Vurgun kitap kapağı

28. bölüm / 36

Vurgun

28. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 28. BÖLÜM

İYİ OKUMALARRR...

~Deniz Arslanoğlu

Yanıma geldiğinde tam karşımda durdu.

Çok yakındık.

Ağzımı açıp ona tekrar bir şeyler söyleyeceğim zaman elini enseme atması ve dudaklarımızın buluşmasıyla gözlerim istemsizce kapanmıştı.

Dudakları altı dudağımı işgal altına aldığında ellerimi koluna koymuştum. Daha fazla karşı koyamadan dudaklarımı araladığımda o beni kendine daha çok bastırarak öpüyordu.

Cihangir'le deli gibi öpüşmeye başlamıştık.

**************************

Cihangir'in elleri yüzümü tutarken beni iyice kendine çekiyordu.

Nefessiz kaldığımda başımı hafifçe geri çektim.

Cihangir yarı açık gözleriyle bana baktığında ben derin derin nefes almakla meşguldüm.

Burunlarımız birbirine değerken Cihangir öpülmekten şişmiş olduğuna emin olduğum dudaklarıma bakınca utanmıştım.

"Delirtiyorsun beni."

Karşımdaki adam utanmama izin vermeden dudaklarımızı tekrar birleştirdiğinde bu sefer daha yumuşak öpüyordu. Üst dudağımı ısırdığında ağzımdan inleme gibi bir ses çıkmıştı.

Ellerim hala kolunun iki yanında olduğu için sıktım.

Cihangir bu hareketimle daha sert öpmeye başladığında karşılık veriyordum.

Onun alt dudağını ısırdığımda bu sefer ondan hırlama gibi bir ses çıkmıştı.

Odanın kapısı tıklatılıp beklemeden açıldığında kendimi geriye doğru attım.

"Çık şuradan Ayliz!" Cihangir yüksek sesiyle konuştuğunda ben hala yere bakıyordum.

"Camları biraz daha açın dedem görmedi daha." Kenardaki perdeleri indirme sesi gelince Ayliz'e baktm.

Odanın perdelerini kapatıyordu.

Dışarıya gözüm kaydığında herkesin buraya baktığını görünce ağzım açık bir şekilde Cihangir'e baktım.

Öpüştüğümüzü herkes görmüş müydü.?

"Şimdi rahat rahat öpü...takılın." Ayliz odadan çıktığında dudaklarımı birbirine bastırdım.

Utançtan ölmek üzereyken çenemdeki eller başımı kaldırdı.

"Bana bakar mısın Deniz.?" Başımı olumsuz anlamda salladığımda gülmüştü.

Bu sefer ellerini yüzümün iki yanına koyarak ona bakmamı sağladı.

Gözlerimi kapattım.

Dudaklarımı bir kere öpüp geri çekildiğinde tekrar açtım.

"Çok güzelsin...öldüreceksin beni çok güzelsin Deniz." Gözlerime öyle bir bakıyordu ki dışarıdan gören birisi onu bana aşık zannedebilirdi.

Çok güzel bakıyordu.

"Artık seni doyasıya öpmek istiyorum...kimseden çekinmeden seni öpmek istiyorum...sarılmak istiyorum."

Ben de ona her an sarılmak istiyordum.

"Sarılabilirsin." Dediğimde güldü.

Dudaklarımız tekrar birleştiğinde bu sefer öpüşmedik. Sadece öpüp geri çekildi.

Dudakları son olarak alnımda kalınca sertçe öptü.

Bir süre dudakları alnımda dururken ben kollarımı ona sarmıştım bile.

Ben sarılırken o alnımdan öpüyordu.

Cihangir derin bir iç çekip yüzüme baktığında her zamanki gördüğüm adamdan farklıydı. Bakışları artık çok yumuşaktı.

O sert adam gitmiş pamuk gibi birisi vardı karşımda.

"Seni seviyorum Deniz...kalbimi böyle attıran kadını seviyorum."

Hoşlanmıyordu. Seviyordu.

Gülümseyip sonunda konuşabildim.

"Seni seviyorum." O tekrar alnımda öptüğünde odanın kapısı tekrar tıklatılmıştı. Bu sefer karşıdaki kişi girmeden önce beklemişti.

"Gel." Cihangir benden ayrılmadan seslendiğinde hala sarılı bir şekile duruyorduk.

İçeriye giren kadınla kasılmıştım.

"Cihangir, yemekten önce biraz konuşabilir miyiz." Cihangir'den biraz uzaklaştığımda koltuğun kenarındaki çantama bakıp oraya doğru yürüdüm.

"Söyle." Demişti az önce aklımı başımdan alarak öpüştüğüm adam.

Hande'ye baktığımda gözlerini kısmış bana bakıyor olduğunu görünce çaktırmadan yerimde dikleştim.

Gözleri dudaklarıma kaydıktan sonra aynı şekilde Cihangir'e de baktı. Bu sefer onun dudaklarına baktığında sertçe boğazımı temizledim.

Bana döndüğünde tek kaşımı kaldırmıştım.

"Yanlış bir zamanda mı geldim." Bana hitaben sorduğunda ikimizde aynı anda cevap verdik.

"Hayır."

"Evet." Demişti Cihangir.

Gözlerimi büyültüp yan taraftaki adama baktım. Manyak mıydı.?

Öpüştüğümüzü herkese duyurmaya mı çalışıyordu.

"Eda'ya içeriye kimseye almamasını söylemiştim. Özellikle Deniz odamdaysa beni mümkün olduğu kadar az ziyaret edin." Sesi ve bakışları yine sertleşmişti.

Az önceki adam yoktu artık.

"Tamam Cihangir öyle yaparım." Hande tekrar bana döndü.

Baştan aşağıya süzdükten sonra tek kaşını kaldırıp bana baktığında Cihangir konuşmuştu.

"Hayırdır Hande, sende mi benim gibi Deniz'i çok beğendin." Ona bakarak tebessüm ettiğimde neredeyse sesli gülecektim.

Cihangiri yemek istiyordum.

Kocam da kocam diye ortalıkta gezmeme az kalmıştı.

Kendimi tutamadığımda ağzımdan çıkan bir kışkırtıyla Cihangir hemen bana bakmıştı. Hala gülerken onun göz kırpmasıyla erimek üzereydim.

"Aynen ben de çok beğendim Deniz'i." Alayla söylediklerine takılmadım bile.

Cihangir'e bakmakla meşguldüm.

"Çıkabilirsin sorularını yemekte sorarsın."

Hande Cihangire baş selamı verdikten sonra bana hiç bakmadan odadan çıkmıştı.

Cihangir bana doğru yürümeye başladığında uzun kollarıyla beni kendine çekerek sarıldı.

Ben de aynı şekilde.

İlişkinin ilk ayında biz.

Güldüm bu düşündüğüme.

"İyi misin, bir sorun yok değil mi.?" Başımı olumsuz anlamda salladığımda burnumun üstünden öpmüştü.

Kıkırdadım.

"Ben gideyim artık." Huysuz bir ses çıkarttığında elimi sakallarına attım.

"Çiçeğin yanına gideceğim...belki bugün eve getiririm onu olur mu.?"

"Neden soruyorsun Çiçek istediği zaman bize gelebilir isterse hep bizimle kalsın sorun yok." Gülümseyerek bakıyordum ona.

Cihangir alnımı tekrardan öptüğünde saçlarımı da düzeltiyordu.

"Dikkatli git haber ver bana.."

Ondan zor da olsa ayrıldığımda odadan çıkmıştım. Cihangir odasının perdelerini açarken ben de ona bakıyordum.

Odadan çıktığım an herkesin dikkati buraya doğru toplandığında hızlıca standa doğru yürümeye başlamıştım.

Standa giderken toplantı odasındaki Handezede kızı dalgın bir şekilde yeri izlerken görünce hemen sağa dönerek yanına geçtim.

"Merhaba, tanışmadık biz." Elimi uzattığımda hemen omuzlarını dikleştirip kızarık gözlerle bana bakmıştı.

"Yağmur ben Deniz hanım çok memnun oldum." Gülümseyerek elini sıkarken elimle standı gösterdim.

"Gel sana kahve ısmarlayayım." Sesli bir şekilde güldüğümde onu da güldürmüştüm.

Ismarlayayım dememe gülüyordum çünkü zaten bedavaydı.

"Çok teşekkür ederim ben size yapayım ama içemem." Koluna girdiğimde yürümeye başlamıştık.

"Ben ısmarlayacağım diyorum nasıl içemiyorsun Yağmur." Yağmur gülümsediğinde diğer elimle gülümseyerek kolunu okşadım.

Standın önüne geldiğimizde uzanıp bardakları çıkartacağım zaman beni durdurmuştu ama onu dinlemeden bardakları aldım.

"Otur lütfen...çay da var hangisini içersin." Yağmur bir süre bana baktıktan sonra gülümseyerek başını eğdiğinde tekrar koluna dokundum.

"Yağmur."

"Kahve içerim teşekkür ederim." Makineye uzanıp doldurduğumda bir kaç kişi ne yapıyoruz diye buraya bakıyordu.

Kahveyi Yağmurun önüne bıraktığımda kendime de çay doldurdum.

"Bak yine suyumu bitirmişler." Çayın altındaki suyu sürekli kahveye ekliyorlardı ve bitiyordu.

Çaycıya su eklediğimde Yağmur'a döndüm. Çay için Biraz bekleyecektim.

"Teşekkür ederim Deniz hanım mahcup ediyorsunuz beni."

Yanına oturdum.

"Kahve doldurarak mı yapıyorum...o zaman bana su verdiğin için ben de sana mahcubum Yağmur."

"O benim işim."

"Bu da benim işim, çaycılığa başladım ben." Bu sefer ilk gülen oydu ben de ona katılmıştım.

Cihangirin odasına bakmak için hafifçe başımı sola çevirdiğimde onun zaten elleri cebinde beni izlediğini görünce otuz iki diş gülümsedim.

Gözleri yanımdaki kadına kayınca dudağının kenarı kıvrılmıştı.

Yağmurla biraz sohbet edip tanıştıktan sonra yanımıza bu sefer Selin gelmişti.

Yağmur işinin başına geri döndüğünde Selin kendine kahve alıp karşıma geçti.

"Naber öpüşken." Gözlerimi kocaman açıp koluna vurduğumda o gülüyordu.

"Tüm şirket sizi izlemiş...bunu kaçırdığıma mı üzüleyim Hande'nin herkesle beraber sizi izlemesine mi sevineyim bilemiyorum."

O gülerken ben kaşlarımı çatmış ona bakıyordum.

"Bu Hande başımıza dert olacak Selin aptal aptal kocama bakıyor." Selin kahkaha attığında bozulan sinirlerimle beraber ben de güldüm.

"Cihangir'i bu yellozun göz hapsinden alma operasyonunu başlatıyorum o zaman." Eliyle çak işareti yaptığında hemen elimi uzattım.

"Cihangir'in zaten umrunda değil ama ona yaklaşmaya çalışmasına gıcık oluyorum."

Sıla'nın sesini duyduğumda hemen susmuştum.

"Aşkım, akşam ki toplantı bizim bahçede olacakmış dedem adamı eve davet etmiş ben hazırlıklar için eve geçiyorum." Sıla konuştuğunda tek kaşımı kaldırmıştım.

"Hande.?"

Gözlerini kaçırdığında anlamıştım.

"Tamam ben Çiçeğin yanına gidip öyle eve geçeceğim haberleşiriz." Sıla koluma girdiğinde başını omzuma koymuştu.

"Abimle öpüşmüşsünüz." Selin güldüğünde Sıla da ona katıldı.

Hemen Sıla'dan ayrılıp yürümeye başladım ama arkamdan gülüyorlardı.

"Görüşürüz yengeciğim." Sıla beni sinir etmek için her şeyi yapıyordu.

Selin'in kahkahasıyla asansörün oraya gelmiştim bile.

Hande yaşadığımız yere geliyordu. Akşam neler olacağını düşünerek aşağıya indiğimde arabamı şirket kapısına getirmişlerdi.

Çiçekle biraz vakit geçirdikten sonra eve gelmiştim ve şu an herkes bahçeye çok şık bir masa hazırlamakla meşguldü.

Sıla hazırlıkları kontrol ederken ben de onları üstteki terastan izliyordum.

Hande'nin buraya gelecek olması moralimi bozmuştu. Çiçekleyken bile sürekli akşamı düşünmüştüm.

Eve gelirken Cihangir aradığında açmayıp mesajla yanıt verdim.

Bahçeye giren arabalarla hemen başımı korkuluklardan kaldırıp arabadan inen adamlara baktım.

Saffet beyin kapısı şöförü tarafından açılırken Cihangir kendi kapısını sertçe açmıştı.

Ayliz'de onunla gelmişti. Onu sonradan görmüştüm.

"Anne.!" Güneş koşarak Ayliz'e giderken dalgın bakışlarla ikisini izledim.

Ayliz iyi bir anneydi.

İkisi sarılırken Cihangir'e baktım ama yerinde değildi. Sanırım içeriye geçmişti.

Saffet beyde ortalarda görünmüyordu

Bir kaç dakika sonra terasa gelen adamla istifimi bozmadan denizi izlemeye devam ettim.

Arkamdan sarılan kollara karşılık vermedim.

"Özür dilerim haberim yoktu eve geleceklerinden. Bilmiyordum Deniz."

Derin bir nefes aldığımda karşıma geçti.

"Hande bu eve hiç gelmedi ilk defa bugün gelecek o da bu aptal anlaşma için..dedem ayarlamış ev meselesini haberim yoktu." İkinci defa aynısını söylüyordu.

Ellerimi tuttuğunda sonunda ona bakmıştım.

"Rahatsız oluyorum. Eski sevgilinle, özel bir şeyler yaşadığın kadınla seni yan yana görmekten rahatsız oluyorum Cihangir." Gözlerini kapatıp açmıştı.

"Çok kısa sürecek söz veriyorum sana, göndereceğim Hande'yi." Başımı salladığımda tekrar denize bakacaktım ama yüzümdeki eller izin vermedi.

"Söz veriyorum bir kaç gün daha ver bana ayarlayacağım her şeyi."

"İki gün sonra o kadını bir daha şirkette, senin yanında görmek istemiyorum."

Başını sallayarak alnımdan öptü.

"Söz veriyorum iki gün sonra gidecek."

Sarılışına karşılık verdiğimde neredeyse kucağına çıkacaktım.

Açık ve net bir şekilde konuşmuştum gerisi ondaydı. Eğer iki gün sonra hala Hande şirkette olursa o zaman Cihangirin yüzüne dahi bakmayacaktım.

Cihangir boynumu öptüğünde huylandığım için güldüm.

Bir kere daha öptüğünde daha sesli gülünce dudağımın kenarından öptü.

Sırtım onun göğüsüne değerken elleri karnıma sarılmıştı.

"Birazdan ortaklarımız gelecek ve sen hazırlanmamışsın."

"Sadece elbise giyeceğim iki dakikamı alacak." Tekrar boynumdan öptüğünde çenesini omzuna koydu.

"Deli olacağım şu hallerine."

"Hangi hallerime." Dediğimde derin bir iç çekmişti.

"Çabasız güzelliğine."

Başımı biraz sağ tarafa çevirip yüzüne bakmaya çalıştım.

"Özensiz mi diyorsun sen bana." Cihangir benim bu sahte sinirime başını arkaya atarak güldüğünde ben de ona katıldım.

Başımın arkası onun adem elmasına değiyordu.

Elleri yüzümü bulduğunda dudakları sıkıştırmıştı.

"Bu kadar tatlı olma güzelim."

Güzelim.

Güzelim demişti.

Bana.

Sıkıştırdığı dudaklarıma kısa bir öpücük kondurduktan sonra konuştu.

"Duşa gireceğim gelmek üzereler sende hazırlanırsın aşağıda buluşuruz tamam mı.?" Başımı salladığımda o ayağa kalkmıştı.

Beni de karnımdan tutarak kaldırdığında beraber merdivenlerden inmiştik.

O başımın üstünden öptükten sonra tekrar üst kata çıkarak odasına gittiğinde ben de kendi odama geçip hazırlanmaya başlamıştım.

Kısa kot bir elbise seçtiğimde akşam yemeği için uygun olacağını düşünmüştüm.

Küpelerimi taktıktan sonra maşalı saçlarımı havalandırarak hacim verdikten sonra hazırdım.

Odamdan çıktığımda hemen merdivenlerden inerek bahçeye çıktım.

Güneş beni görünce dizlerime sarıldığında onu kucağıma alıp öptüm.

"Çok güzel olmuşsun Deniz abla. Bak benim elbiseme." Kucağımdayken üzerine baktım.

"Sen daha güzel olmuşsun...saçlarını annen mi yapacak." Elindeki taraktan onun yanına gittiğini anlamıştım.

"Gel ben yapayım nasıl olsun istiyorsun." Beraber bahçeye çıktığımızda Saffet beyin çiçeklerinin oraya doğru yürüyordum.

İlerideki banka onu oturttuktan sonra istediği gibi saçlarını önden örüp at kuyruğu yapmıştım.

Telefonumun kamerasını açıp ekrandan kendisine bakmasını sağladıktan sonra tepkisini yemek istiyordum.

"Çok güzel...teşekkür ederim." Sarıldığında hemen kollarımın arasına almıştım onu.

"Çok güzel oldun." Heyecanla çığlık attı.

"Hadi anneme gösterelim." Uzattığı elini tuttuğumda arkamızı dönmüştük.

Cihangir elinde sigarasıyla duvara yaslanmış bizi izliyordu.

Giydiği takım elbisesiyle nasıl göründüğünün farkında mıydı bu adam.

Güneşle birleşen ellerimize bakıp sigara dumanını üflediğinde bu sefer bahçeye Ayliz girmişti. İkisi de fazla çık olmuşlardı.

Ben yanlarında sadece kalmıştım.

"Deniz, sen mi yaptın saçlarını." Ona başımı salladığımda Güneş hemen konuşmuştu.

"Anne saçlarımı artık Deniz abla yapsın sen yapamıyorsun." Güneş'in söylediğine gülerken Cihangir'e baktım.

Onunda dudakları kıvrılmıştı.

"Güneş sen ne kadar nankör bir çocuk oldun...aynı babana benziyorsun." Buna da gülerken bahçeye Sıla gelmişti.

O benim gibi biraz daha sade giyinmişti.

"Teyze bak elbiseme...saçlarımı Deniz abla yaptı." Güneş elimi bırakıp masaya doğru yürümeye başladığında Cihangir'de elindeki sigarasıyla bana doğru geliyordu.

Beni baştan aşağıya süzdüğünde her seferinde kaşları daha da çatılmıştı.

Hep ben sinir olacak değildim. Biraz da o olsun. Hande şirketten gidene kadar dolabımdaki kısa kıyafetlerimi giyinecektim.

Sinir oluyordu sonuçta.

Benim Handeyi görünce olduğum gibi.

"Hadi gel sana başka bir elbise seçelim." Tek kaşımı kaldırdım.

"Niye." Derken keyifliydim ama bunu ona belli etmedim.

"Elbise giymeni sevmiyorum." Güldüm.

"Söylemiştim sana, sen giyme." Başını yan tarafa atıp boynunu kütlettiğinde tekrar bana baktı.

"Adamlar gidene kadar ayağa kalkmıyorsun Deniz geberttirme itleri bana."

Geçiştirir gibi başımı salladığımda daha çok sinirlendi.

"Eski sevgilin birazdan arkandaki masada oturup bizim evimizde yemek yiyecekken bu sözlerin fazla iddialı."

"Reddedildi." Derken oldukça keyif alıyordum. Bir şey demesini beklemeden yanından geçtiğimde o hala bıraktığım yerde duruyordu.

Sıla beni gördüğü gibi üzerimi süzerken beğendiğine dair işaretler yaparken Ayliz konuşmuştu.

"Çok güzel olmuşsun...Güneş yormuş seni teşekkür ederim."

"Çok yoruldum Ayliz otuz saniye ayakta durup saç bağladığım için fena yoruldum." Gülerek söyledikten sonra bir kaç saniye sonra o da gülmüştü.

"Seni artık Sıla gibi görmem gerektiğini bazen unutuyorum benim hatam." O gülerek istemsizce konuştuğunda ben ona bakıyordum.

Sıla gibi mi görecekti beni.

"Sıla gibi mi.?" Dediğimde hemen başını salladı.

"Sende onun teyzesi değil misin.?" Halası değilim diye şaka yaptığım için böyle söylüyordu.

Başımı salladığımda onun böyle düşünmesine sebepsiz yere duygulanmıştım.

"Benim için Sıla neyse artık sende öylesin Deniz..kız kardeşimsin sen benim." Gözlerim hızla dolduğunda bunu gören Ayliz ayağa kalkıp bana sarılmıştı.

Gözümden akan bir kaç damla yaşı kontrol edemedim.

Yaşlı gözlerimle Sıla'ya baktığımda onun da gözlerini sildiğini görmüştüm.

Ondan ayrılıp arkamı dönerek gözyaşlarımı silerken orada olduğunu unuttuğum adam hızla kolumdan tutmuş Ayliz'e doğru sertçe konuşmuştu.

"Ayliz delirtme beni.! Aptal hareketlerin bitsin artık." Cihangir Aylizin beni bilerek ağlattığını sandığı için bağırınca olaya müdahale ettim.

"Bir şey söylemedi Cihangir.." Bana baktığında elini yüzüme atıp beni kendine çekmişti bile.

"Bana, sende benim kız kardeşimsin dedi." Dediğimde dudaklarımı birbirine bastırmıştım.

Fısıltıyla söylediğim için beni sadece Cihangir duymuştu.

Başımın üstünden öptüğünde gözyaşımı sildim.

"Bir şey demedim karına Cihangir. Senin karınsa bizimde gelinimiz ne diyelim biz ona." Ayliz ortamı yumuşatmak için konuşurken son cümlesine gülmüştüm.

Görümcelerimdi onlar benim.

Cihangirin elleri omuzlarımı tutunca yaşlı gözlerimle ona baktım.

Baş parmaklarıyla gözümü silmişti.

"Ağlama doğru söylemiş artık sende onun kardeşisin." Başımı sallarken titreyen dudaklarımla Cihangir başımı tekrar omzuna koymamı sağlamıştı.

Normal halime döndüğümde Cihangirden ayrıldım. Zaten ön bahçeye giren arabalarla herkes ayaklanmıştı.

Ayliz ve Sıla ön bahçeye doğru giderken Cihangir beni masadaki yerinin yanına oturtmuştu.

"Kalkmıyorsun."

"Cihangir on kere söyledim bir daha söylüyorum eski sevgilin yemeğe gelirken bu dediğini yapacak bir kadın mıyım ben.?"

Gözlerime baktı.

"Değilsin." Aferin en azından beni tanıyordu.

"Gözüme giriyorsun." Dediğim an gözümün üstünden öpmüştü. Gülümsedim.

Sadece gözüne mi...

Başımı iki yana sallarken az önce zorla oturtulduğum sandalyeden kalktım ve misafirlerimizi beklemeye başladım.

Cihangir ve ben burada bekliyorduk.

Direkt yemeğe geçecektik.

Çok acıkmıştım.

"Sağ olun hoş geldiniz tekrardan." Saffet beyin sesiyle Cihangir'e biraz daha yaklaştım. Elini hemen belime atmıştı.

Diğer elini ortaklardan birisine yani Süleyman beye uzattığında el sıkışmışlardı.

Toplantı salonunda sorun yaşadığımız ve adını hatırlayamadığım adamı görünce Cihangir beni kendine daha çok bastırdı.

Sanırım o da görmüştü.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk Cihangir bey bizi eve çağırmanıza çok mutlu olduk samimi iş yemeklerini severim." Süleyman beyin söylediklerine Cihangir sadece başını oynatmıştı.

Diğer adamda ona elini uzattığında Cihangir sıkıca tutup sıkmıştı. Fazla sıkmış olacak ki adamdan acı bir ses çıktı.

"Deniz hanım." Süleyman bey elini uzattığında hemen sıktım.

"Hoş geldiniz." Dediğimde gülümsemişti.

"Hoş bulduk, çok şıksınız." Gülümsemiştim sadece.

Diğer adam benim yanımdan geçip selam vermeden gittiğinde Cihangir'e baktım. Adamın arkasından bakıyordu.

Karşımıza çıkan Handeyle yüzümü normal haline getirdim.

Cihangir'e elini uzattığında gülümseyerek Cihangire fırsat vermeden elini sıktım.

"Hoş geldin Hande, geç lütfen." Elimle masayı gösterdiğimde gözlerini kısmış sinirle masaya geçmişti.

O gidince arkasından gözlerimi devirdiğimde Cihangirin belimdeki elini de sinirle ittim.

"Noluyor, tutmayacaktım zaten elini." Onu dinlemeden ben de sandalyeme oturdum.

Karşı çaprazımdaki kadına bakmadan peçetemi dizime serdim.

Güneş masada yoktu.

Cihangir baş köşeye oturduğunda servisler başlamıştı.

Önüme bırakılan yemeğin kokusuyla karnım guruldamıştı.

Yemekleri yerken Cihangir ve Süleyman bey iş ile ilgili detayları ve sözleşmeyi konuşuyordu.

Ben de hızlı hızlı karnımı doyuruyordum. Masanın ortasında duran enginara uzandığımda Sıla hafifçe bana itmişti. Ona gülümserken gözüm bana bakan adama takılınca gülümsemem soldu.

Toplantıda Cihangirin uyardığı adamdı.

Adını hatırlamıyordum.

"Alaz bey.!" Cihangirin yüksek sesiyle elimi hemen onun bacağına koydum.

"Cihangir." Dedim sessizce ama o sinirle Alaz dediği adama bakıyordu.

"Deniz hanımın gözlerinin lens olup olmadığına baktım devam edin lütfen kusura bakmayın.." Cihangir elindeki çatalı masaya attığında ayağa kalkmıştı.

Ben de kalktım.

Saffet bey ve Süleyman beyde ayaklanmıştı.

"Cihangir tamam evlat."

"Alaz saçma sapan konuşma yemekteyiz.!" Süleyman bey Alaz denilen adamı uyarırken Saffet beyde Cihangir'i uyarmıştı.

"Cihangir bey, Alaz biraz patavatsızdır kusura bakmayın devam edelim lütfen." Cihangir sinirle bana baktığında kaşları biraz normal haline dönmüştü.

"Karım hakkında tek bir cümle daha söylerseniz kendinizi kapıda bulursunuz Alaz bey."

Cihangir'den sonra ortamdaki gerginliği almak adına Ayliz konuşmaya başlamıştı.

Onlar iş hakkında konuşup tartışırken Cihangirin gözleri Alaz beydeydi.

Adam yaklaşık yarım saattir gözlerini tabağından çekmemişti.

"Şu çatalın orta boyunu getirir misin bir de koluma ağacın yaprağı değiyor onu çeker misin arkamdan.?" Hande çalışan kızlardan birine seslenmişti.

Arkasındaki ağaca baktım. Saffet beyin her akşam suladığı ağaçtı.

"Hande hanımın sandalyesini Sıla'nın yanına taşıyın Gül." Saffet bey konuştuğunda Hande'nin yeri değişmişti.

Artık bahçeye yakın taraftaydı.

Herkes konuşmaya devam ederken Hande tekrar konuştu.

"Açık ayakkabı giyindim ayağımın ucu çime değiyor bir havlu getirip çime koysana."

Saffet bey bir şey demeden kızlardan birisine havlu getirmelerini söylemişti.

Gül çime havluyu serdiğinde Hande'de memnuniyetle üzerine basarken bahçede Güneş'in sesi yankılanmıştı.

"Anne, üstüm." Hepimizin başı bahçeye kaydı.

Yüzü gözü çamur içindeydi. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Hay Allahım yarabbim." Ayliz kısık sesle sitemli bir şekilde söylendi.

Hepsi toplantı hakkında konuştuğu için hemen yerimden kalkmıştım.

"Ben ilgilenirim." Dediğimde arkamdan Süleyman beyin sesini duydum.

"Sizin kızınız mı.?"

"Yeğenim, Ayliz'in kız." Demişti Cihangir.

Güneş'in yanına geldiğimde elini tutarak yüzüne baktım.

"Noldu sana böyle." Gülerek söylediğim için otuz iki diş sırıtarak bana bakmıştı.

Çamurlu elini bacağıma değdirdiğinde onu ters bir şekilde kucağıma almıştım.

Sırtı karnıma değiyordu.

"Çeşmeye gidiyoruz Güneş hanım." Çeşme hemen yan taraftaydı.

Kucağıma aldığım için o kıkırdamıştı.

Çeşmeye geldiğimizde hala masadakilerin görüş açısında olduğumuz için çok eğilmiyordum.

"Yıkayamıyorum Deniz abla." Güneş'in yanına eteğime dikkat ederek eğildiğimde dizlerimi çime koymuştum.

Suyu elime alıp onun yüzünü yıkadıktan sonra kollarını da yıkamıştım.

Yan taraftaki küçük hortumu çeşmeye takarak Güneş'i çime bıraktığımda elimdeki hortumu bacaklarına tutarken o kahkaha atıyordu.

"Bacaklarındaki çamurları at ben de suyu tutayım." O oyun oynadığımızı sandığı için zıplayarak suları sıçratıyordu.

Bacaklarım çamurlu su içindeydi.

Hortumu Güneş'ten sonra kendime de tutacaktım.

Terliklerini çıkarttığında çamura batan terliklerini de yıkadım.

"Giy sağ ayağına...şunu da." Omzuna dokunarak terliklerini giydiğinde suyu bu sefer kendi bacaklarıma tutup çamurları temizledim.

Çeşmenin musluğunu kapatıp Güneş'i tekrar ters bir şekilde kucakladığımda masanın görüş alanından çıkmıştık.

Ön bahçeye doğru yürümeye başlamıştım.

Yaramaz bir çocuktu Güneş. Günde dört beş kere onun üzerini değiştiriyordu Ayliz.

Ayliz'in kızmasına rağmen sürekli çamurla oynuyordu. Bugünde bizim yokluğumuzdan faydalanıp kendine çamur banyosu yapmıştı.

"Annen kızacak Güneş, çamura girme misafirlerimiz gidene kadar tamam mı.?"

Başını salladığında ön kapıdan içeriye girmiştik.

Onu yıkarken üzerini ıslatmadığım için yeni kıyafetlere gerek yoktu. Zaten Ayliz yemekten sonra değiştirirdi.

Güneş'i odasına bıraktıktan sonra tekrar aşağıya iniyordum.

Masa görüş açıma girdiği Ayliz ve Cihangir elbisemin hafif ıslanan eteğine bakıyordu.

Açık sandalet ayakkabı giyindiğim için su rahatsız etmemişti.

"Sağ ol Deniz." Ayliz'e gülümseyerek tekrar sandalyeme oturduğumda Cihangir elini bacağıma koyarak okşadı.

"Üşüyor musun.?" Başımı olumsuz anlamda salladığımda o uzanarak başımın üzerinden öpüyordu.

Yemek boyunca eli bacaklarımdaydı.

Hande lavaboya gitmek için sofradan kalktığında iki dakika sonra ben de arkasından kalktım.

Tahmin etmiştim böyle bir şey yapacağını. O yüzden kendi odamı kilitleyip Cihangir'e de odasını kilitlemesini söylemiştim.

İki odanın anahtarıda cebimdeydi.

Handeyi merdivenlerde gördüğümde yavaşça onu takip ediyordum.

İlk kata çıktığında aptallığına hayret ettim. Bu kadar çok odanın içerisinde bizimkini nasıl bulmayı planlıyordu acaba.

Merdivenlerin başına gelip kollarımı göğüsüme bağladığımda Hande bir odanın kapısını açmış içeriye bakıyordu.

Bizim odamız olmadığını anlamış olacak ki kapıyı yavaşça kapatıp arkasını dönmüştü.

Beni görmeyi beklemiyor olacak ki irkildi.

Tek kaşımı kaldırarak ona doğru yürümeye başladım.

"Sanırım algılama sorunun var lavabo hemen koridorun yanında demiştik sana." Aşağıdaydı lavabo.

Ayliz ona kalkmadan önce tarif etmişti.

Ağzını açıp kapattığında tam dibine geldim.

"Bak Hande, eğer beni sinirlendirirsen emin ol sen zararlı çıkarsın. O gözlerin bir daha Cihangire süzerek bakarsa seni şuradan aşağıya atarım." Gözümle merdivenleri işaret etmiştim.

"Yanlış anlaşıldım sanırım ben lavaboyu ar.."

"Hande sen bu numaraları senin gibi aptal insanlara yap...tekrar ediyorum." Bir adım daha atmıştım ona doğru.

"Eğer...bir daha...Cihangir'i...süzerek bakarsan." Elimi omzuna koydum.

"Benden güzel bir karşılık alacağından şüphen olmasın." Hande gözlerini kaçırdığında ona dikkatle baktım.

Bir şeyler planlıyordu yoksa bu kadar sessiz kalacak bir kadın değildi.

Yan taraftaki odanın kapısı açıldığında Güneş'le göz göze gelmiştim.

Elimi Hande'den çektiğimde o hızlı bir şekilde aşağıya inmişti.

"Deniz abla, arkadaşın mı geldi." Yanına yürüyüp yine dizlerimi yere koydum.

"Misafirimiz lavaboyu bulamamış alt katta olduğunu söyledim." Başını salladığında saçlarından öptüm.

"Hadi sen odana geç ben de aşağıya ineyim." Yanağımdan öptükten sonra odasına geçtiğinde ben de derin bir nefes alarak merdivenlerden inmeye başladığımda Hande'nin çığlığı ve bağırışları kulağıma geliyordu.

Kaşlarımı çatarak koşar adım bahçeye gidiyordum.

"Saldırdı diyorum.! Bana saldırdı Cihangir yüzüme bak.!"

Bu sefer ağzı açılıp kapanan kişi bendim.

Benden bahsediyordu.

Benim ona saldırdığımdan bahsediyordu.

~Cihangir Arslanoğlu

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz..

Oy sınırı 360
Yorum sınırı 200

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.788okunma 56beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.