23. bölüm / 36
Vurgun23.BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 23.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar..
"Manyağım...manyak ettin lan.!" Cihangir'in bağırarak söyledikleriyle yavaşça ona döndüm.
"Ne diyorsun oğlum sen." Abim elini sertçe Cihangir'in omzuna koyduğunda Ayliz müdahale etmeye çalışıyordu.
"Delirdi bu çocuk." Saffet beyde bunları söyleyip ikiliyi ayırmaya gittiğinde ben hala Cihangir'e bakıyordum.
"Bakma lan.!" Abim bağırdığında Cihangir bana bakmaya devam etti.
"Lan Cihangir.! Sikerim o gözünü."
Abim ona atılmaya çalıştığında Ayliz ve Saffet bey tutuyordu.
Bizse hala gözlerimizi kırpmadan birbirimize bakmaya devam ediyorduk.
~Cihangir Arslanoğlu
**********************
"Teyze biz soyguna uğradık." Salona ne zaman geldiğini bilmediğim Güneş'in söylediklerinden sonra herkes durup bana bakınca yerimde kıpırdandım.
"Ne, ne soygunu Deniz noldu bir şey oldu mu.?" Sıla hızla yanıma gelip omuzlarımdan tuttuğunda Cihangir'de bana doğru bir kaç adım atıp yaklaşmıştı.
"Deniz, ne soygunu.?" Abim, Saffet bey ve Ayliz'in ellerinden kurtulup Sıla'nın yanına gelerek koluma dokununca başımı kaldırıp ona baktım.
"Yok öyle soygun değil Güneş yanlış anlamış."
"Dayı soygun ne demek.?" Sus artık Güneş demek istiyordum.
"Deniz." Dedi Cihangir.
"Soyguna uğramadık ben lafın gelişi öyle söyledim dondurma aldık." Yer yarılsa da içine girsem.
"Evet dondurma aldınız sonra." Sıla'ya baktım.
"Dondurma aldık." Tekrar ettiğimde bu sefer Cihangir'de hareketlendi.
"Sonra ne Deniz bir şey mi oldu.?" Cihangir'in Sesi yükselmişti.
"Dondurmaya fazla para verince bende soyguncu dedim söylenerek Güneş'te oradan duydu." Kimseden ses çıkmadığında halının desenlerini izleyerek dudaklarımı dişliyordum.
"Bu kız küçüklükten beri böyle değişmiyor ki." Abim söylene söylene biraz uzaklaştığında Sıla'nın ağzından kaçan gülme sesiyle başımı kaldırdım.
Eliyle ses çıkmasın diye ağzını tutup bana bakıyordu ama göz göze geldiğimizde yüksek sesle kahkaha attığında ben tekrar halıya bakmaya başladım.
"Yeter Sıla." Saffet bey gülmesi durmayan Sıla'yı uyardı ama o elini benim koluma atarak gülmeye devam ediyordu.
"Ne kadardı.?" Dedi Sıla gülmelerinin arasından.
"650." Dedim ağzımın içinden.
"Sadece 650 tl mi.?" Başımı salladım Sıla'nın sorusuna.
"Sen beni öldüreceksin." Gülmeye devam etti.
Saffet bey boğazını temizlediğinde başımı kaldırıp ona baktım. Onun da gözleri bana dönünce yüzümü inceledikten sonra yan tarafımda olan Cihangir'e baktı.
"Anne hadi." Güneş, annesinin elinden tutup çekiştire çekiştire dışarı çıkarttığında abim Cihangir'e bakarak konuştu.
"Konuşacağız seninle." Bunu söyledikten sonra Ayliz ve Güneş'in peşinden gitmişti.
"Normalde böyle yapmam sadece tek bir dondurma olduğu için öyle söyledim yoksa söy.." Sıla'nın gülüşüyle sustum.
"Tamam Deniz açıklama yapma kızım, ayrıca haklısın para kolay kazanılmıyor bazıları gibi har vurup harman savurmamak lazım." Sıla kendisine gelen taşı anlamış olacak ki gülmeyi kesti.
"Konu nasıl bana geliyor ben anlamamak." Dediğinde bu sefer ben gülmemek için kendimi zor tuttum.
Cihangir hala sağ tarafımdaydı ve bana bakıyordu hissediyordum.
"Sofra hazırlanıyor on dakika sonra herkes salonda olsun." Saffet beyde çıktığında üçümüz kalmıştık.
"Ay Deniz ya hiç güleceğim yoktu." Sesli gülmüyordu ama gülümsüyordu.
Sıla kaşıyla yanımdaki abisini gösterdiğinde bende göz ucuyla yanımdaki adama baktım.
Göz göze geldiğimizde bakışlarım mıknatıs gibi ona takılı kalmıştı.
Bu adam mı çok güzel bakıyordu yoksa ben mi uyduruyordum.
"Şu şirketteki Emre seni sordu numaranı istedi ama Selin sana sormadan vermedi." Sıla'nın konuşmasıyla Cihangir'in bakışları yavaş yavaş kardeşine döndü.
Emre.
Başıma bela olacak gibiydi.
"Tamam ben sonra şey yaparım ona."
"Ne yaparsın." Dedi direkt yanımdaki adam.
"Konuşurum Cihangir ne yapacağım."
Gözlerini kıstı.
"Emre kim.?"
"Söyledim ya okuldan eski bir arkadaş." Tek kaşını kaldırıp boynunu yana attı.
"Eski arkadaş mı eskiden bir şey yaşadığın bir arkadaş mı.?" Bu sefer ben kaşlarımı çatmıştım.
"Öyle diyelim, ne olacak.?" Sinirlendiğini dişlerini sıkmasından anlamıştım.
"Eski sevgilin ya da takıldığınla neden konuşuyorsun orayı anlayamadım."
Gülümsedim.
"Sen bugün neden konuştuysan ben de o sebeple konuşuyorum şimdi anlamışsındır umarım." Cihangir bir şey demeden bana bakıyordu.
İki elini pantolonunun cebine koyduktan sonra bana son kez bakarak salondan çıktı.
"Bir an abim dudaklarına yapışacak ve kavganın sonu odada bitecek sandım." Sinirle Sıla'ya baktım.
"Aynen Sıla bak ne güzel öptü beni." Kendimi Sıla'nın yanına attığımda moralim fazlasıyla bozulmuştu.
"Emre üniversiteden arkadaşım yani arkadaşımdı ama daha sonradan bir olay oldu." Sıla merakla beni dinliyordu.
"Bir gün Selin, okulda kaybolan eşyalarımı Emre'nin dolabında gördü."
"Yedek kıyafetlerim, atkım, hırkam hepsi ondaymış...ilk başta ben bulup bana vermek için dolabına koymuştur desem de daha sonradan Emre'nin bana bir şeyler hissettiğini söylemesiyle olayı anlamıştık."
"Takıntılı gibi davranmaya devam ettiği için abime söylemek zorunda kaldık."
"Abim onunla konuştu ama o yine beni rahatsız etmeye devam ettiği için okuldan kaydını sildirdi."
"Ruh hastası ya abime söyleyelim bunu." Dedi hemen.
"Şu an yanlış bir hareketi yok eğer olursa söyleriz hem belki değişmiştir yani küçüktük 2-3 sene önce olmuştu, aptallıkla yaptığı bir şeydir." Kafasını olumsuzca iki yana sallıyordu.
"Bu adam bildiğin sapık Deniz'cim değişmez bunlar." Bilmiyorum der gibi omuz silktim.
"Cihangir olmasaydı onun şirkette olmasından korkardım ama.." Ne dediğimi fark edip sustum.
"Ama ne." Meraklıydı sesi.
"Ama Cihangir onu hemen kovacağı için çok korkmuyorum." Dedim.
Doğrusu, Cihangir'in varlığı korkumu alıp götürüyordu. Yanımda olduğunu bilince sanki her şeyi yapabilirmişim gibi geliyordu.
Cihangir'e bu kadar güvenemem kötü müydü bilmiyorum ama bu his çok güzeldi.
Fazla güzeldi.
Ona güvenme hissini seviyordum.
"Sıla,Deniz hadi." Ayliz kapının oradan birden seslendiğinde ikimizde şaşkınlıkla ona baktık.
Ne zamandır oradaydı.
Yemek odasına geldiğimizde Cihangir baş köşeye oturunca Saffet bey sağ tarafına geçmişti.
Ben iki üç sandalye öteye gideceğim zaman kolumu tutan elle durup Cihangir'e baktım.
Bir şey demeden bakışıyla sol tarafındaki sandalyeyi gösterince etrafa bakıp herkesin oturduğunu görünce bende Saffet beyin karşısına Cihangir'in soluna oturmuştum.
Herkes yemeğe başladığında bende tabağımı doldurmuştum.
"Al bir bardak su iç iyi gider yediğin kazığa." Sıla'nın uzattığı suyu alırken ona istemsizce gülerek baktıktan sonra elindeki suyu aldım.
"Uzatma artık Sıla...Deniz sende böyle ufak şeyleri kafana takıp kendini üzme." Saffet beye başımı salladım ama bu benim huyumdu.
"Değişmez o Saffet amca hep böyle..bir kere arkadaşlarıyla gittiği mekanda hesap 80 bin gelmiş Deniz ağlayarak beni arıyor..." Boğazımı temizlediğimde abim bana baktı.
"Bir dur Deniz ya...sonra noldu Cesur abi." Sıla merakla sorunca abim ona dönüp anlatmaya devam etti.
"Elindeki kartın sınırsız olduğunu hatırlattım ama o içtiği meyveli suya bu kadar para vermeyeceğini ve mekandan parayı ödemeden kaçacağını söyledi." Sıla güldüğünde Ayliz'in de dudakları kıvrılmıştı.
"Gerçekten de hesap kutusunun içine az bir miktar bırakıp eve gelince müdahale ettim." Küçüktüm.
Yirmili yaşlarda herkes bir aptallık yapmıştır.
Sıla'nın keyifli gülüşüyle Güneş'te gülünce ona baktım.
Annesi ağzına yemek atarken o bana bakarak gülüyordu.
"Anne Deniz abla çok güzel değil mi.?" Dudaklarımı büzmüş Güneş'e bakıyordum.
"Sen daha güzelsin bir kere." Hemen başını iki yana salladı.
"Sen en güzelsin hem dayımda söyledi." Ayliz gözlerini kocaman açarak önce bana sonra Cihangir'e bakınca bu sefer boğazını sertçe temizleyen kişi abimdi.
"Dayın değil teyzen söylemişti annecim yanlış hatırlamışsın." Güneş annesinin dedikleriyle başını olumsuzca salladı konuşacağı zaman yan tarafımdaki Sıla konuşmuştu.
"Ben ne zaman söyledim böyle bir şey ya." Konuştuktan sonra Sıla acıyla yerinden sıçradığında pot kırdığını anlamıştım.
Cihangir bana güzel mi demişti yani.
Başımı sağ tarafıma çevirip Cihangir'e baktığımda onun çatık kaşlarıyla ablasına ve yeğenine baktığını görünce artık söylediğine emin olmuştum.
Güzel bulabilir ama hoşlanmıyor Deniz.
Yüzüm düşmüştü.
Doğru hoşlanmıyordu.
"Yemeğini ye Güneş." Saffet bey ilk defa Güneş'e karşı sertçe konuştuğunda bu sefer ona baktım.
Boğazını temizleyip eliyle sofrayı işaret ettiğinde bu sefer abim konuştu.
"Cihangir, benim ayarlarımla oynama delirtme insanı."
"Başımı ağrıtma Bolat, kendi meselenle ilgilen." Dedi sağımdaki adam.
Abim elindeki çatalı sıkarak başını salladığında Güneş'e ve Ayliz'e bakıp bir daha konuşmamıştı.
Yemek devam ettiğinde Cihangir bakışlarını bir saniye bile bana değdirmeyince moralim bozulsa da tabağımdaki son lokmayıda ağzıma attım.
Dirseğimi masaya koymuş dalgın ve yavaşça yemek yerken herkesin bitirdiğini ve Ayliz'lerin kalktığını fark etmemiştim.
Saffet beyde yerinde yoktu.
Cihangir, Sıla ve ben vardık.
Yanımdaki adamın sandalyeside çekilince elindeki peçeteyi masaya bırakıp bir şey demeden gitmişti.
Sıla abisinin arkasından baktıktan sonra hemen onun az önce kalktığı yerine oturarak yanıma geldi.
"Hadi gözümüz aydın olmuş bu iş." Dedi.
Kaşlarımı yukarı kaldırdım.
"Olacak bir iş yok Sıla hem bir şey olduğu da yok." Elimdeki çatalı boş tabakta gezdiriyordum.
"Deniz sen biraz saf mısın diyeceğim de öylesin zaten." Kaşlarımı çatarak baktım.
"Şortun kısa diye az önce bu adam delirdi, Güneş'te sana güzel dediğini duymuş biz daha Allahtan belamızı mı istiyoruz acaba taşlar yerine otursun artık Deniz'cim."
"Duydum diyorum Sıla." Sessizce söyledikten sonra arkamı kontrol ettim.
"Ayliz'e öyle bir şey olamaz saçma sapan konuşma dedi, hoşlanma yok dedi duyduğuma mı inanayım şu hareketlerine mi.?"
Hemen ellerimden tuttu.
"Her duyduğuna inanma canım benim. Abim bilerek inkar etmiş işte baksana nasıl içi gidiyor sana bakarken."
Sıla'ya inanmamam gerekiyordu çünkü hevesleniyordum.
"Yapma Sıla...lütfen." Sıla üzüntüyle çenesini büküp bu sefer kolumu okşadı.
"Tamam kendi kulaklarınla duymanı sağlayacağım üzdüysem özür dilerim."
İç çektim.
Bende Sıla'nın kolunu sıktım.
"Dileme kötü bir şey yapmıyorsun sadece.." Sadece beni sevmeyen bir adama bağlanmak istemiyorum.
Bağlanmadığını mı düşünüyorsun.
Bağlanmış mıydım.
"Şu konuyu konuşmayalım boşver yanlış anlıyoruz üzülmek istemiyorum." Sandalyeden kalktığımda o da benimle beraber ayaklanmıştı.
Koluma girdiğinde yemek odasından çıkmış salona geçmiştik ama kimse ortalıkta yoktu.
"Kızlar, kahve içer miyiz bahçede." Ayliz'in arkamızdan gelen sesiyle oraya baktık.
Şaşırmıştım enerjik sesine.
"Güneş." Dedi Sıla soru sorar gibi.
"Cesur'la uyuyacaklarmış bugün."
"Kahvelerimizi mutfakta içelim mi.?" Sorumla beraber şaşırsalarda kafalarını salladılar.
Üçümüz yan yana mutfağa yürürken Ayliz çalışan bir kıza seslendi ama onu durdurdum.
"Ben yaparım kahveleri." Selin'le mutfak sohbetlerimiz çok eğlenceli oluyordu onlarla da denemek istemiştim.
"Emin misin.?" Tereddütle sormasıyla başımı salladım Ayliz'e.
Mutfağa girdiğimizde onlar ada tezgahın yanlarına oturduklarında beni izliyorlardı.
Önce kendim için çay suyu koyup düğmeye bastım.
"Cezve neredeydi." Sıla hemen yerinden kalkıp benimle beraber aramaya başladığında ikisinin de yerini bilmediğini anlamıştım.
Çekmeceleri karıştırırken en alttaki çekmecenin arkasında gördüğüm cezveyle gülümsedim.
"Burada."
Sıla yerine geçtiğinde ikisine de hemen orta şekerli kahve yapmıştım.
Fincanlara köpüğü kaşıkla koyarken Sıla dikkatle beni izliyordu.
"Niye makinayla yapmıyoruz ki bu zormuş."
"Zor değil ki hem böyle tadı daha güzel oluyor ..çayı demler misin Sıla." Su kaynadığı için ses gelmişti.
Sıla tekrar kalkıp çayı demlerken bende kahveleri ikisinin önüne koymuştum.
Ayliz'e baktığımda bana ilk defa tebessümle baktığını görünce şaşırdam da önündeki kahveyi gösterdim.
"Bak hadi tadına." Kahvesinden bir yudum alıp hemen konuştu.
"Eline sağlık içtiğim en güzel kahvelerden birisi." Gülümsedim.
"Afiyet olsun."
Sıla'da çayı demleyip yerine geçince kahvesini içmeye başlamıştı.
"Gelinimize bak be." Sıla'nın söylediklerine gülmüştük.
"Saffet bey uyumuş mudur.?"
"Dedem çalışma odasındadır. Yemekten sonra direkt oraya geçer." Sıla cevaplamıştı beni.
"Kahvesini orta içiyordu değil mi.?" İkisi de başını sallamıştı.
Şirkette ona kahve söylediğim için hatırlıyordum.
Bu sefer arkamı dönerek Saffet beye kahve yapmak için malzemeleri hazırladım ama aklıma gelen adamla ona da yapmak istemiştim.
"Şey...Cihangir nasıl içiyor."
Onlara dönmeden sormuştum.
"Abime de mi yapacaksın."
"Yapmışken ona da yapayım yazık." Sıla sesli güldüğünde beni şaşırtan kişininde gülüşünü duyunca hemen arkamı döndüm.
Ayliz'de gülüyordu.
"Abim sade içiyor." Saffet beyin kahvesini yaptıktan sonra hemen Cihangir'in kahvesine geçmiştim.
"Uğraştırdık seni Esra yapardı bugün yorulmuşsundur zaten." Ayliz böyle düşünceli konuşunca şaşırsam da belli etmiyordum.
"Bir şey olmaz hem yorulmadım çay demlenene kadar Saffet beylere kahvesini verip gelirim...çay da içer miyiz.?" Sıla hemen başını sallamıştı.
Ayliz'e döndüğümde o da gözlerini kapatıp açtı.
Cihangir'in kahvesini de fincana koyduktan sonra köpüğüne gülümseyerek baktım.
İkisi de bol köpüklü olmuştu.
Tuz da döksene.
"Aynı tepsiye mi koyayım." Heyecanla ikisine döndüğümde hemen göz göze gelmiştik.
"Aynı koy bir şey olmaz zaten abim odasındadır, dedemden sonra üst kata çıkarsın." Başımı sallayıp tepsiyi elime aldım.
"Gidiyorum o zaman önce Saffet beyin kahvesi sonra Cihangirin..tamam." Bana nasıl baktıklarını tahmin ettiğim için onlara bakmadan mutfaktan çıktım.
Merdivenlerle büyük bir savaş verdikten sonra sonunda Saffet beyin çalışma odasının önüne gelmiştim.
Tepsiyi yandaki koltuğun üstüne bırakıp kapıyı tıklattığımda gelen sesle hemen açtım.
Büyük masanın başında gördüğüm kişiyle şaşırsam da hemen misafir koltuklarında oturan Saffet beye baktım.
"Deniz, bir şey mi oldu.?" Cihangir ayağa kalktığında başımı iki yana salladım.
"Deniz.?" Saffet beyde konuştuğunda hemen odadan çıkıp kapının yan tarafına bıraktığım tepsiyi tekrar aldım.
Odaya girdiğimde bu sefer elimdeki tepsiye bakıyorlardı.
"Kahve yaptım." Masaya doğru yürüyüp Saffet beyin fincanını tepsiden alıp önüne koyarken ikisi de konuşmuyordu.
"Bu orta şekerli."
Cihangirin sade kahvesini de alıp diğer tarafa dolandığımda onun yoğun bakışları altında önündeki dosyaların kenarına bıraktım.
"Bu da sade." Başımı kaldırıp kehribarlara baktığımda onun tebessüm eden yüzünü görünce ben de gülümsedim.
"Ellerine sağlık Deniz." Dedi gözlerimin içine bakarak.
"Afiyet olsun." Geri geri giderek tekrar kapının oraya geldiğimde Saffet beyin hala az önce önüne bıraktığım kahveye baktığını görünce Cihangir'e döndüm.
"Dede." Saffet bey torununun sesiyle önce ona sonra bana baktı.
"Eline sağlık kızım çok teşekkür ederiz."
"Afiyet olsun ikinize de...gideyim ben kolay gelsin." Bir şey demelerine izin vermeden hemen kapıyı kapatıp merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Cihangir'in bana aldığı kupayı odamdan alıp tekrar mutfağa inmiştim.
Sıla'nın gülmesini duyduğumda hemen içeri girdim.
"Gel Deniz gel..ablam alışmış fal baktırmaya yine fincanı kapatmış." Sıla'nın gülmesine bende katıldığımda Ayliz ikimize de sinirle bakıyordu.
"Sen açma sakın yarın şirkette Selin'e baktır." Bu sefer daha sesli güldüğünde bende kutuyu açarak gülüyordum.
Hediyemi Ayliz'e göstermediğim aklıma gelince hemen ona döndüm.
"Bak hediyeme, Cihangir aldı." Kutuyla beraber onun yanına gidince o sinirli ifadesini bırakıp gülümsemişti.
"Güle güle kullan çok güzel." Büyük demliği eline almış bakıyordu.
Ben kupasını alıp lavaboya geçtiğimde hemen gördüğüm süngere deterjan dökerek yıkamaya başlamıştım.
"Hiç boşuna konuşma abla kendisi yıkamadan rahat etmeyecek." Sıla konuşunca başımı salladım.
Sanırım Ayliz bir şey diyecekken onu susturmuştu.
"Sen kupalara çayları koy Sıla, onu da Deniz yapmasın." Sıla'nın arka tarafımda kalan çay ve kahve tezgahına geçtiğini görebiliyordum.
Evet çay ve kahve hazırlama tezgahları farklıydı.
"Ben yaparım Sıla bir şey olmaz." Dedim ama o çoktan çayları koymaya başlamıştı bile.
Kupamı köpükten duruladıktan sonra yandaki bezle kuruttum.
"Getir Deniz." Sıla'nın yanına geçip kupayı önüne bıraktığımda bana da çay doldurmuştu.
Hem de sevdiğim gibi açık.
Biliyordu artık nasıl içtiğimi ve hep buna dikkat ederek veriyordu çayımı.
"Al bakalım." Kupayı gülümseyerek ondan aldıktan sonra Ayliz'in yanına geçmiştik.
Ayliz ben yanına oturur oturmaz çay kaşığıyla şekeri uzattığında alıp attım.
O şekersiz içiyordu ama Sıla benim gibi şeker atıyordu.
"Abla, Emel'e noldu bugün." Sıla'nın ortaya attığı konuşmayla Ayliz'e baktım.
"Ne bileyim o da ayrı bir triplerde...Hande gelince morali bozulmuş ne alakaysa."
"Neden." Dedim çayımı Cihangir'in aldığı kupamda içerken.
"Bilmiyorum değişik bir kız."
"Sorma sorma hem de ne değişik..Şirkette tam dört kişiyle takılmış." Kaşlarımı kaldırdım.
"Yuh." Dedim.
Sıla başını sallıyordu.
"Sana ne Sıla kaç kişiyle takıldıysa takılır şu şirketteki dedikodu yapan kızlar gibi konuşma." Sıla ablasına omuz silkip bana döndü.
"Dört kişiyle yatıyor sonra bir gün hamile olduğunda şüphelenip ablamın yanına geliyor." Olaylara bak sen.
"Ee." Dediğimde tam mahallede dedikodu yapan kadınlar gibiydik.
Sıla gülüp devam ederken Ayliz'de bizim halimize söyleniyordu.
"Ablamla beraber testin sonucunu bekliyorlar ama Emel nasıl ağlıyor..ağladığı konu da eğer hamileyse çocuğun babasını bilmiyormuş." Gözlerimi kocaman açmıştım.
"Hamile miymiş.?" Diye sordum merakla.
"Değil." Bu sefer sorumu Ayliz cevaplamıştı.
Rahatlamıştım. Çocuğa yazık olurdu.
"Bu sefer şirkette takıldıkları bitiyor şirkete gelen müşterilerle bir şeyler yaşıyor." Sıla felaket iyi dedikodu yapıyordu.
"Oha."
Sıla başını sallıyordu tepkime.
"Ne oha hem de...öyle saf durduğuna bakma arka plan fena." Cümlesi bitince hemen konuştum.
"Saf falan durmuyor ki."
"Değil mi ya bir de çok sinsi durmuyor mu.?" Çayı içerken hemen başımı salladım.
"Hem de nasıl sinsi duruyor...bir de böyle gözlerini süze süze Cihangir'e bakmaz mı.? Tam gel beni parçala diyor." İkisinde de sessizlik olduğunda ne söylediğimi sonradan idrak edebilmiştim.
"Yani Cihangir derken abin sonuçta sizin için söyledim...kız senin kardeşini senin de abini süzüyor haberiniz olsun."
Sıla dudaklarını birbirine bastırıp başını eğerken Ayliz'de öyle mi der gibi bakıyordu.
"Bir dost." Dedikten sonra Sıla'nın kahkaha basması bir oldu.
Bende istemsizce ona katıldığımda sessizce gülüyordum.
Ağzımdan kaçırmıştım ama dedikodu yapıyorduk şurada bir şey olmaz. Görümcelerimden sır çıkmaz bence.
Gerçi Ayliz'den çok emin değildim ama.
"Of Deniz ya üstüme püskürttüm çayı." Sıla peçeteyle üzerini silerken hala gülüyordu.
Ayliz'de çayını içerken keyifli duruyordu.
"Emel'e bak sen." Ayliz konuşunca şaşırsam da hemen ona baktım.
"Sen kimsin benim kardeşimi süzmek kim." Sıla ablasına elini çak yapmak için uzattı ama Ayliz karşılık vermeyince kolunu tutup kendime çevirdim ve ben karşılık verdim.
Sıla omzuma hafifçe vurup tebessüm ettiğinde göz kırptım. Gözleri dolmuştu Ayliz böyle yapınca.
"Abim gidecekmiş biliyor musun.?" Ayliz konuşmamla hemen bana döndü.
"Yani eğer ki Sıla kızının olduğunu ona söylemeseydi abim gidecekti ve Güneş şu an hala babasını tanımadan büyüyen bir çocuk olacaktı." Ayliz'in tek kaşı kalktığında sinirle konuştu.
"Sakın Sıla'yı savunma Deniz.!" Sesi yükselince tekrar konuştum.
Sıla'nın tüm morali bozulmuştu.
"Ayliz, seni terk edip giden bir adam için kardeşinle aranı neden bozuyorsun." Oturduğu yerden sinirle ayağa kalktı.
"Bu aptal kardeşim, beni terk edip giden bir adama hayattaki tek sırrımı söylediği için.!"
"Abim gidecekmiş ve o da Güneş'in daha fazla babasız kalmasını istememiş tamamen haklı değil ama haklı olduğu yüzdelik kısım da var...hem ayrıca Sıla zaten hatasının farkında ve sizden özür diliyor. Siz benden özür dilediğinizde ben hemen kabul edip barışıyorum bu ne kin böyle." Ayliz hala sinirle bakıyordu ama eskisi kadar değil.
"Bırak Deniz ya uzattıkça uzatacak..nasıl davrandığının farkında bile değil. Özür diliyorum haftalardır birisinin bile umrunda değil." Doğru söylüyordu Sıla.
"Sen bugün aynı Sıla gibi abime sarılmadın mı Ayliz. Ona sığındın gördüm. Bir şekilde abim sizin hayatınızda ve ona değer veriyorsunuz bir şekilde zaten öğrenecekti. Yanlışta olsa Sıla'dan öğrenmiş işte." Kardeşine bakıyordu.
"Ayrıca sen niye söylüyorsun ki bırak başkasından öğrensin çocuğu olduğunu böyle daha çok canı yanmıştır emin ol sen önem verip söylemediğin için delirmiştir." Ayliz normal bir ifadeyle bana bakmaya başladığında göz ucuyla Sıla'ya bakıp tekrar Ayliz'e döndüm.
"Olan zaten oldu boş yere daha fazla üzülüp birbirinizi kırmanıza gerek yok Sıla hatasının farkında olmasa kız ya da küs olmaya devam et ama zaten biliyor hata yaptığını kabul ediyor...sizin aksinize o yaptığı hatanın arkasında duruyor Ayliz."
Ağzını açıp kapattı ama konuşmadı.
Elimi Sıla'nın koluna attım.
"Sıla'nın iyi niyetine, pişman olduğuna inanmasam başta küs olması gereken ikili zaten biziz, konuşmazdık yani ama onun samimiyetine güveniyorum sende artık onu kırma hem de abim için."
Sıla elimi tuttuğunda baş parmağımı da sıkmıştı.
"Ama yok barışmam diyorsan da konuyu artık Saf.."
Ayliz, Sıla'dan çıkan ağlama sesiyle anında kardeşine sarıldığında gülümseyerek ikisine baktım.
"Tamam ağlama uzattığım için özür dilerim." Ayliz sandığım kadar duygusuz değildi sanırım.
Sıla'ya sarılırken sesi titremişti.
"Bende özür dilerim." Dedi Sıla'da boğuk sesiyle.
Onlar sarılırken ben bardakları alıp tekrar çay doldurmuştum.
Ayliz, Sıla'yı saçlarından öperken bardakları sırayla ikisinin de oturdukları yerin önüne bırakıp kendi kupamı elime aldım.
"Çok tatlı değil mi.?" Sıla'nın sorusuna Ayliz başını sallayınca anlamasam da onlara bakmaya devam ettim.
Sonunda ayrıldıklarında elimle önlerindeki çayları gösterdim.
"Part ikiye hoş geldiniz." Güldüklerinde Ayliz omzuma dokunarak yerine geçmişti.
Sıla iki kolunu açmış bana bakarken kupamı tezgaha koyarak ona sarıldım.
"Teşekkür ederim." Diye fısıldamıştı.
"Etme bir şey yapmadım." Alaylı bir ses çıkartmıştı.
"Hep böyle alttan al tamam mı asla rica ederim evet benim sayemde oldu deme Deniz." Böyle sitemli söylemesine güldüm.
"Başka dedikodu var mı.?" Sorumla gülen Sıla şirkette bazı kişilerin daha dedikodusunu anlatmaya başlamıştı bile.
Biz böyle dedikodu yaparken ne kadar süre geçti bilmiyorum ama çok gülmüştüm.
"Şirket biraz karışık yani herkes birbiriyle olma derdinde...abim buna müsade etmese de bir şekilde herkesin eli herkesin cebinde oluyor."
"Aman Sıla ya sen şirkete çalışmaya mı geliyorsun dedikodu almaya mı.? Maşallah tüm şirket hakkında her şeye hakimsin." Gülmüştüm Ayliz konuşunca.
Öyleydi.
Sıla şirketteki her olayı biliyordu.
"Ayıpsın gülüm." Sıla'nın alayla Ayliz'in yanağından makas alıp konuşmasına bu sefer ben sesli bir şekilde güldüm.
"Yarın şirkete beraber gidelim mi.? Hem abimle şu işi konuşacaktın konuşmadın mı daha." Başımı olumsuz anlamda salladığımda Ayliz kaşlarını çatarak baktı.
Sıla ona konuyu açıkladı.
"Deniz, çalışmak istiyor." Boş boş evde durmak istemiyordum.
"Tamam niye Cihangir'e soruyorsun ben hallederim yarın." Gülümsedim ona.
"Olsun ona da söyleyelim haberi olsun bir de bu yüzden kavga etmek istemiyorum...Zaten deli." Son cümleyi kısık sesle söylemiştim ama duymuşlardı.
Sıla çaylarımızı tekrar yenilediğinde içecek yer kalmamıştı ama dedikoduyla iyi gidiyordu.
"Sana deli canım o yoksa herkese karşı gayet normal insan." Bir şey demeden çayıma bakmaya devam ettim çünkü Ayliz'in yanında çok rahat değildim.
"Doğru söylüyor." Ayliz'in sesiyle hemen ona baktım.
İlk defa ılımlı bir şekilde bizim hakkımızda yorum yapıyordu.
"Cihangir'i de delirtecek birisi varmış demek ki."
Sıla bir şey diyeceği zaman açılan mutfak kapısıyla beraber herkes gelen abime baktı.
"Ayliz bir gelsene." Ayliz'e baktıktan sonra bana bakmıştı.
"Telefonun nerede." Bilmiyorum der gibi dudaklarımı büktüm.
"Babam ya da annem ararsa açma." Başımı salladım.
Ayliz çoktan onun yanına gitmişti.
İkisi beraber mutfaktan çıktıktan sonra bizde çaylarımızı bitirip kalktık.
"Saat bir olmuş." Baya oturmuşuz mutfakta.
Sıla bir anda durup bana döndüğünde hemen kollarını açarak sıkıca sarılmıştı.
"Teşekkür ederim." Bende ona karşılık verdim.
"Etme." Dedim sessizce.
"Önceden yani seni tanımadan önce yaptıklarım için de özür dilerim ama yemin ederim Cesur abi dışında senden hiçbir şekilde laf almaya çalışmadım. İnanıyorsun bana değil mi.?" Başımı salladım.
İnanıyordum çünkü doğru söylüyordu.
Sadece ilk başlarda onu kıskanmıştım.
Abimle bu kadar iyi anlaşmasını kıskanmıştım.
"Hem öyle bir şey yapsaydım abim beni öldürürdü." Güldük.
Ayrıldığımızda bahçedeki adam gözlerime takıldı.
Saffet bey çiçeklerini suluyordu.
"Hep bu saatlerde sular...aramızda kalsın ama çiçek bahçesine bizden daha çok değer veriyor." Gülerek söylemişti bunları.
"Sizi çok seviyor." Başını sallayıp o da dedesine baktı.
"Dede.!" Ona doğru yürürken Sıla seslenince bize bakmıştı.
Önce bize sonra kol kola olmamıza bakıp gülümsediğinde Sılayla ikimiz aynı anda el salladık.
Elindeki eldivenlerle o da bize el sallayınca karşılıklı gülümsedik.
Ona iyice yaklaştığımızda etrafa bakındım.
Yeni çiçekler ekiyordu.
"Yeni mi bunlar." Dedim Sıla'dan ayrılıp yan tarafında duran fidanlı çiçeklerden birini elime alarak.
"Onları ekiyordum şimdi...getir bakalım sen ek bir tane de." Elimdeki fideyle yanına geçtiğimde açtığı toprağa baktım.
Eğilerek elimdeki çiçeği hazır olan yere bıraktım.
"Kapat şimdi etrafını." Elimle yanındaki toprakları ortaya ittim.
Çok güzel olmuştu.
"Suyunu da ver." Uzattığı suluğu alıp diktiğim çiçeğin dibine dikkatlice döktüm.
"Bir tane daha dikeyim mi.?" Sorumla beraber güldüğünde yanıma gelip bir çiçek için daha yer açmaya başlamıştı.
Sıla'da yanımıza geldiğinde Saffet bey çiçek için yer açıyor bizde dikiyorduk.
Yarım saate yakın yaptıktan sonra fideler bitmişti.
"Sularını da verin bakalım." Sıla ayrı ben ayrı suluk alıp diktiğimiz çiçeklere dökmeye başladık.
Ben sulamayı bitirdikten sonra üstüme atılan suyla beraber hafifçe çığlık atıp elimle yüzümü kapatıp arkamı dönmüştüm ama Sıla üstüme su atmaya devam ediyordu.
"Sıla gece gece hasta etme kızı hava esiyor." Saffet bey uyarmıştı ama ben çoktan ıslanmıştım.
Çiçek sular gibi beni suluyordu.
Güldüğüm için Saffet bey başka bir şey dememişti.
"Bende çiçeğimi suluyorum dede." Sıla konuşunca ikimizde daha sesli güldüğümüzde Saffet beyde bize katılıp gülmüştü.
Sonunda suluktaki su bitmiş olacak ki artık ıslanmıyordum.
Başımı kaldırıp Sıla'ya baktığımda önce bana sonra üzerime bakıp güldü.
Toprak olan elim su değince ıslanıp çamurlaşmıştı ama Sıla bunu bilmiyordu.
Oturduğum çimden kalkıp Sıla'ya doğru yürüdüğümde o kaçsa da yakalayıp elimi yüzünün her yerine sürerken sesimiz bahçede yankılanıyordu.
"Ya Deniz ben sana böyle mi yaptım her yerim çamura bulandı." Bu sefer gülen ben ve Saffet beydik.
Birazda üzerine ellerimi sürdükten sonra ondan biraz uzaklaştım.
Tam sinirle üzerime geliyorken arkamı dönüp kaçacağım sırada çarptığım iri bedenle geriye doğru düşecekken kollarımdan tutuldum.
Başımı kaldırıp bakmama gerek yoktu çünkü şu an Cihangir'in kollarının arasındaydım.
Bu adam hep böyle güzel kokacak mıydı.?
Ona baktığımda onun sinirli bir şekilde Sıla'ya baktığını görmüştüm.
Hemen bana döndü.
"Buz gibi olmuşsun içeriye geçelim üzerini değiştir...saçlarını da kurut hemen." Son cümlesini ellerini saçlarıma atarak söylediği için birazdan bayılabilirdim.
"Aman yemedik karını abi." Sıla arkamdan konuşunca Cihangir saniyelik ona bakıp tekrar dikkatini bana verdi.
İri elleri saçlarımdan omuzlarıma oradan da ıslanan kollarıma gelip okşadığında ona nasıl baktığımı tahmin edebiliyordum.
Gözlerimden çıkan kalbi görebiliyor muydu acaba.
"Hadi Deniz." Elinin birini belime atıp beni yürütmeye başladığında omzumun üstünden Saffet beye baktım.
O da bana ve torununun şu durumuna bakıyordu.
Ama bu sefer tebessüm ederek bakıyordu.
"İyi geceler Saffet bey." Başını sallayıp gülümsediğinde ben de gülümseyip tek elimi salladım.
Cihangir bir elini belime atmış beni yönlendirirken diğeriyle de hala kolumu okşayıp ısıtmaya çalışıyordu.
Merdivenlerden çıkarken ikimizde konuşmamıştık.
Odamın önüne geldiğimizde ben o gider sanıyordum ama benimle beraber odaya girmişti.
"Kurutma makinen nerede." Şaşırarak ona bakarken elimle de makyaj masamın çekmecesini gösteriyordum.
Saçlarımı mı kurutacaktı.
Beni yatağın yanında bırakıp gösterdiğim yere gitti ve elinde kurutma makinesiyle geri geldi.
Beni yatağa oturtup makineyi fişe taktığında hala olayı idrak edememiş şaşkın şaşkın onun kusursuz yüzüne bakıyordum.
Saçlarımı kurutmaya başlayan adamla beraber kendime gelip şu durumumuza baktım.
Cihangir saçlarımı kurutuyordu.
Makineyi kollarıma ve ıslanan taraflara tuttuğunda tebessüm ettim.
Cihangir ondan daha fazla hoşlanmam için her şeyi yapıyordu.
Ben ona bakarken odanın kapısı açıldığında gelen sesle beraber gözlerimi kapattım.
"Abim nasıl od.." Sıla tek olmadığımı anlayıp sustuğunda Cihangir'de beni kurutma işini bitirdiği için makineyi kapatmıştı.
"Ne diyorsun Sıla." Sesi sertti Cihangirin.
"Abi burada mıydın sen." Şaşırarak bir bana bir de abisinin elindeki saç kurutma makinesine bakıyordu.
"Sonra gelirim ben hadi iyi geceler size." Geldiği gibi hızlıca çıkmıştı.
Tabi giderken bana sinsice gülümsemeyi de ihmal etmemişti.
Yarın Sıla'dan çekeceğim vardı.
"Kuruttum ama sen yine de üzerini değiştir hemen." Takmıştı bugün üzerime.
Uzatmamak için başımı salladım.
"Ellerine sağlık kahve çok güzeldi." Gülümsedim hemen.
"Afiyet olsun."
"Teşekkür ederim saçlarımı kuruttuğun için." Bir şey dememişti böyle söylememe.
Makineyi yerine bırakıp bana döndü.
O konuşmadan hemen konuştum.
"Yarın şirkete gelebilir miyim...yani sana söylemedim daha ama ben de şirkette çalışabilir miyim. Hangi departmanda olursa olsun üst bir yerde olmasına gerek yok se.."
"Sabah beraber çıkarız." Konuşmasıyla sustum.
"Teşekkürler." Dediğimde yine bir şey demedi ve kapıyı açtı.
"İyi geceler Deniz."
"İyi geceler."
Gitmişti.
O gittikten sonra dediği gibi üzerimi değiştirip yatağa geçmiştim.
Kısa süre sonrada yarın şirkette işe başlayacağımı düşünerek heyecanla uyumuştum zaten.
~Deniz Arslanoğlu
BÖLÜM SONU
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.
Oy sınırı 370
Yorum sınırı 200 (harf emoji sayı vs değil lütfen)
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
