atıp hazırlanmıştım hemen.

Dün giydiğim topuklulardan dolayı ayaklarım hala sızlasada yine topuklu seçmiştim.

Son kez üzerimdekileri kontrol edip kahvaltıya geç kalmamak için hemen aşağıya iniyordum.

"Hayır annecim her gün böyle bir şey olmaz." Ayliz'in sesi salondan gelince çantamı kapının kenarına bırakıp direkt oraya geçtim.

"Günaydın." Dediğimde hemen başını kaldırıp gülümsedi.

"Günaydın Deniz...çok güzel olmuşsun." Üzerimdekilere bakarak söylemişti.

"Teşekkür ederim." Dedim gülümserken.

Cihangir'de beğenir mi.?

Beğenir beğenir.

Aylizi ilk defa pijamalarıyla ve dağınık saçlarıyla gördüğüm için garipsedim ama bir şey söylemedim.

Kucağındaki Güneş bana el salladığında yanaklarını sıktım.

"Günaydın Deniz abla."

"Günaydın." Dedim sevimli çıkarttığım sesimle.

"Dedem bahçede dün çiçek mi ne ekmişsiniz onlar düzgün mü diye kontrol ediyor."

Başımı sallayıp pencerenin oraya gittim.

Saffet bey görünüyordu.

Dün Sıla ve benim ektiğimiz çiçeklere eğilerek bakıyordu. Gerçekten çiçeklere çok değer veriyormuş.

"Günaydın gençlik." Sıla'nın neşeli sesiyle arkamı döndüm.

"Günaydın ablacım."

"Günaydın." Dedim ben de.

"Siz bugün sözleşip mi böyle giyindiniz.?" Sıla etekli bir takım giyinmişti.

Hem de eteği baya kısaydı.

"Cihangirle işin var bugün." Dedim Sıla'ya bakarak.

O ablasına bakarak güldü.

"Abim hayatında bir kere bile benim ya da başkasının giyimine karışmadı Denizcim birazdan anlarsın zaten." Tek kaşımı kaldırmıştım.

"Bana niye karışıyor o zaman bu adam."

İkisi tekrar imayla bakıştı.

"Ayliz hanım sofra hazır." Çalışan kız kapıdan söyleyip gittiğinde Ayliz'de ayaklanmıştı.

Ayliz ve Güneş önde Sıla ve ben arkada yemek odasına geçerken Sıla üzerimdekileri süzmekle meşguldü.

"Çok güzel olmuşsun abim delirecek çünkü her türlü dikkat çekiyorsun adam seni battaniyeye sarıp öyle dışarı çıkartacak en sonunda." Gülmüştüm bu söylediğine.

İçeri geçtiğimizde Saffet beyin masaya oturduğunu görünce hemen kendimizi toparladık.

"Günaydın Saffet bey." Dediğimde karşısındaki sandalyeye oturuyordum.

Cihangirin yeri boştu.

"Günaydın hepinize." Dedi düz ifadesiyle.

Cihangir neden gelmemişti.

"Cihangir nerede dede." Ayliz'den gelen soruyla beraber hemen Saffet beye döndüm.

"Şirkette bir kaç sorun çıkmış erkenden çıktı...Deniz'i de alıp şirkete gelmemizi söyledi." Son cümlesini hafifçe gülerek söyleyince moralim bozuk olsa da bende gülümsedim.

"Alırız alırız." Dedi Sıla tabağını doldururken.

"Kahvaltı yapmadan mı çıktı." Sorumla beraber hepsi bana bakınca saçlarımı kaşıdım.

"Yapmadı ama yapmıştır çoktan." Saffet beye başımı sallayıp bende yemeğime başlamıştım.

Sessiz geçen kahvaltıdan sonra Ayliz dışında hepimiz şirkete gelmiştik. O hazırlanıp sonra geleceğini söyleyince biz çıkmıştık.

Sıla benimle beraber gelmişti. Saffet beyde kendi arabasıyla.

Biz şirkete geldiğimizde Saffet bey çoktan gelmişti. Onun arabasının yanına park edip indik.

Çantamı koluma asıp güneş gözlüğümü de elime aldım.

Sıla da eteğini düzelte düzelte geliyordu.

"Hoş geldiniz efendim." Şirkete giriş yaptığımızda resepsiyondaki kızlar bizi görüp uzaktan seslenince onlara gülümseyip hafifçe elimi kaldırdım.

Sıla bir şey demeden asansöre yürüyordu.

Asansör durduğunda gözüme ilk Cihangir'in odası takılınca çok fazla göremediğim için hemen inip yürümeye başladım.

"Abime mi uğrayacaksın yoksa odama geçelim mi.?"

Sanırım cevabım belliydi.

"İş konusunu konuşsam iyi olur." Başını sallayıp beni öptükten sonra odasına gitmeye başladığında bende ters yöne giderek Cihangir'in yanına gidiyordum.

Kapısının önüne gelince üzerimi süzüp saçlarımı düzelttiğimde sağ tarafta beni izleyen üç kızı görerek el salladım.

"Nasılsın Esma." Geldiğim ilk gün dedikodu yaptığım kızlardı.

"İyiyim teşekkür ederim Deniz hanım hoş geldiniz." Başımı sallayıp diğerlerine ayıp olmasın diye onlara da sordum.

"İyiyiz Deniz hanım çok teşekkür ederiz."

"Kolay gelsin, görüşürüz." El salladığımda elime bakıp gülümsediler.

"İyi günler Deniz hanım." Tuğçe konuşmasını bitirdiğinde açılan kapıyla beraber hemen önüme döndüm.

Cihangir sanırım seslerimizi duymuştu.

Bir adım geriye gidip üzerimi süzdükten sonra yüzüme baktı.

Gözlerime oradan çillerimin olduğu yere sonra da bakmaması gereken dudaklarıma çok kısa bir an bakmıştı.

"Hoş geldin." Başımı salladım sadece.

"Gel çay söyleyeyim sana." Başımı salladıktan sonra benim için açtığı kapıdan geçip ferah ve güzel kokan odasına girdim.

Cihangir kapıyı kapatırken ben hemen misafir koltuklarına oturmuştum.

O da yerine geçtiğinde koltuğunda geriye yaslanarak önüme bir dosya uzattı.

Çantamı yan tarafa koyarak dosyayı alarak incelemeye başladım.

Yok artık.

Güldüm.

"Şaka mı yapıyorsun..böyle bir şeyden bahsetmemiştim Cihangir."

Sözleşme hazırlamıştı.

Şirkette Ceo olmam için.

Hala gülerken başımı iki yana sallayarak dosyayı kapattım ve onun önüne geri itekledim.

"Reddedildi." Bunu söylememle bu sefer o da keyifle gülümsüyordu.

"Biliyordum bunu yapacağını." Dudakları kıvrılırken gülüşü genişledi.

"Ama sözleşmeyi imzalayacaksın çünkü sen benim olan şirkette başka bir pozisyonda çalışamazsın." Tavrı netti.

Kaşlarımı çattım.

"Halkla ilişkiler müdürü nasıl." Dedim fikir sunarak ama başını olumsuz anlamda salladı.

Düşünür gibi yaparak bakışlarımı tavanda gezdiriyordum.

Sözleşmeyi bana tekrar uzattığında almadım.

"Olmaz." Dedim kısık sesimle.

Ablasından, kardeşinden bile daha üst bir pozisyonda çalışmak istemiyordum.

"Başka bir pozisyona alamam seni Deniz." Derin bir nefes alarak hala uzattığı dosyayı elinden sertçe aldım.

"Sürekli emrivaki yapıyorsun ben sadece oyalanabileceğim bir iş istemiştim gel beni şirketin başına koy demedim ki." Tek kaşını kaldırmış beni dinliyordu ama söylediklerime tepki vermiyordu.

Gözleri gerdanıma takılınca kaşlarını çatarak tekrar üzerime bakmaya başladı.

"Noldu." Dedim merakla.

Yine cevap vermedi.

Oflayıp sinirle sözleşmeyi imzaladım.

Tekrar onun önüne ittirdiğimde tek eliyle almıştı.

"Sıla ve Ayliz'in odasının karşısındaki oda senin...sabah hazırlattım odanı." Başımı salladım.

Gözüm hiç takılmamıştı karşı taraftaki odalara.

Gerçi o koridorda sadece ikisinin odası vardı.

Diğerleri boştu.

Cahil görünmemek için ne yapacağımı henüz sormamıştım. Benlik bir durum olunca sorardım nasıl olsa.

Cihangir bakışlarını benden ayırmadan telefonunda birini arayarak kulağını koyunca gözlerimi bir kaç saniye kaçırıp tekrar bakmaya başladım.

Bu adam büyülüydü.

"İki çay." Başka bir şey demeden kapatıp telefonu masaya sertçe bırakmıştı.

"Babanlar bir kaç gündür sana ulaşmaya çalışıyorlar telefonlarını açma." Başımı salladım.

Abimde söylemişti.

"Cihangir." Bana baktığı için konuşmamı bekliyordu.

"Şimdi ben Ceo'yum ya hani." Evet der gibi başını bir kere salladı.

"Çalışma saatlerini esnetebilir miyim arada." Dudağının kenarı kıvrılmıştı.

"Her zaman değil sadece bazı zamanlar gelemeyebilirim."

"Hangi zamanlar." Dedi keyifle.

"Bazı zamanlar işte ya da erken çıkmam gerekebilir olur mu.?" Surat ifadesi şu an ne desem olmaz der gibi olmadığı için ona güvenerek soruyordum bunları.

Kapı çaldığında Cihangir sertçe gir diyip kendini toparlamıştı.

Artık ciddi bir ifadesi vardı.

Bir kız elinde tepsi ve çaylarla geldiğinde önce Cihangir'in masasına geçti.

Benim önüme koyacağı zaman uzanıp bardağı aldım ama çay biraz bardak altına döküldüğü için alırken beyaz pantolonuma da damlamıştı.

"Bardak altına dökülmüş almayın Deniz hanım yenisini getireyim."

"Bir şey olmaz bir şey olmaz ben böyle seviyorum." Gergin olduğu için gülerek konuşmuştum.

O da bana rahatlayarak gülümsediğinde tepsinden şekeri de aldım.

"Şekerde ıslanmış kusura bakmayın lütfen." Sessizce söylemişti ama Cihangir bizi duyuyordu.

"Biliyor musun.?" Bende onun gibi sessizce konuştuğumda tüm dikkatini bana vermişti.

"Çayın içine girince de ıslanacak." Kız kıkırdağında bende gülmüştüm.

O Cihangir'den çekinerek hemen suratını düzelttiğinde ben hala gülümsüyordum.

"Afiyet olsun efendim." Bir şey demeyeceğimizi düşünerek hızla kapıya doğru yürümeye başlamıştı.

"Çok teşekkür ederiz, kolay gelsin." Kızın adımları durunca bana döndü.

Minnetle gülümseyip odadan çıktığında bende hızla ıslanan şekeri açmaya çalışıyordum.

Kağıdını çıkarttıktan sonra şeker elimde dağıldığında birazı yine pantolonuma dökülmüştü.

"Mahvettim üzerimi." Lekeye bakarak söylenirken unuttuğum adamla beraber hemen ona baktım.

Elinde tuttuğu çayıyla beni izliyordu.

"Çok sakarım değil mi.?" Söyledikten sonra burnumu kırıştırarak gülümsedim.

"Sen çok.." Cihangir'in derin bir iç çekmesiyle şaşırsam da onun cümlesini tamamlaması için merakla bakıyordum.

Ben çok ne.?

Söyleyeceği şeyden vazgeçmiş gibi boğazını temizledi.

"Sakarım." Diyip cümlesini tamamladığımda göz kırpmıştı.

O nasıl bir göz kırpmak zalimin oğlu dememek için büyük bir savaş vermiştim.

Elimdeki şekeri dalgınlıkla yere silkeledikten sonra gözlerimi kocaman açarak Cihangir'e döndüm.

"Ben buraya döktüm ama bir şe.."

"İstediğini dökebilirsin."

Bu sözünden sonra ona koşarak sarılmak istemiştim.

Kimse bana böyle davranmamıştı. Ne yapsam hep hata olarak görüyordu ailem.

Adım atsam hataydı onlara göre.

Ama bu adam..

Beni mahvediyordu.

Önüme dönüp çayımı elime aldığımda ona bakmadan bir kaç yudum aldım.

"Erken çıkmışsın sorunu halledebildin mi.?" Anlamayarak kaşlarını çattı.

"Ne sorunu." Bu sefer kaşlarını çatan taraf bendim.

"Şirkette sorun çıkınca erkenden çıkmışsın Saffet bey söyledi." Hemen beni onayladı.

"Evet, hallettim sorun yok merak etme." Başımı sallayarak tekrar önüme döndüm.

Biz çayımızı içerken odanın kapısı tekrar çaldığında bu sefer Cihangir'in gel demesine gerek kalmadan kapı açılmıştı.

Gelen Emel'di.

Dün Sıla ile dedikodusunu yaptığımız kadın.

Böyle düşününce de kendimi kötü hissetmiştim.

"Müsait değil miydiniz Cihangir bey." Değil canım demek istedim ama onun yerine Cihangir'in vereceği cevabı bekliyordum.

"Ne oldu Emel." Hanım demek yok mu Cihangir. Ne Emel'i be adam.

"Amerikadan gelen dosyalara imza atılması gerekiyor avukatlarımız incelediler bende son olarak size getirdim."

İçimden Emelin bu kibar konuşmasının taklidini yapıyordum. Ölecekti kibarlık ve ince sesli konuşmaktan.

Çaktırmadan üzerini süzdüm.

Mini bir etek ve göğüs dekoltesi oldukça fazla olan bir büstiyer giyinmişti.

Hemen Cihangir'e baktım.

Elini uzatıp dosyayı vermesini isteyince sadece Emel'in yüzüne bakıyordu.

Topuklularıyla süzüle süzüle Cihangir'in yanına gelen kadınla sinirlerim iyice bozuluyordu.

Medeni rolü yapmaya devam et. Cihangir bir şey anlamasın.

Başından beri öyle yapıyordum zaten.

Emel'in bana kayan gözlerini hissetsemde ona bakmadan çayımdan bir yudum daha aldım.

Bluzumun önünü biraz yukarı çekmek için elimi önüme attığımda yan tarafımdaki adamın bakışları elindeki dosyadan anında bana dönünce ben de ona baktım.

Emel'de bana bakıyordu.

"Noldu." Dedim şaşkınlıkla.

O gözlerini kapatıp açtıktan sonra tekrar dosyayı incelemeye başlayınca ben de üzerimi düzeltmiştim.

Öne iniyordu ve dekoltesi açılıyordu.

"Deniz gittikten sonra detaylı bakar imzalarım Emel sen çıkabilirsin." Emel anında onu onaylayıp topuklu ayakkabılarıyla tekrardan süzüle süzüle giderken eteğinin kısalığına bakıyordum.

Ben bile bakıyordum.

Hemen Cihangir'e döndüm.

Göz göze gelince rahatlayıp gülümsedim.

Kapanan kapıyla beraber tekrar çayımı içtim.

Cihangir iç çektiğinde onu anlayamıyordum. Canını sıkan bir şeyler mi vardı da iç çekiyordu.

"Gideyim mi.? Sende dosyaları inc.."

"Bir bardak daha çay içer misin.?" İç der gibi sormuştu.

"Sende içecek misin.?" Dudağının kenarı kıvrıldığında telefonunu tekrar eline almıştı.

"İki çay daha Derya." Ve yine pat diye kapatmıştı.

"Çiçek nasıl, gitmiyorsun sanırım bir kaç gündür." Hemen başımı salladım.

"Kampta o ama geliyor bugün akşam...sabahtan giderim yanına."

Telefonu çalınca göz ucuyla arayana bakıp meşgule attı.

Çaylarımız geldiğinde bu sefer Derya dökmeden getirmişti. Şeker de ıslak değildi.

"Teşekkürler yorduk seni de." Dediğimde tepsiden çayımı alıyordum.

"Olur mu Deniz hanım işim bu, afiyet olsun." Gülümseyerek gitmişti.

"Şu tavırların...kimse yokkende böyle olmasaydın inanmazdım." Anlamayarak ona döndüm.

"Hangi tavırlarım."

Kaşlarıyla beni işaret etti.

"Tüm bu tavırların basit birisine bile çok önemli birisiymiş gibi davranman..inanılır gibi değil ama gerçek. İlk defa senin gibi birisiyle karşılaştım ben Deniz."

Niye basit diyordu ki insanlara.

"Hande'ye benzemiyor muyum yani." Anında cevap verdi.

"Asla."

Aslında laf atmak için eski sevgilisini söylemiştim ama o beni kıyaslamak istemez gibi hemen itiraz etmişti.

"Kimseye benzemiyorsun eşsiz birisin Deniz Arslanoğlu." Beklemediğim iltifatıyla beraber bakışlarımı kaçırdım.

"Teşekkür ederim." Dedim ağzımın içinden.

Hala ona bakmıyordum ama o gözlerini bir saniye bile ayırmadan beni izliyordu.

Telefonu tekrar çaldığında bu sefer benimde gözüm ekrana kaydı.

Derin Bolat.

Hemen Cihangir'e baktım.

Tek kaşımı kaldırmıştım. İstemsizce.

Ablam neden onu arıyordu ki. Neden engellememişti onu.

Belli etme kıskandığını.

Medeni rolü de bir yere kadardı. Sinirle gülüp ayağa kalktığımda bu sefer bana şaşkınlıkla bakan oydu.

"Konuş sen Derin'le gidiyorum ben." O da ayağa kalkıp yanıma geleceği zaman ben kapıya doğru yürümeye başlamıştım bile.

"Kimseyle konuştuğum yok Deniz. Aradı ve açmadım sorun ne.?" Bir de soruyor.

Engellesene şunu aptal.

"Sorun falan yok arıyorsa aç.!" Sesim istemsizce yüksek çıktığında kapıyı açacakken omuzlarımdan tutup beni kendine çevirdi.

Göğüsüyle bakışıyordum.

Başımı kaldırıp yüzüne bakmadığımda çenemden tutarak nazikçe başımı kaldırdı.

"Derin ve babanlar bir kaç gündür hem Cesur'u hem de beni arıyorlar. Seni de arıyorlar görmüşsündür dün." Görmüştüm.

"Tamam." Dedim beni mayıştıran kokusuyla.

"Özlemiş olabilirsin beni ilgilendirmez aç konuş sorun yok Cihangir." Gözleri sinirle koyulaşmaya başladığında elini saçlarına attı.

"Tamam öyle yaparım Deniz." Şaşırsam da belli etmeden kollarından kurtularak bir iki adım geriye gittim.

Şu an ona bu kadar sinirlenmem normal miydi yoksa benim için hoşlantı evresi bitmiş ve aşık olma evresi mi başlamıştı.?

Cihangir'in telefonu tekrar çalmaya başladığında ben söylene söylene daha fazla bir şey demeden odadan çıkmıştım.

Kapının önünde kendimi sakinleştirmeye çalışırken çantamı almadığımı hatırlayıp alnıma vurdum.

Telefonum içindeydi ve almam lazımdı.

Sinirle, kapıyı çalmadan tekrar içeriye girdiğimde odanın ortasında sinirli bir şekilde duran Cihangir'le göz göze geldik ama hemen oturduğum yere doğru yürümeye başladım.

Bir şey dememişti. Buna daha çok sinirleniyordum.

Desene Derin benim için hiçkimse. O umrumda bile değil desene.

Sinirle başımı sallıyordum.

Senin hisselerini abime satayım da sen gör Derin'i.

Çantamı aldıktan sonra az önce yarısına bile gelmediğim çay bardağım gözüme takılınca onu da elime aldım.

Çantamı koluma asıp arkamı döndüğümde Cihangir bir bana bir de elimde tuttuğum çayıma bakınca yüzündeki sinirli ifade gitmişti.

Ona bir şey demeden tekrar hızlı hızlı kapıya doğru yürürken kapıyı ilk seferde açamayınca arkamdaki adamın adım sesleri buraya doğru yaklaşmaya başlamıştı.

"Çay var o yüzden açamadım...sakarlıktan değil." Kulpu bu sefer sertçe indirdiğimde kapı açılmıştı.

"Öyle bir şey ima etmedim Deniz." Dedi sesi bu sefer keyifli geliyordu.

"Sakar değilim zaten...sensin sakar." Son kez ona çocuk gibi laf attıktan sonra kapısını kapatmadan kendimi dışarıya atınca sinirli sinirli Sıla'nın odasına doğru yürüyordum.

Arkamı dönüp kapıyı kapatmış mı diye baktım ama o kapının önünde durmuş elindeki çayı tutarak beni izliyordu.

Ona bakarak yavaşça yürüyordum ama bacağımı çarptığım masa ile durmak zorunda kaldım.

Az önce sakar değilim diye atar yapıp odadan çıktıktan sonra Cihangir beni izlerken masaya çarpmıştım.

Belli etmeden yürüyecektim ama belimdeki sıcak ellerle başımı kaldırıp Cihangir'e baktım.

"Bir şey oldu mu bacağına." Ben ona bakarken o elini az önce masaya çarptığım bacağımda gezdiriyordu.

"Bir şey olmadı..çarpmadım." Başını sallayarak elini tam masanın değdiği yere atıp okşadığında gözlerimi kapattım.

"Burası mı.?"

Bir şey demedim.

"Gel odada bakalım." Hemen gözlerimi açarak başımı olumsuz anlamda salladım.

"Acımıyor."

Emin olmak ister gibi beni incelediğinde gerçekten acımadığını anlayıp elini bacağımdan çekmişti.

"Sıla'nın yanına mı gidiyorsun.?"

Başımı salladım.

"Beraber gidelim." İtiraz etmedim o zaten belime sarılarak yürümeye başlamıştı bile.

Çantamı omzumda düzelterek çayı kontrol ettim.

Dökülmemişti.

Sıla'nın kapısının önüne gelene kadar konuşmamıştır ama içeriden çıkan adamla Cihangir kaşlarını çatarak adama baktı.

"Cihangir." Dedi bizi görünce şaşıran adam.

"Hayırdır." Dedi yanımdaki adam sertçe.

"Sıla'ya bir kaç dosya vermem lazımdı." Kravatını düzeltirken konuşmuştu.

"Çağdaş ben Cihangir'in hem arkadaşı hem de avukatayım." Elini uzattığında anlamıştım kim olduğunu.

Sıla'nın Çağdaş'tı.

Ben de elimi uzattım.

"Deniz, memnun oldum." Dediğimde Cihangir belimdeki elini çekmişti.

"Sen geç Sıla'nın yanına Deniz...sende odama." Son cümlesini Çağdaş'a bakarak söyleyince geri bana dönmüştü.

Ona bir şey demeden yürümeye başlamıştım.

Kaba adam.

Sıla'nın kapısını söylene söylene çalıp içeri geçtiğimde kıpkırmızı olmuş bir Sıla beklemiyordum.

Gözlerimi kocaman açarak pencere kenarında hava alan görümceme yaklaştım.

"Sıla, iyi misin seni pek bir ateşli gördüm." Gülerek söylediklerimle bana sinirle baktı.

"Çağdaş buradaydı." Dedi yanıma gelerek.

Heyecanlı bir şekilde ellerimi tutunca hala gülümseyerek ona bakıyordum.

"Beni öptü." Ağzım sonuna kadar açıldıktan sonra dudaklarıma dişlerimi geçirdim.

"Seviyor muymuş." Hemen başını salladı.

"Çok sevindim." Diyerek hemen sarıldım.

Ama o mutlu olmasına rağmen gergindi.

"Seviyormuş ama biz olamazmışız." Sesi titremeye başlayınca benimde kaşlarım çatılmıştı.

"Ne demek biz olamayız niye öpmüş o zaman." Çenesi titrediğinde ağlamamak için tavana baktı ama bir kaç damla gözyaşı akmaya başlamıştı bile.

"Şerefsiz bir piç çünkü."

Sıla sinirliydi.

"İkinizde seviyorsanız illa ki bir şeyler olur ağlama." Destek olmak için sırtını okşuyordum.

Başını iki yana sallayarak elleriyle yüzünü kapatıp ağlamaya devam edince ne yapacağımı bilemiyordum.

"Abimle arası bozulurmuş Deniz." İç çekerek ağlıyordu artık.

"Kapıda karşılaştık seninkiyle." Bir şey demedi.

"Yanımda abinde vardı." Hemen başını kaldırıp yaşlı gözleriyle baktı.

"Ne, nasıl abimde vardı abim gördü mü onu odadan çıkarken." Başımı salladığımda ellerini tekrar yüzüyle kapattı.

"Anladı kesin." Dedi ağlak bir sesle.

"Nasıl anlasın hemen Sıla saçmalama."

"Anlar o biliyorum anlar." Kahin miydi bu adam.

"Abim tek bakışta anlar Deniz...bu salakta her hareketinden belli eder zaten."

Ağlamaları arttığında bir şey demeden ona destek olmaya çalışıyordum.

"Dışarı çıkalım mı.? Biraz hava alırsın." Başını sallayarak reddetti.

"İşin var mı senin konuştun mu abimle çalışma konusunu." Ağlıyordu ama bir yandan da benimle konuşuyordu.

"Konuştum artık karşında şirketin yeni ceo'su var." Sıla şaşırmadım der gibi gözlerini devirince gülümsedi.

"Başkası beklenmezdi zaten abimden. İnsanlarla en az muhattap olacağın bir pozisyon..abimlik hareket."

"Sıla abin önceki hayatında mağarada yaşıyor olabilir miydi.?" Güldüğünde bende güldüm.

"Saçmalama Deniz...önceki hayat falan ayıp oluyor o seni gördüğünden beri mağarasından çıkmıyor." Bu sefer sesli bir şekilde gülen taraf bendim.

O az önce ağlamamış gibi gülerken kapısı çalınca hemen gözyaşlarını silerek gel demişti.

Gelen kişiyle hemen ayağa kalkıp kollarımı açarak sarıldım.

"Günaydın aşklar, napıyorsunuz." Selin bana sarıldıktan sonra Sıla'ya bakıp gözlerini kıstı.

"Sana noldu." Yanına gidip benim gibi koluna dokunmuştu.

"Çağdaş canımı sıktı sabah sabah önemli bir şey yok merak etme." İkisi de sarıldıktan sonra Selin tekrar kalkıp yanıma geldi ve beni kolunun altına alarak sarıldı.

"Sen nasılsın kızıl fırtınam."

"İyiyim bir tanem, sen nasılsın asıl geliyor bugün seninkiler." Gülerek başını salladı.

"Benim diğer fırtınalarımda gelince rahata kavuşuyorum." Güldük.

"Serkan dün sana mı geldi." Sıla'nın sorusuyla hemen Selin'e baktım.

Bir şey demediğinde gözlerimi kocaman açtım.

"Dün sarhoştu göndermedim...salonda uyudu." Alt dudağıma dişlerimi geçirerek Selin'e baktığımda gözlerini kaçırdı.

"İyi en azından o sevdiği kadın için çabalıyor...helal olsun." Sıla, Çağdaş'a sandığımdan daha çok kırılmıştı.

Gördüğümde adamdan pek elektrik alamamıştım ama Sıla seviyorsa bir bildiği vardır.

"Neyse boşverelim şu aptalı bir daha ne telefonunu açarım ne de iş dışında onunla görüşürüm."

Başımızı salladık.

"Sıla sen geç aynaya bir bak bakayım şu güzellikle elde edemeyeceğin bir adam var mı.? Demek ki sende çok istemiyorsun kandırma kendini." Selin'in konuşması bittikten sonra Sıla ellerine bakmaya başlamıştı.

Öyle miydi gerçekten.

"Hoşlanıyordum."

"Hoşlanmak ve sevmek ayrı şeyler belki de basit bir hoşlanmaydı." Selin aramızda en mantıklı konuşan kişiydi.

"Olabilir bilmiyorum." Dedi Sıla. Artık ağlamıyordu.

"Ayliz cadısı yok mu.?" Sıla ve ben gülmüştük.

"O sonradan gelecek yola çıkmıştır hatta." Dediğimde Selin başını salladı.

"Kaos kraliçesi." Selin böyle söylüyordu ama Ayliz'den nefret falan etmiyordu.

Hatta ben bir şey söylediğimde onun açısından bakıp Ayliz'i savunuyordu.

"Gelse de iki tartışma yaşasak siz sıktınız artık." Selin bugün hepimizle uğraşıyordu anlaşılan.

"Gelir birazdan merak etme." Dedi Sıla'da gülerek.

Morali düzeliyordu.

Biz üçümüz öğlene kadar her konudan konuşarak vakit geçirdikten sonra kızlar işlerini halletmek için odalarına çekildiğinde beni de Saffet bey çağırmıştı.

Şimdi onun odasının önündeydim.

İçeriden gel sesini duyduğumda hemen kapıyı açtım.

"Gel Deniz." Dedi pencere kenarındaki çiçeklerine su verirken.

Odasına ilk defa gelmiştim ve bu kadar çiçek görünce şaşırmadan edemedim.

"Çiçekler çok güzelmiş." Dedim hemen.

Elindeki suyla bana dönerek gülümsedi.

"Teşekkür ederim...istersen senin odan içinde ayarlayabilirim." Hemen başımı salladım.

"Olur çok sevinirim." Elimle çiçeklere dolunuyordum.

O sulama işini bitirmiş olacak ki elindeki suluğu bırakıp koltuğuna geçmişti.

Çekmecesinden bir tane kağıt çıkarttığında onu izliyordum.

Bana uzattığında hemen elime aldım. Okudukça suratım düşüyordu.

Saffet beye baktığımda hareketlerimi incelediğini gördüm.

Ağlama sakın.

"Kalem var mı.? İmzalayayım hemen." Dedim titreyen sesimle.

Saffet bey anlayışla gözlerini açıp kapattıktan sonra derin bir nefes vererek kalem uzattığında titreyen elimle aldım.

Kağıdı onun masasına koyup anında imzaladıktan sonra tekrar ona uzattım.

"Gerisiyle avukatlarımız ilgilenecek merak etme ve canını sıkma...böyle güzel kalpli bir çocuk onların olamaz zaten." Söyledikleriyle çenemin titremesi ve gözlerimin dolması bir olmuştu.

Başımı salladım ama gözlerim dolu doluydu.

"Teşekkür ederim." Dedim fısıltıyla.

Annemler evlatlıktan red için dava açmışlardı.

Ne kadar sevmesem de böyle bir şeyi yaşadığım için üzülmüştüm.

Sağ yanağıma gelen ıslaklıkla hemen yüzümü sildim.

Kendimi bir kaç saniye sonra Saffet beyin kollarında bulduğumda artık kendimi tutamadan ağlamaya başladığımda saçlarımı okşuyordu.

Kaç dakika onun kollarında ağladım bilmiyorum ama sonunda toparlanabilmiştim.

"İyi misin biraz daha." Başımı sallayarak burnumu çektim.

Görüş açıma giren bardak ve su ile elinden alıp hemen içtim.

Eli omzumdaydı. Destek olmak ister gibi tutuyordu omzumdan.

"Abime de açmışlar mı dava." Bir şey demediğinde alttan ona baktım.

Ben ona bakınca konuştu.

"Hayır." Geri hemen başımı eğmiştim.

Sorunları sadece benimleydi zaten. Ben onlar için bir sorundum.

Baştan sona var olmam onlar için sorundu.

Nedenini anlamasam da bu böyleydi. İkisi de sevmezdi beni.

Derin ve Yağız'la zaten kendimi bildiğimden beri kedi köpek gibiydik. Hayatım boyunca o ikisiyle savaşmak zorunda kalmıştım.

"Siktir et şunları." Saffet bey küfür edince hafifçe tebessüm ettim ama ağlamak istiyordum.

Odanın kapısı açıldığında gelene baktım.

Cihangir'i görünce hemen iki elimle yüzümü silmiştim.

"Noluyor.!" Yüksek sesiyle bize doğru yürümeye başlayınca bir kaç adımda önüme gelip dizlerinin üzerine eğilmişti bile.

Ellerini dizime koymuş ona bakmam için çenemden tutmuştu.

"Noldu Deniz niye ağladın.?...bir şey mi söyledin dede niye ağlıyor.!" Saffet beye sesini yükseltince hemen konuştum.

"Saffet bey bir şey yapmadı Cihangir bağırma adama." Saffet bey koltuğuna geçtiğinde Cihangir söylemem için gözlerimin içine bakıyordu.

"Annemler...dava açmışlar bana." Çenem titrediğinde hemen dedesine baktı.

"Ne davası."

Yutkundum.

"Evlatlıktan reddedilmişim." Baş parmağı yanağımı okşuyordu.

Bir şey dememişti.

"Sen Bolat olamayacak kadar güzelsin o yüzden dava açmışlardır." Artık iki elide yüzümdeydi.

Dudaklarım tekrar titrediğinde başını iki yana salladı.

"Ağlama sakın." Bunu demesiyle ağlamaya başladığımda kendimi onun omzunda bulmam bir olmuştu.

"Sadece beni reddetmişler Cihangir." Ağlamalarımın arasında fısıltıyla konuştuğumda o bana sarılmakla meşguldü.

İstenmeyen çocuk olduğumu zaten biliyordum ama bu fazlaydı. Psikolojimi bozmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlardı.

Ensemden tutarak beni kendine bastırıyordu

Cihangir'le beraber Saffet beyin odasından çıktıktan sonra onun odasına geçmiştik.

Bizim odaya girmemizle arkamızdan asistanı da gelmişti.

"Cihangir bey on dakika sonra topl.."

"İptal et odama birini gönderme.!" Sesi sinirli çıkıyordu.

Derya onu onayladıktan sonra hemen çıkmıştı.

"İptal etme işlerini hallet, iyiyim öyle bir anda okuyunca kendimi tutamadım." Odanın köşesindeki dolabından su çıkarttığında yan taraftan bardağıda alıp yanıma gelmişti.

Suyu bardağa döktükten sonra bana uzattı.

"Toplantıdan daha önemli işim var." Gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki bu adama kapılmamak imkansızdı.

Aklıma gelen şeyle suyumu içtikten sonra konuştum.

"Konuştun mu Derin'le." Gözlerini kıstıktan sonra sorumu cevapladı.

"Konuşmayacağımı söylemiştim ne yapsam ikna olacaksın Deniz." Burnumu çekip bakışlarımı kaçırdığımda sert bir nefes almıştı.

"Ağlama artık gözlerin kızardı." Ona baktığımda yumuşak bir ifadeyle bana baktığını görünce başımı salladım.

"Ağlamıyorum iyiyim."

Cihangir'den gelen kokuyla gözlerimi kapattım.

Başım ağrımıştı ama onun kokusu iyi geliyordu.

Bir gün odasına girip parfümüne bakmayı aklıma not almıştım.

Cihangir'le konuşmadan arada bir birbirimize bakarak geçirdiğimiz bir kaç saatten sonra Ayliz gelmişti.

O ne olduğunu bilmediği için bir kaç kere neden moralimin bozuk olduğunu sormuştu Cihangir söylemeyince ben söylemiştim.

"Gel gidip çay içelim Selin'i de bulalım bize fal baksın." Ayliz'e başımı olumsuz anlamda sallayıp Cihangir'e döndüm.

"Ben eve gitsem olur mu.?"

"Tamam beraber gidelim." Dedi hemen.

"Ben giderim Cihangir sen işlerinle ilgilen lütfen...yoğunmuşsun zaten bu aralar." O Ayliz'e sen mi söyledin gibi baktığında Ayliz hemen omuzlarını indirip kaldırdı.

"Emel'de yardım eder sana." İçimde kalmadan söylemek istemiştim.

Bulaşma adama..

Cihangir'in tek kaşı kalkmıştı.

"Geç geldiğinde onunla beraber şirketteymişsin ya o yüzden söyledim." Konu nasıl buraya gelmişti anlayamıyordu sanırım.

Bende anlayamıyorum zaten biraz da o anlayamasın.

Cihangir şaşkınlıkla bana bakarken ayağa kalktığımda yan taraftan çantamı aldım.

"Görüşürüz Ayliz." Arkamı dönüp kapıya gideceğim zaman yanıma gelen Cihangir'le ona baktım.

"Emel yanımda çalışmıyordu Deniz ben odamda tek başıma çalışıyordum bazen de Serkan oluyordu." Açıklama yapıyordu.

"Aynı odada değil miydiniz yani." Dedim merakla.

"Değildik." Anında cevaplamıştı beni.

"Emel öyle söyledi beraber çalışıyoruz yardım ediyorum dedi." Elimle Ayliz'i gösterecekken durdum.

Emel'in bunları Sıla'nın yanında söylediği aklıma gelmişti.

"Sıla'ya sor istersen onun yanında söyledi."

Kolumu tutarak avuçlarının içine aldığında sinirli ifadem gitmişti.

"Akşam müsait misin.?" Dedi.

"Niye."

"Artık konuşmamız gerekiyor." İki kaşımda havalanmıştı.

"Ne hakkında." Dedim kısık sesimle.

"Bizim hakkımızda Deniz." Kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı.

Kapı sesini duyduğumda gözlerim arkamıza takıldı.

Ayliz dışarı çıkmıştı.

"Müsaitim."

Dudağının kenarı kıvrıldığında hala kolumu okşuyordu.

"Erken geleceğim." Başımı salladım hemen.

"Tamam...gideyim o zaman ben." Kolumu ondan kurtardığımda heyecandan ölmek üzereydim.

"Git o zaman." Dedi o da sessiz bir şekilde.

"Gideyim."

Bakışlarımı ondan zorlukla çekerek kapıyı açtığımda kendimi dışarı attım ama o da dışarı çıkmıştı.

Kapının önünde beni bekliyordu.

Yan taraftaki odanın da kapısı açıldığında çıkan Saffet beyle boğazımı temizleyip kendimi toparlamaya çalıştım.

Bize doğru gelmeye başlayınca ben de ona doğru yürüyordum.

"Gidiyor musun." Başımı salladığımda Cihangir'e bakıp tekrar bana döndü.

"Ben de eve geçeceğim beraber gidelim mi.?" Kendi evine gitme diyemeyeceğim için hemen başımı sallamıştım.

"Olur tabii ki." Torununa bakıp eliyle bir işaret yaptıktan sonra beraber asansöre doğru yürümeye başlamıştık.

Arkamı dönüp Cihangir orada mı diye kontrol ettiğimde hala aynı şekilde bize bakan adamla ona gülümseyip el sakladığımda dudağının kenarı kıvrılmıştı.

İki elide her zaman ki gibi cebinde karizmatik bir şekilde duruyordu.

Tekrar önüme döndüğümde bu katta olan asansörle son kez Cihangir'e bakıp Saffet beyin yanına geçtim.

Kapılar kapandığında derin bir iç çekmiştim.

Akşam konuşacaktık.

O da benim gibi bir şeyler hissediyor olabilir miydi.?

Saffet beyle beraber otoparka indiğimizde içimde garip bir his oluşmaya başlayınca durup etrafımıza baktım.

"Araba nerede Şefik." Saffet beyin sert sesiyle yürümeye devam ettim.

"Saffet bey bir karışıklık olmuş hemen düzeltiyorum." Adam ceketini ilikleyip yanımızdan giderken istemsizce Saffet beye yaklaştım.

"Bir şey mi oldu." Dedim titrek sesimle. Hemen bana döndü.

"Sorun yok ne oldu sana dava için mi üzülüyorsun hala." Koluma dokunduğunda etrafımıza baktım.

"Üzülmüyorum merak etmeyin...Saffet bey arabayı dışarıda beklesek olur mu.?" Kaşlarını çattı ama yüz ifademi görmüş olacak ki arkasındaki adamlara işaret verip kolunu girmem için açtığında isteğini geri çevirmedim.

Biz önde korumaları arkada bir kaç adım atmıştık ki gür bir ses duyunca durduk.

"Saffet.!" Saffet bey şaşkınlıkla adama dönüp bana baktığında sağ tarafımızda kalan korumaya işaret verdi.

Koruma bana doğru yürümeye başladığında yine aynı adam bağırarak konuşmuştu.

"SAKIN.!..Hareket edersen sıkarım kafana...kafanıza." Son cümlesini bana bakarak söyleyince içimdeki sıkıntının nedenini anlamıştım.

Adam elindeki silahı bir bana bir de Saffet beye tutarken ben güvendiğim adamın kolunu sıkıyordum.

"Sakin ol korkma bir şey yapamaz birazdan Cihangir'e haber gider." O sadece benim duyacağım şekilde konuştuğunda çenem titremeye başlamıştı bile.

"Cihangir gelir değil mi.?" Sesim evet demesi için yalvarıyormuşum gibi çıkınca o da kolumu sıktı.

"Sorun yok sana bir şey olmayacak tamam mı.?" İkimizde gözlerimizi adamdan ayırmadan ağzımızın içinden konuşuyorduk ama adam tekrar bağırınca susmuştuk.

"Konuşma yok.! Bitti o devir Saffet bey.!" Yanımıza yaklaşmaya başladığında titriyordum.

Adam yanımıza gelirken o an olmaması gereken bir şey oldu ve bir koruma adama ateş etti.

Adam ortada kabak gibi duran bize doğru ateş ettiğinde Saffet bey beni yan tarafa hızlıca itip vurulmamı engellemişti.

Engellemişti çünkü eğer beni itmeseydi kurşun kafama isabet edecekti.

Yere sürten dizlerimin acısıyla Saffet beye baktım.

Yan taraftaki kolona saklanmış beni kontrol ediyordu.

"İyi misin.!" Başımı sallarken bende onu kontrol ediyordum.

"Siz." Diye ağlak bir ifadeyle konuştuğumda eliyle sorun yok işareti yaptı ama adam hala silahını ateşlemeye devam ediyordu.

Tek bir adam bunu nasıl yapıyor diye düşünürken bir kaç korumanın da o adamın tarafında olduğunu geç algılayabilmiştim.

"Belasını siktiğimin Zaferi..vurun lan şu adamı.!" Saffet bey adamlarına bakıp bağırdığında korumaları zaten bir çatışmaya girmişti.

Bana dönüp tekrar etrafa baktı.

"Korkma sakın bir şey olmayacak arabanın arkasına doğru geç." Tutunduğum arabanın kapılarından destek alarak arkaya doğru adım atarken ön camın patlamasıyla çığlık attım.

Elimi ağzıma koyarak çığlığımı bastırmaya çalıştım ama duyulmuştu.

"Bir şey yok korkma Deniz..korkma kızım.!" Gözlerimden akan yaşlarla Saffet beye baktım.

"Tekerleğin arkasına geç." Dediklerini yapıyordum.

Çatışma sesi kesildiğinde dizlerimi kendime çekmiş Saffet beyin iyi olup olmadığına bakıyordum.

O da benim gibi saklanmış çaresizce bekliyordu.

"Furkan gel lan buraya.!" Saffet bey saklandığı kolonun arkasından çıkınca elimle ona uzanmaya çalıştım ama fazla uzaktaydı.

O adama bir şeyler söylerken ben olayın şoku ve silah seslerinden korkmuş bir şekilde dolu gözlerimle etrafı kontrol ediyordum.

Çalan telefon sesiyle açılması ve duymak istediğim ses gelince gözyaşlarımı daha fazla tutamadım.

"İyi mi Dede!...Deniz iyi mi.?!" Bağırıyordu.

Çok bağırıyordu.

"İyi evlat merak etme çabuk buraya gel." Gelmesi en az 10 dakika sürerdi.

"O iyi mi Dede nerede yanında mı.? Sesini duyayım." Saffet bey elinde telefonla bana doğru bir kaç adım attığında koluna tutundum.

İstemsizce yapmıştım bunu.

"Cihangir, Deniz duyuyor seni."

"Deniz geliyorum korkma sakın beş dakika içinde yanındayım tamam mı korkma.!" Sesi benden daha çok korkmuş gibi geliyordu ya da ben olayın şokuyla kendimi kandırıyordum.

"Deniz bir şey söylemen lazım delireceğim konuş.!" Burnumu çektikten sonra çatallı ve kısık sesimle konuştum.

"İyiyim..seni bekliyorum." Son cümleyi söylerken Saffet beyden utansamda söylemek istemiştim.

"Geliyorum hemen geliyorum merak etme.!"

"Dede, hoparlörü kapat." Saffet bey torununun dediğini yapıp ayağa kalktığında özel bir şey konuşmaya başlamışlardı.

Saffet bey yarım saniye boyunca ciddiyetle torununu dinledikten sonra başını sallayıp telefonu kapattı.

"Kalk bakalım burada durmayalım kapıya doğru gidelim." Bana uzattığı eli tutup destek alarak ayağa kalktım ama dizlerim titriyordu.

Ona belli etmesem de anlamış gibi koluma girip yükümü ona vermemi sağlarken elimi okşuyordu.

"Benim hatam özür dilerim."

Başımı olumsuz anlamda sallarken konuşacağım sırada arkamızdaki korumanın durmasıyla gözüm ona takıldı.

Keşke bu otoparka gelmeseydik diyeceğim bir şey olmuştu.

Saffet beye arkasından Silah doğrultmuş sinsice gülerken beni gördüğünde o tetiğe basmadan Saffet beyi kalan tüm gücümle yana itmiştim ama silahın patlamasına engel olamamıştım.

"DENİZ.!" Saffet beyin adımı bağıran gür sesi ve karnıma saplanan kurşunla hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçiyordu.

Hafif yan dönerek Saffet beye doğru gideceğim zaman ikinci silah sesi de boş otoparkta yankılanmıştı.

İki üç...tam altı el ateş etmişti. İkinciden sonra Saffet bey üstüme kapanıp onunla beraber yere düşmemi sağladı ama ben vurulmuştum.

Vücudumdan akan kanı hissedebiliyordum.

Bir el daha silah sesinden sonra anlamıştım arkamızdaki adamın etkisiz hale getirildiğini.

"Hayır yapmadın...YAPMADIN DENİZ.!" Saffet bey bağırdığında gözlerimi sıkıca kapattım.

Vurulmuştum.

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Aşklarım bu kitabın yorumları hep az oluyor azıcık dikkat edebilir miyiz lütfen.

Oy sınırı 370
Yorum sınırı 200

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.764okunma 58beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.