4. bölüm / 36
Vurgun4.BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 4.BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen..
İyi okumalar..
~ Deniz Bolat
Çantamı açıp içinden araba anahtarını zorda olsa çıkartmıştım. Çantayı kapatıp önüme döndüğümde gözlerim sonuna açıldı adımlarım durdu.
Bir kadın Cihangir'in koluna parmaklarını sürterek konuşuyordu ve Cihangir de gülerek onu dinliyordu.
Açılan ağzımı kapattım.
Cihangir'in sevgilisi mi vardı.?
_____________
Çıkmak için onların yanından geçmek zorundaydım ve kendimi toparlayıp yürümeye başladım.
Kadını incelediğimde ince topuklu ayakkabıları ve giydiği dar kısa siyah elbisesi ile baya güzel duruyordu. Zaten bu şirkete kısa elbisesi olmayanı almıyorlar bugün öğrendiğim tek bilgiydi.
Yanlarına yaklaştığımda bakışlarım önümdeydi onların olduğu tarafa bakmadım.
Yanlarından geçerken ismimi duydum.
"Deniz.!" Bu ses..Arda'ydı.
Şirkete mi gelmişti gerçekten. Anneme saydırmaya başlamalıyım sanırım.
Cihangir'lerin bakışlarını üzerimde hissettim ama adımlarımı daha da hızlandırıp turnikelerin oraya geldim. Kartım hala olmadığı için yetkililerin çıktığı tarafa yöneldim.
"Oradan çıkamazsınız." Arkamdan gelen sese döndüğümde genç kız beni görünce başını eğdi.
"Deniz hanım, özür dilerim tanıyamadım buyrun lütfen." Dediğinde başımı salladım.
"Acelem var kartımda yok uğraşmak istemedim bugünlük böyle olsun." Dedim.
"Deniz diyorum." Benim sesimi Arda'nın sesi bastırmıştı.
"Arkamdan seslenen adamı biraz oyalar mısın lütfen teşekkür ederim kolay gelsin." Kız şaşkınlıkla bana bakıyordu. Hemen döner kapıdan da geçip valeye arabamı getirmesini söyledim.
Ama bir yandan da onunla beraber arabamın olduğu yere yürüyordum.
"Deniz hanım ben getiririm efendim siz bekleyin lütfen." Dedi.
"Yok yok acelem var beraber gidelim." Başını sallayıp yürümeye devam etti.
"Anahtarlarınız efendim buyrun." Arabanın yanına gelince hemen anahtarları alıp arabaya geçtim.
"Teşekkürler kolay gelsin." Derken arabayı çalıştırmıştım.
Görünürde Arda yoktu. Hızlıca arabayı çıkartıp Selin'lere doğru sürdüm.
Bela oldu başıma bela. Ah anne ah..
Telefonu yan koltuktan alıp hemen annemi aradım.
"Efendim Deniz."
"Anne sen ciddi misin. Arda'ya şirkette olduğumu mu söyledin iyi misin sen istemiyorum diyorum sana is te mi yo rum bi rahat bırakın artık beni ya sıkıldım anne sıkıldım bu emrivakilerinden." Sinirden elim ayağım titriyordu.
"O sesini alçalt ve sakinleş, tanışıp kaynaşın diye şirkette çalışmaya başladığını söyledim sana sürpriz yapacaktı ne oldu beğenmedin mi." Dediğine güldüm.
"BAYILDIM."
"Deniz diyorum o sesini alçalt fena yaparım seni." Boş boş tehdit ediyordu anca.
"Arda'nın annesine mi söylersin yoksa bizzat kendisine mi söylersin ne yapıyorsan yap bir daha etrafımda görmek istemiyorum." Sinirle telefonu kapatıp yan koltuğa attım.
Çocuğun ismi bile beni sinirlendirmeye yetiyordu.
Babasının parasını yiyen zengin züppenin tekiydi.Annemin bana layık gördüğü kişide zaten ancak bu kadar olabilirdi.
Bilerek yapıyordu. Onlar gibi gösteriş meraklısı olmadığım için kızıp bilerek böyle birisiyle olmam için uğraşıyordu. Davetlere katılıp kendimi göstermemi de bu yüzden istiyordu. Bana aday bulmak için.
Sıkıntılı bir nefes alıp verdim. Gerçekten sıkılmıştım artık bunlardan.
Radyodan şarkı açıp biraz kafamı dağıtmak istedim ama sinirlenmiştim bir kere kolay kolay geçmiyordu
Selinlerin apartmanının önüne geldiğimde kornaya basıp camdan da bağırdım.
"Çiçekkk..Selinn." Her şey duyuluyordu zaten.
Yapmayı en sevdiğimiz şeylerden biriydi camdan cama konuşmak. Telefon kesmiyordu bizi.
"Geldik bağırma Deniz." Kıkırdadım.
Merdivenlerden gelen ayak sesleriyle Çiçeğin indiğini anlayıp hemen dizlerimin üzerine çömeldim.
"Çiçeğim nasıl özlemişim seni oh bir de burdan öpeyim oh." Çiçeği kollarıma alıp yüzünün her yerini öptüm.
"Ya Deniz abla gıdıklanıyorum dur." Gülerek sitem ediyordu ama hoşuna gidiyordu.
"Hayır bırakmam çok özledim seni." Boynunda bir kaç kere öpüp ayağa kalktım.
"Ben de çok özledim seni." Başının üzerinden öpüp kucağıma aldım.
"Gel kemerini takalım hemen." Dediğimde kucağımda Çiçekle yürümeye başlamıştım.
"Deniz abla bugün arabamı sürdüm herkes çok beğendi biliyor musun herkes binmek istedi." Dedi.
"Bindirdin mi peki." Derken kemeri tokasına takıp diğer kemere geçmiştim.
Başını salladı.
"Bindirdim ama çok değil bozmasınlar diye kısa bindirdim." Gülüp yanaklarını öptüm.
"Aferin benim Çiçeğime."
Selinde geldiğinde yola çıkmıştık. Çiçeği lunaparka ve yemeğe götürdükten sonra eve geçtik. Yarın şirkete gideceğimiz için Selinlerde kalamadım yedek kıyafetim yoktu.
Onları eve bıraktıktan sonra eve geçip hemen kendimi duşa attım. Sonra da zaten bornozumla uyuyakalmışım.
Sabah saçlarıma şekil verip hemen üzerimi giyindim. Kısa mavi bir elbise ve spor ayakkabılarımı giyindim. Takılarımı takıp her zamanki kokumu sıktım. Tamamdım.
Anneme görünmeden gitmek istemiştim ama tam çıkarken beni yakalamıştı.
"Bu kılıkta bir yere gidemezsin çık odana şık elbiselerinden birini giy." Arkamı döndüm.
"Çalışmaya gidiyorum anne defileye değil." Sesim dünkü olaydan dolayı sert çıkmıştı.
"Bizim bir adımız var Deniz şık olmak zorundasın Bolatların kızı şirkete spor ayakkabıyla geliyor mu dedirttireceksin." Haklı olabilirdi ama topuklu ayakkabı giyinmek istemiyordum. Uzun süreli ayaklarım ağrıyordu.
"Tamam bugünlük böyle olsun acelem var yarın bakarız ayrıca da sana zaten sinirliyim bugün bulaşma bana." Dediğimde hemen kolumu tuttu.
"Çocuğu dün görmemezlikten gelmişsin annesine anlattı üstelik yan yanaydık kadınla." Güldüm.
"Zor kaçtım." Dediğimde yüzünü buruşturdu.
"Terbiyesizlik yapma Deniz eğer istemiyorsan açık açık çocuğa söyle."
"Söyledim diyorum anne söyledim sen bir daha düşün diyor bana." Bunu diyince o da şaşırdı.
"Tamam ben annesiyle konuşurum bugün." Başımı salladım.
"İyi yaparsın bir daha da Arda'dır Murat'tır istemiyorum eğer aynı şey tekrar yaşanırsa aynı tepkiyi vermem." Kolumu bırakıp arkasını döndü.
Ben de hemen arabaya geçip Selinlerin evine geldim. Ben gelirim demişti ama şirket biraz uzak kalıyordu. Ben almak istedim.
Kornaya basınca telefonum çaldı.
"Aşağıdaki sen değilsindir umarım Deniz." Dediğinde güldüm.
"Bekliyorum beybisi." Diyince çığlık atıp telefonu kapattı.
Sosyal medyada biraz dolaşırken benim hakkımda yapılan yalan haberleri okuyordum.
Şirkette çalışmaya başlayıp herkese kötü davranmamdan tutun şirket işlerine karışıyor olmamdan dolayı herkes tarafından linç yiyordum.
Güldüm.
Sorun yok nasıl istiyorlarsa öyle tanıyabilirler umrumda değiller.
Evden çıkmadan önce Selin ve kendime aldığım kupalarla Elmas teyzenin koyduğu termosu ön koltuktan alıp arka koltuğa koydum.
Bugün daha tedarikli gelmiştim. Selin kahve delisi olduğu için ona da her türlü kahveden doldurmuştum. Dedikodu yaparken içerdik.
"Sana gelme diyorum gelme özel şoförüm gibi oldun Deniz farkında mısın." Kapının açılması ve Selinin yüksek sesiyle irkildim.
"Hoş geldiniz Selin hanım size de günaydın efendim nereye gidiyoruz." Dediğimde güldü.
"Geri zekalı." Yanağımdan öpüp kemerini taktı.
"Haberleri gördün mü." Dediğinde başımı salladım.
"Şaka gibiler." Dediğinde yine başımı salladım bu konuyla ilgili pek bir şey söylemek istemiyordum.
"Canını sıkmadın değil mi."
"Yok saçmalama umrumda değil." Dedim ama pek inanmamıştı.
Şirketin önüne geldiğimizde vale kapımı açacakken kendim açtım. O da Selin'in kapısına yöneldi.
"Hoş geldiniz Deniz hanım günaydın." Dedi genç çocuk.
"Günaydın günaydın kolay gelsin." Diyip Selin'e döndüm.
Çok güzel beyaz bir elbise giyinmişti altına elbiseyle uyumlu topuklu ayakkabılar güzel görünüyordu.
"Nasıl güzel olmuş benim aşkım." Dediğimde güldü.
"Sen niye spor giyindin annen bir şey demedi mi." Dediğinde omuz silktim.
"Pek bir şey demiyor şu aralar." Dedim.
İçeriye girdiğimizde aynı kızlar duruyordu.
"Günaydın Deniz hanım. Hoş geldiniz." Diyip turnikeyi açtılar.
"Kolay gelsin günaydın." Diyip geçtik.
Selin etrafa bakıyordu. Etraftakilerde beni inceliyorlardı.
Yine herkes son derece şık giyinmişti. Ben onların arasında şirkete ziyarete gelen birinin yakını gibi duruyordum.
Güldüm bu düşündüğüme.
"Paris moda haftasına mı geldik bu ne Deniz kendimi çok kötü hissediyorum." Selinin koluna girdim. Diğer elimde poşetler vardı.
Asansöre bindiğimizde dejavu yaşamıştım. Cihangir ve Serkan konuşuyorlardı. Bizi görünce sustular.
"Günaydın." Serkan Bey'in konuşmasıyla ben de konuştum.
"Günaydın."
Cihangir'e baktığımda baştan aşağı beni süzüyordu. Rahatsız olmuştum. Kaşlarını çattı. En sonunda yüzümde oyalanıp gözlerime baktı.
"Günaydın Deniz hanım." Dediğinde şaşırdım. Genelde benimle konuşmuyordu.
"Günaydın." Dediğimde bu sefer Selin'e döndü bakışları. Ona da baş selamı verdi.
Asansör hareket etmeye başlamıştı. Selinin kolunu tuttum. Geriliyordum.
"İki dakika dayan Deniz zaten geniş." Selinin sesiyle Cihangirin başı bize döndü.
"Sorun ne." Serkan beyden gelmişti soru.
"Bir sorun yok." Dedim hemen.
Bilmelerini istemiyordum.
Cihangir bir kaç saniye daha bana bakıp ellerini cebine koyarak önüne döndü. Asansör orta katlarda durunca içeriye konuşarak üç tane kız girdi.
Ben ve Selin arkada Cihangir ve Serkanda önümüzdelerdi . Kızlarda onların önüne geçmişlerdi.
İçeri geçip bir kata bastıklarında konuşmalarını duyunca Selinle göz göze geldik.
"Çok güzel diyorlar." Ortadaki kızın konuşmasıyla diğerleri de konuşmaya başladı.
"E kızım estetikle herkes güzel oluyor babasının parası var basıyor estetiği ayrıca saçları doğal bile değil imkansız doğal olması yalan söylüyor." Nedense benden bahsediyorlarmış gibi gelmişti.
"Yok ben yanından geçtim hiç estetikli gibi değildi makyajda fazla yapmamıştı ona rağmen resmen ben buradayım diyordu." Diğer kızda konuşmuştu.
"Valla ben abiye falan giyer sanmıştım ama normal beyaz bir tulum giyinmişti." Kızın konuşmasıyla Cihangir omzunun üzerinden bana baktı.
Benden bahsediyorlardı.
"Bir ben görmemişim dün ne Deniz hanımmış arkadaş bugün bir bahane bulup odasına gidicem bakalım o kadar güzel mi." Selin elimi tutunca ona baktım.
Ben gülümseyince o da tebessüm etti.
"Hayır bir de kahve bölümüne çay makinası istemiş şaka mı." Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Valla onu bunu geçin şirkete spor ayakkabı ve uzun tulum giyip gelmiş asıl bu şaka mı koskoca Bolatların kızısın sen biraz şık olsana marka marka kıyafet doludur dolabı." Yerimde kıpırdandım.
Sanırım annem haklıydı.
"Spor ayakkabı giyince böyleyken ben topukluyla düşünemiyorum tarzını beğendim." Ortadaki kız demişti bunu.
"Derin hanım'a da mı bakmıyor kadın nasıl şık zarif valla öyle ablam olsa moda ikonu olmuştum." Gözlerimi devirdim.
Başımı eğip üzerimdekilere baktım.
Mavi kısa elbisem ve spor ayakkabılarımla bence gayet tatlıydım.
"Neyse şimdi duyar falan bir de şımarık kızın kaprisleriyle uğraşmayalım boşverin kızlar bugün inceleriz hareketlerini akşam konuşuruz." Başımı iki yana sallayıp kızlara baktım.
Selin gerilmişti. Canlı canlı dedikodumu yaptıklarına ilk defa şahit oluyordum. Sesimi çıkartmadım.
Cihangir bana döndü. Sanırım tepkime bakıyordu.
"Odasına şimdi gitmeyin zaten erken gelmez kaprisli bir şey öğlene doğru gelince gidersiniz." Güldüm.
Serkan da yandan gördüğüm kadarıyla dudaklarını birbirine bastırmıştı. Asansör durduğunda kızlar indi. Serkan bey bana döndü.
"Kovduracak mısınız." Serkan bey'in söylediğiyle Selin konuştu.
"Saçmalama.!" Sonra Serkanla göz göze gelince boğazını temizledi.
"Yani saçmalamayın." İyice batırdığını fark edince güldüm.
"Onların patronu ben değilim. Levent bey." Dediğimde şaşırdı.
Ama hala Selin'e bakıyordu.
"Hadi Selin gel senin girişini yapalım sonrada odamda çay içelim." Dediğimde kıkırdadım.
"İyi günler size kolay gelsin." Cihangir'e bakarak söylediğimde o hala yüzüme bakıyordu. Sonra gözleri saçlarıma kaydı. Şaşkın ve sinirli gibi duruyordu.
Asansörden uzaklaşıp kahve ve çay bölümüne yürüyorduk.
"Kızların yüzlerini gördün değil mi bi şeyler yapalım mı." Selin'in intikam planlarına bayılıyordum ama bu kızlara bir şey yapmayacaktım.
"Aman boş ver tüm konuşanlara bir şey yapsaydım ohooo." Elimi sallayarak konuştum.
"Ben sinirlendim hadsizlere senin dolabını görseler ağızları açık kalacak insanları şöyle konuşturuyorsun ya sana da aşk olsun Deniz." Güldüm.
"Şirkette abartılı giyinmeyi sevmiyorum Selin biliyorsun." Dedim.
Gözlerini devirdi.
"Yarın düşünürüz bu konuyu hadi gel sana getirdiğim kahveyi yapalım bayılacaksın." Dedim.
"Bakayım bi." Dediğinde elimi poşetin içine soktum.
"Dur çıkıyor." Bu dediğime Selin kahkaha atınca ben de birden ona katıldım. Şirketin ortasında durmuş kahkaha atıyorduk.
Gözümden yaş geliyordu.
"Makyajım aktı." Dediğinde daha çok güldük.
Bir kaç kişinin bize baktığını hissediyordum. Gülmekten elimdeki poşeti zor tutuyordum.
Kendime geldiğimde yan tarafta bir kaç gözün üzerimizde olduğunu hissedince o tarafa döndüm.
Cihangir, abim ve ablam ellerindeki dosyalarla bize bakıyorlardı. Boğazımı temizleyip akan gözyaşlarımı sildim. Hala gülesim geliyordu.
Ablama baktığımda yüzünü buruşturmuş kınar bir şekilde bakıyordu.
Abim de rezilsin bakışları atıyordu.
Ben de ona başımı oynatarak ve kaşlarımı kaldırarak hayırdır bakışları yaptım.
Cihangir'e baktığımda yine şaşkın ifadesiyle bakıyordu. Şaşkın ama dudakları kıvrılmıştı.
"Ölecektim aptal." Selin'in seslenmesiyle ona döndüm.
"Selin biz konuşmadan yürüyelim güldürme rezil oluyoruz." Başını salladığında yürümeye devam ettik.
Poşeti çay kahve bölümünde bulunan tezgaha koyup içerisinden az önce aradığımız kahveyi çıkarttım.
"Of of nasıl kokuyor annen hangi ülkeden getirdi bunları." Selin Elmas teyzenin koyduğu kirazları yerken bir yandan da konuşuyordu.
"Selin gösterme meyveleri şimdi laf edecekler." Omuz silkti.
Kahvesini yapıp önüne koyduğumda hemen içti.
"Oha bundan kaç tane getirdin."
"Var bir sürü sen iç." Dedim.
Kendime de çay makinasından çay koymak istemiştim ama makina hala yoktu. Daha almamışlar sanırım. Allahtan Elmas teyze termosa çay koymuştu.
"Hadi odaya geçelim de ben de şu termostaki çayı içeyim." Selin dediğime sesli bir şekilde güldü.
"Elmas sultan sana beslenme hazırlamış." Ben de güldüğümde sesimizi duyan bir kaç kişi buraya baktı.
"Hanımlar." Serkan bey ne ara gelmişti.
"Serkan bey." Dediğimde yüzünü buruşturdu.
"Lütfen Bey demeyin Serkan yeterli." Dediğinde başımı salladım.
Selin'e döndü.
"Bu arada biz tanıştırılmadık. Serkan ben." Şaşkınlıkla Serkan'a bakıyordum.
"Selin ben de memnun oldum Serkan." Bunlar flörtleşiyor mu şu an.
"Ben de..ben de çok memnun oldum Selin." Flört kokusu alıyorum.
"Kahve ister misin." Dediğimde bana baktı.
"Ben alırım koskoca patron kızına yaptıracak halim yok." Dediğinde karton poşetten bir tane daha kahve çıkarttım.
"Ama bu kahve özel buradakiler gibi klasik değil ayrıca yaparım ne olacak." Selin'e baktığımda hala Serkan'a bakıyordu.
Serkan afallamış bir ifadeyle bana bakıp geri Selin'e döndü.
Geçmiş olsun.
Serkan ve Selin konuşmaya daldıklarından ben de bir tane kupa alıp Serkan'ın kahvesini yaptım.
"İşte hazır biz odada içecektik Selin'le katılmak istersen sende gel." Selin hemen başını salladı.
"Evet yani gelebilirsin odada içecektik." Ah Selin Ah.
"Rahatsız etmeyeyim kahve de yaptın mahçup oldum teşekkür ederim." Dediğinde bir şey olmaz der gibi elimi salladım.
"Afiyet olsun o zaman siz odaya geçin ben de belgeleri abimden alıp geliyorum." Kafalarını sallayıp benim odama doğru gittiler.
Ben de poşeti unutmadan abimin odasına doğru yol aldım. Daha demin Cihangir ve ablamla konuşuyorlardı sanırım toplantı odasına falan çıktılar.
"Günaydın Deniz hanım." Gamzenin sesini duyunca durup arkamı döndüm.
"Günaydın Gamze çok güzel olmuşsun bugün." Elbisesi çok yakışmıştı.
"Teşekkür ederim sizde öyle." Sesi şaşkındı. Gülümsedim.
"Teşekkür ederim çok kibarsın öğlen işin olmazsa kahve standının orada buluşalım arkadaşımla tanıştırayım seni." Dediğimde önce şaşırdı sonra da başını salladı.
El sallayıp yoluma devam ettim.
Abimin odasının önüne geldiğimde bacağıma çarpan poşetle inledim.
"Hay ben senin poşet gibi va..." kapıyı açarken bir yandan da konuşuyordum ama içerisi doluydu.
Boğazımı temizleyip dikleştim.
"Böldüm pardon." Dediğimde odadaki bir tane adam konuştu.
"Asistanınız güzel olduğu kadar saygısızda sanırım Yağız bey." Dedi tanımadığım adam. Beni asistan sanmıştı.
"Kusura bakmayın lütfen ben oda boş sanıyordum." Cihangir'e baktım.
Kaşlarını çatmış ilk konuşan adama bakıyordu.
Adam konuşmak için ağzını açtığında abime döndüm.
"Selin hanımın giriş belgelerini alabilir miyim Yağız bey." Dediğimde Cihangir bana döndü.
Sanırım çaktırmadan devam etmeme şaşırmıştı. Muhtemelen beni salak sanıyordu ve adamın bana asistan demesine alınacağımı düşünmüştü.
"Masanın üzerindeler asistan alabilirsin." Dedi abim Geri zekalısı.
Masanın yanına yaklaştığımda zaten orada oturan Cihangir iki tane dosyayı alıp bana uzattı.
"Teşekkür ederim." Dedim ve abime baktım. "Başka bir şey lazım mı nereye vermemiz lazım bu kağıtları."
"Git Ahmet amcaya sor işte Deniz toplantıdayız." Nefesimi verip arkamı döndüm.
"Sizinle böyle konuşmasına izin vermeyin asistan milleti sonra üste çıkıyorlar benden size tavsiye Yağız bey." Adam konuştuktan sonra kimseden çıt çıkmadı.
"Deniz hanım Levent beyin en küçük kızı Yaman bey asistan değil içerisinde bulunduğunuz şirket Deniz hanımın." Cihangir'in sert konuşmasıyla adımlarım durdu.
Abim ve ablam susup bana laf ettirirken Cihangir durumu açıklamıştı.
"Öyle mi kusura bakmayın lütfen ben spor ayakkabıyla görünce.." arkamı dönüp adama baktım.
"Patron kızları da spor ayakkabı giyer ayrıca benim giydiklerimden size ne. Spor ayakkabı giydiğim için mi asistan statüsüne koydunuz beni saçmalığa bak kalıbınıza bakan da sizi a.."
"Deniz yeter çıkabilirsin." Abimin sesi sinirli çıkmıştı.
"Sizden de şirketinizden de iki günde bıktım ne haliniz varsa görün." Kapıyı açıp arkamdan sertçe örttüğümde arkamdan abimde çıkmıştı.
Kolumdan tutup beni köşeye çekti.
"Bana bak sen çok olmaya başlıyorsun artık babama söylerim keser fişini." Dişlerini sıkarak konuşuyordu.
"Yağız beye bakın adam olmuş başımıza pısırık şey." Kolumu tutuşu sıkılaştı.
"Bilerek yapıyorsun değil mi Deniz dikkat çekmek için annem ve babam seni önemsemedikçe sen dikkat çekmek istiyorsun ama onların umrunda değilsin anla artık ve bize bulaşma Derin'e bir daha saygısızlık yaparsan dilini kopartırım senin." Dediğinde Cihangir'in sesini duyduk.
"Yağız!, ne yapıyorsun!." Sesi yüksek çıkmıştı.
Kolumu onun kolundan kurtardığımda moraracağına emindim.
Cihangir'in bakışı ikimizin üzerinde gidip geliyordu.
"Bir daha bana dokunursan seni öldürürüm." Cihangir'e döndüğümde bakışları kolumdaydı.
Onunda omzuna çarpıp odama doğru yürüdüm.
Ağlama Deniz ağlama ağlama.
Gözlerim dolmuştu ama yukarıya bakıp hava yapınca geçmişti.
Odamın kapısını Selin ve Serkan içeride diye çalıp öyle girdim.
Seslerini duyunca sinirle girmiştim odaya.
"Deniz ne oldu." Selin hemen ayağa kalkıp yanıma gelmişti.
"Yıkacağım bu şirketi başlarına o olacak Selin kolumun haline bak.!" Kollarımı ona uzattığımda elleriyle ağzını kapatıp şaşkın bir ses çıkarttı.
"Kim..noldu kim yaptı morarmış gel buz lazım hadi." Gözlerimi kapatıp açınca aklıma gelen Serkan'la hemen kendimi düzelttim.
Boğazımı temizledim.
"Abim'le atıştık biraz önemli değil siz devam edin kahvelerinize ben şu dosyaları okuyayım Selin." Dediğimde hala endişeyle bana bakıyordu.
"Deniz buz getirmemi ister misin." Serkan'ın konuşmasıyla ona dönüp başımı iki yana salladım.
"Gerek yok teşekkür ederim siz keyfinize bakın lütfen sözleşmeyi okumam lazım." Tereddüt etseler de zorlayarak geri oturma grubuna geçmişlerdi.
Ben de hemen Selin'in şirket sözleşmesini okumaya başladım. Ablam hazırlamıştı ve ben ona asla güvenmiyordum. Bir bokluk çıkartmış olabilir.
Ve evet çıkartmıştı.
Selin'in bir yıl boyunca maaşından yüzde otuzu kesilecekmiş. Bak sen. Eğer ben bunu okumasaydım Selin'e eksik maaş verecekti. Pislik şeytan.
Selin'i sevmiyordu ve bilerek yapmıştı.
Ayağa kalktığımda Selinler yine sohbetlerini kesip bana döndüler. Gülümsedim.
"Ufak bir yanlış olmuş ben gidip onu düzelteyim siz keyfinize bakın." Dediğimde çay termosunu ayağımın dibinden çekip masanın üzerine koydum.
Poşetten Elmas teyzenin koyduğu meyve kaplarını alıp onların oturduğu yere doğru geçtim.
"Elmas teyze koymuştu yersiniz hemen gelirim ben." Serkan elimdekilere ve bana öyle bir bakıyordu ki küçük dilini yuttuğunu sanacaktım.
"Aşkım senin için koymuş ama." Seline gözlerimi devirdim.
"Ya elmoş ikimize koydu ama bunlar üçümüze de yeter yiyin siz ben gelince yerim, masanın üstündeki termosların birinde çay birinde sıcak su var kahveler içinde siz halledersiniz gerisini hadi görüşürüz ." Bir şey demelerine izin vermeden odadan çıktım.
Ablamın odasının önüne geldiğimde içeriden yine Taha bey çıkıyordu. Yettiniz ama he şirket, şirket değil fuhuş yeri.
Kapıyı sertçe açtığımda yerinden sıçradı.
Dosyaları ortadan ikiye yırtıp masasına attım.
"Bunlar ne sen işini böyle mi yapıyorsun hemen yenisini hazırla şu sözleşmenin rezillik çıkmasın.!" Sesim yüksekti.
Sinirliydim.
"Ne saçmalıyorsun sen." Dedi.
Güldüm.
"Sen kim olarak maaşın %30 unu kesiyorsun kimsin sen Derin.!" Dediğime güldü.
"Söz konusu Selin olunca her şeyi didik didik inceliyorsun değil mi beyinsiz seni." Dedi.
"Yeni sözleşmeyi yarım saat içinde masamda istiyorum okey mi beybisi." Son cümlemi onun gibi sesimi incelterek söylediğimde üzerime gelmeye başladı.
Bunlar beni öldürürler abi kardeş.
"Sen bir daha bana emir verirsen.."
"Eee ne olur." Ben de onun üzerine yürürken konuştum.
Gözlerini kısıp başını salladı.
"Git odadan.!" Sesini yükselttiğinde kaşlarımı çattım.
"Sözleşmeyi masamda istiyorum eğer bir kere daha böyle bir yanlışlık! Olursa bu kadar sakin kalmam ya adam gibi hazırla ya da Ahmet amcanın yanına gideyim." Dedim.
Sandalyesine oturdu. Beni takmıyordu.
Senin de sıran gelecek bekle sen.
Yırttığım sözleşmeyi elime alıp kapıyı kırarmış gibi çıktığımda herkes buraya bakıyordu. Kapıyı fazla sert kapattığımı söylemiş miydim.? Onları takmadan hızlı hızlı yürümeye başladım.
Ahmet Amcanın asistanı babamın odasında olduğunu söyleyince mecburen ben de oraya gidiyordum. Kapıyı tıklatıp bu sefer ses vermelerini bekledim.
Babamın sesini duyunca kapıyı açtım.
Bunlar neden sürekli toplantı yaparmış gibi aynı odada toplanıyorlardı.
Cihangir baş köşede, babam ve Ahmet amca da onun sağında ve solunda bir şey hakkında konuşuyorlardı. Bu seferde Cihangir babamlarla toplantı yapıyordu.
"Bölüyorum ama Ahmet amcayla konuşmam lazım şu sözleşme işi için." Dedim. Cihangir önce bana baktı daha sonra arkasına yaslanıp bakmaya başladı. Gerilmiştim.
"Ne sözleşmesi Deniz." Babam konuşunca kapıyı kapatıp yanlarına doğru yürümeye başladım.
"Selin'in sözleşmesinde hata olmuş maaşıyla alakalı Derin yapmayınca Ahmet amcanın yanına geldim." Dedim.
Elimdeki ortadan ikiye ayrılmış ve hasar almış kağıtlara baktı.
"Kavga mı ettiniz." Babamın sorusuyla başımı salladım.
"Ne yanlışı varmış Deniz yine nasıl bir sorun buldun acaba merak ediyorum kızım." Bıkkınlıkla konuşmuştu babam.
"Selin'in maaşının %30 unun bir yıl kesileceği yazılmış." Güldüm ve devam ettim.
"Böyle bir halsızlık var mı yoksa sırf benim arkadaşım diye mi bunlar başımıza geliyor." Tek kaşımı kaldırmıştım.
Babam da imayla güldü.
"Düşün bakalım başını bunlar neden geliyor." Gerilmiştim babamın söyledikleriyle.
"Her neyse düzeltilsin hemen böyle bir saçmal.." sözümü kesti.
"Ablan nasıl hazırlamışsa doğru hazırlamış sözleşmesi bu kabul ederse kalsın etmezse gitsin." Sinirden ellerim titriyordu.
"Ben maaş alacak mıyım." Dediğimde Cihangir'in başı bana dönmüştü görüş açımdaydı.
"Ne diyorsun." Dedi babam.
"Burada çalışıyorum maaşım vardır değil mi müdürüm sonuçta." Kaşlarını çatıp başını salladı.
"Güzel, ne kadar." Sinirle ellerini masaya koyup ayağa kalktı.
"Deniz sabah sabah beni delirtme.!" Ama sen hep deliriyorsun babacım.
"Maaşımla kesilen %30 u ben ödeyeceğim bilerek yapıyorsunuz sırf çocuklarını tehdit ederek girmesini sağladım diye bile.." Sustum. Allah benim belamı versin.
"Abin ve ablanı tehdit mi ettin.!" Bağırmıştı.
"Levent tamam sesini yükseltme çocuğa Deniz haksızlığa gelemiyor bilmiyor musun.?" Ahmet amca koluma dokunup gülümsemişti.
Cihangir hala sessizce ve şaşkınlıkla bana bakıyordu. Masanın üzerinde duran ellerinin arasındaki kalemi çeviriyordu.
"Tamam sözleşmeyi bu haliyle imzalıyoruz kalan kısmını benim maaşımdan kesip ekleyin." Suyuna gitmeye çalıştım ama hala sinirliydi.
"Deniz çık sonra gelirsin yine sinirlerimi alt üst ettin." Gülümsedim.
"Ahmet amca şu sözleşmeyi hakkıyla hazırlayıp bana haber verir misin gelir alırım." Babam bir şey dememişti söylediğime.
"Ahmet tamam hazırla sen sözleşmeyi Deniz ne diyorsa yap ilgilen." Böyleydi işte. Kendi ilgilenmez başkasına söylerdi.
"Kusura bakmayın Cihangir Bey, Deniz biraz fazla asi, toy zamanları." Babamı boğasım geliyordu.
Ben de başımı Cihangir'e çevirince onun zaten bana baktığını fark ettim.
"Evet Cihangir Bey arkadaşıma yapılan haksızlıktan dolayı biraz asileştim kusura bakmayın siz devam edin lütfen." Diyip Ahmet amcaya döndü.
"Sana güveniyorum Ahmet amca beni bir daha uğraştırma lütfen maddeleri tek tek kendim okuyorum avukata bırakmıyorum." Ahmet amca güldü.
"Tamam kızım ."
Cihangir gözlerini kısıp sıkıntılı bir nefes verdi. Bir şeyleri anlamlandırmaya çalışıyormuş gibi bakıyordu.
"Akşam direkt eve geçiyorsun Cihangir beyle yemek yiyeceğiz dışarıda." Babamın konuşmasıyla sinirlenmiştim ama belli etmemeye çalıştım.
"Tamam sözleşme güzel bir şekilde hazırlanırsa gelirim." Dediğimde babam ayağa kalktı.
"Geç odana orada konuşacağız bu tehditleri." Babam kolumdan tutup bir iki adım attığında Cihangir'in sesini duydum.
"Levent Bey." Dediğinde babam sakinleşmek ister gibi ona baktı.
Ben hala babamın kolumu sıkan ellerine bakıyordum.
"Toplantıyı bölmeyelim siz sonra konuşursunuz fazla zamanım yok geçin lütfen." Dedi Cihangir.
Babamın kollarımı tutan eli gevşediğinde sol elimle sıktığı yeri okşadım. Gözlerim dolu doluydu ama hemen yaşları geri gönderdim.
"Cihangir bey kusura bakmayın lütfen Deniz'i şirkete alma fikri sanırım yanlıştı size de mahçup oluyorum sürekli." Dedi daha demin kolumu sıkan o değilmiş gibi sevecen sesiyle.
"Önemli değil Levent bey oturun lütfen." Cihangir'in konuşmasından sonra komut almış gibi hızlıca yanımdan geçip koltuğuna geri oturdu.
Ben de arkamı hiç dönmeden hızlı bir şekilde kapıyı açıp geri kapatmadan sinirli sinirli yürümeye başladım.
Babamın odası cam olduğu için şu an bana baktıklarını hissedebiliyordum.
"Deniz hanım." Arkamdan bir kızın seslenmesiyle dolu gözlerimle ona döndüm.
İlk başta afalladı ama sonra gözlerini kaçırıp konuya girdi.
"Deniz hanım, Ceyda ben hoş geldiniz demek istemiştim sanırım yanlış bir zaman iyi misiniz.?" Kızın sorusuyla oturup ağlamak istemiştim.
Burnumu çekip boğazımı temizledim. Gülümseyip konuştum.
"İyiyim teşekkür ederim yanlış zaman değil." Elimi uzattım.
"Memnun oldum Ceyda." Dedim.
Afallayarak elime baktı bir süre elimi tutmamasına şaşırdım ama sonra hemen titreyen elini uzattı. Tokalaştıktan sonra hangi bölümde çalıştığını sordum.
"Ben yani ben asistanım sadece Deniz hanım bi departmanda değilim." Dedi tuhaf sesiyle.
"O da bir departman değil mi Ceyda niye öyle diyorsun asistanlar olmasa bu patronlar ne yapar senin haberin var siz şirketin eli kolusunuz." Ceyda'nın şaşkınlıkla bakan gözlerine güldüm.
"Niye öyle bakıyorsun." Dedim gülerek.
"Deniz hanım yani..lütfen yanlış anlamayın sadece siz." Kaşlarımı ne söylediğini anlamak ister gibi hafifçe çattım.
"Söyle söyle yanlış anlamam." Dedim.
"Deniz hanım siz ablanıza benzemiyorsunuz yani lütfen kötülediğimi düşünmeyin anlarsınız yani nasıl desem." Ceyda'nın kıvranması sesli bir şekilde gülümsememe sebep oldu.
"Anladım ben seni Ceyda sorun yok yanlış anlamadım merak etme bir sıkıntın olduğunda yanıma gelebilirsin odamı biliyorsun zaten değil mi.?" Dediğimde gülerek hızlıca başını salladı.
"Güzel o zaman ben artık gideyim kolay gelsin sana da tekrardan memnun oldum."
"Ben de çok memnun oldum Deniz hanım hoş geldiniz." Dedi ve gülümseyerek arkasını dönüp gitti.
Odama doğru gideceğim sırada asansörden inen ve geçen gün Cihangir'in kolunu okşayan kadın dikkatimi çekti.
Tam üzerime doğru dalgın bir şekilde geldiği için yana çekilmeme fırsat kalmadan omzuma çarptı.
"Pardon kusura bakmayın lütfen." Dedi hemen.
Bana dönüp gülümsedi.
"Sorun yok siz iyi misiniz." Dedim.
"Teşekkür ederim iyiyim Sıla ben Sıla Arslanoğlu." Diyip elini uzattı.
Şaşırmıştım.
"Cihangir beyin.." diyip sustum.
"Kardeşi." Dediği an kaşlarım yukarıya kalktı. Gülümsedim.
"Deniz ben de." Diyip uzattığı elini sıktım.
"Abinizin yanına mı gelmiştiniz babamın odasında toplantıdalar isterseniz onlar çıkana kadar benim odama geçelim hem Serkan da orada yani abinizin ortağı Serkan tanıyorsunuzdur." Benim böyle hızlı hızlı konuşmam onu güldürdü. Ben de güldüm.
"Lütfen Hanım demeyin Sıla yeterli ve evet Serkan'ı tanıyorum teşekkür ederim çok naziksiniz." Dedi.
"O zaman sen de hanım deme sadece Deniz." Diyerek yürümeye başladık.
"Yeni mi gelmeye başladın seni hiç görmedim." Dediğinde yan yana yürüyorduk.
Gören bir kaç kişi dikkatli bir şekilde bize bakıyordu.
"Evet daha dün başladım sanırım artık buralardayım."
"Hayırlı olsun sevindim ben de abimin şirketinde avukatım abim burada olunca gelip gidiyorum Derin hanımla takılıyordum ama eğer sen de istersen geldiğimde kahve içelim." Şaşırmıştım.
"Tabii ki ben hep buralardayım ne zaman gelirsen uğra." Dediğimde odamın kapısını tıklatıp ses gelmesini bekledim.
Selin'in sesini duyunca açtım.
"Sıla." Serkan ayağa kalkıp Sıla'ya sarılınca Selin ne oluyor gibisinden bana baktı.
"Sıla, Cihangir Bey'in kardeşi." Sılaya Selin'i gösterdim.
"Selin benim en yakın arkadaşım ve şirketimizin yeni mimarı." Dediğimde ikisi el sıkıştı.
"Kahve yapayım mı sana." Serkan'ın sorusuna Sıla başını sallayınca ona da getirdiğim kahveden yaptı.
"Deniz sen içmiyor musun." Selin'in sesiyle irkildim.
"Bir şey mi oldu." Selin ayağa kalkıp yanıma geleceği zaman gülümsedim.
"Çay dolduracağım kendime bir şey yok Selin kahve yapayım mı sana bitti mi." Dedim ama bakışları inanmadığını belli ediyordu.
"Çok içtim sen yokken bir tanem gel ben sana doldururum sen otur bir şey de yemedin." Dedi Selin.
"İyiyim ben siz ne yaptınız." Diyip çayı doldurmaya başladım.
"Selin'le sohbet ettik çok keyifliydi sen ne yaptın sözleşme tamam mı.?" Serkan'ın sorusuyla duraksadım.
Hepsi bana bakıyordu.
"Evet evet sorun yok Ahmet amca bir tane maddeyi düzeltiyor bir kaç saate hazır olacak." Kupamı alıp yanlarına geçtim.
Sıla da kahvesini içiyordu.
"Deniz alıştın mı şirkete sanırım ilk defa çalışıyorsun." Dedi Sıla.
"Evet şirkette ilk defa çalışıyorum." Dediğimde kaşlarını çattı.
"Şirkette..yani başka bir yerde çalıştın mı." Dedi.
Selin güldü.
"Deniz, çalıştığım bazı yerlerde beni tek bırakmamak için çalışıyordu." Gülümsedim.
"Nasıl yani." Serkan'ın şaşkın sorusuyla ona baktım.
"Ne nasıl yani çalışamaz mıyım." Dedim şakasına.
"Yanlış anlama ama sen..yani baban Levent Bolat başka yerde çalıştığını hayal edemiyorum." Diyip gülümsedi.
Sıla dikkatle bana bakıyordu.
"Başka yerde çalıştığımdan haberleri yok zaten ben Selin tek kalmasın diye yanında duruyordum o kadar." Kestirip atmak ister gibi konuşmuştum.
Biraz onlar kendi aralarında konuştuğunda ben de babamın odada beni rezil etmesini düşündüm.
Sürekli ya abim ya babam beni rencide etmeye çalışıyorlardı. Tamam bu normalde benim için sorun değildi ama Cihangir'in yanında yapılınca rahatsız oluyordum.
Onun yanında rezil olmak istemiyordum.
Derin bir iç çektiğimde ortamdaki konuşmalar kesildi.
"Deniz." Selin koluma dokununca ona baktım.
"Bir şey mi oldu iyi m.." Konuşmasını kesen Sıla'nın telefonunun çalmasıydı.
Selin'in elini tuttum.
"İyiyim gerçekten." Dediğimde Sıla da konuştu.
"Efendim abicim." Dedi.
Çaktırmadan tüm dikkatimi onlara vermiştim.
"Deniz'in odasındayız Serkan'da burada."
Serkan ve Selin'in bakıştıklarını görüp gülümsedim.
Bunlar'dan olacak gibiydi.
"Tamam abim." Sıla telefonu kapatıp bana baktı.
"Abim de geliyor." Dediğinde başımı salladım.
Odama bak şampiyonlar ligi gibi oldu sabah sabah.
Bir süre sonra kapı açıldığında Cihangir gelmeden kokusu burnuma dolmuştu.
"Kardeşim." Serkan ayağa kalkıp Cihangir'in yanına gitti. Ben sadece elimde kupamla onları izliyordum.
"Sana Deniz'in getirdiği efsane kahveden yapayım geç." Dediğinde Cihangir bana baktı. Serkan'ın herkese kahve teklif etmesine gülmek istedim.
Ben de onun gibi göz temasımı kesmeden bakmaya devam ettim.
Sıla' nın boğazını temizlemesiyle Cihangir'in gözleri ona döndü ben de önüme döndüm.
"Abi toplantıdaymışsın Deniz söyledi bizde onun odasına geçtik." Açıklama mı yapıyordu o şu an.
Cihangir Sıla'nın yanına gelip başından öptü.
Bazen Sıla olmak isters..
Ne diyorum ben.
"Sorun yok Sıla bir daha benim odamda bekle." Tek kaşım yukarıya kalktı.
Serkan'da gelip kahveyi Cihangir'in önüne koyduğunda konuştu.
"Deniz odayı mutfak gibi yapmış ben de odamı böyle yapacağım." Serkan'ın söylediğine güldüm.
"Kendi şirketimde böyle bir şeye izin vermeyeceğimi biliyorsun Serkan." Sert sesiyle konuştu Cihangir beyimiz.
Alayla güldüm.
"Allahtan sizin iş yerinizde çalışmıyorum Cihangir Bey." Dedim.
Ortam sessizleşince Sıla konuştu.
"Deniz, ablanla da böyle kahve molaları yaparsınız şirkette çok şanslısın." Dedi.
Güldüm.
"Ablam ve abimle ayn.."
Kapının birden açılması beni hem korkuttu hem de çayın birazının elime dökülmesine sebep oldu.
"Deniz sen beni delir.!" Arda yüksek sesiyle konuşarak içeri dalınca herkes sustu.
Bu niye gelmişti şimdi.?
BÖLÜM SONU
Bölüm nasıldıı
Buradan ve instagramdan takip etmeyi unutmayın beybiler
İnsta: minabuse_
Oy vermeyi unutmayın sınırlar 300 oy 300 yorum.
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
