Vurgun kitap kapağı

19. bölüm / 36

Vurgun

19. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 19. BÖLÜM

Keyifli okumalar...

Az önce attığımız imzalarla karı koca olmuştuk.

Kocam vardı artık.

Cihangir Arslanoğlu ile evlenmiştim.

Deniz Arslanoğlu oldum.

Cihangir bana döndüğünde nikah memurunun gitmesine resmen biz orada durmuş birbirimize bakıyordum.

Kollarımdan tutup konuştuğunda nefesim sıkıştı.

"Hoş geldin Deniz."

"Hoş buldum Cihangir."

************

Nikahtan sonra bugün hepimiz hiçbir şey olmamış ki, kimse kimseyle küs değilmiş gibi fotoğraflar çekip eğlenceli bir yemek yemiştik.

Saat geç olunca Çiçek uyumuş ve Yıldız teyzeler de gitmişlerdi.

Abim bugün bir saniye bile yanımdan ayrılmamış sürekli benimle konuşmuştu.

Saçma bir şekilde o konuşurken kısa çaplı bir ağlama krizine girmiş ve ona sığınmıştım. Tüm bu olanlar üst üste gelince içimde kalanları ağlayarak atmıştım.

Evet düğün günümde.

Cihangir ben ağladığımda ne yapacağını bilemediği için bir süre ortadan kaybolmuştu.

Ağlamam durduktan ve biraz sakinleştikten sonra yanıma geldi ve bu sefer de o hiç ayrılmadı.

Abim ve Ayliz kavga etmeye başladığında Saffet bey onları sertçe uyarıp uyumaya gitmişti.

Tabii ki bizi tebrik etmeyi unutmamıştı.

Saffet bey abime bugün burada kalmasını söylediğinde hemen kabul edip Ayliz'i çıldırttığında hepimiz odalarımıza dağılmıştık.

Evet artık odam Cihangir'in yanındaki odaydı.

Her şeyim bu odaya taşınmıştı.

Cihangir odama kadar bana eşlik edip iyi geceler diledikten sonra kendi odasına geçtiğinde bende hemen duşa girmiş bugünün stres ve yorgunluğundan kurtulmuştum.

Acıkan karnımla beraber uyuyamadığım için saatin geç olmasından cesaret alarak kapımı yavaşça açarak sessiz adımlarla mutfağa geldim.

Işığı açıp biraz kıstığımda artık mutfakta loş bir ışık vardı.

Hızlıca dolabı açıp bakındım tıka basa doluydu ama çoğu şey henüz açılmamıştı. Eğer açarsam ayıp olacağından bir tane tencere çıkartıp kapağını açtım.

Yaprak sarma görmemle gözlerim hazine bulmuşum gibi açıldı.

Gülümseyerek tencereyi tezgaha koydum ve tabak aramaya başladım. Zor da olsa bulduğumda çok olmayacak şekilde üstten biraz tabağıma koydum.

Tencereyi geri aynı şekilde yerine bıraktıktan sonra masaya oturup sarmaları mideme indirmeye başladım.

Bugünü düşüne düşüne dalgınlıkla sarmaları elimle ağzıma atarken izlendiğim hissiyle kapıya bakınca ürperdim.

Cihangir kapıya yaslanmış doğrudan bana ve ağzıma attığım sarmaya bakıyordu.

Utancımdan ölmek üzereyken konuştu.

"Afiyet olsun...sende mi acıktın." Utanarak başımı salladığımda kapıdan ayrılarak yanıma gelmeye başladı.

Karşımdaki sandalye yerine yanımdaki sandalyeye oturduğunda nefesimi tutmuş önümdeki tabağa bakarken o da benim gibi eliyle tabaktan bir sarma alıp ağzına attığında hipnoz olmuş gibi dudaklarına baktım.

Ne yaptığımı fark edip hızla gözlerine baktığımda onunda benim dudaklarıma baktığını görünce iyice gerilmiştim.

Bu adama noluyordu.

"Çok güzel." Dediğinde dalgınlıkla hı dedim.

"Çok diyorum...güzel." Gözlerimin içine baka baka böyle söyleyince istemsizce gülümsediğimde bana söylüyor sandım. Ta ki bu cümlesine kadar.

"Sarma."

"Sarma." Dedim ben de soru sorar gibi.

Başını bir kere onaylamak ister gibi salladı.

"Sarma." Dedi vurgu yaparak.

"Çok güzel kim yaptıysa ellerine sağlık." Dedim peçeteye uzanıp parmaklarımı silerken.

Bir şey demeden bana bakarak ağzına bir sarma daha attı.

"Ayliz iyi mi.?" Dedim ama kendimi gülmemek için zor tuttum.

Ayliz havuza düşmüştü.

Hafifçe gülümseyerek başını salladığında kendimi tutamayarak sesli bir şekilde gülünce başımı eğdim.

"Nasıl düştü havuza gördün değil mi.?" Bunları söylerken daha çok güldüğümde gözümden neredeyse yaş gelecekti.

Abim onu çıkartmak için atladığında ikisi bu sefer de havuzda kavga etmeye başlamışlardı.

Elimi dalgınlıkla Cihangirin omzuna atıp sıktığımda hala gülüyordum.

Elimi hızla çekip ona baktığımda güldüğünü görünce biraz rahatlamıştım.

Hala gülerken salak gibi görünmemek için biraz kendimi toparladım ama Cihangir konuşunca tekrar sesli bir şekilde gülmeye başladım.

"Cesur'u boğduğunu gördün mü.?"

Abimin kafasını havuzun dibine bastırmasına o an gülememiştik ama şu an komik geliyordu.

Gözümden gelen yaşları silip biraz susmaya çalıştım.

Cihangir'e baktığımda bana ve gülüşüme tebessüm ederek bakıyor olmasıyla önüme döndüm.

"Çiçeğim denize düştü." Bu sefer de o sesli bir şekilde güldü.

Arkamı dönerek çiçeği kızlara atarken hızlı attığımdan dolayı denizi boylamıştı.

Biz böyle günü değerlendirip gülerken bizi izleyen adamı fark etmemiştik.

Onunla ilk defa böyle içten bir şekilde konuşup gülüyorduk.

Cihangir nadir olarak gördüğüm gülüşüyle bana seyir zevki yaşatırken mutfak kapısının tıklatılmasıyla gülerken oraya baktım ama Saffet beyi görmemle sanki kötü bir şey yaparken yakalanmışız gibi oturduğum yerden hızlıca kalkıp Saffet beye baktım.

Cihangir hala oturuyordu.

Saffet bey tarafından basılmışken Cihangir ağzına bir sarma daha attı.

"Çocuklar...sesiniz yukarıya kadar geliyordu bakmak istedim, siz devam edin iyi geceler." Bunu demesiyle bol gelen uzun civcivli pijamalarımla ona doğru bir kaç adım atıp elimle Cihangiri göstererek konuşmaya başladım.

"Ben acıkınca mutfağa geldim yemek yerken de Cihangir geldi tesadüfen yani beraber kararlaştırıp gelmedik." Hızlı hızlı konuştuğumdan dolayı arkamda kalan adam sesli bir şekilde gülünce Saffet beyin gözleri tekrar gülen torununa takıldı.

"Sonra Ayliz'in havuza düşmesini konuştuk komikti güldük kusura bakmayın Saffet bey rahatsız ettik sizi...Ben gideyim o zaman." Arkamı dönüp hemen Cihangirin yanına gittim ve biten tabağı önünden alıp lavaboya bıraktıktan sonra beni izleyen iki adamla beraber tekrar Saffet beyin yanına yani kapıya doğru yürüdüm.

"İyi geceler ikinize de iyi uykular." Bir şey demelerine izin vermeden hızlıca merdivenlere gitmek için adım attım ama omzumu kapının kenarına çarpınca bir kaç adım geriledim.

Ben olayın şokundayken omzumu kavrayan iri ellerle hemen başımı kaldırdım.

Cihangir.

Omzumu ovuyordu.

"Sakin olur musun biraz." Dedi kısık sesiyle. Hala omzumu okşayıp geceliğimin kolunu kaldırdığında oluşan kızarıklığa bakmıştı.

Gözlerim Saffet beye takılınca şaşkınlıkla bizi izleyen adamla hemen Cihangir'den bir iki adım uzaklaştım.

Bu sefer Cihangir bir adım attı ama elimle onu durdurdum.

"Bir şey yok ben hep çarpıyorum böyle dalgınlıkla ama bir şey olmuyor sorun yok...ben gideyim tekrardan iyi geceler Saffet bey kusura bakmayın."

Diğerinden daha hızlı bir şekilde yürüyüp sonunda merdivenlerden çıkmaya başlamıştım.

Odanın kapısını yavaşça kapatıp hemen yatağa oturdum.

Rezil olmuştum. Hemde ne rezil olmak.

Neden hep çarptığını söylüyorsun aptal.

Pencereyi açıp içeriye biraz hava girmesini sağladıktan sonra başımı yastığa gömüp çığlık attım.

Doyamıyordum. Rezil olmaya gerçekten doyamıyordum.

Yatakta dönüp durduğum bir saatin sonunda uyuyamadığım için bilgisayarımı alıp biraz Cihangir hakkındaki haberlere baktım.

Karşıma çıkan ilk haber güzel bir kadınla olan fotoğraflarıydı.

@GAZETEMAGAZİN:
CİHANGİR ARSLANOĞLU VE HANDE KAYA ÇİFTİNİN AYRILDIĞI SÖYLENİYOR. HANDE İÇİN İYİ OLMUŞ ÇÜNKÜ CİHANGİR ZATEN HANDEYİ ÇOK ÖNEMSEMİYORDU BUNU HEPİMİZ BİLİYORUZ. SANIRIM CİHANGİR ARSLANOĞLU ADINI TEKRARDAN ZENGİN VE YAKIŞIKLI BEKARLAR LİSTESİNE ALTIN HARFLERLE YAZDIRDI. ALDIĞIMIZ DUYUMLAR ZATEN CİHANGİR BEYİN BU İLİŞKİYİ YÜRÜTMEK İSTEMEMESİYMİŞ ARKADAŞLAR.

219.739 beğenme. 8.639 yorum

@instagramkullanıcısı: Yeniden yandı tüm ışıklar yeniden.
@instagramkullanıcısı: Ulan the adam.
@instagramkullanıcısı: hande düzgün durmuş mu adam onu istesin her gün başka erkek arkadaşıyla mekanlardan çıkıyor.
@instagramkullanıcısı: Belliydi.
@instagramkullanıcısı: İki yıl iyi bile sürdü bu ilişki.
@instagramkullanıcısı: Cihangirim bende bekarım ne kadar çok ortak noktamız var.
@instagramkullanıcısı: yandırdın kalbimi aman.
@instagramkullanıcısı: Kızlar ben bu adama aşığım.
@instagramkullanıcısı: Ah hayat ah
@instagramkullanıcısı: Çok yakışıklı amk adamı.
@instagramkullanıcısı: Allah yeni sahibine bağışlasın.
@instagramkullanıcısı: Aman zaten ikiside birbirini takmıyordu.
@instagramkullanıcısı: Hande gibi güzelliği kaçırmış.

Bozulan moralimle ekranı kapattım. Eski bir haberdi ama yinede moralimi bozmuştu.

Bunu görmeseydim de olurmuş.

Cihangirin baya magazinlere konu olan bir hayatı varmış ama ben daha önce adını bile duymamıştım.

Görmemiştim bile.

Görsem unutmazdım o kehribarları.

Bu düşüncelerle beraber uyuyakaldığımda gece uyku ve uyanıklık arasında karnımda duran bilgisayarın üzerimden alındığını hatırlıyordum.

Sabah Güneş'in çığlıklarıyla gözlerimi açtığımda bir süre yataktan çıkamadım.

Aşağıdan yükselen seslerle banyodan sonra hemen koridora çıktım.

Saate bile bakmamış ve pijamalarımla Güneş'i aramaya başlamıştım.

"İstemiyorum, annemi ara nolur.!" Yükselen sesle hemen bir alt kata indim.

"Güneş." Yanında diz çökmüş ve telefonla konuşan, dün gördüğüm kızlardan bir tanesi vardı.

"Deniz abla." Bağırarak bana gelmesiyle hemen kollarımı açtım.

Ağlıyordu.

"Noldu." Dedim kadına hitaben. Cevap vermeden telefonu kulağında tutmaya devam etti.

"Güneş iyi misin niye ağlıyorsun..konuşmazsan bir şey yapamam." Başını boynumdan kaldırıp eliyle kulağındaki telefondaki kişiyi dinleyen kadını gösterdi.

"Annemi aramıyorlar. Dişlerim ağrıyor Deniz abla annemi istiyorum." Tekrar kollarını bana sardığında onu kucağıma alıp ayağa kalktım.

"Ayliz yok mu.? Cihangir nerede." Kadın bana cevap vermek yerine hala telefondaki kişiye başını sallıyordu.

Arkamı dönüp merdivenlerden aşağıya bağırdım.

"Cihangir.!"

"Dayım da annemde evde yok hepsi işe gitmiş." Kucağımda konuşan Güneş'e baktıktan sonra tekrar kıza döndüm.

"Neredeler."

Tekrar beni cevaplamak yerine telefonda konuşan kişiye başını sallıyordu.

"Ağlama Güneş gel arayalım anneni." Numarası yoktu ki. Düzelterek konuştum.

"Dayını." Cihangirin numarası vardı işte.

"Dayını arayalım telefonum odamda ağlamazsan beraber çıkarız." Ağlasada beraber çıkacaktık ama susması için öyle söyledim.

"Dişlerine de bakayım hemen...ilaç içtin mi sabah.?" Başını olumsuz anlamda salladı.

Merdivenlerden bir adım attığımda arkamızdaki kız seslendi.

"Deniz hanım. Cihangir bey telefonda efendim." Telefonu bana uzattığında Güneş'i tek koluma alarak telefonu aldım.

"Cihangir." Konuşmamla bir kaç saniye nefes sesi gelince konuşmadım.

"Yeni mi uyandın.?" Boğazını temizleyip konuştuğunda kaşlarımı çattım.

"Evet..Güneş'in dişleri ağrıyormuş Cihangir...ilaçlarını içmemiş Ayliz nerede bilmiyorum evdekiler de benimle konuşmuyor, cevap vermiyorlar." Az önceki kadına hitaben söylediğimde kadın başını eğdi.

"Günaydın." Söylediğiyle şaşırdım.

"Günaydın." Diye karşılık verdiğimde telefondan Cihangir dışında birisinin uyarı niyetinde öksürmesini duyduğumda Saffet beyinde yanında olduğunu anlamış oldum.

"Sohbetiniz bittiyse telefonu ver Cihangir.!" Ayliz'in kızgın sesiyle bu sefer o konuşmaya başlamıştı.

"Deniz, kusura bakma direkt konuya giriyorum ama odamdan Güneş'in ilaçlarını alıp verir misin.? Bir tanesi tok karna diğerleri aç karnına içilmesi gerekiyor." Kulağımdaki telefonla beraber üst kata çıkmaya başlamıştım.

Ona bir süre cevap vermediğimden dolayı bu sefer durgun sesiyle konuştu.

"Deniz...tamam sen uğraşmak istemiyorsan Yeliz'e verir misin telefonu yeni uyanmışsın yorulm.."

O bunları söylerken ben odasına girmiştim bile.

"Hangi çekmecede." Dediğimde yatağın yanındaydım.

"Burada Deniz abla." Güneş annesinden önce konuşup eliyle çekmeceyi gösterince onu yatağa bıraktım.

"Hangisi tok karnına alına...tamam yazıyormuş zaten üç tane alacak ikisini şu an bir tanesi yemekten sonra mı.?" Ayliz cevap vermeyince tekrar konuştum.

"Ayliz."

"Evet...evet teşekkür ederim Deniz." Dedi sessizce.

"Gelin bakalım Güneş hanım şu dişlerinizin ağrısını geçirelim sonra da baş başa rahatça kahvaltı yapalım." Güneş güldüğünde alnının köşesinden öptüm.

Çenesini okşayıp hafifçe orayı da öptüğümde hemen ona baktım.

"Acıyor mu hala." Gözlerini kapatıp açınca bardağa su doldurdum.

"Al bakalım hemen yut." İlk ilaç küçük olduğu için hemen yutup bana ağzının içini gösterince gülümsedim.

"Aferin bunu da aynı şekilde yapalım." İlaç biraz büyük olduğu için yutmakta zorlanınca ilacı tekrar çıkarttı.

"Tamam ver bana onu atalım yenisini ikiye böleyim." Dediğimde vermedi.

"Islak oldu." Dedi.

"Bir şey olmaz tutarım elimde." Utanarak ağzından çıkarttığı ilacı elime bıraktığında yeni ilacı ikiye bölüp verdiğimde hemen içti.

"İkisini de içti, Ayliz orada mısın." Telefonu elime alıp konuşurken ben de yatağın kenarına oturdum.

"Teşekkürler Deniz biz sabah erkenden şirkete gelmek zorunda kaldık seni tek bıraktık ama ben birazdan çıkacağım yarım saat kırk dakikaya evde olurum." Dün evlenipte bugün evde tek bırakılan ilk kişi olarak adımı tarihe yazdırmıştım sanırım.

"Sorun yok Ayliz sen niye özür diliyorsun seninle mi evlendim." Bunu söylememle telefondan hışırtı sesleri gelmeye başladı.

"Deniz." Cihangirin sesiyle beraber ona olan sinirimle telefonu yüzüne kapattım.

Hiçbir açıklama yapmadan bilmediğim bir evde hiç tanımadığım yeğenimle tek başıma kalmıştım.

"Gel bakalım mutfağa gidelim." Onu tekrar kucağıma alıp konuşa konuşa merdivenlerden iniyordum.

"Neden yemek yemedin."

"Çünkü yeni uyandım." Bilmiş bilmiş konuşmasına gülümsedim.

Uyanır uyanmaz annesini göremeyince ortalığı birbirine katmıştı sanırım.

Evde sanırım telefonu bana veren kızdan başka kimse yoktu. Buna şaşırmıştım işte çünkü dün ve önceki günlerde evde en az beş altı kişiyi görüyordum.

Mutfağa geçmeden önce birisini bulmaya çalıştım ama sadece odaları toplayan o kız vardı.

"Telefonun." Dediğimde hemen arkasını dönüp bize doğru geldi.

Uzatttığım telefonu aldığında hemen diğer elimle de Güneş'i taşıyan koluma destek verdim.

"Kahvaltı için bi.."

"Deniz hanım evde şu an çalışanlardan sadece ben varım Nazife ablalar bugün yoklar...ee...ben de odalarla ilgileniyorum."

"Özetle kahvaltı hazırlayacak kimse yok diyorsun." Başını eğdikten sonra salladığında gözlerimi devirdim.

Tesadüfe bakın.!

Kucağımdaki Güneş'i mutfak tezgahına bırakıp dolabı açtım.

Biraz bakındıktan sonra kahvaltılık bir şeyler bulmamla çıkartıp hepsini tezgaha koydum.

"Omlet sever misin." Başını salladı.

Mutfak masasına koyduğum peynir reçel bal gibi şeylerden sonra omleti yapmaya başladım.

Bulduğum tavayla beraber hemen pişirmeye başladım.

Çok acıkmıştım.

Tabaklarımıza koyduğum omletlerle beraber bana dayısı ile ilgili anılarını anlatan Güneş'i de tezgahtan alarak sandalyeye bıraktım.

Omletini parçalara böldükten sonra azar azar içine bir şeyler koyarak dikişlerine dikkat ederek yedirmeye çalışıyordum.

"Ekmeğe reçel süreyim mi.?" Ağzındaki lokmayı bitirmeye çalışırken başını salladığında ekmeğine kaymak ve reçel sürüp tekrar yedirdim.

Biz böyle böyle kahvaltımızı yaparken bir saat geçmişti bile. Ne gelen vardı ne de giden.

Hepsinin aynı anda beni tek bırakarak gitmesinin gerçek sebebini düşünmeye çalıştım ama bulamadım.

Ne gibi bir amaçları olabilirdi ki.

Güneş'in ağzından kalan lekelerle gülümseyip sildim.

"Doydum." Karnını göstererek konuşunca başımı sallayarak elimle karnını okşadım.

"Şunu da içer misin." Diğer ilacını çıkartıp eline koydum.

Onu da içti.

"Deniz hanım...kusura bakmayın efendim ben bugün öğlene kadar izinliydim kahvaltı hazırlayıp çıkmıştım Cihangir bey uyandırmak için odanıza çıkmıştı ama sanırım siz uyanmamışsınız." Bir yandan bana laf anlatıp diğer yandan da masayı toplamaya başlamıştı.

Onu başımı sallayarak onaylıyordum.

Güneş sandalyesinden inerek yanıma gelince kucağıma oturdu.

Saçlarını düzeltip ona bakıyordum.

"Bugün bana Deniz abla kahvaltı yaptırdı naziş." Kadın Güneş'e gülümseyip tekrar işine dönünce salona geçmek için ayağa kalktım.

"Deniz hanım ,telefonunuz." Yukarıda gördüğüm kız elinde çalan telefonumla gelince alıp ekrana baktım.

Cihangir arıyordu.

Meşgule attım.

Sinir olmuştum ona.

Bana hiçbir açıklama yapmadan evde tek bırakmışlardı.

Kucağımda Güneş'le beraber koltuğa oturduğumda kızda arkamızdan geliyordu. Dönüp ona bakınca hemen konuştu.

"Deniz hanım, telefonu açar mısınız Cihangir bey bizi de arıyor."

"Tamam bakarım birazdan teşekkürler." Dediğimde başını sallayarak salondan çıkmıştı.

Telefonum tekrar çaldığında Güneş'i yanıma bırakıp ayağa kalktım.

Bahçeye açılan kapının önüne geçip aramayı cevapladım.

"Deniz.." Ses vermeyince derin bir nefes alıp devam etti.

"Haber vermeden çıktım özür dilerim." Özür mi dilerim dedi o.

Gözlerim şaşkınlıkla açıldı.

"Japonyadan gelen müşterilerimle önemli bir görüşme yapmam gerekiyordu ve bayadır erteliyordum. Sabah yanına gelip çıkacağımı söyledim ama sen uykuluydun hatırlamıyorsun sanırım." Asla hatırlamıyordum.

"Hatırlamıyorum." Dedim sessizce.

Sesimi duyunca susmuştu.

"Beni ilk günden Güneş'le tek bırakmışsınız en azından bir mesaj atabilirdin."

"Deniz, mesaj attım kontrol edebilirsin." Gözlerim yine şokla açıldı.

Mesajlara girip baktığımda en üstte olan mesajla utançtan yanaklarım kızardı.

"Cihangir...ben görmemişim mesajı kusura bakma bilip bilmeden konuştum öyle özür di.."

"Sorun yok Deniz, Ayliz bir kaç dakikaya evde olur ben bugün biraz geç geleceğim." Başımı sallıyordum.

"Tamam."

Sadece nefes sesini dinliyordum. O da benim.

"Cihangir, adamlar seni bekliyorlar işlerini toplantıdan sonra halledersin." Saffet bey odanın kapısını açıp konuşmuştu.

Önce kapı sesi sonra onun sesini duymuştum.

"Deniz'le konuşuyorum."

"Adamları bekletiyorum konuşun siz." Az önce acele etmesini söyleyen Saffet bey şimdi de böyle söylemişti.

"Ben kapatayım Cihangir tekrardan kusura bakma mesajı görmedim o yüzden sinirlenmiştim..kolay gelsin sana görüşürüz." Bir şey demesine izin vermeden kapattığımda tekrar Güneş'in yanına döndüm.

O başını dizlerime koyup uzanırken televizyon izliyordu.

Ben de Selin'in mesajlarına cevap veriyordum.

Kısaca dün gece ve bugün yaşanan olayları anlatıp telefonu bıraktım.

Bir elim Güneş'in saçlarındaydı.

Genel olarak sakin bir çocuktu ama şımarıktı.

Tek çocuk olmasından ve istediği her şeyin alınmasından kaynaklanıyordu bu durum.

Ben de televizyondaki çizgi filme bakıp Güneş'in saçlarını okşamaya devam ederken salondan giren Ayliz'le pozisyonumu hiç bozmadım.

Bana baktıktan sonra dizimde yatan kızına bakıp tekrar bana baktı.

Bakışlarımı ondan çekip Güneş gibi televizyona bakarken o annesini fark etmiş ve dizimden hemen kalkmıştı.

"Annem, ağrıyor mu dişlerin bir tanem." Güneş başını iki yana sallayarak annesine sarılmaya devam etti.

"Deniz abla ilaçlarımı verdi...bana yemek yedirdi ekmeğime reçel sürdü hem de vişneli." Tüm detayları heyecanla annesine aktarıyordu.

"Teşekkür ettin mi peki.?"

Güneş hemen bana döndü.

"Teşekkür etmeyi unuttum Deniz abla. Teşekkür ederim." Gülümseyip rica ederim dediğimde o da annesinden ayrılıp tekrar koltuğa çıktı ve beni şaşırtan o hareketi yaptı.

Başını tekrar dizlerimi koydu ama bu sefer eliyle de bacaklarıma sarılıyordu.

Eğilip saçlarından öptüm.

Ayliz'le göz göze geldiğimde yüzünde bir şeyleri anlamış bir ifade vardı.

Kabullenişle yavaş yavaş başını salladı. Bunu yaparken de tebessüm ediyordu.

"Sağ ol Deniz." Dedi bir bana bir de Güneş'e bakarak.

Salondan çıktıktan sonra Ayliz bir süre ortalarda görünmedi.

Bizde Güneş'le çizgi film izlemeye devam ettik.

Geçen yarım saat kırk dakikanın ardından gelen bağırma sesleriyle Güneş'e baktım.

Uyumuştu.

Kafasını biraz kaldırıp ayağa kalktığımda dikkatlice koltuğa bıraktım.

Salonun kapısını kapatıp hızlıca çıktığımda dış kapının önünden gelen abim ve Ayliz'in sesleriyle pijamalarımla onlar koşmaya başladım.

"Ayrılacaksın lan o orospu dölünden.!" Abim delirmiş gibi elini Ayliz'e sallayarak bağırıyordu.

Ayliz'de geri durmuyordu.

İkisi birbirine girmek üzereyken hemen ortalarına geçip abimi geriye ittirdim.

"Napıyorsun sen abi...uzaklaş.!" Beni bile yana itip önünden çekilmemi sağlıyordu ama ben tekrar ortalarına geçiyordum.

"ÇIK.!" Beni bu sefer sertçe yana ittiğinde dengemi sağlayamayıp yalpalayınca Ayliz bağırdı.

"Kendine gel ne yapıyorsun kıza.!" Yanıma gelip kolumu tuttuğunda abim hemen onun kolunu sertçe tutarak arabaya doğru yürütmeye başlayınca arkalarından koşarak abimin kolundan tutup çekiyordum.

"Bin şu arabaya bağ evine gidip konuşacağız.!"

"Bırak.!" Bağırdığımda o beni tekrar ittirdi.

"ABİ." Dediğimde Ayliz'de aynı anda bağırdı.

"İtme şu kızı.!"

"Deniz karışma geç içeriye.!" Bana kısaca bir bakıp tekrar kolunu tuttuğu kadına döndü.

Bu sefer sertçe kolundan tutup onu biraz Ayliz'den uzaklaştırdım ama o bu seferde arabanın kapısını açmıştı.

"Sen kızımı benden hele bir al bak ben seni öldürmüyor muyum şerefsiz.!" Abimin alnındaki damarlar çıkıyordu ve sıktığı dişlerinden dolayı yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu.

"Arabaya bin.!"

Ayliz binmeyince abim lastiğe tekme attıktan sonra kapının oraya dolaşıp Ayliz'in kolundan tuttum.

Benden destek alarak diğer tarafa çıktığında ben kapının orada kalmıştım.

"Almayacağım diyorum lan söyleyeceğiz kızım babasını bilecek.!"

Ayliz istemiyordu.

"Asla...sen babası falan değilsin onun siktir git şuradan.!" Ayliz'de bağırdığında abim arabanın tekerine tekrar tekme atıp kapıya da yumruk attığında acıyla attığım çığlık kulaklarımı sağır edecek cinstendi.

Kolum arabanın sert kapısına sıkışmıştı.

Ayliz kısık sesle çığlık atarak kapıyı araladığında acıdan dolayı gözlerimden yaşlar akıyordu.

"Siktir." Abim yanıma gelmek için adım attığında ben kolumu tutarak yavaşça yere doğru çöktüm.

"Cesur çok...çok kötü hastaneye gidelim gel lütfen Deniz özür dileriz...Deniz." Kolum anında morarmaya başlamıştı.

Gözyaşlarımı siliyordum ama canımın acısından yenileri ekleniyordu.

"Kırıldı mı.!?" Abim telefonu kulağına tutarak konuşuyordu ama sanırım karşıdaki kişi açmıyordu.

Galiba kolum kırılmıştı.

Acısı öyle bir vuruyordu ki.

"Deniz nolur konuş hastaneye gidelim kalk lütfen kırılmış olabilir morardı." Gözyaşlarımı silerek acıyla ayağa kalktım.

"Gidelim hadi." Dedi benim ayağa kalkmamla birlikte gideceğimizi zannetmişlerdi.

Acısına dayanamadığım kolumla beraber yanlarından geçerek hızla içeriye yürümeye başladığımda kendimi tutamayarak ağlıyordum.

Kolum çok kötüydü. Dirseğimin acısı çok fenaydı.

"Deniz." Ayliz arkamdan gelip elini omzuma attı ama durmadım.

"Deniz, Cesur gelmesin biz ikimiz gidelim tamam mı.? lütfen bak kolun kötüleşiyor baktırmamız lazım." Onu dinlemeden ağlayarak merdivenlerden çıkmaya başladığımda arkamdan sesini duyuyordum.

"Dede, Cihangire ulaşamıyoruz eve gelsin hemen.! Deniz'in kolu araba kapısının arasında kaldı.!" O da ağlıyordu.

Ayliz'in ağlamasına şaşırsam da acıdan dolayı bayılmak üzereydim.

Arkamdan merdivenleri çıkıyordu.

"Cihangir...Deniz'in kolu araba kapısına sıkıştı biz Cesurla kavga ederken ayırmaya çalışıyordu...Cesur kapıya tekme attı ama Deniz'in kolu aradaymış görmedik Cihangir." Ayliz o kadar telaşlı anlatıyordu ki onu tanımasam benim için üzüldüğünü sanacaktım.

Odanın kapısını açtığımda nereden çıktığını bilmediğim abim kapıyı kapatacağım zaman araya ayağını koyunca kapatamadım.

"Şunu koy biraz sonra hastaneye gideceğiz." Elindeki buz torbasını bana uzattı ama almadım.

"Beni rahat bırak." Diyebildim sadece.

"Kolun kırılmış olabilir delirtme beni.!" Bağırdığında Ayliz'de yanımıza gelmişti.

"Al şunu Cihangir seninle konuşacak." Telefonu abime uzatıp elindeki buz torbasını alıp koluma koyduğunda gözlerimi kapattım.

"Deniz lütfen gel gidelim hastaneye inat etme kolun çok kötü daha çok morarıyor."

"Ben de senin sesini sikerim Cihangir bağırmıyorum kimseye başlatma bağırmasına.!" Abim Bunu söylerken bile bağırıyordu.

Ayliz'in elinden buz torbasını alıp fırsat bulunca kapıyı hızla kapatıp kilitledim.

Yatağın üzerine oturup koluma baktığımda hemen bakışlarımı kaçırdım.

Hem kanlanmış hem de morarmıştı.

Banyoya geçip kolumu musluğun altına tuttuktan sonra biraz sabunla ovalamıştım.

Soğuk su iyi geliyordu.

Lavabonun kenarına çöküp kolumu yukarıda suya doğru tutuyordum.

Acısı yavaş yavaş hafifleyince gözyaşlarım durmuştu.

Kaç dakika kolum burada suyun altına kaldı bilmiyorum ama Cihangir'in sinirle bağıran sesini duyunca nedense nefeslerim sıklaşmıştı.

Gelmiş miydi.?

Hem de bu kadar kısa sürede.

"Bırak dede bir daha bu eve adım atmayacak orospunun dölü...siktir lan pezevenk." Boğuk boğuk geliyordu sesi ama bağırıyordu.

"Ecdadını sikerim senin Cesur bir daha ona dokunursan elini götüne sokarım." Dudaklarım titreyince tüm vücudumdan bir ürperti geçmişti.

Yaklaşan seslere adım sesleri de eklenince Cihangir'in buraya geldiğine emindim.

"Deniz." Sertçe kapıyı çalıp konuşunca musluğu kapatıp ayağa kalktım.

Kolum daha da morarmıştı ama acısı eskisi gibi değildi.

Odanın kapısına yürüyüp istemsizce konuştuğumda beni hemen cevapladı.

"Cihangir."

"Benim Deniz, geldim aç kapıyı koluna bakayım." Onu ikiletmeden kilidi çevirdiğimde nefes nefes ve gömleğinin üç düğmesi açık bir şekilde bana bakan gözleriyle karşılaştım.

Gözleri yüzümde biraz oyalanıp hemen koluma indiğinde kaşlarını çatarak bir adım attı.

Şimdi kokusu iyice geliyordu.

Elime dokunduğunda soğuk olduğunu anlayınca bana baktı.

"Gidiyoruz hemen." Belime attığı eliyle beni üstümdeki pijamalarla yürütmeye başladığında onu ikiletmedim.

Bir eli belimde diğer eli de kolumdaydı.

Sanki camdan bir şeyi tutarmış gibi nazikti dokunuşları.

Merdivenden inmeye başladığımızda hızla çıkan Saffet beyin adımları durdu.

"Kızım iyi misin.?" Bakışları koluma kayınca hemen yüzü buruştu. Ona cevap vermeme müsade etmeyen adam beni hızla merdivenlerden indiriyordu.

"Murat gelsin kızı yorma Cihangir." Dedi ama Cihangir onu dinlemeden yürümeye devam etti.

Biz merdivenlerden inerken arkamızda kalan Saffet bey sertçe bağırmıştı.

"Cesur.!"

"İyi misin...kötü görünüyor ama on dakikaya hastanedeyiz tamam mı biraz daha dayan geçecek hemen." Bana diyordu ama kendi kendine konuşuyormuş gibiydi.

Merdivenlerin bitiminde duran kişilerle Cihangir ablasına omuz atarak bizim geçmemizi sağladı.

"Yemin ederim yanlışlıkla oldu Cihangir ikimizde görmedik kolunun orada olduğunu tartışıyorduk istems..."

"Emanet ettim lan...onu sana emanet ettim siktiğimin yerinde.!" Arkasını dönüp Ayliz'e bağırdığında Ayliz sustu ve gözleri dolu bir şekilde bana bakıp kolumu tuttu.

"Tamam sonra bağırırsın Cihangir kızın kolu iyice kötü olmuş gidelim hemen." Dedi Ayliz.

"Piçin yanına git gelince sikeceğim belasını bir yere ayrılmasın...Gel Deniz." Beni kapıdan çıkarttıktan sonra başıyla adamına bir hareket yaptığında adam ceketinin önünü ilikleyerek diğer tarafa doğru koşmuştu.

Arabanın ön kapısı benim için açıldığında Cihangir'den destek alarak oturdum.

O benim kemerimi takarken ben saçlarını koklamakla meşguldüm.

Çok güzel bir kokusu vardı. İnsanı kendisine hayran bırakacak kadar güzel bir kokusu vardı.

Kemeri taktıktan sonra hemen kapımı kapatarak hızlı adımlarla kendi tarafına geçerek hızla arabayı yola çıkarttı.

İlk defa hızlı giden bir arabadan korkmadım.

İlk defa bu hızda yolu kontrol etmedim.

Cihangir'e bıraktım kendimi.

Hem kendimi hem de kalbimi Cihangir'e bıraktığımı yakın zamanda anlayacağımı bilmeden yol boyunca ona bakmaya devam ettim.

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Sınır 350 oy
150 yorum

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.762okunma 58beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.