Vurgun kitap kapağı

7. bölüm / 36

Vurgun

7.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 7.BÖLÜM

Oyları unutmayalım ballarım.

Keyifli okumalar..

Boynundaki fuları açtığında gördüğüm morluklarla gözlerim kocaman açıldı. Yoksa..Hayır.

"Dün gece Cihangir'le biraz sert geçti anlarsın ya." Dedi ve dudaklarını büzerek odasına girdi.

_________________

~Deniz Bolat.

Elim kapının kulpunda öylece kalakaldım.

Cihangir ve ablam.

Sert geçti.

Cihangir ile.

Hızla odama geçtiğimde kapıya sırtımı verip nefeslendim benim bu duruma neden gözlerim dolmuştu.

Kabul Cihangir'den hoşlanmaya başlamıştım ama bu saatten sonra bir daha asla yan yana dahi durmayacaktım.

Ablam ile o..

Titreyen ellerimle masama geçtim. Biraz sakinleştikten sonra babamın çağırdığı toplantı odasına gitmek için odadan çıktım.

Dün geleceğim derken öylesine söylediğini sanmıştım salaktım ben gerçekten salağın tekiydim.

Dün bir de balkondaki o halimi gördükten sonra zaten direkt ablamın yanına geçmiştir süper.

Deniz Cabbar.

Kahve bölümünde Cihangir hariç aynı ekibi gördüğümde hızlı bir şekilde onlara bakmadan toplantı odasının kapısını tıklattım.

Diyar bey'i görünce zoraki bir tebessüm edip diğer kişiye baktım.

Ezgin hanımda buradaydı ona da başımla selam verdim. Babam ve Ahmet amca daha gelmemişti.

"Deniz Hanım nasılsınız." Diyar beyden gelen soruyla başımı önümdeki kağıtlardan kaldırıp ona baktım.

"Teşekkür ederim siz." Sesim mesafeliydi ama bu orta yaşlı adamın bunu takacağını hiç sanmıyordum. Neredeyse babamla aynı yaştaydı ama utanmadan benimle flört ediyordu.

Sapık.

"Sizi gördüm çok iyi oldum bugün harika görünüyorsunuz eteğiniz çok yakışmış." Derin bir nefes alıp boynumu sağa sola eğdim. Ezgi Hanımda Diyar beyin konuşma şeklini duyunca direkt olarak benimle göz göze geldi.

Yüzümde nasıl bir ifade varsa kadın hemen Diyar beye baktı.

"Diyar Bey, Deniz hanımın patron kızı olduğunu biliyorsunuz değil mi.?" Ezgi hanımın beni savunmasıyla bedenim biraz gevşedi.

"Ayrıca kızınız yaşında olduğunu da eklemek istiyorum." Diyerek devam etti.

"Ezgi Hanım bu durumdan sizene karşı taraf memnun." Diyar Bey'in söyledikleriyle söze girdim.

"Diyar Bey kendinize gelin kimsenin halinden memnun olduğu yok bir haftadır kendinize gelirsiniz diye bekliyorum ama siz aynı gevşekliğinize devam ediyorsunuz bundan sonra Levent bey ile muhattap olacaksınız." Dememle yerinden kalkması bir oldu.

Ezgi hanımda sandalyesinden kalktığında ben de ayaklandım.

Deli deli üzerime geliyordu.

"Deniz hanım kızıl saçlarınız emin olun herkesin ilgisini çekiyor." Ezgi Hanım sinirle Diyar Beyin önüne geçmişti.

"Diyar Bey uzaklaşın." Dedi Ezgi hanım.

"Ezgi Hanım." Diyerek güldü.

"Eğer sizde bize katılmak isterseniz üçlü yaparız." Diyar beyin yüzünde patlayan tokatımla Ezgi hanımda onu göğüsünden itti.

"Aramızda kalır hemen asileşmeyin." Yanına yürüyüp tekrar tokat atmamla güldü.

Toplantı odasının kapısını kilitlediğinde sıçtığımızı anlamıştım.

Koşarak telefonumun oraya gidecekken belimden tutmasıyla boynuna dirseğimle vurdum.

"Orospu çocuğu." Dediğimde gülerek boynuma yaklaştı.

Ezgi Hanım birden onu ittiğinde ellerinden kurtulup telefonumu elime aldım.

Babamı arayıp kulağıma tuttuğumda meşgule attı. Yine aradım yine meşgule attı. Ezgi hanımı iterek üzerime geliyordu.

Masa dikdörtgen olduğu için koşarak etrafında turluyordum.

Masanın üzerine çıkıp yanıma geldiğinde çığlık atarak diğer tarafa koşmaya başladım.

Kapının oradan gelen seslerle rahatladım ama kapı kilitliydi.

"DENİZ! KİM VAR LAN İÇERİDE." Babamın gür sesini duyunca sevineceğimi düşünmezdim.

"BABA KAPIYI KIR.!" Nefes nefese kalmıştım.

Ezgi hanıma baktığımda toparlanmaya çalışıyordu.

"KIRIN LAN HEMEN YAPACAĞINIZ İŞİ SİKECEĞİM."

"Babana söylersen seni doğrarım Deniz o sütun gibi olan güzel bacaklarını kırmak zorunda kalırım." Orospu çocuğu konuşunca masanın üzerindeki su şişesini ona fırlattım.

Ezgi hanım ayaklandığında şerefsizin üzerine yürümeye başladı.

Kapının oradan bir sürü ses geliyordu sanırım kapı kırılmıyordu.

"BABA.!" Çığlık atmamla elime sandalye almam bir oldu.

Odanın duvarları camdı ama dışarıdakiler bizi göremiyordu bizde dışarıyı puslu görüyorduk net görünmüyordu.

Sandalyeyi cama attım ama kırılmadı.

"DENİZ ATMA KIRILMAZ KAPIYI AÇMAN LAZIM DUYUYOR MUSUN.!" Babamın konuşmasıyla Sandalye attığımı gördüklerini anladım.

Ezgi hanım onunla boğuşurken ben de onlara yaklaştım kapı hemen arkalarındaydı.

"Sesiniz çıkarsa tek tek sikerim sizi." Kapıya doğru yaklaştığımda saçımı çekmesiyle gözlerim yaşardı.

Bir eliyle saçlarımdan çekip bir eliyle Ezgi hanımı tutuyordu.

"DENİZ.!" Babam tekrar bağırınca kollarımı kapının koluna attım sıkıca kulpu tuttum ama saçımı çekiyordu.

"LAN AÇIN ŞUNU HEMEN YİĞİT HADİ.!" Babamdı konuşan.

Nefes seslerimizden başka ses çıkmıyordu.

Ezgi hanım dirseğiyle yüzüne vurunca beni tutan elleri saçımdan çekilince hemen kilidi çevirip kapıyı açtım.

Babamı gördüğüm de beklemeden sarıldığımda o da hemen sıkıca sarılıp içeriye baktı.

"LAN OROSPU EVLADI." Babam beni köşeye bırakacaktı ama ben bırakmadım şoktaydım sanırım.

Odanın her yeri darmadumandı. Tüm sandalyeleri koşarken yere düşürmüştüm.

"Bir şey yaptı mı.!" Dedi saçlarımı öperek.

Cevap vermedim babama.

"BİR ŞEY YAPTI MI DENİZ.!" Hızla başımı iki yana salladım.

Arkadan gelen etin ete çarpma sesiyle hemen oraya döndüm.

Cihangir sapığın üstüne çıkmış küfür ede ede dövüyordu Serkan'da adama tekme atıyordu.

"DENİZ.!" Annemin sesiyle babamdan ayrılıp ona sarıldım.

Babamda benim onu bırakmamla Cihangir'in yanına geçti.

Annem saçlarımı yüzümden çekerek konuştu.

"Noldu bir şey yaptı mı söyle Deniz delireceğim." Annem başımı sıkıca göğüsüne bastırıyordu.

"ODANIN KAMERA KAYDINI GETİRİN LAN HEMEN.!" Babamın sesiyle anneme sarılan kollarım sıkılaştı.

"Deniz!" Abimde gelmişti.

Omzuma dokunarak konuştu.

"Bir şey yaptı mı orospu dölü iyi misin." Kalabalıktan kurtulup annemin odasına doğru yürümeye başlamıştık.

Annem sıkı sıkı sarılıyordu abimde elini omzumdan çekmemişti.

"Bir şey olmuş mu anne orospu çocuğu bir şey yapmış mı.?" Dedi abim tekrar.

Başımı iki yana salladım. Abim bu sefer ellerini saçlarıma çıkartınca hala şokta olduğum için tepki veremiyordum.

Annem odanın kapısını açtığında beni hemen koltuğa oturup su getirdi. Elime yüzüme su döküyordu.

"Deniz diyorum şöyle durma korkutma beni." Anneme baktığımda endişesini görmüştüm.

Kapı hızlıca açıldığında Selin'i görmemle hemen ayağa kalkıp sıkıca sarıldım.

"Bir şeyim yok de." Sesi titriyordu.

"Deniz bir şey yapmadı değil mi." Dedi tekrardan.

"Yapmadı Selin." Dediğimde içinden bir şeyler diyerek daha sıkı sarıldı.

"Gel otur su iç hemen yüzün bembeyaz olmuş." Selin annemin yanına beni oturttuğunda hala tepki veremiyordum.

Az önce hayatımın en kötü olayını yaşamıştım.

"Ezgi hanım orada kaldı Selin." Dedim hemen.

"Sıla onunla ilgileniyor otur şuraya." Dedi.

"Anne siz ayrılmayın yanından pezevengi bir de ben döveyim geliyorum." Abimle göz göze gelince saçlarımın üstünden öpüp odadan çıktı.

Vücudumun her yeri titriyordu.

Bir kaç kişi kapıdan geçmiş olsun diyerek geri işine dönmüştü.

Babamlar hala ortada yoktu.

"Deniz durma şöyle kızım korkuyorum kapıyı kilitlemiş bir şey olmadı değil mi çekinme babanlar yok olsalar bile sakın çekinme bir şey yaptı mı şerefsiz." Anneme başımı tekrardan olumsuz anlamda salladım. Zaten o sırada da odanın kapısı açılarak babamlar girdi.

Cihangir'de doğrudan bana bakıyordu. Pardon saçlarıma. Kamera kayıtlarını mı izlemişti.

"Bir şey yapmamış izledik kayıtları." Dedi babam.

"Bana da getir bakacağım." Annem ayağa kalkarak konuştu.

"Deniz iyi misin." Cihangir yüzümün hizasına eğilerek konuşunca göz göze geldik. Odadakiler susmuş bize bakıyordu.

Mavilerim onun kahveleriyle buluştu.

"İyiyim." Ama değildim.

Ayağa kalkıp annemlere baktım.

"Ben eve gidiyorum." Dediğimde ses çıkartmadılar.

"Selin benimle gelir misin." Hemen babama baktı ve onayı aldığında ayağa kalkıp yanıma geldi.

"Selin, eve geçin direkt bize de haber verir misin." Annemin Selin'e karşı böyle kibar olması şaşırtıyordu beni.

Daha fazla onları dinlemeden odadan çıktım.

Kapının önünde bir kaç kişi iyi olup olmadığımı sorunca onlara da moralsiz bir şekilde iyi olduğumu söyledim.

"Deniz!" Sıla'nın sesiyle yan tarafıma döndüm.

"Ezgi hanımın yanındaydım iyi misin bir şey var mı değilsin tabi ben de soruyorum." Ellerimi tutmuştu.

"Pek iyi değilim Sıla eve gideceğim Selin'le beraber." Başını salladı. Gözlerim Sıla'nın arkasından gelen Ahmet amcaya takılmıştı.

"Deniz kızım." Kollarını açıp bana sarıldığında karşılık verdim.

"İyi misin güzel kızım."

"İyiyim Ahmet amca." Derin bir iç çekmiştim.

"Eve mi gidiyorsun ben bırakayım mı tek gitme." Dedi hemen.

Babamların düşünemediğini düşünmüştü.

"Selin gelecek tek değilim teşekkür ederim Ahmet amca." Dediğimde kolumu okşadı.

"Nasıl istersen kızım telefonum her zaman açık o şerefsizin de icabına bakacağız merak etme sen." Başımı salladım.

Bir kaç dakika sonra Selin çıktığında Sıla ve Ahmet amcayla vedalaşıp eve geçtik.

Telefonum çaldığında Selin konuştu.

"Oha Deniz..Cesur abi arıyor." Gözlerim fal taşı gibi açıldı.

En büyük abim Cesur.

Ailemle anlaşamadığı için iki sene önce arkasına bakmadan çekip gitmişti. Tabi beni de gerisinde bırakmıştı sırf bu yüzden ne zaman arasa telefonlarını açmıyordum.

İki yıldır konuşmuyorduk kendisiyle.

Meşgule attığımda tekrardan aradı ama yine meşgule attım. Çok geçmeden mesaj geldi.

Cesur Bolat: Aç çabuk!

Ekrana araması tekrar düştüğünde tüm cesaretimi toplayarak telefonu açtım.

"Bir şey oldu mu sana." Yıllar sonra sesini duyunca gözlerim doldu.

"Cevap ver Deniz her şey ayrı bu ayrı cevap ver abim." Gözyaşım aktığında aslında ona ne kadar ihtiyacım olduğunu anladım. Şirkette ajanları olduğunu anında aramasından anlamıştım. Zaten biliyordum ama kesinleşmiş oldu.

"Kızıl kafa." Dedi.

Burnumu çektiğimde bir süre ondan da ses gelmedi.

"Deniz beni yanına getirtme bir şey oldu mu iyi misin.!"

Derin bir nefes alıp konuştum.

"Beni arama."

Konuştuğumda ses vermedi.

"Son kez soruyorum siktiğimin adamı sana bir şey yaptı mı."

"YAPMADI." Bağırmamla Selin koluma dokundu.

"Yapmadı bana senden başka kimse bir şey yapmadı Cesur Bolat." Ses tonumu alaycıl yapmıştım.

"Beni iğrenç insanlarla bıraktıktan sonra merak edemezsin..siktir git." Diyip bir şey demesine izin vermeden kapattım telefonu.

"Sakın ağlayayım deme." Selin'in konuşmasıyla dudaklarımı büzüp başımı iki yana salladım.

"O kim ki onun için ağlayacağım." Dedim.

Ama komik olan kısım bunları söylerken ağlamamdı.

"Deniz..Cesur abi yani işleri yoluna koyunca senin için geleceğini söyledi bunu biliyorsun değil mi."

"Onu savunma Selin, beni iki yıl tek bıraktıktan sonra gelmesin." Abimin aramasıyla bugün yaşadığım kötü olayı bırakıp onu özlediğim için ağladım.

"Bana da mesaj atmış." Selin'in telefonuna baktığımda hemen mesajı okudum.

Cesur abi: Selin abicim, eğer müsaitsen Deniz'in yanına gidebilir misin aradım ama sanırım kötü bir fikirdi sana ihtiyacı olabilir.

Cesur abi: Ve gidersen bana bildirir misin güzelim.

Gözlerimi devirip önümdeki suya uzandım. Selin abime bir şeyler yazıyordu.

"Yazma Selin benden haber alamasın zaten bunu göze alarak çekip gitti."

"Aşkım Cesur abiye görüldü yaptık nasıl bir şey yazmayayım ayıp." Önüme döndüm.

Selin abimle iyi anlaşırdı. Abim de Selin'i en az beni sevdiği kadar seviyordu.

Ama iki yıl önce babamla ettikleri kavgadan sonra gece yarısı odama gelip benimle yarım yamalak konuştu.

Gitmesi gerektiğini ona kızmamamı ve benim için işleri yoluna koyduktan sonra geleceğini söyledi.

O an uykulu olduğum için bir şey demeden sadece sarılıp kokusunu içime çekmiştim. Çünkü kocaman evdeki tek dayanağım canım, tek ailem olan abim beni terk ediyordu. Sinirimi sonraya saklamaya karar vermiştim.

Gitme demiştim ama yüzümün her yerini öpüp cevap vermemişti. Sadece benim için geleceğini söyleyip gitmişti.

O gün onunla ayrıldığımızdan beri telefonlarını açmamıştım. Benimle iletişim kurabileceği sadece Selin vardı o da arada mesaj ya da arama ile konuşuyordu. Selin'e cevap vermemesini söylüyordum.

Abimin kendine ait başka bir şirketi vardı Dence Holding.

Deniz ve Cesur.

Abimin araması benim için bugün ki olayın önüne geçmişti. Yani yaşadığım kötü olayı aklımdan atmamı sağlamıştı. Ama şimdi de abimi düşünüyordum. Bu nasıl kötü bir denklem böyle.

Evde bir süre Selin'le odamda takıldıktan sonra aşağıya indik.

Selin annemler gelmeden gitmek istediği için hemen ona bir taksi çağırdık ve kapıda gelmesini bekliyorduk.

"İyisin değil mi bir tanem." Dedi.

"İyiyim iyiyim merak etme korktum ilk başta ama şimdi geçti seninle de konuşunca rahatladım." Dediğimde sarıldık.

"Cesur abi çok darlıyor konusunu açmak istemiyorum ama en azından mesajlarına cevap vermeni söyledi." Bir şey söylemedim bu dediğine.

Taksi geldiğinde sımsıkı sarılıp ayrıldıktan sonra gitmişti.

________________

Sabah uyanır uyanmaz hızlıca duşa girip hazırlandım. Beyaz kısa elbisemin altına ona uyumlu yeşil topuklularımı giydim. Dolaptan bir tane de uyumlu çanta alıp kimseye görünmeden evden çıktım.

Selin'i bugün de Serkan alacağı için oyalana oyalana şirketin önüne geldim. Aklım hem Cihangir ve ablamdaydı.

Bir de Cesur abim vardı tabii.

Abimi şu anlık akşama erteleyebilirdim önemli konu Cihangir'in gerçekten ablamla bir şey yaşayıp yaşamadığıydı. Nedensiz bir şekilde bu konu beni geriyordu.

Arabadan inip valeye başımla selam verdikten sonra kısalan elbisemi düzeltip yürümeye başladım. Yolda Çiçek için çok güzel bir iki tane barbie almıştım.

Çiçeğe hediyeler almayı sanırım asla bırakamayacaktım.

Turnikelere geldiğimde bir kaç kişinin geçmiş olsun ve günaydın söylemlerine sadece başımı sallıyordum.

"Deniz hanım günaydın dün şirkette değildim çok geçmiş olsun iyi misiniz.?" Gamze yanıma gelince biraz yavaşladım.

"İyiyim Gamze teşekkür ederim sen nasılsın."

Afalladı bir an ama cevap verdi.

"Ben iyiyim teşekkür ederim Deniz hanım bugün yanınıza uğrayacağım bir kaç imza atmanız gereken proje var." Başımı salladığımda vedalaşıp asansörlerin tersi yönüne gitmeye başladı.

Asansöre bindiğimde önümde yaşlı ama diri bir adam ve onun elini tutan küçük kumral bir kız vardı. Onlara bakıp tebessüm ederek asansörün gelmesini bekledim.

Asansöre bindiğimizde onlar arkada ben bir adım öndeydim.

"Dede saçları kırmızı." Arkadan küçük kızın sesini duyduğumda gülümsedim.

"Evet prensesim." Dedi yaşlı adam.

"Ben de kırmızı saç istiyorum." Gülerek arkamı dönünce kız dedesinin elini bırakıp bacaklarımın önüne kadar geldi.

"Saçların çok güzel." Alttan kocaman yeşil gözleriyle bana bakınca elbiseme dikkat ederek onun boyunu geldim.

"Senin saçların daha güzel." Dediğimde saçlarıma dokunmaya başladı.

"Güneş rahatsız etme hanımefendiyi." Dedesi uyarınca bakışlarımı tebessüm ederek ona çevirdim.

"Sorun yok rahatsız olmuyorum." Dedim ve Güneşe döndüm.

"Güneş, adın çok güzelmiş, sen de çok tatlısın maşallah." Dediğimde kıkırdadı.

"Güzel mi gerçekten annem koymuş adımı." Bu çocuk çok tatlıydı.

"Ben de Deniz." Elimi uzattığımda hemen elimi tuttu.

"Dede galiba arkadaşım oldu." Gülerek arkasını dönüp dedesine baktığında yanağını okşadım.

"Bana da kırmızı saç yapar mıyız dede dayıma söyleyelim bana da alsın." Güneş'in söylediklerine güldüm.

Elleri hala saçlarımdaydı.

Dedesinin telefonu çaldığında asansörde durmuştu.

Ayağa kalkıp asansörün açılmasını bekliyordum ki yaşlı adamın sesini duydum.

"Kızım ben iki dakika telefonla görüşürken Güneş'in yanında durur musun sadece iki dakika." Arkamı dönüp adamla göz göze geldim. Güneş hala bacağımın yanında duruyordu.

"Olur tabii ki." Dediğimde asansör açıldı.

Güneş hemen elimi tuttuğunda şaşırdım.

"Gel bakalım Güneş sana bu katı gezdireyim." Güneş bana tebessüm ederek dedesine baktı.

"Yorulma kızım şurada bekleseniz yeter." Yürürken konuşuyorduk.

"Siz konuşun çok uzaklaşmadan Güneş ile tur atalım sıkılmasın küçük prenses." Dedim.

Mahçup bir şekilde tebessüm ederek yan tarafa geçti.

"Deniz abla bir şey isteyebilir miyim." Güneşle yürürken konuştuğunda ona baktım.

Kattaki bir kaç kişi bana selam veriyordu ama aynı zamanda şaşkınlıkla Güneş'e de bakıyorlardı.

"İsteyebilirsin tabii ki Güneş." Çay kahve bölümüne doğru yürümeye başladım.

Biraz orada bekleyebilirdik.

"Çantam dedem de olduğu için su şişem içinde kaldı sende su var mı.?" Bilmiş bilmiş konuşmasıyla gülümseyerek ona döndüm.

"Gel şuraya oturalım suyunu içirelim sana." Hızlı hızlı ayaklarını sallayarak yürüyordu.

Kahve bölümüne geldiğimizde Güneş'i kucaklayıp bar taburelerinin üstüne oturmasını sağladığımda sesli bir şekilde güldü.

"Dayım gibi uçurdun Deniz abla." Burnuna işaret parmağımla dokunup saçlarını sevdim.

Çantamı tezgaha koyup içinden su şişesini çıkarttım. Kapağını açıp Güneş'e verdiğimde dolu olduğu için tutamadı.

"Ben içireyim mi Güneş." Dediğimde tatlı tatlı başını salladı.

Yavaşça şişeyi dudaklarına yaklaştırdığımda dikkatli bir şekilde içti. Elleri suyu içerken bile saçlarımdaydı.

Ağzı dolunca suyu geriye çektim içtiğinde bir daha içirdim.

"Tamam mı." Dediğimde kaşlarını kaldırdı. Gülerek bir kere daha içirdim.

Yudum yudum içmesi çok tatlıydı dudaklarımı bükerek ona bakıyordum.

Başını hareket ettirdiğinde suyu çektim.

"Tamam mı şimdi." Dedim.

"Teşekkür ederim."

Dayanamayıp saçlarının üstünden öptüm. Gözlerim karşı tarafta buraya bakan Cihangir'i görünce hemen gözlerimi kaçırıp Güneş'e geri döndüm.

"Deniz abla biz bugün dayımla beraber yemek yiyeceğiz." Güneş e gülümseyerek bir tane bardak aldım.

"Hımm dayın burada mı çalışıyor." Dediğimde hızlıca başını salladı.

"Sen tanıyor musun dayımı." Dediğinde başımı iki yana salladım.

"Tanımıyorum." Dedim sıcak suyu karton bardağa dökerken. Güneşte bar koltuğunda tezgaha tutunarak dönüyordu.

Bacaklarımla ileriye düşmesini engelliyordum.

Karşıya tekrar baktığımda Cihangir ve Sıla'nın doğrudan buraya baktığını gördüm. Daha demin Sıla yanında değildi yeni gelmişti sanırım.

Hem ablamla takılıyor hem de bana bakıyor şerefsiz.

Sinirle önüme döndüğümde Güneş daha demin bıraktığım suya uzanıp döktüğünde masadaki, bardakta kalan kahveler de dökülmüştü. gözlerimi kocaman açıp Güneş'in üzerine dökülmemesi için kucağıma alıp tezgahtan uzaklaştırdım.

"Deniz abla." Su şişesi düşüp her şeyi düşürünce sanırım korkmuştu.

Ben de Güneş'in üzerine kahve gelecek diye elimdeki sıcak suyu sertçe tezgaha bıraktığım için o da dökülmüştü.

"Bir şey olmadı değil mi.?" Dediğimde ellerini omzuma atıp başını iki yana salladı.

"Özür dilerim." Dediğinde gülümsedim.

"Bir şey olmadı ki özür dileme Güneş." Adım sesleriyle yan tarafımdaki Cihangir ile kucağımda Güneş'le tezgahtaki çantama uzandım.

Niyetim Cihangir'e selam sabah vermeden gitmekti ama beni durduran Güneş'in ağzından çıkan kelimeler oldu.

"Dayııı.!"

Ne!

Kollarını Cihangir'e uzatan Güneş ile onu şok olmuş bir şekilde Cihangir'e uzattım.

"Güzelliğim dedem nerede." Yani daha demin ki adam Cihangir'in dedesi miydi.

İnanmıyorum.

Cihangir'in Sıla dışında ki aile üyeleriyle bilmeden tanışmıştım.

Cihangir Güneş ile konuşuyordu ama beni de baştan aşağıya süzüyordu. Bacaklarıma kaşlarını çatarak bakmasıyla boğazımı temizledim.

"Ben Güneş'in senin yeğenin olduğunu bilmiyordum deden yani dedeniz şurada telefonla konuşuyor..." Dedim ifadesiz sesimle.

Bir kaç saniye gözlerime bakıp Güneş'e döndü.

"Bir şey oldu mu güzelim." Dedi Güneş'e hitaben.

Güneş başını iki yana sallayıp Cihangir'in omzuna başını koydu.

"Dayı benim saçlarımı da Deniz ablanın saçları gibi yapalım mı ben kırmızı saç istiyorum." Güneş'in konuşmasıyla Cihangir saçlarıma bakmaya başladı.

"Senin saçların daha güzel dayıcım niye böyle diyorsun." Güneş'i vazgeçirmek için söylüyordu. Ya da saçlarımı kötü buluyor da olabilirdi.

"Hayır dayı görmüyor musun kırmızı ve kabarık ben kırmızı saç istiyorum." Güneş dayısını görmesiyle naz yapmaya başlamıştı.

Cihangir konuşacakken arkadan seslenen dedesiyle ona döndü.

"Cihangir." Dedi dedesi.

"Dede sizi bekliyordum Deniz'le tanışmışsınız." Sesinde bir ima var gibiydi.

"Teşekkür ederim kızım seni de işinden ettim." Dediğinde ben konuşmadan Cihangir konuştu.

"Dede Deniz, Levent Beyin kızı Deniz Bolat." Dediğinde dedesinin gülen yüzü yavaş yavaş düştü.

Direkt Cihangir'e döndüğünde kısa bir süre bakıştılar. Daha demin bana gülen adam şimdi yüzüme bakmıyordu.

"Bir sorun mu var.?." Dememle ikisininde bakışları bana döndü.

"Bir şey yok teşekkür ederiz Güneş'e baktığın için." Dedesinin adını öğrenemediğim için adamın adı dede olarak kalmıştı.

"Dedem Saffet." Cihangir aklımı okumuş gibi dedesini tanıtınca Saffet beye döndüm ama o bana sinirli bir şekilde bakıyordu. Cihangir'in boğazını temizlemesiyle bakışları Cihangir'i buldu.

"Odana geçelim evlat." Dedi Saffet bey. Cihangir başını sallayarak bana baktı.

"Teşekkürler Deniz." Dediğinde başımı salladım.

"Görüşürüz Deniz abla." Güneş ellerini salladığında gülerek bir adım Cihangir'e yaklaştım ve Güneş'in bana uzanan elini öptüm.

"Görüşürüz Güneş çok memnun oldum." Dediğimde kıkırdadı.

Cihangir ve dedesi yürümeye başladığında benden yavaş yavaş uzaklaştılar. Ben ne yaşamıştım daha demin.

Odama geçtiğimde bir kaç dakika sonra Selin'de gelmişti. Ona sabahki yaşananları anlattığımda benimle aynı tepkileri vermişti.

Dedesine bilmeden bir şey mi yaptım diye düşünüyordum.

İlerleyen saatlerde babamın odasında olacak toplantıya ben de katılıyordum. Duyduğuma göre Cihangir ve Saffet bey de orada olacaktı.

Kapıyı tıklattığımda odadan gelen sesle girdim babam ve Saffet bey kahve içiyorlardı tabii yanlarında sıkılmış bir adet Güneş vardı.

"Güneş." Sesimi duymasıyla elindeki bebeği bırakıp yanıma doğru yürüyecekti ama dedesi Saffet bey eliyle durdurdu.

"Yaramazlık yapma prenses yanımda dur." Bu adamın tavırları asansördeyken böyle değildi ne oldu birden bire.

Güneş'e göz kırpıp onlardan ayrı bir şekilde toplanacağımız masaya geçtiğimde yavaş yavaş herkes geliyordu.

Ablam geldiğinde üstten üstten bana bakıp karşıma geçmişti.

Saffet beyin yanında oturan Güneş'le bakışıyorduk ara sıra bebeğini havaya kaldırarak bana gösterdiğinde elimi dudaklarıma koyup parmaklarımla çok güzel işareti yapıyordum hoşuna gidiyordu.

Kapı açıldığında sonunda Cihangir gelmişti.

Gözlerimiz kesiştiğinde bakmaya devam ettim ama ablamın ikaz dolu öksürmesiyle ona bakıp göz kırptı. Tabi belli etmemeye çalışsamda üzülmüştüm. Aptalsın kızım sen neden üzülüyorsun ki o kim. Ablanla takılan birisinden ne bekliyorsun ki.

Omuzlarımı düzeltip moral bozukluğumu kimseye belli etmedim.

Toplantı başladığında ablamın Cihangir'e sürekli bakmasını görmemek için Güneş'e bakıyordum. Aklıma Çiçek gelince iç çektim. Özlemiştim meleğimi.

Ablamın yanında oturan Güneş koluyla masadaki suyu döktüğünde ablam hemen bağırarak ayağa kalktı ama bu yaptığı Güneşi korkuttuğu için çocuğun gözleri doldu.

"Ya bıktım sürekli kıyafetlerimin batmasından şu çocuğu çıkartın şuradan bir de bakıyor suratıma.!" Saffet Bey ayağa kalktığında konuşacakken Cihangir'e doğru bakıp başını iki yana salladı.

Ne yani bir şey demeyecekler miydi. Derin ellerindeki peçetelerle hızlı hızlı kıyafetini siliyordu.

"Alın şu kızı yanımdan!." Güneş'in omuzuna dokunmasıyla Güneş sendeleyip dedesinin kucağına geçtiğinde hemen ayağa kalktım.

"Dokunma.!" Sesim yüksek çıkınca bu sefer elindeki ıslanan peçeteyi üzerime attı.

"Sen kes sesini üstüm battı hala çıkmıyor çocuğu çıkartsınlar baba.!"

"Derin sakinleş." Dedi babam.

Hala sızlanarak üzerini siliyordu.

"Bir şey söylesene baba küçücük çocuğa bağırıyor.!" Dedim yüksek sesimle. Bir yandan da Saffet beyin kucağında kafasını dedesinin omzuna gömen Güneş'e bakıyordum.

"Deniz bir de seninle uğraşamam kes sesini diyorum kes.!" Yine bir toplantı ve yine ablamla ben kavga ediyorduk.

"Özür dile." Dedim sakin sesimle ama güldü.

"Baba şu kızına söyle defolsun gitsin çok olmaya başladı benim de bir sabrım var üstüme suyu döken veletten niye özür dileyeyim aptal mısın sen Deniz.!" İnce sesiyle konuştu ablam.

Cihangir'in boynundaki damarlar kıpkırmızı olmuştu ama susuyordu. Onunla göz göze geldiğimde konuştum.

"Bir şey söylesene." Sesim sitem doluydu.

Yanlarına yürüyerek onlara yaklaştım.

"Hakkını savunsana Güneş'in, bu aptalın bağırmasına neden izin veriyorsun Cihangir." Sözlerimle ablamın gelip kolumu tutması bir oldu.

"Yürü git şurdan." Elimi ondan kurtarıp Saffet Beye döndüm. Şaşkınlık ve kızgınlıkla bana bakıyordu.

"Ablam adına özür dilerim Güneş'le kapının önüne çıkabilir miyim.?" Çekinerek sorduğum soruyla Cihangir'e baktıktan sonra ağır ağır başını salladı.

Omzuna kafasını gömmüş ağlayan Güneş'in hizasına eğilip yüzünden saçlarını çektim.

"Güneş gel odamdaki bebeklere bakalım beğenirsen alabilirsin de ne dersin." Omuz silkti.

Bu ablamın alayla gülmesini sağladı.

"Akıl yaşın bu çocuğun ki kadar olduğundan önüne eğilmiş ona yalvarıyorsun komik." Saffet Beyin Cihangir'e bakan koyulaşmış gözlerini gördüğümde Güneş'in sırtına dokundum.

"Güneş, bebeğinin saçlarını kırmızıya boyarız benimkiler gibi istemiştin ya hani sabah hadi gel çıkalım." Bebeğin saç rengini duyunca kollarını arkadan uzattığında tebessüm ederek onu kucağıma aldım. Güneş'in ayakkabısı beyaz elbiseme bir kaç kere değdiğinde ayakkabı izi olmuştu.

Saffet bey bunu gördüğünde hemen bana baktı ama bir şey söylemeden kapıya yürüdüm.

Odadan çıkmadan önce sinirle Cihangir'e baktığımda o da Saffet bey gibi Güneş'in ayakkabısının izi olan beyaz elbisemin uç kısmına bakıyordu.

Hemen kapıyı açıp boğucu odadan çıktığımda Güneş'in saçlarını okşadım.

"Üzülmedin değil mi.?" Diye sordum ama başını omzumdan kaldırmıyordu.

Kulağına yakın yerden öptüğümde hafif kıpırdandı.

Odama geçtiğimizde onunla beraber masama geçtim. Ben koltuğuma otururken onu bacakları koltuğun iki yanından sarkacak şekilde masaya oturttum.

Yeşilleriyle bakıştığımda kocaman gülümsedim.

"Sakın üzülme tamam mı Güneş seni korkutan abla bugün biraz sinirli olduğu için sana patladı anlıyorsun beni değil mi." Dediğimde başını sallayarak yüzüme dokundu.

"Korktum sadece." Tatlı tatlı konuşmasıyla yanaklarından öptüm.

Kırkındadı.

"Hadi sana bebekleri göstereyim bayılacaksın." Ellerimi çırptığımda o da dikkatle benim bebekleri getirmemi bekliyordu.

Barbielerin kıyafetleriyle ve saçlarıyla uğraşmaktan bir süre sonra gözleri kapanan Güneş için odamdaki koltukları birleştirip yatak yaptım.

Koltukların üstüne hırkamı serip Güneşi yatırdım.

Üstüne dolabımdan bir şeyler ararken bir tane daha hırka buldum. Hemen üzerine örtüp masadaki Gamzenin getirdiği ve birazdan alacağı dosyalara gömüldüm.

Hepsini imzaladığımda başıma ağrı girdiği için başımı masaya dayayıp elimi kapıya doğru uzattım.

Eğer kapı çalmasaydı ben de Güneş gibi uyuyacaktım. Gamze geldiği için pozisyonumu bozmadım.

"İmzaladım sessiz ol Gamze dosyaları alabilirsin." Dedim sol elimi şakaklarıma götürürken.

"Bir de sana zahmet klimanın ayarını düşürür müsün Güneş'in üstü ince üşütmesin Çocuk." Masamın üstünden aldığı kumadayla mırıldandım.

"Sağ ol kapıyı yavaş kapat çıkarken görüşürüz." Kapı kapandığında karşımdaki koltuklarda hissettiğim hareketlikle hızla başımı kaldırdım.

Saffet bey karşımda oturuyor,Cihangir'de kapıyı kapatıyordu. Ayağa kalkıp Saffet beye doğru yürüdüm.

"Saffet bey kusura bakmayın Gamze gelecekti ben o sandım öyle konuştum toplantı bitti mi, gerçi bitmeseydi nasıl odada olac.." Çok konuştuğumu fark edip susmanla Güneş'in uyuduğu alana döndüm.

"Güneş uyudu merak etmeyin morali düzeldi yorulduğu için uyudu." Dedim.

Cihangir yanıma doğru yürürken gözlerim hala Saffet beydeydi.

Gözlerini kısmış bana bakıyordu.

"Deniz." Cihangir'e hem bakmadım hem de cevap vermedim.

"Deniz sana diyorum." Dedi tekrardan.

"Buyrun Cihangir Bey." Dedim göz göze gelirken.

"Bey.?" Dedi soru sorar gibi.

"Bey demem daha iyi." Dediğimde çenemde tuttu.

"Trip mi atıyorsun." Sesi düz çıkmıştı.

"Yeğenini sırf flört ettiğin için ablama karşı ezdirdiğin için mi..atmıyorum Cihangir bey." Gözlerim Saffet beyi bulduğunda irice açıldı onun yanında nasıl davranıyorduk.

"Bir şey içer misiniz." Saffet beye hitaben sormuştum.

"Teşekkürler biz Güneş'i almaya geldik." Dedi mesafeli sesiyle.

Başımı salladım.

"Bana bir sade kahve söyler misin.?" Cihangir'e döndüm hemen.

"Kahve yok." Dediğimde bir kaşını havaya kaldırdı ama yüzünde eğlenen bir ifade vardı.

"Koca şirkette kahve mi bitmiş." Dedi dudakları yana kıvrılmışken.

"Öyle olmuş." Dedim ben de mesafeli sesimle.

Başını iki yana sallayarak dedesinin karşısına oturduğunda ben de onların yanındaki sandalyeye oturdum.

Saffet bey oturmamla şaşırdı.

"Güneş yeni uyudu beklerken bir şey ikram edeyim Saffet bey." Dediğimde tebessüm etti ama düz bir ifadeyle konuştu.

"Eğer varsa orta türk kahvesi içeyim o zaman." Dediğinde başımı sallayıp masamdaki telefona uzandım.

Cihangir'in dedesine bakarak güldüğünü duymuştum.

"Odama bir tane orta şekerli Türk kahvesi alabilir miyim..teşekkür ederim." Telefonu kapattığımda kapının çalması bir oldu.

Gamze görüş açıma girdiğinde gülümseyip dosyalara uzandım.

"Hepsi imzalandı Gamze." Dediğimde başını salladı.

"Kolay gelsin Deniz hanım meyveleri aldırdım getirecekler birazdan." Söyledikleriyle başımı salladım.

Güneş meyve istediği için birinden almasını istemiştik ama uyumuştu.

"Güneş meyve istedi ama uyuyakaldı." Dedim açıklama yaparak.

Saffet bey kaşlarını çatarak ve merakla bana baktığında ben de ona bakmaya başladım.

"Saffet bey ben bir şey mi yaptım bilmeden." Sesimle ikisi de bana bakmaya başlamıştı.

"Bir şey yapmadınız Deniz hanım." Dedi Saffet bey.

"Deniz hanım.?" Dedim onun gibi.

"Bana hanım demenize gerek yok Saffet bey." Başını sallayarak bakmaya devam etti.

Benden aldığı bakışlarını bu seferde Cihangir'e çıkarttı. Şaşkın bir şekilde bakıyordu Cihangir'e. Sonra birden kaşlarını çatıp konuştu.

"Cihangir Güneş'i al biz gidelim." Dedi Saffet bey.

Hemen hızla ayağa kalkıp masanın üzerindeki Güneş'e verdiğim bebekleri topladım. Tepkime şaşırdıkları için açıklama yaptım.

"Ben bunlara bir çanta bulayım bir kaç dakika bekler misiniz.?" Dedim Cihangir'e karşı ve hızlıca odadan çıkıp Selin'in yanına geçtim.

Bez bir çanta verdiğinde hızlıca durumu açıkladım. hemen yanından ayrılıp kendi odama geçtim geçerken Saffet beyin orta kahvesini de almıştım. Cihangir ve Saffet bey kapının arkasındaki oturma alanına geçmiş Güneş'e bakıyorlardı.

Bana baktıklarında gülümseyerek elimdeki bez çantayı havaya kaldırdım. Nefes nefese kalmıştım gidecekler diye.

"Yetiştim ve kahvenizi de getirdim." Dediğimde Cihangir çekinmeden gülerken Saffet bey bıyık altından tebessüm etmişti.

"Deniz teşekkür ederiz Güneş'i oyaladığın için." Dedi Cihangir.

Ona bir şey demeden Saffet beye baktım.

"Ablamın söyledikleri için çok özür dilerim tekrardan ne diyeceğimi bilmiyorum." Beni şaşırtarak elini koluma atıp sıktığında gülümsedim.

"Sorun yok kızım sen güzel canını sıkma kimse için kimseden özür dileme." Başımı salladığımda elini kolumdan çektiğinde kapı birden hırsla açıldığında yerimden sıçrayıp Cihangir'e doğru kaydım.

"Deniz sen Derin'le nasıl öyle konuşursun lan sen kimsin velete karşı ablanı rezil edersin küçük şeytan abine güvenm.!" Abimin odadakileri görmesiyle susması bir oldu.

"Cihangir Bey kusura bakmayın." Ellerini önünde birleştirip yere bakmaya başlamıştı.

Güneş'in ağlamasıyla ona baktım.

"Dayı." Kollarını Cihangir'e uzatıyordu ama Cihangir öfkeyle abime bakıyordu. Saffet beye baktığımda o da kaşları çatık ve sinirle abime bakıyordu.

"Güneş, günaydın bebeğim." Cihangir'e uzattığı kollarını bana çevirdiğinde hemen kucağıma aldım.

"Dayın ve deden geldi dediğim gibi ikisine de küsmeyi unutma." Dememle Güneş güldü.

"Küsüm onlara Deniz abla." Dediğinde başımı salladım.

Güneş'i yere indirip abime döndüğümde Cihangir'in bakışları eşliğinde kapının oraya doğru yürüdüm.

"Defol git odamdan bir daha bu şekilde girersen seni çok fena yaparım." Sesim sadece onun duyacağı şekilde çıkıyordu.

"Seninle sonra görüşeceğiz küçük böcek." Gülümseyerek el salladım.

"Ben de seni seviyorum abicim hadi görüşürüz." Sesli konuşmamla boynundaki damarları çıkmıştı.

Cihangir'e bakıp baş selamı vererek çıktı. Yüzümdeki gülümsemeyi silip arkamı döndüm. Saffet bey Güneş'in boyuna eğilmiş konuşuyordu.

"Neden küstün prensesim." Dedi.

"Beni içeride savunmadınız Deniz abla söyledi beni korumadığınız için ikinizede küstüm." Saffet bey beni şaşırtarak bana bakarak gülümseyip Cihangir'e döndü.

"Deniz ablan doğru söylemiş özür dileriz güzelliğim bir daha asla böyle bir şey olmayacak." Dedi Saffet bey.

Tebessüm ederek onları izliyordum. Cihangir'e baktığımda onun zaten tuhaf bir ifadeyle bana baktığını gördüm.

"Dayınla barışma Güneş." Dediğimde Saffet bey sesli bir şekilde güldü.

Cihangir hala bana bakıyordu.

Sen sırf Derin'le flört ettiğin için yeğenini ezdirirsen ben de onu sana karşı doldururum.

"Kızım abin üstüne gelirse Cihangir'e söyle." Saffet beye başımı salladım.

"Merak etmeyin Saffet bey ben alışığım." Dedim ama gülmedi.

Cihangir ile son kez bakıştıktan sonra benimle vedalaşıp odadan çıktılar.

Cihangir gitmeden önce yine aynı derin bir ifadeyle bakmıştı. Beni şaşırtıyordu.

Öğlen molasına Selin Serkan ile beraber çıkacağı için ben çıkmadım. Pek aç değildim Selin çok ısrar etmişti ama Serkan ile baş başa göndermiştim. Odamda zaman öldürüyordum.

Saat 2 ye geldiğinde Yıldız teyzenin aramasıyla gülerek açtım.

"Yıldızım."

Ağlama sesleri gelince hemen ayağa kalkıp konuştum.

"Yıldız teyze korkutma noluyor." Sesim yüksekti.

"Deniz annem, Çiçek düştü hastaneye getirdim Selin'i aradım açmadı tek başıma kaldım burada yanımda bir şeyim de yok öyle çıktım evden." Hemen masadan çantamı alarak hızlı bir şekilde odamdan çıktım.

"Bir şeyi var mı.?" Dedim yutkunarak.

"Koluna ve bacağına dikiş attılar Deniz." Demesiyle gözlerimi kapatıp elimi kalbimin üstüne koydum. Gözlerimi açtığımda karşıdaki Selin ve Serkan'ı kahve içerken gördüğümde panikledim.

Selin'e söylemeden önce gidip durumuna bakacaktım. Selin bu konularda çok fazla telaş yapıyordu ama sorun yanıma doğru gelen Selin'e nasıl yalan söyleyeceğimdeydi.

~ Selin

BÖLÜM SONU

Oy vermeyi ve yorumları unutmayalım aşklarım.

Bölüm nasıldı.

En sevdiğiniz sahne hangisiydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.754okunma 67beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.