Vurgun kitap kapağı

27. bölüm / 36

Vurgun

27. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 27. BÖLÜM

İyi okumalar...

"Niye vuruyorsun Bolat." Beklemediğimiz anda Emre'ye yumruk attığında adımlar bir iki adım geri gitmişti.

"Öldüreceksin amına koduğumun piçini.!" Bu sefer abimin yerini Cihangir aldığında kimse onu durdurmaya cesaret edemiyordu.

Herkes öylece durmuş Cihangir'in Emre'yi öldüresiye dövmesini izliyordu.

\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\\

Saffet bey ve abim, Cihangir'i Emre'nin üzerinden alırken nefes nefese ona bakıyordum.

Biraz daha devam etse öldürecekti Emre'yi.

"Bana niye söylemedin lan ilk baştan.!" Abime bağırdığında abim şaşkınlıkla ona baktı.

"Lan ben az önce gördüm piçi, bilsem Deniz'le onu aynı yerde tutar mıyım.?" O da bağırıyordu.

Cihangir sinirle bana baktı.

"Soracağım bunun hesabını sana." Elini bana uzatarak konuştuğunda kan içinde olan gömleğine bakıyordum.

Emre'den inleme sesi geldiğinde gözlerim oraya takıldı ama Cihangir'in gür sesiyle bakışlarımı kaçırdım.

"Ona bakarsan bu piçin gözlerini çıkartırım Deniz.!"

Sıla koluma girmiş beni uzaklaştırmaya çalışıyordu. Biz onlara arkamızı dönmüş tekrardan çıktığımız odaya giderken Emre'nin sesini duyduk.

"Deniz.."

Abim, Cihangir'i zor tutuyordu.

"Lan belasını siktiğimin evladı kes lan sesini piç.! Hala ne diyor lan hala ne diyor ırzını siktiğim.!"

Saffet beyde onların yanına geçip Cihangir'i tuttuğunda karşıdan gelen ikiliyle bu sefer kaşlarını çatan taraf ben oldum.

Hande ve Selin.

Hande'nin kaşlarını çatarak gözlerini Cihangir'den ayırmamasına bakarken gözleri birden bana kaydı.

Baştan aşağıya beni süzdükten sonra tekrar Cihangir'e baktı. Telaşlıydı.

Cihangir'e baktığımda onun bende olan bakışlarıyla biraz olsun rahatlamıştım.

Ona tek kaşımı kaldırıp ne bakıyorsun gibi bir işaret yaptığımda sinirle başını aşağı yukarı salladı.

Ben de ona aynısı yaptığımda bu sefer onun tek kaşı yukarı kalktı.

"Bu itin ne yaptığını benden sakladın." Sinirliydi ama bağırmadan konuşmuştu.

Selin yanımıza geldiğinde gözlerini kocaman açmış yerde yatan adama bakıyordu.

"Öğrendiler mi.?" Diye boş bulunup sorduğunda dudaklarını birbirine bastırarak bana baktı.

Özür diler bir ifadeyle bakıyordu.

Cihangir onun cümlesiyle daha çok sinirlendi ve abimin onu tutan elinden hızla kurtulup gömleğinin düğmelerini açmıştı.

Kolları zaten dirseklerine kadar kıvrılmıştı. Şimdi de üstten dört düğümesini açmıştı.

Ellerinin üstü soyulmuştu ve bu durum benim canımı acıtmıştı. Hemen pansuman yapmamız lazımdı.

Kaslı göğüsü açığa çıktığında hemen Hande'ye baktım. Bakışları üzerimdeydi.

İlk defa karşı karşıya geliyorduk ve sanırım o da beni merak ediyordu.

"Görüşeceğim seninle akşam." Hala bana bir şeyler diyordu.

"Görüş ben de seninle görüşeceğim." Sanki sadece ikimizmişiz gibi birbirimize laf atıyorduk.

"Deniz delirtme beni daha fazla..delirtme şu piçi öldürtme bana."

Korkumdan Emre'ye bakamıyordum.

"Bence sen beni delirtme Cihangir.!" Benim de sesim yükseldiğinde o kimden bahsettiğimi anladığı an yan tarafına bakmıştı.

Baktığı an kaşlarımı çatmıştım.

"Neler oluyor burada...Cihangir kim bu adam üstün başın batmış yedek gömleğin var mı.?."

Ben ellerini düşünürken o üzerinin pislenmesine mi takılmıştı.

"Karışma sen Hande." Ayliz'den gelen hamleyle biraz sakinleşmiştim.

Bunu beklemiyordum.

"Ne dedim Ayliz ne bu atar." Tırnaklarını çıkartmıştı hemen.

"Çok konuşma...gördüğün gibi karısı yanında şu rahat tavırlarından bir vazgeç." Hande gözlerini kısarak tekrar bana bakmıştı.

Tek kaşı havalandığında sinsice Ayliz'e dönüp eliyle okey işareti yaptığında bu kızın üzerine atlamamak için kendimi zor tutuyordum.

"Cihang.." Hande'nin sözlerini kesen benim elimi karnıma koymam olmuştu.

Cihangir anında olduğu yerden hareketlenerek dibimde bitince gözleri bendeydi.

"Ağrıyor mu.?"

Ağrımamasına rağmen başımı salladığımda telaşlandı.

Elimi karnıma koymam herkesi görmezden gelmesine yetmiş miydi gerçekten..

Kolumdan tuttuğunda ellerini pantolonuna silip beni kucakladığında keyiflenmiştim.

Cihangir, Brandon olma yolunda ilerliyordu.

"Eve geçiyoruz dede sizde toparlanıp gelin." Arkaya doğru seslendiğinde Sıla'ya çantamı işaret etmiştim.

Selin'ler zaten bugün akşam bize geleceklerdi.

Çiçeğimi özlediğim için onları yemeğe çağırmıştım.

Herkesin haberi vardı.

"Murat abinin yanına gidelim mi önce." Başımı iki yana salladığımda ellerimi boynuna dolamıştım bile.

Cihangir bir yandan eteğimi tutup bir yandan da beni tutuyordu. Deliydi bu adam.

"Şu elbiseleri giyinme kucağıma alamıyorum seni." İstemsizce gülümsedim.

"Alma o zaman."

"Ulan bir kere de giymeyeceğim de...her şeye cevabın var Deniz."

Sinirle söylene söylene aşağıya inmişti.

Arabanın kapısını açıp beni oturttuğunda derin bir nefes verdim.

"Yoruldum biraz." Bu cümlem onu gülümsetmişti.

Kucakta taşınmak yormuştu.

Olamaz mı.?

"Kucağıma almama rağmen yorulmuşsun Deniz...hastaneye gidiyoruz." Ciddiydi.

"İyiyim şu an ağrım yok." Elimi bilerek karnıma koymuştum.

Gözlerinin bende olup olmadığını anlama testiydi ve o başarıyla geçmişti.

Gözüme giriyordu.

"Ağrımıyor.?" Başımı salladım.

"Şu an geçti hadi eve gidelim Yıldız teyzeler gelecek geç kalmayalım."

Cihangir alnımdan öptüğünde bir kaç saniye dudaklarını oradan çekmedi.

"Şu tatlılığın beni öldürecek." Sadece Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Burnumun ucuna dokunup güldüğünde kapımı kapatıp kendi tarafına geçmişti.

Hala ağzım hafif aralık bir şekilde önüme bakıyordum.

Hastaneden beri ilk defa böyle davranıyordu.

O günden sonra ilk defa yakınlaşmıştık.

"Yıldız ablaları biz alalım mı.? Selin'de dedemlerle geçsin bize." Hafifçe ona döndüm.

"Olur." Dediğimde Saffet beyi aramış söylemişti.

Selin onlarla eve geçerken ben de Yıldız teyzeyi aradım.

Onlar zaten Selin'i bekledikleri için hazırlardı.

Apartmanın önüne geldiğimizde merdivenin kenarında oturan Çiçeğimle hemen arabadan indim.

"Dikkatli ol Deniz." Cihangir uyarsını yaptıktan sonra arkamdan gelmişti.

"Abla.!" Bağırarak bana doğru koşan meleğimle kollarımı açıp dizlerimi yere koydum.

Kollarımın arasına giren Çiçek'le ona sıkıca sarıldım. On gündür görmüyordum onu. Getirmemişlerdi tam iyileşmediğim için.

"Çok özlemişim ama ben seni." Dediğimde boynundan öptüm.

Hemen benden ayrılıp etrafında döndü.

"Bak senin hediyeni giyindim." Hemen kolundan yakalayıp tekrar kendime çekmiştim.

"Çok güzel olmuşsun bir tanem...oh mis kokulu ya bu kız mis mis." Kıkırdadığında kolları boynuma sıkıca dolanmıştı.

Sürekli onu öptüğümden dolayı kafasını geriye atmış kahkaha atıyordu.

"Ya Deniz abla." Gülerken zar zor konuşuyordu.

Çiçeğin birden havalanmasıyla bu sefer ben sesli gülmüştüm.

Cihangir onu kucağına almıştı.

"Ben de özledim Deniz ablandan fırsat olmuyor ki sarılalım." Çiçeğin başının üstünden öpüp sarılmıştı.

Çiçekte kollarını gülümseyerek onun kollarına dolamıştı.

"Nasılsınız bakalım küçük hanım." Cihangir eskiden bu kadar samimi değildi ama şimdi benim değer verdiğim insanlara artık daha farklı davranıyordu.

Çiçek bıcır bıcır Cihangir'e bir şeyler anlatırken ben de kapıda gördüğüm Yıldız teyzeyle beraber ayağa kalkıp apartmana doğru yürüdüm.

"Deniz'im niye zahmet ettiniz annem gelirdik biz." Sarılmıştık.

"Ne olacak Yıldız'ım...hem kocamla baş başa geziyoruz işte kötü mü.?" Son cümleyi sessiz bir şekilde söylediğimde o kahkaha atmıştı.

"Ağrın sızın var mı.? Nasıl oldun annem." O da elini Cihangir gibi karnıma koymuştu.

"İyiyim merak etme." Derin bir iç çekti.

"Bu kadar erken ayaklanmasaydın bir tanem aklım sende kalıyor...gerçi Cihangir sana iyi bakıyor aklım kalmaz artık." Bu bir haftada beni her ziyarete geldiğinde Cihangir yanımdaydı ve kolum sargıda olduğu için ilaçlarımı içirip yemek yememe yardımcı oluyordu. Yıldız teyzede bunları görmüştü.

Çiçeğin yüksek sesli kahkahası ile arkamı döndüm.

Cihangir Çiçeği havaya atıyordu.

Gülümseyerek onlara bakarken Yıldız teyze koluma girdi.

"Sizinde en kısa zamanda çocuğunuz olur inşallah yuvanızı kurarsınız bir tanem." Göz ucuyla Yıldız teyzeye baktım.

Hep hayalimdi bir aile kurmak.

Bir bebeğimin olması. Ona mükemmel bir anne olmak hayalimdi.

Benim aksime çocuğumu anne sevgisi ile büyütmek istiyordum.

Öyle de yapacaktım.

Bebeklerimin babası Cihangir olacaktı.

Emindim artık.

"Umarım." Dedim Yıldız teyzeye.

Kolumu okşadığında onlara doğru yürüyorduk.

"Cihangir, nasılsın çocuğum." Cihangir Çiçeği kucağından indirip Yıldız teyzeyle sarıldığında bu adama artık iyice şaşırıyordum.

"İyiyim Yıldız abla sen nasılsın."

Onlar konuşurken Çiçek yanıma geldiğinde yanaklarını sıkıştırıp tekrar öptüm. Kollarını tekrar boynuma dolamıştı.

Boynunu öpüp durdum. Çok özlemiştim onu.

"Doyamıyorum ya ben bu kıza doyamıyorum...oh." Son kez sesli bir şekilde öptüğüm boynuyla ikimizde gülmüştük.

"Hadi Deniz çok ayakta durma sen..Çiçek gel kızım." Yıldız teyze Çiçeğin elinden tuttuktan sonra arka kapıyı açtığında Cihangir'de hafifçe eğilip belimden tutarak beni kaldırdığında kendimi bir anda onun kolları arasında bulmuştum.

Arkaya bakıp az önce Çiçeğe yaptığım gibi boynumu sertçe öptüğünde şaşkınlıkla ona bakıyordum.

"Oh." Dedi benim az önce söylediğim gibi.

"Nefes aldım sonunda." Her yaklaştığında sudan çıkmış balık gibi ona bakıyordum.

"Hadi." Elimden tutup beni ne zaman koltuğa oturttuğunu bilmediğim adam arabayı tekrar çalıştırıp ana yola çıkartmıştı bile.

Giderken Cihangir dahil dördümüz de konuşmuştuk.

En çok Çiçek ve ben tabi ki.

Çiçek eve gidene kadar elimi tutmuştu. Ara sıra başını koluma yaslıyordu. Çok özlemiştim onu. Bir tanemdi o benim.

Evde bir sürü hediyesi birikmişti gidip hemen onları vermek istiyordum.

"Ağrın var mı.?" Eve yaklaştığımızda Cihangir dördüncü defa aynı soruyu soruyordu.

"Hayır iyiyim merak etme."

Arabayı park ettiğinde dikkat ederek inmiştim çünkü dikişlerim hafiften sızlamaya başlamıştı. Sanırım bugün fazla zorlamıştım.

Cihangir yanıma gelip elini belime attığında sanki anlamış gibi yükümü ona vermemi sağlıyordu.

Çiçek elini avuç içime bıraktığında üçümüz yan yana eve doğru yürüyorduk. Yıldız teyze bir iki adım arkamızdaydı.

"Sofra hazırdır arka bahçeden geçelim." Diğer tarafa doğru yürümeye başladığımızda Çiçek heyecanla etrafa bakıyordu.

Sarı saçlarını okşayıp öpecektim oturduğumuzda.

Cihangir'in dediği gibi herkes bahçede havuz kenarında oturuyordu.

Sofra çalışanlar tarafından hazırlanıyordu.

Bizi ilk gören Ayliz olurken sadece bakıp gülümsemişti ama gözleri karnıma kaydığında hemen yerinden kalkıp bize doğru gelmeye başladı.

"Deniz.!" Onun bağırmasıyla korkmuştum.

"Bağırma Ayliz noluyor." Cihangir Çiçeğe bakarak konuşmuştu.

"Karnı kanıyor görmedin mi Cihangir.!" Ayliz elini karnıma attığında Cihangir benden ayrılarak hemen karşıma geçmişti.

Elbisemin avuç içi kadar bir kısmı kan olmuştu.

"Deniz gel bir bakalım dikişlerin mi açılmış çabuk." Yıldız teyze ve Ayliz telaşla konuşurken Cihangir elini hala karnımın kenarından çekmemişti.

Çiçek, Sıla tarafından yanımızdan alındığında ben de tekrardan Cihangir'in kucağında odama çıkmıştım.

Odada Ayliz ve Yıldız teyzeyle beraber kaldığımda çizgili pijamalarımı alıp hızlıca banyoya geçtim.

Elbisemi dikkatli bir şekilde bedenimden ayırırken yüzümü buruşturdum.

Dikiş yerlerim hafifçe kanıyordu ama açılmamıştı.

"Deniz açılmış mı.?" Aylizdi telaşla soruyu soran.

"Kanıyor ama açılmamış." Hafifçe bağırdığımda hızla pijamamı giyinmiştim.

"Açılmamış Cihangir kanıyormuş...bilmiyorum çıksın bakacağız." O da mı gelmişti.

Kapıyı açıp çıktığımda burun buruna geldiğim adama baktım. O beklemeden pijamayı kaldırıp karnıma baktığında eli çıplak tenime değiyordu.

Nefesimi tutmuştum.

"Bir şey yok zorladığın için baskı olunca kanamış." Karnımı geri kapattığında okşamayı da ihmal etmemişti.

"Ağrımıyor." Deme ihtiyacı hissetmiştim çünkü karşımdaki kadınların bakışlarında korku vardı.

Yıldız teyze elini yüzüme attığında okşadı.

"İlaçlarını aldın mı annem." Göz ucuyla Cihangir'e baktım.

"Şirkete gidince unuttum." Yanımızdan gelen homurdanma sesi yavaş yavaş uzaklaşmış yatağımın yanındaki çekmeceyi açmıştı.

Akşam almam gerek ilacı avucuma bırakıp tekrar arkasını döndüğünde sürahiden su doldurup onu da vermişti.

Biz üçümüz durmuş Cihangir'in hareketlerini izliyorduk.

"İç çabuk." Dediğinde bunu duymayı bekliyormuşum gibi ilacı ağzıma atıp suyu da içmiştim.

"Dinlenecek misin.?" Ayliz'e hemen başımı iki yana salladım.

"Aşağıya ineceğim." Bu sefer Cihangir'e bırakmadan ben onun koluna girdiğimde iki kadından önden girmişlerdi.

"Kucağıma alayım mı.?"

"Yürüyünce acısı biraz geçiyor...yani sızısı acımıyor çok."

Diğer koluyla beni kendine çektiğinde neredeyse bitişik bir şekilde yürüyorduk.

"Bugün benimle uyur musun.?" Sorusuyla başım hemen ona döndü.

"Yanında durmak istiyorum koltukta oturacağım merak etme." Bu adam sanırım benim kalbime indirecekti.

"Neden."

Boğazımı temizleyip tekrar konuştum.

"Neden yanımda durmak istiyorsun.?"

"Yanında olmak istiyorum..Delirdiğim kokunun odama da sinmesini istiyorum."

Bugün fazla açık sözlüydü ve benim ağzımı sürekli açık bırakıyordu.

Konuşacağız demişti ama benimle konuşmamıştı.

"Yanımdan ayrılma istiyorum Deniz."

Artık yürümeyi bırakmış bir kenarda duruyorduk.

"Cihangir sen yani sö.."

"Ayliz'e söylediklerimi siktir et senden hayvan gibi hoşlanıyorum lan." Kendi yorumuyla bunu söylemesine güldüğümde eli yanaklarıma gitmişti.

"Kaçırma şu mavilerini." Yavaşça ona baktım.

Eli saçlarımın arasından ensemi bulduğunda bir adım atıp bedenlerimizi daha da yakınlaştırdı.

"Deli ediyorsun beni Deniz." Çenesini başımın üzerine koyduğunda içimden gelen şeyi yaptım ve kollarımı dikkat ederek onun kaslı bedenine sardım.

Şu an hep hayal ettiğim gibi ona sarılıyordum.

Beni kendine daha çok yaklaştırdığında sıkıca sarılıyordu.

Ben kolumdan dolayı o kadar sıkı sarılamıyordum.

Başımı yan bir şekilde kalbinin üzerine koyduğumda sağ yanağım göğüsüne yaslanmıştı.

"Çok narinsin Deniz, bu tavırlarımdan rahatsız olabilirsin ama seni korumaya çalışıyorum."

Başımı salladım.

"İstemsizce oluyor. Sakarsın her an bir yerine zarar veriyorsun ve bunu önlemeye çalışıyorum."

Öyle yapıyordu.

"Çok güzelsin Deniz...fazla güzelsin amına koyayım."

Ettiği küfürle yüzümü buruşturduğumda o gülmüştü.

"Bugün şirkete gelmen..." Başımın üzerinden öptü.

"Aklımı alıyorsun sabah öğlen akşam çok fena aklımı alıyorsun Deniz."

Dilim tutulmuş gibi sessizdim. Tutulmuştu.

Aramızda hep bir mesafe olduğunu hissediyordum ama bugünden sonra Cihangir kişisinden biraz daha umutluydum.

Alnıma değen dudaklarla gözlerimi açtım.

"Okyanusları Cihangir'e karıştıracağım."

Adının anlamı dünyanın büyük bir bölümünü savaşarak ele geçiren demekti.

Okyanuslar yeterince büyüktü sanırım.

"Bir şey söyle."

Gözlerimi kapatmış ona sıkıca sarılmaktan başka bir şey yapmıyordum.

"Seni kıskanıyorum." Dediğimde kasılmıştı.

"Her şeyden kıskanıyorum seni. Şirketteki kızlardan, eski sevgilinden, eski sevgililerinden herkesten." Son cümlemle güldüğü için bedeni sallanmıştı.

"Ben de seni tüm sikik insanlardan kıskanıyorum Deniz. Seni Çiçek'ten bile kıskanıyorum lan ben." Bu sefer gülen taraf bendim.

Başımı yukarıya kaldırdığımda çenesiyle göz göze gelmiştim.

İkimizde birbirimizden hoşlanıyorduk. Hem de çok fazla. Cihangir benden hoşlanıyordu. Benim gibi o da benden hoşlanmıştı.

Gülümseyerek tekrar sarıldım.

Onun saçlarımı öpmesiyle geçen bir kaç dakikadan sonra sofra hazır olduğu için içeriden çağırılınca mecburen ayrılmıştık.

"Konuşalım mı artık bazı şeyleri olur mu.?" Başımı salladığımda onun kolları bana sarılmış durumdaydı ve biz bu şekilde yemek odasına girince herkesin bakışları bizi bulmuştu.

Saffet bey önce bize sonra da Cihangir'in omzumda olan eline bakınca hafifçe gülümseyip tabağına baktı.

Diğerleri de aynı şekilde.

"Geç hadi." Sandalyemi çektiğinde ona gülümseyerek bakıp yerime oturmuştum.

Yemekte tuhaf bir şekilde kimse sessiz değildi. Yıldız teyzeler var diye sanırım hepimiz sohbete katılmıştık.

Bahçedeki çardaklara geçtiğimizde Cihangir ve abim korumalarla konuşmak için ön bahçeye geçmişlerdi.

Herkes sohbet içindeyken Çiçeğin elinden tutup onunla beraber mutfağa geçtim.

"Deniz hanım...bir şey mi lazım efendim."

Karşımdaki kadına baktım.

"Kahve yapmak için geldim."

"Ben yaparım siz oturun lütfen zaten yeni iyileşiyorsunuz." Gülümsedim.

Tatlı bir kadındı.

"Yaparım hemen iyiyim sorun yok." Geçen seferden hatırladığım cezvenin yerine uzanıp çekmeceden çıkarttım.

Herkesin nasıl içtiğini bildiğim için önce orta şekerlikleri yapıp tepsiye koydum.

Şimdi de sadeleri yapıyordum.

"E Aslan başka bir şey demedi mi yani sana." Kahveyi karıştırırken bir yandan da Çiçeği konuşturuyordum.

"Demedi işte Deniz abla hatta yanıma bile gelmedi o çok kırıcı bir çocuk." Ona döndüm.

"Boşver konuşma bir daha zaten tipi de kötüymüş." Tipini daha önce hiç görmemiştim.

Ne diyecek diye böyle söylemiştim ve o da hemen tuzağıma düşmüştü.

"Hayır tipi güzel." Gülümsedim.

"Ama kötü davranmış sana." Bir şey demeden başını eğdi.

"Ama sen kavga ederken de seni korumuştu değil mi.?" Heyecanla başını kaldırıp salladığında uzanıp onu öptüm.

Çok tatlıydı.

"Bu meseleyle ilgileneceğim." Gülümseyerek bacaklarıma sarıldı.

"O zaman yarın bize gelince sana onu gösteririm olur mu.?" Ben de onun gibi başımı salladım.

Kahveleri fincana koyduktan sonra önce ilk tepsiyi alıp Çiçekle beraber bahçeye doğru yürümeye başlamıştık.

Bizi kapıda gören Sıla hemen yerinden kalktığında herkes ona baktı. Beni de görmüşlerdi.

"Kızım sen yine mi rahat durmadın ah Deniz ah." Saffet bey oturduğu yerden doğrulup bana sinirle söylenmişti ama sahte bir sinirdi bu.

"Kahve yaptım herkese...abim ve Cihangir yok mu.?" Gelmemişlerdi.

"Sen getir ben onları çağırıp geliyorum...pardon sen getirme Sıla kalk ablacım." Ayliz konuştuğunda Sıla mutfağa geçmek için yanımdan gitmişti ama onu durdurdum.

"Ben vereyim abine." Sıla beni duyduktan sonra kahkaha attığında ona anlamaz bir şekilde baktım.

Hala kahkaha atarken hepimiz ona bakıyorduk.

Sıla gözünden gelen yaşları silerek bana baktı ama sonra tekrar güldüğünde hemen arkasını dönerek yüzünü kapatıp öyle gülmeye devam etti.

Koluna vurdum.

"Noldu." Beni duymuyordu.

"Ay Deniz öleceğim şimdi ver sen abime tamam." Sessiz bir şekilde konuşuyorduk ama o baya yüksek sesle gülüyordu.

"Sıla noluyor." Saffet bey onu uyarınca Sıla biraz sakinleşmiş gibiydi.

Arkasını dönüp bana baktığında dudaklarını birbirine bastırdı ama bu da yetmemiş gibi eliyle de ağzını kapattı.

Manyaktı bu kız.

"Ben gidiyorum kahveleri alıp geleceğim." Eliyle bana bakmadan git işareti yaparken hala onun gülme sesini duyuyordum.

Selin'in yanına gidip ona bir şeyler dediğinde bu sefer Selin'de bana bakıp gülmüştü.

Gerçekten iyi değillerdi.

Selin'den de kahkaha sesi yükselince sinirle mutfağa geçip kahveleri koyduğum tepsiyi aldım.

Söylene söylene içeriye yürürken bahçeye gelmiş olan abim ve Cihangir'i gördüğümde heyecanlanmıştım.

Cihangir için.

Onun gözleri etrafta gezindikten sonra kaşları çatılı bir şekilde Ayliz'e dönmüştü.

"Deniz nerede.?"

Niye sinirlenmişti şimdi.

"Buradayım.!" Hafif yüksek sesle konuştuğumda başı hemen bana dönmüştü.

Zaten ayakta olduğu için bana doğru büyük adımlarla gelmeye başladığında olduğum yerde durdum.

Elimden aldığı tepsiyle kolumdan tuttu.

"Rahat duracak mısın artık.?" Başımı olumsuz anlamda sallarken gülüyordum.

O gülüşüme bakıp elini yüzüme attığında gözüm arkada bizi izleyenlere takılınca boğazımı temizleyerek Cihangir'den bir iki adım uzaklaştım.

"Kahve yaptım size... kendime de çay alacağım sen otur." Ben arkaya doğru döndüğümde o kolumdan tekrar tutarak az önce benden aldığı tepsiyi elime tutuşturdu.

"Sen geç ben çayını alıp geliyorum." Bir şey dememe izin vermeden mutfağa doğru gittiğinde şaşkınlıkla arkasından bakakalmıştım.

Bu adam her geçen gün beni şaşırtıyordu.

"Nereye gitti.?" Ayliz'e döndüm.

"Bana çay getirecek." Tepsiyi abimin tarafına doğru bıraktığımda o kolumu okşayarak almıştı.

Fincanı elime alıp önüme bıraktım. Cihangir yanıma oturacağı için buraya koymuştum.

"Cihangir mi çay getirecek." Saffet beye başımı sallarken utanıyordum.

Saffet bey, Yıldız teyzeye bakarak güldüğünde başını da iki yana sallıyordu.

"Tekrar düğün yapacağız galiba Yıldız hanım." Yıldız teyze de gülmüştü.

Herkes gülmüştü.

Cihangir elinde onun aldığı kupayla çayımı getirirken neredeyse otuz iki diş gülümseyerek ona bakıyordum.

Tahmin ettiğim gibi yanıma oturduğunda kupayı önümüzdeki sehpaya bıraktı.

"Şekeri attım."

Bu adam kalbime indirmek mi istiyordu.

"İki kaşık." Kupa büyük olduğu için iki atıyordum ve o bunu biliyordu.

Gülümsediğimde kendimi sarhoş gibi hissediyordum. Aşk sarhoşu.

"Teşekkür ederim."

"Ben teşekkür ederim Deniz. Aileme ellerinle kahve yaptığın için ben teşekkür ederim."

Öyle bir söylemişti ki. Bu adama içim gidiyordu.

"Onları seviyorum o yüzden kendim yapıyorum." Eli yine rahat durmayarak saçıma gittiğinde bir tutamını kulağımın arkasına attı.

"Seni çok seviyorlar...çok seviyoruz."

Derin bir iç çektiğinde gözlerini kaçırıp kahvesini eline aldı.

"Ellerine sağlık Deniz." Saffet beye başımı sallayıp gülümsedim.

"Eline sağlık annem."

"Afiyet olsun herkese." Dediğimde hepsi sohbetine dönmüştü.

Sıla ve Selin hararetle bir şeyler konuşurken ben de onların bu kadar iyi anlaşmış olmasına mutlu oluyordum.

Çiçek ve Güneş, Güneş'in barbie evine geçmişlerdi.

Hemen beş metre uzağımızdaydılar.

Çiçekte eğleniyordu.

Abim, Cihangir'e iş ile ilgili bir şeyler sorduğunda yanımdaki adamda koyu bir sohbete dalmıştı.

Bir eli kolumu okşarken diğeriyle sigarasını tutuyordu.

Çiçekle biraz daha vakit geçirdikten sonra Yıldız teyzeler kalkmıştı.

Cihangir onları bırakmaya gitmişti. Normalde şoför götürecekti ama abim ve Cihangir hava alırız diyerek onları bırakmaya gitmişlerdi.

Odama çıkıp yatağıma uzandığımda ilaçlardan dolayı anında uyumuştum.

"Abartma Sıla ya tamam."

Sıla'nın şirketteki odasında bir şeyler içerken yine onun Cihangir'le ilgili söylediklerini dinliyordum.

"Adamı dövecekti diyorum sen abartma diyorsun, bu adamın artık iş falan umrunda değil."

Konu Cihangirin beni duvarlardan bile kıskanmasıydı.

O konuşurken ben de üzerime çeki düzen veriyordum. Bugün Hande'nin de olduğu bir toplantıya girecektim.

Sıla değil ama Ayliz orada olacaktı.

Gerginlikle tekrar üzerimdekilere baktım. Orta boyda yırtmaçlı bir etek ve büstiyer giyinmiştim.

Ve topuklularımı bugün özellikle giyinmiştim.

"Gitmiyor musun toplantıya hadi geç kalma...bizde Selin'le tatlı yemeye gidelim."

Başımı salladığımda ikimizde ayaklanmıştık.

Standın yanında geçerken karşıdan gelen Selin'le hemen kollarımı ona doladım.

Elinde çizimleri vardı.

"Toplantıya mı.?"

"Evet geçiyorum şimdi."

Başını salladı.

"Cihangir az önce geçti." Hande'de oradaydı.

"Hadi gittim ben." Yanlarından hızlı adımlarla ayrılırken neredeyse koşuyordum.

Derin bir nefes aldıktan sonra önümdeki kapıyı tıklatıp cevap beklemeden girdiğimde neredeyse herkesin tam olduğunu görünce rahatladım.

Bir şey demeden gözlerimi masanın başına çevirdiğimde tüm heybeti ve karizmasıyla oturan adamla mavilerim anında bulmuştu.

Kaşıyla ona yakın bir sandalyeye gösterdiğinde yürümeye başlamıştım ama masaya dosya dizen kıza çarptığımda kız yalpalayınca kolundan tuttum.

"Özür dilerim iyi misin.?" Hızlıca başını sallayarak bana baktı.

"Siz iyi misiniz.?" Ben de gülümserken başımı salladığımda elinden düşen dosyayı almak için eğildiğinde ondan önce davranarak aldım.

Kız mahcup bir şekilde bana bakarken ben de ona aynı şekilde bakmaya başlamıştım.

"Özür dilerim tekrardan." Dosyayı ona uzattığımda kolunu da hafifçe okşayıp bıraktım.

"İyiyim merak etmeyin hafif çarptınız zaten." Bir şeyi olmadığına emin olduktan sonra Cihangir'in gösterdiği sandalyeye oturdum.

Gözleri yan tarafındaki konuşan adamdaydı ama sürekli bana da bakıyordu.

Önce çarptığım kadına değen gözleri sonra bana değdiğinde dudağının kenarı kıvrılmıştı. Bana göz kırptığında ben ona çoktan gülümseyerek bakıyordum zaten.

Delirtecekti beni şu hareketleriyle..

Gözlerim bu seferde Cihangirin iki sandalye yanında oturan kadına kaydığında onunla göz göze gelmiştim.

Hande.

Dikkatle beni incelerken ona baktığımı fark etmiş olacak ki gözlerini üzerimden çekti.

Karşı çaprazımdaydı.

Çok güzel.

Toplantı başladığında önemli kısımları not alıp Cihangir'in ciddiyetle söylediği şeyleri dinliyordum. Arka tarafımdan uzatılan suyla hemen başımı çevirdim.

Çarptığım kızdı.

"Teşekkürler." Derken elinden almıştım bile.

"Rica ederim Deniz hanım." Bizden başka kimse bizi duymuyordu. Sadece gözleri üzerimde olan adam dudaklarımın oynadığını görüyordu.

Ona gülümsedikten sonra önüme döndüm.

Yan tarafa geçip herkese ikinci sularını koymaya devam ederken elimdeki suyun kapağını açacağım sırada duyduğum sesle anında karşıya baktım.

"Yavaş.! Biraz dikkatli olun şunları koyarken tam önüme koyma." Hande'nin sesini herkes duymuştu.

Ve herkes onlara bakıyordu.

Az önce bana su verirken gülümseyen kızın şimdi dudakları titriyordu. Çok genç bir kızdı.

Sinirden ellerim istemsizce yumruk olmuştu.

Kız onun yanından özür dileyerek uzaklaşırken Hande hala söyleniyordu.

Bu hareketleri bana ablamı hatırlatmıştı. Aynı Derin gibiydi.

"Böyleler işte Hande takma kafana herkesi adam edemezsin." Hande'nin yanındaki kadın konuşunca bu sefer sinirle ona baktım.

Şu an böyle insanların arasında bulunduğum için nefret ediyordum.

Bu ve bunun gibi insanlardan da nefret ediyordum su şisesinin yerini beğenmedikleri için genç bir kızı düşünmeden 20 kişilik toplantının ortasında rezil etmişti.

"Hande hanım, aptal şişe muhabbetiniz bittiyse devam ediyorum hala bitmediyse çıkın ve dışarıda devam edin. Artı olarak bir daha çalışanlarıma karşı sesiniz yükselmesin."

Kocam konuşmuştu.

Hande Cihangir'e bakarken tek kaşını kaldırmıştı.

Bir şey demediğinde Cihangir sert bir şekilde konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

Gözlerimi kapatıp açtığımda önümdeki notlara baktım. Tüm moralim bozulmuş bir şekilde Cihangir'i bile dinlemeden kağıtlara bakıyordum.

Toplantı boyunca kızı bir daha görememiştim. Sularımızı tazelerken durup dururken aptal bir insan yüzünden kalbi kırılmıştı.

Sanırım bu konulara çok fazla duygusal yaklaşıyordum.

"Alaz bey, önünüzdeki sözleşmelere bakın.! Karıma değil."

Cihangir'in sözlerini duymamla şaşkınlıkla başımı kaldırıp ona baktım. Gözleri yan tarafındaki adamdayken bana dönmüştü.

"Eşiniz mi..kusura bakmayın Cihangir bey." Cihangir boynunu yan tarafa çevirip kütlettiğinde dişlerini sıktığını buradan bile görebiliyordum.

"Alaz sen bizi dışarıda bekle." Cihangir'in toplantı boyunca muhattap olduğu asıl adam konuşmuştu. Süleyman bey.

Sanırım Alaz denilen adam onun ortağıydı.

Yan taraftan bir adam hızla sandalyesinden kalkıp dışarıya çıkarken Cihangir'in gözleri arkamdan geçen adamdaydı.

Adam kapıdan çıkarken Cihangir tekrar bana bakıp kravatını çekiştirince ne yapacağımı bilememiştim.

"Kusura bakmayın lütfen Cihangir bey farkında bile değilim yanlış anlaşılma olmuş...evli olduğunuzu bilmiyordum tebrik ederim." Adam masanın önüne doğru eğilip bana baktığında gülümsediği için ben de gergince ona gülümsemiştim.

"Tebrik ederim." Başımı salladım.

"Teşekkür ederiz." Demiştim.

Sözleşmeyi imzalayan adamla el sıkışan Cihangir koltuğundan kalkmıştı öyle bekliyordu.

Eline aldığı cam su şişesini sıkarken konuştu.

"Toplantı bitti arkadaşlar çıkabilirsiniz." Oda yavaş yavaş boşalmaya başladığında Hande yerinden kıpırdamamıştı bile.

"Detayları akşam yemekte konuşuruz Cihangir bey görüşmez üzere." Cihangirin gözleri bendeyken adamla el sıkışmıştı.

Akşam yemeğe gidecekti sanırım.

Adam yanımdan geçerken bana da tebessüm etmiş ve çıkmıştı.

Odada bir kaç kişi kaldığımızda Cihangir'in Handeye bir şeyler demesini istemiştim.

İstediği gibi insanları ezemezdi bu kadın.

Sandalyemi geriye doğru itip ayağa kalktığımda Hande'nin sesini duydum.

"Akşam kaçta geleyim." Cihangir'e döndüm.

"8 de orada ol." Cihangir yanıma doğru gelmeye başladığında bu kadının yanında çaktırmasam da ona gıcık olmuştum.

8 de hazır olmuş.

Geri zekalı.

Elimi avcunun içine alan adamla toplantı odasından çıkmıştık.

Elimi çekmeye çalıştım ama izin vermedi.

"Bırak." Bırakmadı.

"Hande'yle yemeğe giderken bir daha bana karışabileceğini zannediyor musun gerçekten."

Onun odasına gelmiştik.

Kravatını sinirle çıkartıp odanın bir köşesine attığında gömleğinin ilk üç düğmesini kopartırmış gibi açmıştı.

Yüzümü inceleyip tekrar dişlerini sıktığında cam tarafına geçti.

Konuşmuyordu.

Ellerini iki yana açıp cama dayadığında sırtından derin bir nefes aldığını anlamıştım.

"Böyle aptal insanların şirket çalışanlarını ezmesine hep izin verir misin.? Yoksa Hande'ye özel bir şey miydi.?" Anından bana dönmüştü.

"Aptal dedim ama alınmadın umarım." Elimi sahte bir şekilde ağzıma koyduğumda gözlerimi devirmiştim.

Yanıma geldiğinde tam karşımda durdu.

Çok yakındık.

Ağzımı açıp ona tekrar bir şeyler söyleyeceğim zaman elini enseme atması ve dudaklarımızın buluşmasıyla gözlerim istemsizce kapanmıştı.

Dudakları altı dudağımı işgal altına aldığında ellerimi koluna koymuştum. Daha fazla karşı koyamadan dudaklarımı araladığımda o beni kendine daha çok bastırarak öpüyordu.

Cihangir'le deli gibi öpüşmeye başlamıştık.

BÖLÜM SONU

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.

Oy sınırı 350
Yorum 150

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.801okunma 58beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.