26. bölüm / 36
Vurgun26. BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 26. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar.
(Buradan ve instagramda takip edip güncellemelerden haberdar olabilirsiniz)
Cihangir alnını koluma yasladığı için göremiyordu beni.
Diğer elimi kaldırıp saçlarını okşamak istedim ama kolum alçıdaydı.
"Siz konuşun." Abim odadan çıktığında Cihangir'in bana dönmesi saniye olmamıştı.
Göz göze geldiğimizde sonunda rahat bir nefes alabilmiştim.
Kısa sürede beni bu denli etkisi altına alan gözlerle sonunda tamamen uyandığımı hissedebilmiştim.
************
Ellerinin saçlarımı okşamasıyla gözlerimi kapatıp açtım.
Gözünü kırpmadan beni izliyordu.
"Neden yaptın...neden kurşunun önüne atladın Deniz."
Bir şey söylemediğimde derin bir nefes alıp verdi.
"Senin ve kalbinle çok işim var."
Hafifçe gülümsediğimde gözlerine dikkatli baktım. Kırmızılaşmıştı içi.
"İyi misin.?" Başımı salladım.
Elimi iki avcuna hapsedip öptü.
"Sesini duymam lazım."
"İyiyim." Tekrar elimi öpmüştü. Elimle beraber kendi ellerini de alnına koyduğunda yorulduğunu anlamıştım.
"Neden gelmedin." Başını kaldırmadı.
Bir şey söylemedi.
"Uyandığımda neden gelmedin."
"Nasıl geleyim Deniz. Benim güvenli alanımda vuruldun...ben nasıl geleyim yanına hangi yüzle gel..."
"Saçmalama ve beni daha fazla üzme."
Elimi tekrar alnına koydu ve yaslandı.
"İyisin değil mi.?"
"İyiyim gerçekten." Tekrar öptü.
Bir de dudaklarımızı...
Düşündüklerimi Cihangir duymuş gibi utandım.
Durgundu. Fazla durgundu.
Kapı tıklatılıp açıldığında Cihangir aynı pozisyonda durmaya devam etmişti.
Ayliz mahcup bir şekilde içeriye girmiş kardeşine baktıktan sonra gözleri beni bulmuştu.
Konuşmadan bir kaç saniye olduğu yerde durduktan sonra bize doğru yürüdü.
Ellerini Cihangirin sırtına koyup okşadıktan sonra tekrar bana baktı.
"İyi misin.?" Gözleri ben hariç her yere bakıyordu.
"İyiyim sağ ol." Sesim mesafeli çıkmıştı.
O da gelmemişti ilk uyandığımda.
Gelmek zorunda değil.
Değil tabi ki ama aptal gibi kırılıyordum.
"Ben gelemedim yanına...belki seni bu kadar merak etmemi samimi bulmazsın diye gelmedim korktum böyle düşünmenden...aramız çok iyi değil yani ben seninle hiç Sıla ve sen gibi olamadım ama çok endişelendim senin için...sahte diyebi.."
"Sahte demezdim Ayliz. Bunu düşünecek bir halde miyim şu an...beni merak edip buraya kadar gelmiş olan birisi için böyle şeyler düşünmem." Bana bakmadan başını salladı.
Konuşurken de bakmamıştı.
Yutkunup başını eğdiğinde Cihangir hala aynı pozisyonda duruyordu.
Ben konuştuktan sonra kolumu okşamıştı.
"Özür dilerim ilk uyandığında gelemedim ama kapının önündeydim gerçekten Cihangir'e sor." Telaşla konuşmasına gülmek istedim.
Ona inanmayacağımı sanıyordu.
Oysa ben onlara inanıyordum. Hatta aptallık olabilir ama onlara güveniyordum ben.
Hala öyle.
Hepsine güveniyorum.
"Biliyorum dışarıda olduğunu Ayliz, yani tahmin ettim. Abimi bu durumdayken yalnız bırakmayacağını da biliyorum."
Hemen söze atladı.
"Seni de..seni de bu durumda yalnız bırakmam Deniz. Sen bizim ailemizdensin artık nasıl yalnız bırakayım."
Ailemizdensin.
Şaşırmıştım Ayliz'in böyle söylemesine.
Hafifçe gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
"Etme Deniz sinir oluyorum şu teşekkürlerine." Sahte bir kızgınlıkla söylediğinde biraz rahatlaması için sesli bir şekilde kıkırdadım.
"Etmiyorum tamam." Dolanıp diğer tarafıma geçti.
"İyi misin ağrın var mı.?" Başımı iki yana salladım.
"İyiyim merak etmeyin artık eve gitmek istiyorum." Cihangir anında başını kaldırdı.
"Bir kaç gün daha buradasın." Sesi taviz istemiyorum der gibiydi ama itiraz ettim.
"Evde kendimi daha iyi hissederim lütfen konuş doktorla...Ayliz." Son umut Ayliz'e bakmıştım.
Eliyle Cihangir'i gösterip omuz silktiğinde dudaklarımı büzdüm.
Cihangir beni şaşırtarak alnımdan öpüp dışarı çıktığında beni utancımla beraber Ayliz'le tek başıma bırakıp gittiğinin farkında mıydı bu adam.
Ayliz bir şey söylemeden az önce beni utandıran adamın kalktığı yere oturdu.
"Çok korktu...hepimiz çok korktuk. Cihangir delirdi. Seni vuran adamı buldu." Devamını getirmedi.
"Ne yaptı." Dediğimde sesimde korku vardı.
"Onun sana yaptığının aynısını yapmıştır diye düşünüyorum."
Ayliz bunları söyleyerek beni düşüncelerimle baş başa bırakmıştı.
Neredeyse sekiz gündür uzanıyordum. Evdeki kimse kalkmama izin vermiyordu.
İyiyim desem de hepsi karşı çıkıyordu.
"Şimdi de başka bir tane açayım mı.?" Güneş'in saçlarını okşarken o konuşuyordu.
Bacaklarıma başını koymuş televizyondan bir şeyler açıyordu.
Cihangir şirkete gidiyordu ama Sıla'yı yanıma mutlaka bırakıyordu. Bugün olan önemli toplantı için hepsi gitmişti.
Ve biz üçümüz bir haftadır resmen en yakın arkadaşlar olmuştuk.
Sıla, Güneş ve ben.
"Aç aşkım." Dediğimde düğmelere basıp bir şeyler yapmıştı.
Koşturarak salona giren kadına baktığımda elindeki telefonu bana uzattı.
"Cihangir bey arıyor efendim." Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırıp yerimde biraz doğruldum.
"Cihangir." Dediğimde anında konuşmuştu.
"Neden telefonlarım açılmıyor." Hafif sinirliydi ama sesi normal geliyordu.
"Nerede bilmiyorum."
Derin bir nefes alıp vermişti.
"Telefonunu yanından ayırma Deniz..lütfen." Konuşmasını son anda emir vermekten ricaya çevirmişti.
"Dikkat ederim...bir şey mi oldu.?" Bir haftadır aramız çok iyi değildi.
Hastaneden sonra bana fazla yaklaşmıyordu. Eskisi gibiydik.
Bazen bir şeyleri tek başıma yaşayıp yaşamadığımı düşünüyordum.
"Hande...sana anlatmıştım eski sevgilim." Tek kaşım istemsizce yukarı kalktığında yerimde dikleştim.
Güneş başını bu sefer karnıma koyduğunda bir elimi saçlarına attım.
"Evet."
"Hande ortak olduğumuz bir şirketin vekili olarak bir süre bizim şirkette olacak."
Sinirden bir gözüm seğiriyordu.
"Eski sevgilim benim şirketimde çalışacak diyorsun yani." Bir süre cevap vermedi.
"Cihangir. Ben sandığın kadar medeni bir insan değilim bunu unutma olur mu.?" Bir şey demesine izin vermeden kapattım.
Aklıma gelen fikirle Güneş'e döndüm.
"Güneş...senin karnın mı ağrıyor.?" Elimi çenesine atıp başını kaldırdım.
"Hayır niye ki."
"Ağrıyor ağrıyor...gel annenin yanına gidelim bir baksın sana..neden ağrıyormuş bu karnın." Güneş'le beraber hızla merdivenlerden çıkarken yaralarım falan umrumda değildi.
"Anneme mi gidiyoruz.!" Sevinçle ellerini çırptığında hemen onu hazırladım.
Odaya geçip dolaptan üzerime bir şeyler bakarken bir yandan da saçlarımı yapıyordum.
"Deniz abla giyindim ayakkabılarımı.!"
"Geliyorum on dakikaya aşkım."
Askıdaki beyaz elbiseyi alıp hızlıca üzerime geçirdikten sonra etrafımda döndüm.
İyiydi.
Yaralarımın acıma riskini göze alarak topuklu ayakkabılarımı da giyindikten sonra kendime baktım.
Güzel olmuştum.
"Güneş hadi gidiyoruz.!"
Odadan hızla çıktığımda çantamı unuttuğumu fark edince dönüp onu da aldım.
"Deniz abla gidiyor muyuz anneme." Başımı sallayarak elini tuttum.
"Gidiyoruz ama karnın ağrıdığı için gittiğimizi söyleyeceksin tamam mı unutma sakın yoksa bizi geri gönderirler." Hızlıca başını salladığında saçlarının üstünden öpüp evden çıktık.
Onu arabaya yerleştirdikten sonra şirkete sürmeye başlamıştım. Kısa sürede geldiğimizde arabayı otoparka bırakmadan kapıda durmuştum.
Geçtiğimiz kavislerde dikişlerim sızlamıştı.
"Hoş geldiniz efendim." Kapımı açan adama gülümseyerek arabadan indim.
Dolanıp Güneş'in de kapısını açtıktan sonra hemen elini tutarak dönen kapıdan içeriye girdik.
"Bir kere daha geçelim mi.?" Güneş kapıdan tekrar geçmek isteyince giriş yerine girmeden tekrar dışarıya doğru çıkmaya başladık.
Gülümseyerek tavana bakıp bacağımdan tutunuyordu.
"Çıkalım artık olur mu.? Ayrıca karnın ağrıyor çok gülme biraz somurtkan ol." Tekrar başını salladığında turnikelerin oraya gelmiştik.
"Efendim hoş geldiniz." Kızlara da gülümsedim.
"Hoş bulduk. Kolay gelsin kızlar." Asansöre binene kadar bir çok bakışı üzerimizde hissetmiştim.
Katı tuşladığımda hızlı bir şekilde çıkıyorduk.
Dizlerimin üzerine eğilip Güneş'in omuzlarından tuttum.
"Annen niye geldiniz diye sorarsa ne diyorsun."
"Anne karnım çok ağrıyor seni görmek istedim." Karnını tutarak konuşunca saçlarından öptüm.
"Aferin çalıştığımız gibi ajan." Elimi yumruk yapıp uzattığımda o da aynısını yapmıştı.
Tekrar ayağa kalkıp aynadan kendime baktım.
Saçlarımı yana attığımda asansörün kapıları açılmıştı.
Tekrar Güneş'in elini tutarak bir şey belli etmeden yürümeye başladım.
"Deniz hanım hoş geldiniz." Esma'ya bir elimi kaldırdım.
"Naber Esma." Dediğimde gülümseyip beni sormuştu.
"Ayliz'ler nerede biliyor musunuz.?"
"Onlar toplantı da Deniz hanım...yeni bir şirketle anlaşma imzalıyorlar önemli bir toplantı ama geldiğinizi haber vereyim hemen." Başımı iki yana salladım.
"Cihangir'de mi orada." Başını salladı.
"Sıla."
"Hepsi oradalar." Dudaklarımı büzüp Güneş'e baktım.
"Çay var mı.?" Esma gülmüştü. Onlarla çay içerken tanışmıştık.
"Siz nereye geçeceksiniz ben hemen getireyim." Cihangir'in odasına geçmek istemiyordum ama Hande buradaysa aramız bozuk sanmasın diye oraya geçecektim.
"Cihangir'in odasında bekleriz." Hemen yüzü düştü.
"Deniz hanım, Cihangir bey o yokken odasının hiçbir durumda açılmaması konusunda net bir şekilde herkesi uyardı..bilemedim şu an."
"Tamam bizde standa geçeriz..değil mi Güneş." Gülümseyerek başını sallamıştı.
Çay ve kahve bölümüne yürürken Esma tekrar konuştu.
"Deniz hanım, siz odaya geçin isterseniz böyle olmadı."
"Bir şey olmaz Esma bekleriz burada."
"Kusura bakmayın lütfen...Cihangir bey odam açılmasın kesinlikle diyince.."
"Esma, şurada bekliyoruz ha oda ha burası sorun yok." Koluna dokunduğumda biraz rahatlamıştı.
"Ben çay getireyim hemen size."
"Stand yanımızda zaten alırım ben sen işlerinle ilgilen teşekkür ederim." Gülümsediğim için ikna olmuş olacak ki başını sallamıştı.
"Dururuz değil mi burada." Güneş'e sorduğum soruyla o kolundaki çantasını eline alarak başını sallamıştı.
"Meyve suyu ya da limonata söyleyelim mi sana."
"Vişne suyu.!" O koltuğa oturduktan sonra çantamı da yanına bırakmıştım.
Gözlerim tekrar Esma'yı aradı. Ona vişne suyunu söyledikten sonra birisini arayıp bize getirmesini söylemişti.
Güneş'in meyve suyunu açtıktan sonra kendime de çay almıştım.
Koltuklarda oturuyorduk.
Güneş bana izlediği çizgi filmi anlatırken ben ona Ayliz'e bir şey belli etmemesini tembih ediyordum.
Ağzından kaçırırsa buraya kıskançlığımdan dolayı geldiğim anlaşılırdı.
Toplantı salonunun kapısı açıldığında içeriden çıkan Selin'le ayağa kalktım.
O beni görmemiş buraya doğru geliyordu.
Buraya değil tuvaletlere gidiyordu.
"Selin.!"
Bana döndüğünde şaşkınlıkla bakıp koşar adım yanıma geldi.
"Deniz manyak mısın kızım sen ne işin var senin burada.!" Kolumu tutup kızarak konuştuğunda onu biraz köşeye çektim.
"Hande burada çalışacakmış niye söylemiyorsun başkalarından duyuyorum." Başkası dediğimde kocamdı.
"Bu yüzden mi geldin.." Başımı salladığımda elini alnına vurdu.
"Geç otur şuraya Deniz durma ayakta...manyak mısın sen. Hande yellozu burada çalışacak diye mi geldin." Bir şey demedim.
Güneş'in yanına geldiğimizde Selin hemen onu öpmüştü.
"Başım ağrıdığı için lavaboya gidiyordum geri döneceğim. Sıla'nın odasına geçsenize otur sende Deniz Allah aşkına." Hala ayakta olan bana sızlanarak konuşunca onu üzmemek için oturdum.
"Güneş'in karnı ağrıyor Ayliz'i bekliyoruz." Bana yandan bir bakış attığında gözlerimi kaçırdım.
"Sabah ağrıyordu geçti ne olur ne olmaz diye annesine getirdim işte ne bakıyorsun Selin."
Gözlerini devirip tekrar Güneş'e baktı.
"Ayliz'e söyleme şimdilik...Güneş iyi."
"Görüyorum iyi olduğunu karnı ağrıyan çocuk ağlar ya hani Deniz...Güneş fazla mutlu ve ağrısız duruyor." Güneş'e döndüm hemen.
Plan biraz bozuluyor gibiydi.
"Ne yapayım duyunca gelmek istedim. Aptal gibi çıktım geldim gerçekten salağım ben ya." Dirseğimi tezgaha yaslayıp elimi alnıma koyunca saçlarım yüzümü kapatmıştı.
"Deniz tamam bir şey söylemedim. Sadece geçen hafta ameliyattan çıktın ve hemen ayaklandığın için endişelendim."
"Şşş tamam hadi kaldır şu başını." Çenemden tuttuğunda ona baktım.
"Toplantı bir kaç saate bitecek bekleyecek misin...Sıla'nın ya da Ayliz'in odasına geçin ağrın olursa biraz uzan." Başımı salladığımda kolundaki saatine baktı.
"Ben toplantıya girmek zorundayım aşkım..aklım sende kalır ama nasıl yapalım bilemiyorum aklım durdu."
"Selin ben gayet iyiyim git sen toplantıya...ve tüm detayları akşam bana anlat." Başını salladıktan sonra bana sarıldıktan sonra gitmişti.
O toplantı odasına girdikten sonra tekrar yerime oturmuştum.
Tam derin bir nefes alıp kolumu Güneş'in yanağına uzatacakken sertçe açılan kapı sesiyle arkamı döndüm.
Cihangir toplantı odasından çıkmış etrafa bakınıyordu.
Gözleri benimle buluştuğunda başını yavaşça yan tarafa atıp sinirle bize doğru gelmeye başlayınca tekrar ayağa kalktım.
Yumruklarını sıkmış üzerime bakarak sinirle yürüyordu. Gözleri bacaklarımda oyalanınca kaşları daha çok çatıldı.
"Deniz...Deniz sen beni delirtecek misin.?"
Etraftaki fısıldaşmalar başladığında bakışlarımı etrafta gezdirdim.
Herkes buraya bakıyordu.
Bir eli kolumu tuttuğunda diğer elini de çeneme attı. Başımı kaldırdığında gözlerine baktım.
"Ağrın var mı.? Neden kalkıyorsun Deniz.!" Sinirliydi ama sesini ayarlamaya çalışır gibi bir hali vardı.
"İyiyim...Güneş'in karnı ağrıyordu onu Ayliz'e getirdim." Gözlerini kıstığında tekrar üzerime baktı.
"Şu siktiğimin elbiselerinden nefret ediyorum."
Bu sefer kaşlarını çatan taraf bendim.
"Sen giyme o zaman Cihangir."
Cihangir dudaklarını sinirle birbirine bastırıp başını yana atıp boynunu kütletmişti.
"Odama geçiyorsun hemen." Güneş'e doğru gidip onu öperek kucağına aldığında ben de çantama uzanacaktım ama Cihangir diğer eliyle çantamı da aldı.
"Yürü Deniz." Ben önden yürümeye başladığımda ikisi de arkamdan geliyordu.
Toplantı salonunun önünden geçerken içeriden çıkan Saffet beyle gülümsedim ama o da aynı Cihangir gibi sinirle bakıyordu.
"Deniz, niye ayaklanıyorsun sen Murat yerinden kalkmasın demedi mi.? Neden dinlemiyorsun kızım."
"Tamam dede sen geç imzaları atın ben Deniz'in yanındayım."
"Cihangir adamlar seni istiyor geç içeriye ver Güneş'i...benim odama geçeriz." Cihangir bana baktıktan sonra Saffet beye döndü.
"Deniz'leri odaya götürüp geleceğim dede sen geç...odama Deniz." Kaşıyla karşıdaki odayı işaret ettiğinde yavaş yavaş yürüyordum.
Arkamdan söylenmelerini duysam da bir şey demedim.
Elbiseme laf ediyordu.
Odasının önüne gelene kadar üzerimizde olan bakışlardan utansam da hiçbir şey yapamamıştım.
Kapısını açtığımda içeriye ilk ben arkamdan da onlar girmişti.
"Dayı bana çikolatalı dondurma alır mısın hani tatlının içinden çıkıyordu."
"Eve gidince alırım güzelim." O da aynı benim gibi Güneş'in saçlarından öpmüştü.
Odasındaki rahat koltuklara oturduğumda gözü üzerimdeydi.
Bacaklarımı yan tarafa hafifçe yatırdığımda elini alnına attı.
Masasının başına geçip kenardaki telefonu alarak kulağına götürdü.
Hiçbir şey tuşlamamıştı.
"Eda odama kupada açık bir çay ve portakal suyu getir. Bir daha Deniz şirkete adım attığı an bana haber verilmezse hepinizin işine son veririm."
Gözlerimi kocaman açtığımda bu kadar kızacağını düşünmemiştim.
Gözlerimin içine bakarak telefonu yana doğru attığında kaşlarımı çatarak ona baktım.
"İlaçlarını aldın mı.?"
"Aldım." Sesim soğuktu.
"Daha bir hafta önce ameliyattan çıktın şimdi kalkmış şirkete geliyorsun Deniz...arabayla mı geldin.?" Başımı salladığımda tekrar sertçe nefes verdi.
"Dikişlerin ağrıdı mı.?"
"Ağrımadı iyiyim diyorum Cihangir ağrısa neden buraya geleyim." Beni de sinirlendirmişti.
"Delirteceksin sen beni Deniz..sen beni delirteceksin lan."
Zaten delirmişsin dememek için kendimi zor tutmuştum.
"Kolundaki bandajı niye çıkarttın.?" Bu adam her şeyi böyle soracak mıydı.?
"Kaşındırıyor çünkü."
Cevabımla boydan boya cam olan alana geçip ellerini belinin iki yanına koydu.
Kravatını çekiştirdiğinde kapı tıklatılmıştı.
Eda elindeki tepsiyle gelmişti.
"Cihangir bey, sizi toplantıdan çağırıyorlar." Çayı ondan aldığımda hafifçe gülümsedim.
"Afiyet olsun Deniz hanım."
"Teşekkür ederim Eda."
Portakal suyunu da sehpaya koyduğunda hızlıca odadan çıkmıştı.
"Ben yirmi dakikaya geliyorum odadan çıkmıyorsun." Son cümlesini bacaklarıma bakarak söylediğinde daha çok çıkasım gelmişti.
"Emredersiniz.!" Sesim yükseldiğinde kapı kolumda olan eli durmuştu.
"Görüşeceğiz gelince bekle Deniz." Kapıyı yine sinirle açıp çıktığında gözlerimi devirdim.
Bu kadar kızacağı bir şey yapmamıştım. Aksine o beni bu hal ve hareketleriyle sinirlendiriyordu.
"Deniz abla kulaklığımı takabilir miyim.?" Güneş'e başımı salladığımda çantasından çıkarttığı tablet ve kulaklığıyla beraber çizim defterini de çıkartmıştı.
Gülümsedim.
Ben hazırlanırken o da çantasını hazırlamıştı.
Odanın kapısı kısa süre sonra tekrar çaldığında gelene bakmak için hafifçe arkamı döndüm.
Eda gelmişti.
"Deniz hanım, Cihangir bey her on dakikada bir gelip sizi kontrol etmemi söyledi..bir şey istiyor musunuz.?"
"On dakikada bir gelmene gerek yok Eda ben geldiğini söylerim Cihangir'e." Başını salladı hemen.
"Ben on dakika sonra tekrar gelirim Deniz hanım." Gitmişti.
Bu adam iyi miydi.?
İyiyim dememe rağmen abartıyordu.
Akşamları biraz ağrım oluyordu. Gündüz iyiydim.
Güneş'e bakıp ayağa kalktığımda camın önüne gitmiştim. Şirkettekilere baktım. Bu kat çok kalabalık olmasa da yine de kalabalık sayılırdı.
Çok fazla çalışanı vardı.
Birisi de Hande..
Aklıma gelen kadınla tekrar sinirlendim.
Odada tur atarken masanın arkasına geçtim. Masanın üzerinde Güneş ve Cihangir'in bir tane fotoğrafı vardı.
Cam çerçevedeydi. Yanında tüm ailesi vardı.
Anne ve babası bildiğim kadarıyla vefat etmişlerdi. Bunu abime sormayı aklıma koyduğumda kapı tekrar açılmıştı.
Eda.
"Bir isteğim yok Eda çok iyiyim toplantıdan çıkınca Cihangir'e söylersin."
"Sizin yanınızdan sonra Cihangir beyin yanına gidiyorum bilgi veriyorum Deniz hanım."
Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.
Bir şey demiyordum artık bu adama.
"Bana çay getirir misin Eda." O hemen başını sallayarak çıkmıştı.
Çayımı içerken odaya bu sefer toplantıdan çıkartılan Sıla gelmişti.
"Deniz iyi misin...senin geldiğini duyunca şaşırdım, ağrın var mı.? Niye geldin.?"
Sarıldıktan sonra ayrıldığımızda tüm sorularına cevap vermiştim.
"İmzalar atıldıktan sonra abim beni senin yanına geleyim diye toplantıdan çıkarttı." Sinirimden gülmüştüm.
"Beni beş yaşında mı sanıyor bu adam."
"Sanmıyor tabi ki Deniz...Ameliyat geçirdin ve canın acır diye korkuyor, hepimiz korkuyoruz sana bir şey olacak diye." Ellerimi tutarak konuşmasıyla ben de ellerini tuttum.
"İyiyim ben boşuna bu kadar telaş yapıyorsunuz bak koluma Murat bey üç hafta oynatamaz dedi ama şu an gayet rahat hareket edebiliyorum." Düşünceli bir şekilde bakarken benim gülümsememe daha fazla dayanamamış olacak ki o da gülümseyip tekrar kollarını bana doladı.
"Abim deliriyor Selin bana senin burada olduğunu söyleyince o duydu anında çıktı gitti toplantı odasından." Görmüştüm nasıl çıktığını.
"Önemli bir toplantı mı.?" Hemen başını salladı.
"Çok."
Elbisemin yakasını düzeltirken konuştum. Bir gözüm Sıla'daydı.
"Hande burada çalışacakmış." Umursamaz bir şekilde sormuştum.
"Öyle oldu maalesef vekil olarak Hande'yi önderdiler bir de zaten abimle tanışıkl..."
Onda olan bakışlarımı çektim.
Anladık orasını Cihangir'le tanışıyorlar.
"Deniz sana yemin ederim ki aralarında hiçbir şey olamaz hele abim bu saatten sonra karşısına dünyanın en güzel kadını çıksa bile bakmaz emin olabilirsin."
Bir şey söylemediğimden dolayı devam etti.
"Onlar aşık falan değildi sadece...anla işte öyle saçma bir ilişkiydi... yatak ilişkisi." Sıla susmazsa birazdan ağlayacaktım.
"Ha sadece sevişiyorlarsa tamam." Sinirle ayağa kalktığımda Sıla'da kalktı.
"Of Deniz ne diyeyim ben şimdi bu nasıl anlatılır...en iyi şekilde anlattım aralarında yatak ilişkisi vardı ne sevgi ne aşk hiçbir şey yoktu abim onu bir kere yemeğe davet etmedi. Evimize getirmedi ya kaç yıllık sevgilisini ne bileyim giyimine kuşamına hiçbirine karışmadı çünkü aşık değildi kıskanmıyordu ama sen...sen şort giyiyorsun diye ablamla konuşuyor giymesin söyle diye." Son cümlesine gülmüştüm.
Sinirlerim bozulmuştu.
Toplantı odasında Cihangir'in daha önce her tarafını gördüğü bir kadın vardı ve bir süre aynı şirkette çalışacaklardı.
Derin bir nefes aldım.
"Abine gıcık oluyorum." Bu sefer o güldü.
"Abim seninle dağ adamına dönüştü Deniz. Biz onu medeni olduğu için Hande'ye karışmıyor sanıyorduk meğersem aşık olmadığı için karışmıyormuş." O kadar komik anlatıyordu ki istemsizce gülme geliyordu.
"Abartma Sıla ya."
"Yemin ediyorum bak." Güldüm tekrardan.
Bugün elbisemi gördüğü an delirmesinden dolayı bu detaya inanıyordum.
Kıskanıyordu sanırım.
Odanın kapısı sertçe açıldığında hemen yüzümü düzelttim. Artık gülmüyordum.
Cihangir gelmişti.
Gözlerimiz birleştiğinde Sıla ve Güneş odada değilmiş gibi bakışmaya başlamıştık.
"Ağrın var mı.?" Sinirliydi hala.
"Hayır." Dedim ama o yanıma gelip kolumu tuttu. Bir eli karnıma gittiğinde tam vurulduğum ve dikiş atılan yeri okşadı.
"İyi misin Deniz doğruyu söyle daha fazla delirtme beni."
Hala karnımı okşuyordu.
Aklıma farklı şeylerin gelmesiyle başımı iki yana salladım. Kalbe zarardı bu adam. Kesinlikle öyleydi.
"Ağrım yok akşamları oluyor biliyorsun." Biliyordu çünkü akşamları beni her kontrole geldiğinde yüzüm iki büklümdü.
İki gündür o kadar fazla olmasa da gece sızlıyordu.
"Otur şuraya durma ayakta." Beni kotuklara götürdüğünde yavaşça oturmamı sağlamıştı.
"Güneş'i al çık sende Sıla."
Hala neden sinirinin geçmediğini anlayamıyordum.
"Gitti mi misafirlerin." Dediğimde gözlerini kıstı.
"Gittiler Deniz burada kalacak halleri yok."
Bilmiyorum der gibi yaralı olmayan omzumu silktim.
"Kaladabilir diye düşündüm yabancı değilsin sonuçta."
Koltuğunda geriye yaslanıp bacaklarını açtı.
Uzanıp sigarasını da aldığında hemen yakmıştı.
"Sen dışında kimse sikimde değil." Ağzım hafif aralık şaşırarak ona baktığımda o dudaklarıma bakıyordu.
Gözlerimi kaçırdığımda hafif gülme sesi duymuştum. Gülüyordu.
"Gülme."
Daha yüksek güldüğünde sinirle ona baktım.
"Sen beni kıskanıp yaralı halinle buraya mı geldin Deniz." Şaşkındı bu soruyu sorarken.
"Anlamıyorsun sanırım Güneş'in karnı ağrıyordu anneme gideceğim diye tutturdu. Ben de son çare buraya getirdim." Başını sallayarak alayla beni dinliyordu.
"Karnı ağrıdığı için beni görünce hiç naz yapmadı yani öyle mi.?"
Dudaklarımı yaladım.
"Öyle...ne bileyim buraya gelince belki ağrısı geçmiştir bilmiyorum."
İnanmaz gibi kaşlarını kaldırıp başını salladı.
"Hande ve senin için gelmedim yani Cihangir bakıp durma şöyle." Dumanı bana doğru üfledi.
"Öyle diyorsan öyledir Deniz."
"Öyle diyorum konuyu kapatır mısın.?"
Cihangirle odada biraz durduktan sonra Ayliz ve Saffet beyde yanımıza gelmişti.
Hepsinin telaşla iyi olup olmadığımı sormasıyla içten bir şekilde gülümsedim.
Beni önemsiyorlardı.
Düşmanlarının kızını önemsiyorlardı.
Belki sadece Güneş'in halası olduğum içindir ama yine de önemsiyorlardı.
Gerçek ailemin yapması gereken şeyi Arslanoğulları bana yapıyordu.
Sıla ve Güneş'te bizimle otururken Güneş yine müzik dinleyerek resim yapıyordu.
Şirketten herkes yavaş yavaş çıkmıştı. Bizde hep beraber abimi bekliyorduk. Saffet bey Ayliz ve abimle konuşmak istediğini söyleyince abim gelene kadar bizde duralım demiştik.
Koridordan duyduğumuz bağırma sesleriyle Cihangir hızla odadan çıktı.
Saffet beyde arkasından.
"Noluyor." Ayliz bize çıkmayın diyip koşar adım gitmişti.
Sıla ve ben tabi ki burada durmayacaktık. Bizde onların arkasından odadan çıktık.
Gördüğüm görüntüyle gözlerimi kocaman açarak elimle ağzımı kapattım.
Abim Emre'yi dövüyordu.
Hızlı adımlarla yanlarına doğru yürürken artık sesleri daha net duymaya başlamıştım.
"Lan elimde kaldın sen hala ne yüzle onun karşısına çıkıyorsun oğlum tersli düzlü sikerim lan seni orospu çocuğu.!" Abimin Emreye yumruk atarak bağırmasını burada sadece ben ve Sıla anlıyorduk.
Cihangir ikisini ayırmaya çalışırken arada Emre'ye vuruyordu.
Konuyu bile bilmeden böyle yapıyor konuyu bilse öldürecekti demek ki.
"Cesur ayrıl lan bir sakin ol noluyor söyle.!" Abimin gözleri etrafta gezerken Cihangir onu Emre'nin üzerinden almıştı.
Emre ağzı yüzü kan içinde yerde yatıyordu.
Abim eliyle beni gösterip burnunu çekti.
"Deniz'in eşyalarını saklıyordu lan bu sapık gibi...sapık lan bu herif kardeşimin özel eşyalarını saklıyordu Cihangir.!"
Cihangir yavaşça kafasını bana çevirip baktıktan sonra Emre'ye döndü.
"Geçmiş gitmiş mesele saçma sapan davranma abi." Dediğimde tüm gözler bana çevrilmişti.
Cihangirin dudakları kıvrıldı.
Abime döndü.
"Geçmiş gitmiş mesele niye vuruyorsun çocuğa Bolat."
Emre'yi yakasından tutup yavaşça kaldırıp beni şaşırtarak Emre'ye iyi misin diye sordu.
Cihangir, Emre'ye iyi misin diye sordu yanlış duymadık. Sıla telaşla koluma vurdu ama ben gözlerimi Cihangir'den ayıramıyordum.
Tekrar abime baktı.
"Niye vuruyorsun Bolat." Beklemediğimiz anda Emre'ye yumruk attığında adımlar bir iki adım geri gitmişti.
"Öldüreceksin amına koduğumun piçini.!" Bu sefer abimin yerini Cihangir aldığında kimse onu durdurmaya cesaret edemiyordu.
Herkes öylece durmuş Cihangir'in Emre'yi öldüresiye dövmesini izliyordu.
BÖLÜM SONU
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.
Oy sınırı 350
Yorum sınırı 150
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
