Vurgun kitap kapağı

29. bölüm / 36

Vurgun

29. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 29. BÖLÜM

İyi okumalarrr....

Kaşlarımı çatarak koşar adım bahçeye gidiyordum.

"Saldırdı diyorum.! Bana saldırdı Cihangir yüzüme bak.!"

Bu sefer ağzı açılıp kapanan kişi bendim.

Benden bahsediyordu.

Benim ona saldırdığımdan bahsediyordu.

*********************

Hepsi görüş açıma girdiğinde dikkatimi ilk çeken şey Hande'nin yırtılmış yakası ve yanağındaki tokat iziydi.

Saffet bey beni gördüğünde hızla yürüyüp yanıma doğru geldi ve kolumu tuttu.

"Yok bir şey ben halledeceğim." O konuşurken gözlerim Cihangir'e tutundu.

Hande'nin haline bakarken gelmemle beraber o da bana dönmüştü.

Hepsine tek tek baktım. Bu kadına inandılar mı diye dikkatle hepsine baktım.

Ayliz birden güldüğünde gözlerimi Cihangir'den çekecekken onun Hande'yi yanından ittiğini görmüştüm.

Kolunu bana doğru uzatmış yanıma gelip elini belime yerleştirmişti. Alnımdan öptüğünde ben de elimi onun beline sardım.

Ayliz kahkaha atarken eliyle dizine vurdu.

"Kusura bakmayın Süleyman bey size durumu açıklayayım buyurun lütfen." Saffet bey Süleyman beyi ve Alaz beyi götürdüğünde Ayliz hala gülüyordu.

"Salak bu yemin ediyorum." Eliyle Hande'yi gösterdiğinde Hande şaşkınlıkla Ayliz'e bakıyordu.

"Dayak yemem sana komik mi geliyor Ayliz.!"

Ayliz gülmesini keserek ayağa kalktı.

Kolumu okşayan ellerle bana sarılan adama baktım. İnanmamıştı.

İnanmayacağını zaten biliyordum ama korkmuştum.

Cihangir bu sefer de boynumdan öptüğünde sessiz bir şekilde konuşuyordu.

"Yapmayacağını bilecek kadar tanıyorum seni bakma şöyle." Kollarımı onun sırtına dolayarak sıkıca sarıldığımda gözlerimi kapattım.

"Arkanızdaydım sayın geri zekalı konuştuklarınızı duydum senin aşağıya indiğini gördüm...yakanı yırttığını da gördüm."

Ayliz konuştuktan sonra kimseden ses çıkmadı.

Hande konuşmuyordu.

"Onu korumak için söylüyorsun benden hep nefret ediyordun zaten..yalancı.!"

Ayliz eliyle okey işareti yaptığında hala gülüyordu.

"Psikopat mısın kızım sen, acımadan kendine vurdun ruh hastası." Hande Aylize doğru atıldığında onu Sıla durdurmuştu.

"Çek elini kolunu." Demişti Sıla.

Hande nefretle bize doğru döndüğünde ona baktım.

Zavallının tekiydi.

"Ne bakıyorsun öküzün trene baktığı gibi Deniz.!" Sesi oldukça yüksek çıkınca Cihangir sinirle benden ayrıldı.

Hande'ye doğru gideceği zaman onu durdurdum.

"Hep öküz mi trene bakacak biraz da tren öküze baksın dedim." Konuşmam bittikten sonra Hande daha da sinirlenmişti.

"Ne diyor bana duyuyor musunuz ne diyor bana." Sanki kendisine ilk defa bir şey söylenmiş gibi davranıyordu.

"Sen benim babamın kim olduğunu biliyor musun mahvederim seni.?"

Hala bağırıyordu.

"O sesini kıs defol git buradan.!" Dedi yanımdaki adam.

Ben tekrar konuştum.

"Annen söylemedi mi babanın kim olduğunu."

Hande kıpkırmızı olduğunda Sıla artık gülüyordu.

Cihangir kolumu tutup beni geriye çektiğinde Hande bu sefer de bana doğru atılıyordu.

"Öldürtme kendini.!"

"Öldürsene Hande nasıl öldürüyorsun." Cihangir konuştuğunda ona baktı.

Şaşkınlıkla Cihangir'e bakıyordu.

"Baran sana bir şey mi söyledi bana neden böyle davranıyorsun."

Cihangir kaşlarını çattı.

"Ne diyorsun sen." Dedi. Şaşırmıştı.

Hande gözlerini kaçırıp çantasını eline aldığında Sıla onun kolunu tuttu.

"Baran abi bize her şeyi söyledi." Sılanın konuşması bittiğinde Hande gözleri kocaman olmuş bir şekilde Cihangir'e baktı.

"O yüzden mi sebepsizce ayrıldın..yemin ederim beni o zorladı." Hande Cihangir'e yaklaşacağı zaman Ayliz onun kolundan tutmuştu.

Sıla gözlerini kıstığında tekrar konuştu.

"İkinizin neler yaptığını biliyoruz kıvırma." Hande hemen itiraz edercesine başını sallamaya başladı.

"Cihangir sarhoş olduğum bir gün oldu duygusal hiçbir yakınlık olmadı sadece sabah.." Tekrar gözlerini kaçırdığında durumu anlamıştım.

Hande, Cihangir'i aldatmıştı.

Cihangir biliyor muydu bilmiyorum.

Sıla güldüğünde elini çak işareti yaparak Ayliz'e uzatıyordu.

"Balık ya bu kız." Hande sinirle onlara döndü.

"Ne diyorsun sen.!"

"Diyorum ki balık yemi yuttu...bir bok bilmiyorduk sen anlatmadan önce."

Dudaklarım şaşkınlıkla açıldığında Sıla'ya baktım. Bana göz kırpmıştı.

Akıllı bir kızdı.

Hande'yi bizim bile ruhumuz duymadan konuşturmuştu.

Hande bu sefer kekeleyerek bize döndü.

"Baş başa konuşabilir miyiz.?" Hala kocama bakıyordu bu kadın.

Bir adım öne çıktım.

"Evimizden gider misin yoksa ben seni kavga dövüşle mi çıkartayım.?" Hırsla bakıyordu bana.

"Senin evin.?" Dedi soru sorar gibi sonra da Cihangir'e baktı.

"Karımı duydun..bahçeden çıkabilirsin içeri girmene gerek yok." Cihangir sözlerini söyledikten sonra içeriye doğru yürümeye başladığında belimden tutarak beni de yönlendiriyordu.

Onlara arkamızı dönerek yürümeye başlamıştık başımın üzerinden öpmüştü.

"Üzerini değiştirdikten sonra denize bakan korkuluklara gelir misin.?" Odamın önüne geldiğimizde konuştuğunda ona başımı salladım.

"On dakikaya bekliyorum seni." Omzumdan öptüğünde vedalaşmıştık.

Krem sade bir eşofman giyindikten sonra üzerime de krem crop geçirmiştim.

Hazırdım.

Bahçeye çıktığımda kimsenin olmamasıyla beraber hızla Cihangirin söylediği korkuluklara gidiyordum.

Elleri pantolonunun iki cebine koyan adamın sırtı görüş açıma girdiğinde adımlarım hızlandı.

Arkadan ona yaklaşarak sırtından karnına doğru kollarımı uzattığımda anında ellerimi tutmuştu.

Ellerim onun karnındayken başımda sırtına yaslanmıştı.

"Sana bir sürprizim var..misafirlerden sonra gelecektik aslında ama saçma sapan şeyler oldu." Önüme geçip elimi tuttuğunda yürümeye başlamıştık.

Arka taraflara giderken gördüğüm ışıkla heyecanlanmıştım.

Yürüdükçe daha da belirgin olan yere baktığımda ağzım açık kalmıştı.

"Cihangir." Dediğimde elini bırakmış yaptığı ışıklı çadıra doğru bir kaç adım atmıştım.

Çok güzeldi.

Ağzımı açık bırakacak kadar güzeldi.

"Sen mi yaptın." Arkamı dönmüştüm bunu sorarken.

"Ayliz ve Sıla'da yardım etti, hatta dedem de." Saffet beyi duyunca gülümsedim.

Hepsini öpmek istiyordum.

Çok güzel olmuştu.

El ele çadıra geçip konuşmaya başladığımızda saat çok geç olmuştu. Sohbet ederken fark etmemiştik.

Başım Cihangirin göğüsünde dururken beraber uzanıyorduk.

Onun sağ kolu boynumdan geçerek karnımda duruyordu. Ben de karnımdaki elini tutuyordum.

Başımın üzerinden tekrar öptüğünde başımı kaldırarak sivri çenesine baktım. Hafifçe uzanıp çenesini öptüğümde gülüp beni kendine daha çok çekmişti.

"Çok tatlısın lan." Kıkırdadığımda diğer elini saçlarıma attı.

"İyi ki şirkete geldim Deniz...iyi ki gelmişim yavrum."

Bir şey demeden yanağımı göğüsüne sürttüm.

Gülümsüyordum.

Mutluydum onun yanında.

Üzerime örttüğü poları biraz daha boynuma doğru çektiğinde gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.

Fazla olaylı bir gün geçirmiştik ve ortaklara ne dendiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Cihangir'de benimle olduğu için onun da haberi yok diye düşünüyordum.

Saçlarımdan, başımın üzerinden öpülmemle uykuya dalmam bir olmuştu.

İrkilerek gözlerimi açtığımda Cihangir'in kucağında sallanıyordum. Yürüyordu.

Yüzümü oynattığımda adımları durdu.

"Odana götürüyorum uyu güzelim." Bir kaç mırıltı çıkarttıktan sonra tekrar onun huzurlu kollarında uyumuştum.

Sabah odamda tek başıma uyandıktan sonra üzerimi değiştirmeden hemen aşağıya indim. Kahvaltıdan sonra şirket için giyinecektim zaten.

Saat daha çok erkendi ve bugün bu aileye kahvaltı hazırlamak istiyordum.

Mutfağın kapısını yavaşça açtığımda kimsenin olmamasıyla gülümseyerek arkamdan tekrar kapatıp kahvaltılık şeylere bakındım. Hepsi dolaptaydı. Çıkartmadan Yıldız teyzenin öğrettiği poğaça tarifini yapmak için malzemeleri bularak yapmaya başladım.

Bazılarını peynirli, bazılarını patatesli yapıp üzerine çörek otu döktükten sonra fırına atmıştım.

Salamlara çalışan kızların yaptığı gibi şekil vererek tabağa dizmeye çalıştığımda olmamıştı.

İkinci sefer denediğimde daha iyi durduğuna karar vererek tabağı masaya bıraktım.

Salatalık ve domatesleri doğrayıp onları da masaya koyduktan sonra dolaptan her şeyi çıkartmaya başlamıştım.

O kadar çok çeşitle kahvaltı yapıyorlardı ki biraz zorlanmıştım açıkçası.

Dolapların birinden tabakları ve peçeteleri alarak bahçeye doğru koşar adım çıkarken adının Gül olduğunu öğrendiğim kadın bana doğru geliyordu.

"Deniz hanım, bırakın lütfen ben masayı hemen hazırlarım." Elimdekileri almaya çalıştığında vermedim.

"Bugün ben kurmak istiyorum sadece diğer tabakaları getirir misin hepsini alamadım." Hemen başını sallayarak mutfağa girdiğinde ben de masaya ulaşmış elimdekileri diziyordum.

Arkamdan gelen kadında tabakları dizmeye başladığında tekrar mutfağa geçtim.

Çayı demlediğimde Güneş ve Sıla içinde portakal suyu sıktım.

İkisi de çay içmiyordu.

Saffet bey ve Cihangir'in filtre kahvesini de demledikten sonra hazırdım.

Fırından çıkarttığım poğaçaları tabağa alıp onları da hızlıca bahçeye götürdüm.

Hangisi peynirli hangisi patatesli hepsi karışmıştı ama olsun sorun olmazdı sanırım.

Gül, elimdeki boş tepsiyle dönerken ben dolu tabakla gidiyordum. Birbirimize gülümsedikten sonra yavaş yavaş herkes uyanmaya başlamıştı.

"Deniz.! Günaydın aşk kadın." Sıla merdivenlerden seke seke inerken yanıma gelip sarıldığında ben de ona sarıldım.

"Günaydın."

"Abimle bahçedeydiniz...dedikodu için bekledim ama gelmedin." Koluna hafifçe vurup güldüğümde o da gülmüştü.

"Ne zaman uyandın sen gel kahvaltı hazırdır geçelim diğerleri de gelir." Koluma girdiğinde bahçeye doğru yürüyorduk.

Sıla her zaman ki yerine oturduğunda Ayliz'de gelmişti.

Gözüm kapıda Cihangir'i beklerken sonunda gelmişti.

Saffet beyle beraber konuşa konuşa ön bahçenin olduğu taraftan geliyorlardı. Sanırım onlar benden de önce uyanmıştı. Evden gelmemişlerdi çünkü.

Cihangir'le göz göze geldiğimizde o beni süzdükten sonra göz kırpınca ona elimi salladım.

Gülmüştü buna.

"Günaydın çocuklar." Saffet bey yerine otururken hepimiz ona günaydın demiştik.

Ayliz bahçeye doğru bakarken birisini bekliyormuş gibi görünüyordu.

Omzuma dokunan elden sonra boynumda hissettiğim dudaklarla Cihangirin omzumdaki elini tuttum.

"Günaydın kızıl güzelim."

Gülümsedim.

"Günaydın." O yan tarafımdaki yerine geçerken Saffet beyin üzerimizde olan bakışlarıyla utanarak tabağıma baktım.

"Çatal yok." Sıla konuştuğunda hemen masaya bakarak ayağa kalktım.

"Getireyim hemen kimsede yokmuş." Çatalları unutmuştum.

İçeri gidecekken Cihangir kolumu tuttuğunda izin vermemişti.

"Otur Deniz getirirler şimdi."

"Ben getiririm bir şey olmaz." Yine becerememiştim. Eksik kurmuştum masayı.

"Sofrada çatal yok Gül dikkat edin kızım." Saffet bey gelen kadına karşı konuştuğunda Gül bana baktı.

"Efendim, bugün sofrayı ve kahvaltıyı Deniz hanım hazırladı karışmamı istemeyince.."

O sustuğunda bu sefer tüm bakışlar bana dönmüştü.

"Sen mi hazırladın." Cihangir ellerime doğru eğilerek öptüğünde utanıyordum.

Herkes bize bakıyormuş gibi hissettiğim için yanaklarım kızarıyordu.

"Deniz, eline sağlık kızım haberim yoktu." Saffet beye gülümsedim.

Ayliz elini koluma uzattığında minnetle gülümsemişti.

"Sürpriz yaptım bugün size." Cihangir bir kere daha ellerimi öptü.

"Sürpriz yapan ellerini yerim senin Deniz." Fısıltıyla söylediğini duyduğum an istemsizce gülümsemiştim.

Elimi tutan ellerini sıktım.

Seviyordum.

Çok seviyordum onu.

"Poğaçayı da mı sen yaptın Deniz kuşum." Sıla'ya başımı salladığım an Cihangir poğaça tabağını eline aldı.

Hepimiz ona gülmüştük.

Tabağına dört tane aldığında mutlulukla ona bakıyordum. Tadını bilmeden dört tane almıştı. Güzel olduğundan bu kadar emin miydi.?

O yerken ben de heyecanla tepkisine bakıyordum.

"Bak biraz örnek al kızdan daha yumurta kıramıyorsun." Normalde bunu Ayliz'in Sıla'ya demesi lazımdı ama Sıla Ayliz'e söylüyordu.

"Sıla çatalı eline saplatma."

İkisi atışırken Cihangir ikinci poğaçasına geçmişti bile.

Normalde yemeklerde ekmek yemeyen adam tabağına dört poğaça almıştı.

Kahvesini de içtiğinde göz ucuyla bana baktı.

Gözüyle kahveyi gösterdiğinde başımı salladım. Benim yapıp yapmadığımı sormuştu.

Dudağının kenarı kıvrıldığında dedesine döndü. İkisi bakıştıktan sonra Cihangir bu sefer daha yoğun bir ifadeyle bana bakıyordu.

"Ellerine sağlık."

"Afiyet olsun herkese." Tabağıma döndüğümde onun bakışları hala bendeydi.

Gelen çatallarla beraber kahvaltımız devam etmişti.

Masada bir kaç eksik olsada ben hazırladığım için çok takan olmamıştı.

Ayliz'in özel buğdaylı ekmeğini getiren Gül geri gitmişti. Onu da unutmuştum.

"Eline sağlık Deniz her şey çok güzel." Cihangir ikinci kere eline sağlık dediğinde ona sadece gülümsedim ama o elimi tutarak sadece ikimizin duyabileceği şekilde konuştu.

"Gelen şeyler üzülerek bakma mükemmel bir sofra kurmuşsun ekmek ya da çatalın lafı olmaz bu sofrada." Yanağımı okşadığında boynumu yana atarak gözlerimi kapatıp açtım.

Ayliz uyanan Güneş'i alıp geldiğinde masa tamdı derken abim görüş alanıma girmişti.

Hem de elini tuttuğu Çiçek'le beraber gelirken hızla yerimden kalkmıştım.

"Çiçek.!" Onlara doğru hızlıca yürürken bana doğru koşan meleğime kollarımı açarak dizlerimi çime koydum.

"Benim aşkım gelmiş." Onu kucağıma alarak ayağa kalktığımda döndürdüm.

"Sana sürpriz yaptık biz." Eliyle abimi gösterirken ben hala onun yanağından öpüyordum.

Çok fazla yemek istiyordum bu kızı.

"Gel kahvaltı yapalım hemen." Önüme dönerek yürüyeceğim zaman Çiçek kollarımdan kahkahalar eşliğinde alınmıştı.

Cihangir onu omzuna koyduğunda Çiçek hala gülüyordu.

Elimi Çiçeğin eline uzattım.

Çok yukarıdaydı.

Cihangir'e baktığımda onun başını yan çevirerek Çiçeğe baktığını görünce koluna girdim.

Beraber masaya doğru yürürken ikilinin keyfi yerindeydi.

"Dediğin gibi yapınca hemen oldu Cihangir abi."

Çiçek yanımdaki sandalyeye oturmuş bıcır bıcır konuşurken Güneş'te babasının kucağında ona bir şeyler anlatıyordu.

Saffet bey bir süre herkesi izledikten sonra kahvesini eline almıştı.

"Ben bırakayım seni bugün." Abim Ayliz'e doğru konuştuğunda Ayliz ona cevap vermedi.

Başlıyoruz.

"Ayliz." Dedi ama o yine abime bakmadı.

"Anne bugün onunla gidelim mi.?" Güneş konuştuğunda masada sessizlik oluştu.

Abime baba demiyordu. Henüz. Sadece arada ağzından kaçırıyordu.

"Olur anneciğim sen istiyorsan olur." Güneş başını heyecanla babasının boynuna koyduğunda Çiçeğime döndüm.

Tabağıyla oynuyordu. Elindeki çatalı alarak ağzına uzattığımda moralinin bozulduğunu anlamıştım.

Abim ve Güneş'ten dolayı durgunlaşmıştı meleğim.

Çiçek benim elimden yemeyince Cihangir onu kucağına almıştı.

Anlamış mıydı Çiçeğin üzüldüğünü.

"Çiçek hanım bugün size özel olarak yemeğinizi ben yedireceğim." Güldüğümde Çiçekte gülmüştü.

"Kaçmaz bu ben söyleyeyim Çiçek." Çiçeğin hoşuna gitmiş gibi Cihangir'e başını tamam olarak salladığında Cihangir ona kahvaltısını yaptırıyordu.

Portakal suyunu onlara uzattığımda Çiçeğe içirmişti.

Bebek gibi bakıyordu Çiçeğe.

Kesinlikle çok iyi bir baba olacaktı.

Derin bir iç çektiğimde Saffet beyin sesiyle ona döndüm.

"Eline sağlık kızım her şey çok güzeldi."

"Afiyet olsun Saffet bey." İkimizde birbirimize gülümsedikten sonra o masadan kalkmıştı.

"Ne yapalım bugün nereye götüreyim seni." Çiçeğin başının üzerinden öperken o ağzındaki lokmasını çiğniyordu.

"Bir yere mi gideceğiz." Heyecanla konuşunca hemen başımı salladım.

Onu oyun parkına götürebilirdim.

Ya da önce benimle şirkete gelirdi sonra beraber giderdik.

"Beraber şirkete geçelim iki saatlik işim var sonra çıkarız olur mu.?" Cihangir konuştuktan sonra Çiçeğin burnuna hafifçe vurduğunda Çiçek anında başını sallamıştı.

Ben de ona gülümseyerek başımı salladım.

Kahvaltıdan sonra Abim Ayliz'leri alıp Güneş'in yüzme kursuna gitmişti.

Bizde hep beraber şirkete geçiyorduk. Üzerime beyaz bir elbise giyinmiştim. Şimdi de arabanın ön koltuğunda oturmuş topuklularıma bakıyordum.

Sıla'da bizimle gelmişti Çiçek ve ikisi arkada oturuyorlardı.

Radyoda sakin bir müzik kısık sesle çalarken Cihangir'in telefonu çaldı.

"Efendim Timur bey." Timur bey.

Derin bir nefes alarak başımı cama yasladım.

Nefret ediyordum bu isimden. Ediyorduk.

"Siz şirkete geçin asistanım sizi karşılayacak. Evet imzaları atalım bugün uygunsanız..geliyorum ben de yoldayım...size de...iyi günler Timur bey."

Kapattığında elini karnımdaki ellerimin üzerine koymuştu.

Tebessüm ederken parmaklarımızın iç içe geçmesini sağlayıp elimi tutmuştu.

"Deniz abla, Cihangir abiyle barıştınız mı.?" Çiçekten gelen soruyla şaşkınlıkla kaşlarımı çatarak ona döndüm.

"Küsmedik mi Çiçeğim." Hemen başını iki yana salladı.

"Ama siz küstünüz biliyorum ben elinizi tutmuyordunuz bak barışmışsınız işte." Eliyle elimizi gösterdiğinde kendimi tutamadan güldüm.

"Evet barıştık ve Deniz ablanla bir daha küsmeye niyetim yok Çiçek." Uzanıp elimin kenarından öptüğünde ben de boştaki elimle onun omzuna dokundum.

Çiçek ellerini çırptıktan sonra başka bir şey dememişti.

Şirkete geldiğimizde Cihangir otoparka girmeden kapıda durmuştu. Hala korktuğumu biliyordu.

O günden beri otoparktan korkuyordum ve arabamla geldiğimde hep burada park ediyordum.

Cihangir kapısını açtığında benim kapım görevli tarafından açılmıştı. Arka kapılarda aynı şekilde.

"Teşekkürler." Adam başını salladığında Cihangirin elleri belimdeki yerini almadan önce sağ tarafına Çiçeği alarak elini tutmuştu.

Sol eliyle belimi kavradığında yürümeye başlamıştık.

"Serkan yolda birazdan Çiçek için odana bir şeyler getirecek...sakince alırsın değil mi.?"

Başımı salladığımda onun dudaklarının kenarı kıvrılmıştı.

Serkanla geçem gün tartışmıştık. Selin'i gıcık ettiği için ben de onunla atışıyordum.

"Şu siktiğimin şeylerini giyme dediğimde de böyle başını sallasan keşke." Eteğimi alta indirmeye çalıştığında göğüs dekoltesi oluşturduğunun farkında değildi.

Asansöre yürürken herkesin gözleri Cihangirin yaptığı bu hareketteydi.

Ben elimle yakamı tutarak yukarı çektiğimde Cihangir'de elimin olduğu yere baktı.

"Delireceğim..tamam çek önünü ellemiyorum."

Onun derin derin nefesler alıp vermesiyle asansöre binip kata çıkmıştık bile.

Sıla hemen dedikoduları vermek için Selin'in yanına gitmişti.

"İşim iki saate kalmadan biter şu adamlarla anlaşıp çıkacağım." Ona başımı sallarken Çiçeğin elinden tutmuş karşısında duruyordum.

"Hande artık yok, gönderdim."

Elleri yüzümü kavradığında alnımdan öptü.

Çiçeği de öptüğünde bizi odaya bırakıp toplantısına girmişti.

Hande gitmişti.

Çiçek'le odama geçip her konudan konuşurken kapı tıklatılınca seslendim ve içeriye Serkan girdi.

Yüzüne bakmadım ama Çiçek onu sevdiği için yanına gidip kollarının arasına girmişti.

"Güzelliğe portakal suyu ve kurabiye getirdim. İstediğin başka bir şey var mı gidip alayım hemen." Çiçek, Serkan konuşurken bana bakıp tekrar karşısındaki adama döndü.

"İstediğim bir şey yok teşekkür ederim Serkan abi."

Serkan tekrar onun başının üstünden öptü.

"Olursa söyle hemen alırım tamam mı güzelim."

Çiçek başını sallayıp eliyle beni gösterdi.

"Deniz abla ve ablam zaten alıyor bana her şeyi ama üzülme sakın istediğim bir şey olursa sana da söylerim."

Serkan Çiçeğin böyle akıllı akıllı konuşmasıyla ona sıkıca sarılmıştı.

Çiçeği yemek istiyordum. Çok akıllıydı benim aşkım. Şımarık bir çocuk değildi, hiçte olmamıştı.

Her zaman böyle olgundu.

"Ben şimdi gidiyorum canın sıkılırsa söylersen Deniz ablan seni yanıma getirir anlaştık mı.?" Çiçek el sıkışmak için Serkana uzattığında gülümseyerek tekrar önüme döndüm.

"Anlaştık." Demişti meleğim.

"Deniz." Serkana baktığımda eliyle görüşürüz işareti yapmıştı. Ben de ona başımla aynısını yaptığımda gitmişti.

Selin'le aralarını hala düzeltememişlerdi. Serkan çok uğraşıyordu ama Selin çok inatçı birisi olduğu için onu zorluyordu.

Bir iki saat odada Çiçekle beraber durduktan sonra Selin acil bir toplantıya girmişti. Ben de gelen dosyalara son onay imzasını atarak gönderiyordum.

Kapı çaldığında sesimle açılmıştı. Eda gelmişti. Cihangir'in asistanı.

"Deniz hanım, Cihangir bey sizi toplantı odasına çağırıyor." Ayağa kalktığımda Çiçeğe baktım.

"On dakikaya gelirim beklersin değil mi.?" Başını salladığında önündeki çizimlerine geri döndü.

Odadan çıktığımızda tanıştığım bir kaç kişiye selam vermiştim.

"Niye çağırdı biliyorsun musun Eda."

"Sanırım sizi ortaklarıyla tanıştıracak." Gülümseyerek başımı salladım.

Arabada konuştuğu adamla tanışacaktık sanırım.

Beni iş yaptığı önemli insanlar tanıştırması çok tatlı bir hareketti. Geçen günde aynısını yapmıştı.

Toplantı odasının önüne geldiğimizde Eda yanımdan ayrılmıştı.

Üzerimi kontrol edip daha fazla bekletmeden kapıyı tıklatarak girmiştim.

Saffet bey görüş açıma giren ilk kişiydi. Yanında da Ayliz vardı.

"Hoş geldin kızım." Saffet beye tebessüm ettiğimde Cihangirin oturduğu baş köşeye baktım. Arkası dönük olan adamla konuşuyordu.

"Eşim Deniz Arslanoğlu." Cihangir elini bana uzattığında o tarafa doğru yürüyordum ama bakışlarım masanın diğer tarafında oturan sarı saçlı kadında durduğunda tanıdık gelen simasıyla gözlerimi kıstım.

Tanıyordum ama kim olduğunu çıkartamamıştım.

Gözlerim tekrar beni bekleyen adamı buldu.

Yanlarında durup başımı kaldırıp karşısındaki ortağına baktığımda gözlerim önce irice açıldı...sonra da başımdan aşağıya kaynar suların döküldüğünü sandım.

Timur amcanın beni gördüğü gibi beti benzi attığında onun da benden farksız olmadığını anlamam uzun sürmemişti.

Ağzım hafif aralık şekilde bir iki adım geriye giderek Cihangir'e yanaştım.

Sırtım Cihangirin göğüsüne değiyordu.

Timur amca boğazını temizleyerek kendini toparlamaya çalışıyordu ama nafile.

Elini uzatıp beni ilk defa görüyormuş gibi davrandığında onun çok güzel rol yapabildiğini unutmuştum.

"Memnun oldum Deniz hanım."

Eline bir kaç saniye baktıktan sonra tiksinircesine yüzüne baktım. Uzattığı eline sertçe vurup savurduğumda bağırdım.

"Yüzsüz." Dediğimde gözlerini kaçırmıştı.

Saffet ve Ayliz ayaklandığında Cihangir'de kolumdan tutmuştu.

"Deniz." Şaşkındı Cihangir.

"Yüzsüz şerefsiz.!" Ellerimle Timur amcanın göğüsüne vurduğumda bir iki adım geri gitti.

"Deniz." Saffet bey aramıza girerken Cihangir kollarımdan tutuyordu.

"Şerefsiz pislik hangi yüzle elini uzatıyorsun sen bana..yüzsüz!" Cihangir karnımdan tutarak beni kaldırdığında ayaklarım artık yere değmiyordu.

"Bırak Cihangir bırak öldüreyim şu adi şerefsizi."

"Yüzsüz nasıl konuşuyorsun sen benimle yüzsüz herif.!"

Konuşmadan hakaretlerimi dinliyordu.

"Deniz sakinleş ve ne olduğunu anlat..sakinleş güzelim." Hala karşımızdaki adamın üzerine atılmaya çalışıyordum.

"Bir de gözlerime bakıyor şerefsiz sen hangi yüzle bakıyorsun...hangi yüzle." Nefes nefese kaldığım için son cümlemi kısık sesle
söyleyebilmiştim.

"Sakinleş konuşalım." Timur amca konuştuğunda iyice deliriyordum.

"Hala konuşuyor ya...hala konuşuyor.! Sapık pislik.!" Son cümlemle Cihangir beni bırakarak bağırdığım adamın yakasına yapıştı.

"Bir şey mi yaptın lan ona.!"

Bağırdığında sesi tüm şirkette duyulacak kadar şiddetliydi.

Olayı yanlış anlayan Cihangir'in kolundan tutan bu sefer bendim.

"Bırak şunu Cihangir." Bırakmadı.

Gözleri sinirle bana döndü.

"Söyle ne yaptığını gebertmeyeyim bu adamı." Bir sözümle az önce imza attığı adama neler yaptığına şaşırsamda bunu sonra düşünecektim.

"Selin'in babası...bırak."

Cihangir, Timur amcanın yakasındaki ellerini sertçe bıraktığında ittirmişti.

Timur amca iki üç adım geriye doğru giderken kravatını çözüyordu. Kıpkırmızı olmuştu.

"Bu kadın için Yıldız teyzeyi ve Selin'leri terk etti...küçücük kızını terk etti çekti gitti.!" Elimle karşı sandalyede oturan sarışın kadını gösterdikten sonra Tekrar üzerine yürüdüğümde bu sefer Cihangir beni tutamamıştı.

Hatırlamıştım bu kadını. Timur amcanın metresi ve asistanı oluyordu kendisi.

Sertçe omzuna vurduğumda hala sesi çıkmıyordu.

Cihangir beni tekrar ondan uzaklaştırdı.

"Sen dur mahvedeceğim seni şerefsiz..hayvan kılıklı."

"Deniz gidiyoruz." Cihangir kucağında benimle beraber yürüdüğünde hala konuşuyordum.

"Bir de insan kılığına girmiş anlaşma imzalıyor.! Hayvan sen anlaşmadan ne anlarsın adam mısın sen şerefsiz.!"

"Bırak şunu mahvedeyim." Gözlerim sarışın genç kadına döndüğünde nefes nefeseydim.

"Şu sıfata bak..metres.!" Kadını elimle gösterirken Cihangir bu sefer durmuş kadına bakmıştı.

Ayliz'de tiksinerek karşıdaki kadına bakıyordu.

Şaşırdıklarına emindim. Hiçbirinin sesi çıkmıyordu.

"Hala aynı saldırganlık." Kadın konuştuğunda Timur denilen adam onu uyardı.

"Karışma Asu.!"

Asu'ydu adı..Nefret ettiğimiz isim.

"Asu seni bu sefer gebertirim...hala konuşuyor musun sen metres.!" Sırtım Cihangirin göğüsüne değdiği için hala beni bıraksın diye çırpınıyordum.

"Bırak Cihangir şu kadını böreğin içine kıyma diye çekeyim.!" Tutuşu daha da sıkılaştı.

"Üç yaşında ya...üç yaşındaki kızını bırakıp nasıl gidersin sen şerefsiz.!" Çiçek bunun yüzünden eksik büyüyordu.

Tüm arkadaşlarının babası varken onun neden olmadığına üzülerek eve geliyordu.

"Timur." Asu yerinden telaşla kalktığında karşısındaki adama doğru hızla atıldı.

Timur amca kalbini tutarak masadan destek aldığında Saffet bey onun kolundan tuttu.

Kolundan tutması ve Timur amcanın yere düşmesi bir olmuştu.

Asu'nun çığlıkları toplantı odasında çınladığında Cihangir hızla oraya doğru gitti.

Eğilerek Timur amcanın nefes alması için kravatını iyice açarken gömleğinin üst düğmelerini de çözüyordu.

"Ambulansı arayın dede.!"

Cihangirin sesiyle öylece onlara bakıyordum.

Benim yüzümden bu hale gelmişti.

Benim yüzümden ölecek miydi.?

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Oy sınırı 400
Yorum sınırı 200

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.781okunma 47beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.