20. bölüm / 36
Vurgun20. BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 20. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalar...
Lorde~ Team
Kemeri taktıktan sonra hemen kapımı kapatarak hızlı adımlarla kendi tarafına geçerek hızla arabayı yola çıkarttı.
İlk defa hızlı giden bir arabadan korkmadım.
İlk defa bu hızda yolu kontrol etmedim.
Cihangir'e bıraktım kendimi.
Hem kendimi hem de kalbimi Cihangir'e bıraktığımı yakın zamanda anlayacağımı bilmeden yol boyunca ona bakmaya devam ettim.
*********************
Hastaneden çıktıktan sonra kolumun ezildiğini öğrenmiştik. Cihangir doktora sürekli bu kadar morarmasının normal olup olmadığını sormuştu.
İki kere röntgen çekilmiş Cihangirin ısrarı yüzünden.
Sonuç yine aynıydı.
Ezilmişti. Çatlak ya da kırık yoktu.
"Ağrımıyor değil mi.?" Şu an eve dönüş yolundaydık ve Cihangir arabaya bindiğimizden beri yedinci kere aynı şeyi soruyordu.
"İyiyim Cihangir ağrımıyor merak etme ilaçları da içtim zaten sabaha kadar ağrımazmış söyledi ya doktor sende duydun." Ben konuşurken başını sallayıp arada bir bana bakıyordu.
"Morluk bileğine kadar inmiş." Onun gibi bende bakışlarımı koluma indirdim.
Gerçekten de sol kolum komple mordu.
Bandaj vermişlerdi ama kolum hala şişmeye devam ettiği için takmamıştım.
"Ağrımıyor ama merak etme." İçini rahatlatmak için söylediğim cümleyle iç çekti.
Sigarasına uzanıp yaktığında camlarıda aralamıştı.
O sigarasını içerken ben de ilaçlardan dolayı mayışmış bir şekilde başımı cama yaslamıştım.
"Sabah neden hepiniz gittiniz...aynı anda." Cevap vermeden sigarasını içine çekti.
Sağ kolumla moraran kolumu tutarak tekrar cama yaslandım.
Gözlerimi kapatıp yolculuğun bitmesini bekliyordum ama Cihangirin susmayan telefonlarıyla başım çatlamak üzereydi.
Bir kaç kişiyle konuşup benim için çıktığı toplantıyı telafi edeceğini söylemişti.
Sanırım önemli kişilerdi ve Cihangir bugün toplantının ortasında çıkmak zorunda kalmıştı.
Tanıdık evi görmemle başımı camdan çektim.
Bahçeye girdiğimizde korumalar hemen ikimizinde kapısını açmıştı ama Cihangir benim kapımın açılmasına rağmen olduğum tarafa gelip inmeme yardımcı olmuştu.
"Gel bakalım." Eli tekrar belimi kavradığında kendimi ona bıraktım. Tekrar.
Dış kapıdan çıkan kişilerle görmek istemediğim kişiyle göz göze gelince hemen önden koşarak gelen Sıla'ya baktım.
"İyi misin eve yeni geldim dedem anlattı geçmiş olsun ağrın var mı şu an...kırılmış mı ne olmuş abi." Cihangir ona cevap vermemişti.
"İyiyim Sıla kırık değil sadece ezilmiş." O hala kaşlarını çatarak koluma bakıyordu.
"Çok kötü olmuş nasıl sadece ezik emin misiniz.?" Başımı salladığımda bu sefer karşımda Saffet bey duruyordu.
Hemen sağ koluma elini atıp okşadı.
"Geçmiş olsun Deniz, iyi misin.?" Tebessüm etmeye çalışarak başımı salladığımda burukça gülümsedi.
"Sadece ezilmiş iyiyim Saffet bey merak etmeyin...etmeyin derken etmiyorsunuzdur zaten ama lafın gelişi öyle söy.."
"Çok merak ettim ve sürekli Muratla telefonda konuşup durumun hakkında bilgi aldım." Murat bey benimle ilgilenen doktordu.
Ben Saffet beyin dediklerinin şokundayken belimden çekilen ellerle kendimi boşlukta hissettim.
Cihangir yanımdan gitmişti.
"Gel hadi içeri geçel.."
Cihangir'in abime yumruk atmasıyla başlayan kavgayı kimse ayırmak için bir şey yapmadı.
"Siktiğimin piçi." Cihangir abime bir kere daha yumruk atıp onun yere düşmesini sağladığında abim karşılık vermiyordu.
"Bu son uyarıydı Cesur...bir kere..bir kere daha Deniz'e zarar geldiğini duyarsam seni doğduğun yere geri sokarım." Abimin bir şey demesine fırsat vermeden bir yumruk daha attığında Saffet bey ikisinin yanına gidip Cihangiri abimin üzerinden aldı.
"Siktir git şuradan başlatma kızına...Deniz buradayken bir daha buraya gelmeyecek bu piç...duydunuz mu dede."
"Yeter Cihangir geç şuraya.!" Saffet bey zorla tuttuğu torununu benim tarafıma doğru ittirdi ama o kıpırdamamıştı bile.
Ayliz fırsattan istifade benimle konuşacağı zaman hemen Cihangirin yanına gidip kolunu tuttum.
O kolunu benden kurtarmak için ittireceği zaman göz ucuyla kolunu tutan kişiye yani bana bakınca hareketleri durdu.
"Aç mısın.?" Abim yerde ağzı burnu kan içinde yatarken bana sorduğu soruyla Sıla'nın gülmesi bir olmuştu.
"Kalk şuradan." Ayliz abimin yanına eğilmiş elinden tutup kaldırmaya çalışıyordu.
"Biraz." Dedim Cihangirin gözlerinin içine bakarak.
"10 dakikaya sofra hazır olur salona geçelim mi.?" Cevabımı beklemeden elini tekrar belime atmış yürümeye başlamıştı bile.
Tüm kaosu arkamızda bırakarak şaşkın bakışlar eşliğinde içeriye geçtik.
Cihangir refleks olarak kolumu tuttu. Sanırım istemsizce olmuştu.
Şu an elim onun büyük avucunun içindeydi.
Eli büyük olanın..
Düşündüğüm aptal şeyle gözlerimi kocaman açıp sanki düşüncemi duymuş olabileceğini düşündüğüm adama baktım.
"Ne oldu." Dedi hemen.
"Aklıma bir şey geldi." Geçiştirmek için böyle dedim ama o konunun devam etmesi için konuştu.
"Ne geldi aklına Deniz."
Söyle..söylesene.
"Kolum kaç gün mor kalacak onu düşünüyordum." Gözlerini kısarak yandan bir bakış atıp geri dönüne döndü.
"Seni biraz tanıdıysam şu an yalan söylüyorsun." Başımı eğip ayaklarımızın adımlarken ki uyumlarına baktım.
Normalde geniş adım atan adam benim için küçük adımlar atıyordu.
Bu kattaki lavabonun önünde durduğumuzda ikimiz beraber girince önce şaşırsam da sonra elime sabun dökmesiyle içimde tarif edemediğim bir hisle ona bakmaya başlamıştım.
Cihangir ellerimi yıkıyordu.
"Yüzünü de yıkayalım mı.?"
"Olur." Şu an ne dese evet diyebilirdim.
Başımı biraz eğdiğimde yüzümü de yıkadı.
Beni bekletmeden hemen havluyla elim ve yüzümü kuruladıktan sonra kendi ellerini yıkamaya başlamasıyla çıkacakken beni durdurdu.
"Beni bekle...bekler misin.?" Kendini düzeltip sonradan soru sormuştu.
Bir şey demeden bekledim.
O da yüzünü yıkadığında başka bir havluyla hemen yüzünü sildi.
"Cihangir.?" Ayliz'in kapının arkasından gelen sesiyle biraz kapıyı araladım.
"Geliyoruz." Dedi arkamda kalan adam.
Ayliz ikimize dikkatlice bakıp yürümeye devam ettiğinde ben de yanlış anlaşılmamak için tuvaletten çıkıp kapının dışında beklemeye karar vermiştim ama Cihangir bir kaç saniye sonra yanıma gelip yürümeye başlamıştı.
Belimizi tutmadı.
Bana büyük geçmiş olsundu gerçekten.
"Bahçede yiyin yemeğinizi Deniz'de hava alsın Cesur gelir birazdan salona." Saffet bey Cihangirin arkasındaki beni görünce sustu.
"Gel bakalım iyi misin.?" Gülümseyerek konuşup yanını gösterince içten içe şaşırsamda ben de ona gülümsedim.
"İyiyim teşekkür ederim." Yanına oturduğumda kolumu tutup kaşlarını çatarak baktığında Cihangir'e baktım.
O da koluma sinirle bakıyordu.
Kolumun suçu ne Cihangir...kazazede.
Gözleri gözlerimi bulunca yüz ifadesini düzeltip göz kırpınca tekrar Saffet beye bakmaya başladım.
"Çok morarmış acımıyor değil mi eminsin."
"Gerçekten acımıyor Saffet bey ilk başta çok acıdı ama şu an acı yok." Çenesini büküp başını salladı.
"Karışma bir daha bırak yesinler birbirlerini girme araya. İttiği halde Ayliz'in önüne geçmişsin izledim kameradan." Saffet bey bunu söyleyince Cihangir hızla yerinden kalkıp içeriye doğru yürümeye başladığında nereye gittiğini bilmiyordum.
Karşımıza oturan Sıla dedesinden çekindiği için konuşmuyordu ama gözleriyle kolumu gösterip nasıl diye sormuştu.
Ona elimle iyi işareti yaptığımda gülümseyip önüne döndü.
"Gelen çocuk kimdi.?" Saffet bey bunu Sıla'ya sormuştu.
"Hangi çocuk." Dedi kaçamak bir şekilde.
"Başlatma şimdi hangi çocuğuna...boynuna sarıldığın çocuk." Gözlerimi kocaman açıp Sıla'ya baktım.
Yüz ifadesini görünce hemen başımı yere eğip gülümsedim.
"Sarılmadım ki dede bir arkadaşım işte." Saffet bu cevaptan memnun olmamıştı.
Kim olduğunu ben de merak etmiştim. Sanırım sevgilisi vardı.
Kapının oradan kopan bir bağırışla kalkacakken Saffet bey diğer kolumdan tutup beni durdurdu.
"Bahçeye masa kuruldu açsındır yemeğini ye Cihangir gelir birazdan." Kararsız kalınca Sıla'da yanıma gelmişti.
"Hadi gel Deniz başın dönüyormuş sonra, beraber gidelim abim gelince ben kalkarım."
"Bazen doğru düşünebiliyorsun üç numara." Saffet beyin dediğine güldüğümde Sıla alınmış gibi sağ koluma girip önden önden yürümeye başlayınca ona ayak uydurdum.
Dışarıya çıkıp masaya yürüdüğümüzde ön kapının oradaki bağırış seslerini duyuyorduk.
Sanırım Cihangir ve abim yine kavga ediyorlardı ve Ayliz ayırmaya çalışıyordu.
"Abimi ilk defa böyle görüyorum." Dalgınlıkla konuşan Sıla'ya baktım.
"Deniz benim abim ne gece yemek yer ne de bu kadar sık güler...bizim yanımızda bile bu kadar güldüğüne şahit olmadım ben." Yorum yapmadım ama devam etmesi içinde içimden dualar ediyordum.
"Dün mutfaktan sesleriniz geliyordu...Abim sanırım hayatının aşkını buldu." Gözlerimi kocaman açarak etrafa baktım.
"Saçmalama." Dedim sessizce.
"Deniz abim seni hayvan gibi kıskanıyor farkında değil misin bunun." Değildim.
Değildim çünkü kıskanmıyor.
"Kıskanmıyor...kıskanacağı olaylarda olmuyor zaten neden kıskansın ki."
Öyle mi der gibi bakıp tekrar konuştu.
"Adam konu sen olunca farklı birine dönüşüyor bunca yıllık abimi tanıyamıyorum...seni ilk gördüğü gün eve geldiğinde şuraya geçip iki saat boyunca denize baktı." Eliyle geçen gün Saffet beyle konuştuğumuz yeri gösterince oraya baktım.
"En küçük kızlarını plana dahil etmeyeceğiz dediğinde şaşırdık...senin yaşını yanlış mı biliyormuşuz, o yüzden mi öyle dedi diye düşündük ama her şey doğruydu."
"Dedem köpürdü tabii ki."
Gözlerim, az önce öğrendiğim ve Cihangirin iki saat boyunca durup denize baktığı yerdeydi.
"Olmaz dede, o kız olmaz dedi abim."
"Ablam sinir krizleri geçirdi kızdı abime ne var bu kızda dedi...abim de her şey dedi..her şey var o kızda dedi." Sıla bu şekilde konuşurken gelen adım sesleriyle hemen arkama baktım.
"Kendinden ve ailesinden başkasını düşünmeyen adam sana değerli bir varlık gibi davranıyor nasıl farkında olmazsın."
"Abin geliyor." Fısıltıyla söylediğimde o da arkamıza bakıp başını salladı.
"İçeri." Cihangirin sert sesiyle Sıla kaşlarını kaldırarak gülümsedi ve omzuma dokunarak yerinden kalkarken Cihangir karşıma geçmiş ayakta dikiliyordu.
"Koluna bakabilir miyim.?" Ben ona alttan alttan bakarken o hala üzerimde olan civcivli pijama üstümün kolunu hafifçe kaldırıp tekrar tekrar ve tekrar koluma baktı.
"Neden başlamadın." Kolumu yavaşça bıraktıktan sonra karşı sandalyeye geçip oturdu.
"Deniz." Daldığım düşüncelerden sıyrılıp hemen ona baktım.
"Özür dilerim." Bunu söylememle kaşlarını çatıp gözlerini kısarak bakmaya başladı.
"Neden."
"Ne neden." Dedim safça.
Cihangir bir süre yüzüme baktıktan sonra tabağıma bir parça tavuk koyduğunda ben de tabağıma baktım.
"Böleyim mi.?" Başımı iki yana salladım.
Bu kadarına gerek yoktu.
"Hallederim teşekkürler." Çatalımı elime alıp yemeğe başladığımda aklım hala Sıla'nın söylediklerindeydi.
Cihangir kendi ağzıyla söylemişti hoşlanmadığını. Onlar yanlış anlıyordu çünkü adam kendisi söyledi ve ben kendi kulaklarımla duydum.
Sıla'ya yarın bu detayı da söylesem iyi olurdu.
"Deniz, sen iyi misin Sıla mı canını sıktı.?" Sıla kısmını sertçe sormasına gülümsedim.
"Sıla, Saffet beyden sonra evde anlaşabildiğim tek kişi onunla ilgili değil...bugün olanları düşünüyordum abim ve Ayliz'in kavgaları, sizin beni Güneş'le evde tek bırakmanız."
Elindeki çatalı bırakmış beni dinliyordu.
"Ben çocuk değilim Cihangir." Anında cevaplamıştı beni.
"Değilsin." Geriye yaslanıp ellerini ayırarak masaya koyunca gözüm bir an gömleğinin altındaki kaslarına takılsada kendimi hemen toparladım.
"Değilim." Dedim saçmalayarak.
Bakışmamızı bölen onun çalan telefonu olunca gözlerini benden ayırmadan ve arayana bakmadan telefonuna uzanıp ekranı kapattı.
Bu hareketinin gözüme fazla karizmatik gelmesi normal miydi yoksa ben o ne yapsa karizmatik mi buluyordum.
"Yemeğine devam et lütfen soracaklarını daha sonra sorarsın."
Sen böyle bakarken ben nasıl yemek yiyebilirim ki Cihangir.
Gözlerimi ondan zor da olsa çekip çatalımı elime tekrar alıp dediği gibi yemeğime devam ettim.
Onun bana bakan bakışlarına karşılık vermeden karnımı doyurmuştum...
Geçen on günün ardından kolum artık daha iyiydi. Mor değildi ama hala biraz sarı duruyordu.
"Önce üçümüz Güneş'i alıp rahat bir yerde konuşalım."
Şu an tüm ekip salonda oturmuş pediyatri doktorunu dinliyorduk.
Abimi Güneş'e söyleyeceklerdi ama Ayliz onun en az hasarla öğrenmesini istediği için Mercan hanımı buraya çağırmıştı. Arkadaşıydı Ayliz'in.
Cihangir'in istemsizce bacağıma attığı eliyle anında bakışlarım onu buldu ama o yine istemsizce elini hemen geri çekmişti.
Ortam fazla gergindi.
Saffet bey dün bu olayı öğrendiğinden beri kaşları çatık bir şekilde geziyordu.
Cihangir'de öyle tabi ki.
"Biz çalışma odasına çıkalım o zaman ya da benim odama geçelim Güneş'i de alalım bitirelim artık bu olayı Mercan." Mercan hanım arkadaşına başını salladıktan sonra Ayliz, Cihangir ve dedesine bakarak ayaklanınca abimde onları takip etmişti.
Kollarını dizlerinin iki yanına koyan Cihangir gergince dedesine baktı.
Saffet beyde ona bakınca bu sefer ben gerilmiştim.
Şu on günde Cihangir bana karşı öncekine göre biraz mesafeli davranmaya başlasa da Saffet bey ve Sıla ile gayet iyi anlaşıyordum.
Saffet bey bana kütüphanesinden kitap seçmeme izin verdiği günden beri bu evdeki favori insanımdı.
"Çıkalım mı.? Geç kalmayalım." Cihangir dedesinin cevabını beklemeden ayaklandığında ben de onunla beraber kalktım.
"Bugün ben de şirkete gelebilir miyim.? Selin'i görmüş olurum." Selin ısrarlarıma dayanamayıp şirkette işe başlamıştı.
Serkan o şirkete çok uğramıyor diyerek Sıla'yla beraber onu kandırmıştık ama iki gündür telefonda Serkan'ın sürekli şirkette olduğunu söyleyip bana sitem ediyordu.
"Şirketine gelmek için izin alma Deniz." Sesi yine sert çıkmıştı ve konuşurken yüzüme bakmıyordu.
"O zaman ben sizi bekletmeyeyim hazırlanacağım sizden yarım saat sonra evden çıkarım." Saffet bey bekleyelim dese de Cihangir benim söylediklerime anında başını sallayıp yanımızdan ayrılınca bozulsam da Saffet beyi tek geleceğime ikna edebilmiştim.
Merdivenlerden çıkarken düşünüyordum.
Bu adama ne olmuştu.
Her şey evlenene kadarmış işte. Taktikmiş yani.
Öyle miydi gerçekten.
Cihangir böyle birisi miydi.
Aklımdaki düşüncelerle dolaptan kombinimi seçip üzerime geçirdim.
Beyaz kot pantolon ve beyaz bluz giymiştim.
Üzerime pembe bol bir blazer ceket alıp ayağıma benden beklenmeyecek şekilde topuklu ayakkabı geçirdim.
Pembe çantamı da aldıktan sonra tamamdım.
Şirkete Selin'in ilk iş gününde de gittiğim için yolu artık biliyordum.
Merdivenlerden inerken abimlerin sesleri gelince hızlı hızlı inmeye başladım.
Sanırım konuşma başlamıştı.
Güneş bir kaç dakika sonra abimin onun babası olduğunu öğrenecekti.
Durduk yere baba tarafı olmuştum iyi mi.?
Acaba hala yerine bana teyze der miydi.?
Ya da hep böyle abla olarakta kalabilirim bir şey olmaz.
Cihangir'in bana karşı olan tavırları aklıma gelmesin diye zihnimi saçma sapan şeylerle meşgul etmeye çalışıyordum.
Şirkete geldiğimde Cihangir plakamı güvenliğe verdiği için anında otoparka girip Arslanoğullarına ait otoparka park ettim.
Çantamı alarak arabadan indiğimde sakin adımlarla içeriye ulaşmıştım.
Bana dönen bakışlara karşılık vermeden hemen asansöre geçtiğimde katı tuşladım.
Sıla'ya mesaj attıktan sonra cevap vermesiyle rahatlamıştım.
Habersiz gelmiştim ve en azından tanıdık birisinin yanımda olmasına ihtiyacım vardı.
Asansörün kapısı iki yana açıldığında karşımda gördüğüm kadınla gülümsedim.
"Hoş geldiniz Deniz hanım çok şıksınız buyrun lütfen." Eliyle koridoru göstermesine gülümsedim.
Bir kaç adımda yanıma gelerek bana sarıldığında ben de ona sarıldım.
Sıla'yla bu aralar iyiydik. Yaptıklarını unutmadım ama pişmandı ve bunu bana hissettiren tek kişiydi.
Abim ve Ayliz'de bana yanlış yaptılar ama onların pişmanlıklarını şu on günde hiçbir zaman hissetmedim.
Sıla her gün yanıma gelip koluma kremlerimi sürmüştü. Gece yatmadan önce odama su getiriyordu bazen.
Beni düşünüyordu.
Sıla ile yakınlaşırken Cihangir ile uzaklaşmıştık.
Nedenini ve nasılını ben de bilmiyorum ama öyleydi. Evden erken çıkıp geç geliyordu.
Bizimle karşılaşmamak için.
Sadece bugün Güneş için erkenden çıkmamıştı. Yoksa gün aymadan gidiyordu.
"Gel odama geçelim Selin toplantıda, çıksın onu da çağıralım." Yürümeye başladığımızda Sıla koluma girmişti.
Çalışanların yoğun bakışlarıyla beraber odaya yürürken gözüme takılan kapıya baktım.
Cihangir'in odasının kapısı kapalıydı. Perdeleride sonuna kadar kapatılmıştı.
Sıla sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi konuşunca kendimi toparladım.
"Abim gelir gelmez toplantıya geçti Selin'le aynı toplantıdalar zaten haberleri alırız ondan." Başımı iki yana sallayarak boğazımı temizledim.
"Ne haberi alacağız Sıla banane ondan...bize ne yani geç gelmiş erken gelmiş bize ne, bizi ne ilgilendirir isteyen istediği saatte gelsin bana ne..bize ne abinden." Sıla'nın adımları durunca ben de durmuştum.
"Geç gelmesine mi bozuluyorsun." Başımı sağ tarafa döndürdüm ve kolumu kaşıdım.
Bir de erken çıkmasına...
"Deniz." Cevap vermedim.
"Umrumda değil hangi saatte geldiği, bozulmuyorum kimseye." O ağzını bir kaç kere açıp kapattığında ben tekrar yürümeye başlamıştım.
"Ablamlar konuştu mu Güneş'le."
"Ben çıkarken konuşuyorlardı...arkadaşı geldi Mercan hanım konuşup odaya çıktılar...şu an öğrenmiştir." Düşen yüzüyle beraber arkamdan geliyordu.
Sıla'nın odasına geçtiğimizde ortak noktalarımızdan konuşarak vakit geçirmiştik.
Odasına sürekli birileri gelip gidiyordu ve gelmişken Sıla onları benimle tanıştırıyordu.
Tabi sadece önemli yetkide olan kişilerle tanışıyordum.
"Abim senden mi kaçıyor ben mi yanlış anlıyorum." Sıla dan diye konuya girince şaşkın şaşkın ona baktım.
"Niye kaçsın ki benden bir şey yapmadım. Tartışmadık bile." Güldü.
"Senden ya da sana olan hislerinden." Konu git gide ilgilimi çekmeye başlıyordu.
Ona ne diyorsun gibi bakınca kahkaha attı. Ben de güldüm.
"Abinin bana hisleri falan yok." Keşke olsaydı.
"Ablama öyle dediyse ne olmuş...belki o an öyle söylemesi gerekmiştir ne biliyorsun." Ayliz ve ikisinin konuşmasını Sıla'ya geçen gün anlatmıştım.
Cihangir ve benimle ilgili fazla destekleyici konuşuyordu Sıla.
"Hayır ciddiydi." Ofladı.
Koltuğunda döndükten sonra ayağa kalkıp pencereyi açıp yaslandı.
Kapı çalındığında Sıla'nın seslenmesiyle açıldı.
Tanıdık gelen yüzle gözlerimi kısarak baktım. Geçen gün Ayliz'le yanımıza gelen kızdı. İsmini hatırlamıyorum ama bir şey müdürüydü.
"Emel, ben dosyaları hazırlayıp göndermiştim bir sorun mu var.?" Evet adı Emel'di.
Şimdi hatırladım.
"Sıla hanım.." Elinde tepsi ve tepside iki fincan kahve vardı.
"Misafiriniz olduğunu bilmiyordum biraz konuşuruz diye kahve getirmiştim bize." Misafire vurgu yaptığında tek kaşım istemsizce kalkmıştı.
"Deniz...abimin eşi." Emel'in başı hızlı bir şekilde bana döndüğünde gözlerindeki şaşkınlık ve kırgınlık ifadesinden hoşlanmamıştım.
"Hangi abinizin." Buna gülümseyerek ben cevap verdim. Kaç abisi olsun istiyorsun.
"Adı Cihangir olan tek abisinin eşiyim." Gözleri bir kaç saniye kapanıp açıldığında anlamıştım.
Cihangir'e karşı bir şeyler hissediyordu.
Ve tahminimce bu şirkette ona bir şeyler hisseden tek kişi sadece Emel değildi.
Cihangirin yakışıklılığı çalışanların dilindeydi.
"Ben bir kahve daha söyleyeyim sende bize katıl Emel laflarız." Emel hala bana bakarken Sıla konuşunca kendini düzelterek başını salladı ve elindeki tepsiyi karşıma oturarak sehpaya koydu.
"Bana kahve söyleme Sıla canım istemiyor." Sıla olmaz dese de istemedim.
İkisi konuşurken üstümdeki pembe ceketi çıkarttıktan sonra kalkıp Sıla'nın eşyalarının yanına bıraktım.
"Toplantıdan sonra Cihangir beyin yanına da uğrayacağım bir kaç gündür mesai saati dışında da çalışıyoruz." Emel denen kızın bunu söylemesiyle istemsizce pencerenin kenarını sıkmaya başlamıştım.
"Öyleymiş söylüyor Cihangir teşekkür ederiz yardımların için, öyle herkes mesai saati dışında çalışmaz ama sen işini çok seviyor olmalısın." Ya da Cihangir'i.
Konuya dahil olmamla beraber ikisi de bana baktı.
"Öyle." Dedi ve beni baştan aşağıya süzdü. Üzerimde kötü bir şey bulamamış olacak ki kaşlarını hafifçe çattıktan sonra tekrar bana bakınca anında ifadesini düzeltip gülümsemişti.
Yılan.
Ben de kollarımı göğüsümde birleştirmiş gülümseyerek ona bakıyordum.
Gözleri elimdeki yüzüğe takıldıktan sonra hemen Sıla'ya baktı.
Yaslandığım yerden ayrılıp kapıya doğru yürümeye başladım.
"Ben kendime çay alacağım gelirim birazdan." Dedim.
"Gitme, birisi getirir." Başımı iki yana salladım.
"Gerek yok alırım hemen karşı zaten kaybolmam merak etme." İkimizde gülümserken bizi kızgın bakışlarla izleyen kızdan bir haberdik.
Odadan çıktıktan sonra yüzümdeki aptal ifadeyi düzeltip kaşlarımı çattım.
Emel'i hiç sevmemiştim.
Başımıza iş açacak gibi
Öyleydi.
Bakışları hiç iyi değildi.
Hayatımda tanıdığım en tehlikeli insandan daha kötü bakışları vardı.
Ablam ve annemde kötüydü ama Emel gibi baktıklarını hiçbir zaman görmemiştim.
Emel tehlikeliydi.
İçim ürperince başımı sallayarak kahve bölümüne gelmiştim.
Ayliz'in benim için aldırdığı makinayı kenarda fişi çekik bir halde görünce önce fişini taktım sonra da yoğun bakışlar altında içine çalkalayıp su doldurdum.
"Deniz hanım, ben yardımcı olayım lütfen." Yanıma gelen genç bir kızla hemen ona döndüm.
"Çay var mı.?" Kız hemen başını sallayıp alt dolaptan bir kutu uzattı.
Paketi açılmamıştı daha.
Gülümseyerek elinden aldım.
"Çok teşekkür ederim su kaynasın gerisini ben hallederim." O da gülümseyip yan tarafa geçerek kahvesini aldı.
Su kaynayınca çayları içine atıp alta tekrardan su doldurdum. Tuhaf bir makinaydı.
Geçen on dakikanın ardından kendime bardak çıkartıp demi bardağa dökerken saçlarımın arasındaki nefesle anında elimdeki demlikle arkamı dönmüştüm. Kokusunu tanıyordum artık.
"Cihangir, korkuttun beni." Diyerek kehribarlarına baktım.
O elimdeki demliğe baktıktan sonra tekrar gözlerime baktı.
"Ne yapıyorsun." Dedi öylesine.
"Çay demledim." Bunu söylememle dudağının kenarı kıvrılınca gözleri tezgaha kaydı.
Kolunu omzumun üzerinden geçirip elindeki bardağı bana uzatınca gülümseyerek elinden aldım.
O da çay istiyordu.
Hadi canım.
İkimize de çaylarımızı koyduktan sonra etraftan çıt çıkmamasıyla Cihangir'in iri bedeninden dolayı hafifçe yana eğilip etrafa baktım.
Herkes nefesini tutmuş buraya bakıyordu.
Hemen Cihangir'e döndüm.
O bana bakarak tezgaha yaslanmış çayını yudumluyordu.
"Odan müsait mi.?" Cihangirin tek kaşı kalktığında aynı anda dudağının kenarı da yana kıvrılınca yanlış anlaşılabilecek bir cümle kurduğumu düşünerek kıpkırmızı oldum.
"Herkes bize bakıyor odanda içelim diye öyle söyledim. Çay içmek için müsait mi demek is.."
"Müsait odam...çay içmek için." Keyifle yaslandığı yerden doğrularak elindeki çay bardağı ile yürümeye başladığında bende aynı şekilde onu takip ediyordum.
Önden gitmesine sinir olurken sanki aklımı okumuş gibi birden durup eliyle belimi kavrayınca artık ona yapışıktım.
Elimizde çay bardaklarıyla tüm bakışlar eşliğinde odanın kapısının önüne gelince Cihangir kapıyı açıp geçmem için beni yönlendirdikten sonra arkamdan kapıyı kapattı.
"Hoş geldin." Odayı inceleyen bakışlarım onu buldu.
"Hoş buldum." Onun da bakışları gözlerimden vücuduma inerek kıyafetlerimi inceliyordu.
Tek ayağımı yukarı kaldırarak nasıl olmuşum demek istesem de bir şey söylemeden masasının önündeki koltuk takımına oturdum.
O da koltuğuna geçmiş karşımda oturuyordu.
Yani sol tarafımdaydı karşımda değil.
"Selin birazdan çıkacak toplantıdan." Başımı salladım.
O erken çıkmıştı sanırım.
"Seni orada,makinanın başında beklerken görünce toplantıda duramadım erken çıktım." Bu adam aklımı mı okuyordu Allah aşkına.
Buna da başımı salladığımda çayından bir yudum daha içti.
"Güzel olmuş mu.?" Dedim çayı kastederek.
"Güzel..çok güzel olmuş." Gülümseyerek önüme döndüm.
"Bu hafta yoğundum konuşamadık. Alıştın mı.?" Tekrar ona baktım.
Yoğun muydun yoksa kendin mi yoğunluk oluşturdun Cihangir.
"Alıştım sayılır Sıla çok yardımcı oluyor." Tek kaşı tekrar sorgulayıcı şekilde kalkmıştı.
"Sıla...son hatırladığım kadarıyla küsmüştün."
"Hatasını düzeltmek için çabalayan birisiyle neden küs kalayım ki." Elini burun kemerine atıp sıktıktan sonra başını iki yana salladı.
Ağzının içinden bir şeyler söylediğinde anlamadığım için sinirlenmiştim.
"Ben gidiyorum." Ben birden böyle söyleyince gözlerini kısarak bana baktı.
"Ne oldu birden bire."
"Şu an sana sinir olduğum için gideceğim." Çay bardağımı tekrar elime alıp gitmek için adım attığımda Cihangir'in sesiyle hemen ona baktım.
Gülüyordu.
Kahkaha atmıyordu ama gülüyordu. Sesli bir şekilde.
Bu sefer ben ona gözlerimi kısarak baktığımda başını iki yana salladı.
"Odaya gireli daha üç dakika olmadı ve sen dengemi bozmayı bir dakika içersinde başarıyorsun...gidebilirsin Deniz."
Son cümlesini ciddileşerek söyleyince çay bardağımı sertçe masasına bıraktım.
"Ben zaten gidiyordum sen söyledin diye gitmiyorum."
Tek kaşı havaya kalktığında dudağının da kenarı kıvrılmıştı.
Bu adam sinirimi bozuyordu.
Söylene söylene arkamı dönüp kapıyı sertçe açtığımda son bir kere arkamı dönüp ona baktım ama o başını öne eğmiş gülüyordu.
"Gülme." Diye seslendiğimde kapısını normal bir şekilde kapatıp arkadan hafifçe yumruğumla vurdum.
"Sürekli dalga geçiyor." Dedim kendi kendime konuşarak.
Kapıya bu seferde hafifçe ayağımla yandan bir şekilde vurduğumda birden açılmasıyla bir iki adım geriye gittim ama belime sarılan ellerle tekrar öne doğru gelmiştim.
"Niye vuruyorsun kapıya elin yeni iyileşti."
Ne yani kapıya vurmama değilde elime bir şey olmasından mı kızıyordu şu an.
"Az vurdum." Dediğimde derin bir nefes alıp verdi.
"Ben senin yerine vururum kapıya bana söyle." Dayanamayıp bende güldüm.
Gözlerinin içine bakarak gülerken onun bakışları dudaklarıma kayıp duruyordu.
Arkamızda bizi izlediklerini tahmin ettiğim insanlar aklıma gelince boğazımı temizledim.
"Ben gidiyorum." Dedim yine birden bire.
"Nereye."
Gözlerimi kaçırıp tekrar ona baktığımda benden bir cevap bekler gibi bakıyordu.
"Şu an aklıma bir yalan gelmedi ama giderim bir yere." Cihangir beni şaşırtarak tekrar güldüğünde ben de güldüm.
Sırf o gülüyor diye ona katılmak istemiştim.
"Bekler misin bir dakika." Belimdeki eller çekilince boşluğa düşer gibi olmuştum ama arkasını dönerek odaya giren Cihangir'e bakarak aklımı dağıtmaya çalıştım.
Kilitli çekmecesini açıp içinden bir kutu çıkartınca kaşlarım hafifçe çatıldı.
Anahtarı masaya gelişi güzel atıp tekrar bana doğru gelmeye başlamasıyla elindeki kutuya bakıyordum.
Kapının önüne geldiğinde kutuyu bana uzattığı için elinden alıp salladım ama hemen elini uzatarak engel oldu.
"Nazikçe açar mısın Deniz...sallamadan." Gülmemek için kendini zor tutan bir hali vardı ve bu sesine de yansımıştı.
Şu an onun kapısının önünde durmuş kutuyu açıyordum.
Bana yardım ettiğinde sonunda açabilmiştim.
İçinde gördüğüm şeyle önce gülsemde duygulanmıştım.
Ağlama.
Gülümseyerek ona baktıktan sonra içindeki kupa ve demliği elime aldım.
Otuz iki diş sırıtarak kupayı dudaklarıma götürüp çay içiyormuş gibi yaptığımda Cihangir güldü.
"Bana mı bu.?" Dedim saf saf.
"Yok Cesur piçine aldım." Bu sefer kahkaha atan taraf bendim.
Gözlerim gülmekten yaşarmaya başladığında yavaş yavaş kendimi toparlayıp benden gözlerini çekmeyen adama baktım.
O kadar güzel bakıyordu ki bu da benim daha yanlış düşüncelere kapılmama neden oluyordu.
Küçük bir iç çekip konuştum.
"Çok beğendim teşekkür ederim Cihangir." Sadece başını salladı.
"Eminim abimde beğenir." Tekrar gülmeye başladığımda o da gülüyordu.
Kafasını hafifçe salladığında gözleri bir an benim arkamda kalan etrafa kaydığında yüzündeki gülen ifade hızla silindi.
Benim de öyle.
"Görünce aklıma sen geldin güle güle kullan ben biraz çalışacağım." Bir şey söylememe izin vermeden odaya doğru bir iki adım attı ama kapıyı kapatmadı.
"Kolay gelsin sana, tekrardan teşekkür ederim." Tepki vermemişti.
"Gideyim ben." Geri geri bir iki adım attığımda o arkamı kontrol ediyordu.
Kimse yok olacak ki geri geri gitmeme bir şey dememişti.
Sağ tarafa dönüp yürümeye başladığımda gördüğüm adamla beraber gülümsedim.
Saffet bey bir bana bir de arkamda kalan torununa bakıyordu.
Ona doğru yürümeye başladığımda sadece bana bakmaya başlamıştı.
Elimdeki kutuyu ona yaklaştırıp içindeki kupayı çıkarttım. Bunu yaparken gülümsediğimin farkında bile değildim.
Cihangir bana hediye almıştı.
"Cihangir bana almış." Dedim gülümseyerek bana bakan adama.
"Bakın demliği de var." Demliği içinden çıkartıp havaya kaldırdığımda Saffet beyde kupayı kutudan çıkartıp bakıyordu.
"Çok güzel güle güle kullan kızım." Kızım dediğinde hemen gözlerimi demlikten çekip Saffet beye bakmıştım.
Tebessüm ettim ama şu an ağlamak istiyordum.
"Teşekkür ederim." Dedim düz sesimle.
"Ben bunları yıkayıp çay doldurayım o zaman." Dedim gülümsemeye çalışırken.
Gülmek istiyordum hatta kahkaha atmak istiyordum ama bana bir şey olmuştu.
"Yardım ister misin Sıla'yla beraber yıkayın." Hemen itiraz ettim.
"Ben tek yıkarım, başlarına bir şey gelmesin." Elini koluma koyup okşadığında başını salladı.
"Ben bir Cihangir'e uğrayayım." Dedi anlayışlı sesiyle.
Başımı salladığımda yanımdan gitmişti.
O yanımdan ayrılınca dudaklarım titremeye başladığında hemen dişlerimi sıkıp ilerideki merdiven kapısına doğru hızlıca yürümeye başladım.
Asansörün yanındaki kapıyı biraz ittirerek açtığımda içeri geçmemle ağzımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım.
Kapının arkasındaki duvara sırtımı koydum...dizlerimi kırarak aşağıya kaydığımda hediyem kucağımdaydı ve sıkı sıkı tutuyordum.
Ben hayatımda ilk defa hediye almıştım.
Yıldız teyze ya da Selin dışında ilk defa hediye alıyordum.
Cihangir beni düşünerek bir şey almıştı.
Ağlamalarım daha da arttığında elimi hemen ağzıma koydum.
Beni düşünmüştü.
Yaklaşık yirmi dakika ağladıktan sonra sürekki titreyen telefonumu cebimden çıkarttım.
"Selin." Dedim titreyen sesimle.
"Noluyor...neredesin niye ağlıyorsun şirkete gelmişsin Sıla söyledi yoksun şimdi neredesin."
"Asansörün yanındaki merdivenlerdeyim."
"Geliyorum." Dedi ve kapattı.
Yanıma koyduğum kutuyu tekrar kucağıma aldığımda kapağını açıp içine baktım.
Çok güzeldi.
İstemsizce iç çektiğimde bir kaç saniye içinde kapı hızlıca açıldı.
"Deniz." Selin beni görünce hemen dizlerinin üzerine çökerek karşıma geçip elini yüzüme attı.
"Birisi bir şey mi yaptı söyle geberteyim...niye ağlıyorsun Deniz söyle aşkım." Bakışlarımı Selin'e çıkartınca gözümden bir kaç damla daha yaş aktı.
"Bak."
Kutuyu gösterdiğimde hemen içini açtı.
"Ne bu...çok güzel kime aldın bunu." Dedi hemen.
"Benim bu." Dedim istemsizce.
"Cihangir bana almış." Gülümseyerek bana baktığında gözleri yavaş yavaş doluyordu.
"Çok güzel Deniz tam senlik." Başımı salladım.
"Bana hediye almış Selin." Selin çenesini büzdüğünde bir kaç saniyeliğine başını havaya kaldırdı.
"Sizin dışınızda ilk defa birisi bana hediye aldı." Ellerimi tuttu.
"Cihangir yavaş yavaş gözüme giriyor." İkimizde güldük onun bu söylediğine.
Güldükten sonra tekrar gözümden yaşlar akmaya başlayınca Selin kucağımdaki kutuyu yana koydu ve bana sıkıca sarıldı.
Ağlamalarım sesli bir hal aldığında dudaklarımı Selin'in omzuna bastırdım.
Beni teselli edecek bir şey demiyordu.
Bazı yaralarımın kapanmayacağını ikimizde biliyorduk.
Ama.
İkimizin de bilmediği şey Cihangir'in o yaraları tek tek saracağıydı.
BÖLÜM SONU
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.
Oy sınırı 350
Yorum sınırı 200
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
