Vurgun kitap kapağı

30. bölüm / 36

Vurgun

30. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 30. BÖLÜM

İyi okumalar..

Eğilerek Timur amcanın nefes alması için kravatını iyice açarken gömleğinin üst düğmelerini de çözüyordu.

"Ambulansı arayın dede.!"

Cihangirin sesiyle öylece onlara bakıyordum.

Benim yüzümden bu hale gelmişti.

Benim yüzümden ölecek miydi.?

/////////////////////////

Cihangir'in odasında onun kolları arasında ağlıyordum.

Timur amca küçük bir kalp spazmı geçirmişti ama çok korkmuştum.

Olayın üzerinden yaklaşık beş saat geçmesine rağmen ağlamalarım durmamıştı.

Benim yüzümden ölecek diye çok korktmuştum.

Üstelik Selin'le de kavga etmiştik.

Öğrenmiş Timur amcayla kavga ettiğimi.

Onu götürürlerken gördüğünde ne olduğunu sorduktan sonra bana bağırıp Çiçek'i de alıp Serkan'la beraber eve geçmişlerdi.

"Güzelim yetmedi mi bu kadar." Elleri saçlarımda dolaşırken tekrar gözyaşlarımı sildim.

Derin bir nefes alıp ağlamayı kestiğimde bir süre daha onun kollarında sakinleşmeyi bekledim.

Cihangir beni kucağına aldığında şirkette kimsenin olmamasının rahatlığıyla başımı omzuna koymuştum.

Beni koltuğa bırakıp kemerimi bağladıktan sonra alnımdan öptü.

Hızlı bir şekilde şirketten eve geldiğimizde yine kimseyle konuşmadan odama çıkmıştım.

Kendimi duşa attıktan sonra Cihangir bir süre daha odamda durmuştu ben uykuya daldığımda da gitmişti.

Şimdide kahvaltı sofrasına oturmuş dün ağlamaktan dolayı ilgilenemediğim ve yanımdan bir saniye bile ayrılmayan adamla ilgilenmek istiyordum.

"Cihangir erkenden çıktı." Baş köşeye oturan Saffet beye baktığımda onun zaten bana bakarak konuştuğunu görünce kaşlarım çatıldı.

Akşam beraber kahvaltı yapacağız diyen adam erken çıkmıştı.

"Şirkette mi işleri vardı.?" Sıla'nın sorusuyla bakışlarımı tabağıma indirdim ama kulağım hala onlardaydı.

"Evet Sıla sorgu sualiniz bittiyse ben de şirkete geçiyorum." Saffet bey sinirle sofradan kalktığında Ayliz konuştu.

"Sonunda dedemi de delirttik adam durduk yere atarlandı çekti gitti."

Yan taraftan telefonumu alarak Cihangir'i aradım.

Telefonu hoparlöre aldığımda Sıla ve Ayliz'de benim gibi telefona bakıyordu.

"Güzelim."

"Cihangir." Dedim ama gerisini getiremedim.

"Deniz, noluyor bir sorun mu var.?" Sesi şimdi telaşlıydı. Boğazımı temizleyip karşımdaki kadınlara baktım.

"Sorun yok...sabah plan yapmıştık ama sen arabayı bakıma götürmüşsün Saffet bey söyledi." Ayliz'in kaşları şaşkınlıkla kalktığında gözlerini kısarak bana baktı.

Cihangirden ses gelmeyince tekrar konuştum.

"Cihangir."

"Evet...evet erkenden bakıma geldim arabada sorun vardı." Sinirle gülümsediğimde yüzümde alaycı bir ifade oluşmuştu.

"Sen işlerini hallet o zaman ben bugün Çiçek'in yanına gideceğim." Bir şey demesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattığımda gözlerimi sıkıca kapatıp açtım.

Yalan söylemişti.

"Deniz, mantıklı bir açıklaması vardır aklına başka şeyler getirme." Sinirle Ayliz'e baktım.

"Hıhı." Dediğimde sinirden gözlerim dolmuştu.

"Deniz." Dedi yapma der gibi ama onu dinlemeden hızla masadan kalktım.

Yalan söylemişti.

Bana yalan söylemişti.

Telefonum çalmaya başlarken ilk çalışında meşgule attım. Merdivenlerden çıkarken tekrar aradığında Cihangir'i engelledim.

Arasın dursun.

Merdivenleri çıkarken bir anda duraksayıp bu sefer inmeye başladım.

Yıldız teyzelere gidecektim. Selin'le tartışmış olsakta Yıldız teyzeyi görmek istiyordum.

Kapıdan çıkıp garaja geçtiğimde hızla yola çıkmıştım. Kısa süre içinde evin önünde durduğumda beklemeden yukarıya çıkmaya başladım.

"Deniz."

Ona bir şey demeden içeri geçtiğimde kapıyı kapattıktan sonra hızla arkamdan geliyordu.

"Korkutma beni ne oldu.?"

"Bugün burada kalabilir miyim.?" Kaşlarını çatıp elime vurduktan sonra konuşmuştu.

"Ne demek kalabilir miyim.? Burası senin evin duymayayım bir daha." Başımı yere eğdiğimde ellerimi tuttu.

"Cihangir'le mi tartıştınız.?"

Yavaş yavaş başımı salladığımda yüzü sıkıntılı bir hal aldı.

"Bir şey mi yaptı sen çekip gitmezsin hemen."

Ona olanları anlattıktan sonra açıklaması vardır diyerek Cihangiri savunduğunda Yıldız teyzeyle de küsmüştük.

Koltuğa uzanmış televizyona bakarken Yıldız teyze elindeki meyve tabağını yanıma koyup karşımdaki koltuğa geçince ona sırtımı döndüm.

"Deniz meyvelerini ye delirtme beni...yemeğe küsülmez." Omzumu hayır anlamında oynattığımda söylenmeye başlamıştı.

Timur amcadan haberi vardı ama o konuyu açmadığı için ben de açmamıştım.

"Çiçek kaçta geliyor.?" Dedim sessizliğimi bozarak.

"Akşama doğru geliyor." Özel bir yaz okuluna gidiyordu. Evde sıkıldığı için Yıldız teyze böyle bir yer bulmuştu.

Kapı çaldığında koltuğa iyice yerleşmiştim.

Yıldız teyze gittiğinde bir süre gelmedi. Ayak sesleriyle geldiğini anlayıp elimi önümü dönmeden eriklere uzattım.

"Kimmiş.? Ayten teyze mi.?" Genelde o geliyordu. Dedikodu vermeye.

"Aptallık yapan kocan geldi." Cihangirin sesiyle ağzıma atacağım erik havada kaldı.

Göz ucuyla arkamı döndüğümde bakışlarımız buluşmuştu.

"Konuşmak istemiyorum."

"Özür dilerim...öyle söylemem gerekiyordu." Dizlerini kırdığında artık tam önümde duruyordu.

Yüzlerimiz fazla yakındı.

Koltukta oturma pozisyonuna geldiğimde kaşlarımı çattım.

"Nasıl geldin buraya Cihangir araban bakımdaydı ama."

Dudaklarını birbirine bastırdığında gömleğinin üç düğmesini çekiştirerek açtı.

"Dedem şirkete gittiğimi söylemiş şirkette değildim sen arayınca dedem öyle söyledi diye kabul ettim." Tek kaşımı kaldırdım.

"Yalan söyledin." Sesimi alçak tutmaya çalışıyordum ama istemsizce yükseliyordu.

Ellerimi tuttu.

"Özür dilerim...dedem size öyle söyledi sandığım için onu bozmadım. Depoda bir kaç işim vardı Deniz."

Depo.

Cihangir'in diğer yüzünün çıktığı yer.

"Çocuklar." Yıldız teyze elinde çay tepsisiyle salona geldiğinde hala birbirimize bakıyorduk.

Cihangir ellerimi öptükten sonra derin bir nefes alıp Yıldız teyzeye döndü.

"Zahmet oldu Yıldız abla sağ ol." Tepsiden önce benim için olan çayı alıp önümdeki sehpaya bırakıp sonra kendi bardağını aldı ve yanıma oturdu.

"Afiyet olsun çocuğum."

Suratım asık bir şekilde çayıma bakıyordum.

Cihangir şekerimi atıp karıştırdığında Yıldız teyzenin yanında daha fazla mutsuz durmak istememiştim.

"Yemeğe kalırsınız değil mi.?"

"Deniz.?" Dedi Cihangir ilk bana sorarak.

"Gidelim biz seni de yorduk Yıldız'ım."

Kaşlarını çatarak Cihangire baktı.

"Anne dayağı yiyecek benden şimdi... o ne demek Deniz alırım seni ayağımın altına." Son cümlesiyle kıkırdadığımda Cihangir elimi tuttu ve tekrar dudaklarına götürdü.

"İstiyorsan kalırız...akşam Çiçeği'de alıp bize geçebiliriz." Başımı kaldırdığımda bakışlarımız buluştu.

"Olur." Dediğimde omzumdan öptü.

"Bir daha senden hiçbir şey saklamayacağım söz veriyorum...özür dilerim güzelim." Cihangir'in konuşmasını Yıldız teyzede duyuyordu.

Başımı salladığımda kollarını yan bir şekilde bana sardı.

"Barıştık mı.?" Yine başımı salladığımda bu sefer alnımdan öptü.

"Barıştık mı Deniz.?"

"Tamam barıştık Cihangir...bir daha bana yal.."

"Bir daha olmayacak." Net bir şekilde sözümü keserek söylemişti.

Akşam SÇiçek eve gelince hep beraber yemek yedik saat geç oluncada eve geçmek için kalkmıştık ama Çiçek bizimle gelmemişti.

Okuldaki etkinlikten dolayı iki gün sonra gelmek isteyince ısrar etmedik.

Selin gelmemişti. Yıldız teyzeyi arayıp benim evde olduğumu öğrenince Serkan'la yemek yiyeceğini söyleyip kapatmıştı.

"Soyunu sopunu siktiğimin çocuğu.!" Cihangir küfürlerine hala devam ederken derin bir nefes alarak gözlerimi devirdim.

Az önce Çiçek almak için girdiğimiz dükkanda bana bakan adamla kavga etmişti.

Etmemişti. Adamı dayak manyağı yapmıştı ama hala hırsını alamamış olacak ki kendi kendine konuşmaya devam ediyordu.

"Bir yere çıkartamayacak mıyım lan karımı.!"

"Sanki ben bakmışım gibi niye konuşuyorsun Cihangir." Dedim yüksek sesimle.

"Tüm suç senin.!" Şaşkınlıkla ağzım aralanınca o sinirle tekrar konuşmuştu.

"Bu kadar güzel olduğun için bakıyor şerefsizler.!"

"Allahım yarabbim sen iyi misin Cihangir ben ne yapabilirim bu konuda."

Bir şey demeden küfürlerine devam etti.

Araba bahçede durunca onu beklemeden hızla indiğimde artık ben de sinirlenmeye başlamıştım.

Bana bakan herkese saldırıyordu.

Dış kapı yardımcı bir kız tarafından açıldığında hızla merdivenlere yöneldiğim sırada onun sesini duydum.

"Deniz. Bekle.!"

"Gelme.!"

"Bekle tamam bir şey demiyorum."

Kolumu tutunca hemen çektim.

"Dağ ayısı mısın sen Cihangir."

Boynunu kütlettiğinde artık emin oluyordum. Ayıydı.

"Ayının tekisin.!"

"Çocuklar noluyor...Deniz ne oldu kızım." Saffet bey ve kızlar yanımıza doğru gelirken Cihangir koluma tekrar dokundu ama sertçe çekerek engel oldum.

"Bırak."

"Deniz ne oldu.?" Ayliz'e döndüm.

"Bu dağ ayısı kardeşin bana bakan bir adamı dövdü.! Sonra da bana sen suçlusun diyor." Elimle onu gösterirken Cihangir tekrar ellerimi tuttu ama bu sefer kurtaramadım.

"O anlamda söylemedim." Dedi ama ben inanmaz bir şekilde güldüm.

"Ben adama gel bana bak mı dedim Cihangir.!"

Gözlerini kapatıp açtığında boynundaki damarlar daha çok belirginleşmişti.

"O anlamda demedim diyorum."

"Bırak kolumu dağ ayısı. Canavar.!"

Sıla'dan gelen gülme sesiyle Saffet bey boğazını temizlemişti.

"Gel bahçede konuşalım."

"Sen konuşabiliyor musun.?" Dediğimde bu sefer o sinirleniyordu.

"Deniz."

"Tamam Cihangir rahat bırak kızı." Ayliz olaya müdahale ettiğinde anında susturulmuştu.

"Karışma.!"

"Asıl sen bana karışma Cihangir." Dedim.

"Hasbinallah Hasbinallah...delirmek üzereyim." Diyordu.

Zaten delisin.

"Abi gel ben sana soğuk bir şeyler getireyim iç hemen." Sıla onun yanına gittiğini ben tekrar konuşmuştum.

"Bir bardak soğuk su getir Sıla iyi gider."

"Deniz.!" Dedi Cihangir.

Onun yanından hızlıca geçip merdivenlerden çıkmaya başladığımda hala arkamdan sesleniyordu.

"Konuşacağız akşam.!"

"Bulursan konuşursun." Verdiğim karşılıkla daha çok sinirleniyordu.

"Yaktıracaksın mini kıyafetlerinin hepsini Deniz." Adımlarım durdu.

Arkamı dönüp ona baktım.

Nasıl baktım bilmiyorum ama gözlerindeki öfke yerini şaşkınlığa bırakırken merdivenleri üçer adım çıkarak yanıma gelmişti.

"Cihangir yeter karışma kıza istediğini giyer." Saffet bey konuşurken o omuzlarımdan tutarak sadece gözlerime bakıyordu.

"Bir şey mi yaptım." Dediğinde sesi kısıktı.

Yutkundum.

Annem ve ablamda böyleydi. Kıyafetlerimi yakıyorlardı.

"Kıyafetlerimi yakacak mısın.?" Cihangir beni kendine çekerek sarıldığında dudakları boynumdaydı.

"Sinirle ve kıskaçlıkla saçmalıyorum asla böyle bir şey yapmam güzelim...kıyafetlerine dokunmam Deniz yemin ederim dokunmam." Çenemi omzuna bastırdığımda ben de ona sarıldım.

Gözlerimi kapatıp daha sıkı sarılmaya başladım.

"Yok bu evde bir kişi bile iyi değil ben size söylüyorum kimse iyi değil bu evde...az önce bağırıyorlardı şimdi sarılıyorlar." Sıla merdivenin başından konuşuyordu.

"Kırdım mı seni, özür dilerim. Üzül diye söylemedim sadece seni köpek gibi kıskanıyorum ve böyle bir şey başıma ilk defa geldiği için kontrol edemiyorum." Omzunun üzerini öptüğümde o da dudaklarını boynuma bastırıyordu.

"Okyanuslara neden gölge düşürdün."

Omuz silktiğimde benden ayrılıp yüz yüze bakmamızı sağladı ve iki eliyle yüzümü kavradı.

"Neden öyle baktın Deniz."

"Üzüldüm." Dediğimde gözlerini kıstı.

"Neden öyle baktın Deniz." İkna olana kadar tekrar tekrar soracaktı sanırm.

"Derin...benim kıyafetlerimi yakıyordu ben sandım ki send.."

Alnını alnıma bastırdığında baş parmağı dudağımın üzerindeydi.

"Ben dahil bu evdeki hiçkimse eşyalarına izinsiz dokunamaz tamam mı.? Hiçkimse senden habersiz odana giremez." Gözlerimi kapatıp ellerimi onun gömleğinin yaka kısmına koydum.

Seviyordum bu adamı.

Net ve güçlü duruşunu çok seviyordum.

"Giremez." Dediğimde bekletmeden cevapladı.

"Asla."

Alnımdan öptüğünde kolları tekrar belime inmişti.

Belimdeki eller beni tekrar kendine çekerken yine sarılma pozisyonumuza gelmiştik.

"Sevdiğim kadını bu evde kimse üzemez...kıskandığım için saçma sapan konuşuyorum güzelim..ve her zaman söylenmeye devam edeceğim buna alışsan iyi edersin. Ama kıyafetlerine asla dokunmam Deniz, asla."

Gözlerim doluyordu.

Yanağımı omzuna yasladım.

"Ben de seninkilere karışmam söz." Bu dediğime güldü.

"Kısa pantolonlarıma mı karışacaksın Deniz." Ben de güldüm.

Adam sadece pantolon giyiniyordu buna da karışılmazdı zaten.

Cihangir benim gülmemle sesli bir şekilde gülünce başımı kaldırıp onu izledim.

Kalbime indirecekti bu adamın yakışıklılığı.

"Üzerini değiştir hemen yemeğe geçelim." Başımı salladığımda boynumdan öptü.

Kollarını benden çektiğinde hissettiğim boşlukla yutkundum. Bu adama çok fazla bağlanmıştım.

Çok fazla.

O da benim gibi bağlanmış mıdır acaba.

"Hadi yavrum aşağıda bekliyorum seni." Başımı sallayarak ortasında durduğumuz merdivenlerden tekrar çıkmaya başladım.

Odaya gelip hızla üzerime siyah bol bir eşofman altı, üzerine de tshirt geçirip banyoya girdim.

Elimi yüzümü yıkadıktan sonra saçlarımı ev topuzu yaparak bahçeye doğru seke seke yürümeye başlamıştım.

Cihangir'i seviyordum.

Onun beni gözlerimden anlamasını çok seviyordum.

"Çok mu aşık olmuş benim torunum." Saffet beyin sesiyle bahçeye çıkmaktan vazgeçip olduğum yerde kaldım.

"Deniz'in bir bakışıyla deli oldun Cihangir...sinirli olduğun konuyu unutup yanına gittin." Hafifçe tebessüm ettim.

"Dayanamıyorum o gözlere dede." Tebessümüm genişledi.

"Güzel güzel bakıyor ya bana aklım gidiyor...sinirli bakınca da aklım gidiyor galiba Deniz bana her baktığında aklım gidiyor." Ayliz ve Saffet beyin gülme sesini duymuştum.

"Deniz'i üzdüğünü görmeyeceğim hakkımı helal etmem sana." Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı.

Saffet bey benim için torununa bunları söylüyordu.

"Deniz üzülürse ben de sizi üzerim...duyuyor musunuz...Ayliz." Diyerek devam etti Saffet bey.

"Böyle bir kızı neden üzeyim dede...iyi...fazla iyi ve ben sanırım artık alışıyorum." Ayliz'di sözlerin sahibi.

"Öyle, tertemiz. Kalbi kendisi tertemiz bir kız." Demişti Saffet bey.

Cihangir' bir şeyler demişti ama sesi kısık olduğu için gelmiyordu.

"Giydiklerine karışma. Ben sizi böyle yetiştirmedim hepiniz kendinize gelin. Sen...bir daha o kızın kıyafetlerine karıştığını duyarsam küçükken yemediğin dayakları bu yaşında yersin." Dudaklarımdaki gülümseme genişledi.

Saffet beye gidip sarılmak istedim.

Seviyordum onu.

"Delirtecek beni dede...aklım gidiyor. Delirtecek beni bu kadın." Cihangir'in sesi gittikçe uzaklaştığında ayağa kalkıp uzaklaşarak konuştuğunu anlamıştım.

"Deniz'i ilk gördüğü gün delirmemiş miydi zaten." Ayliz'de konuşmaya katılmıştı.

"'Ayliz, Deniz plan dışı tek bir kişi bile onunla muhattap olmayacak...sakın diyorum Ayliz.' dediğinde anlamıştım bir şeyler olduğunu." Ayliz o gün Cihangir'in benim için kullandığı cümleleri söylemişti.

Saffet bey güldü.

"Derin denen kadın toplantıda Güneş'e bağırdığında Deniz'in Cihangir'e bakışlarından anlamıştım Ayliz."

"Nasıl baktı." Diye sordu Ayliz.

Nasıl bakmıştım.

"Cihangir'den yardım istedi. Ablası onun yeğenine bağırıyor diye gözleriyle Cihangir'den yardım istedi...Cihangir plan bozulmasın diye sustuğunda sadece Cihangir'e bağırdı." Hafifçe gülüp devam etti Saffet bey.

"Bana döndü, Güneş'i çıkarabilir miyim diye sordu...Deniz'in huyunu suyunu bilmiyorum o zamanlar Cihangir'e baktım."

"Deniz'e bakıyordu ama normal bir bakış değil içi giderek bakmıştı düşmanımızın kızına. Onların iflas etmesi için düzenlenen toplantıda benim torunum o adamın kızına öyle bir baktı ki...Sonra Deniz, Güneş'i kucaklayıp uzaklaştı."

"Ablası üzerine su döküldü diye küçücük çocuğa bağırırken Güneş'in ayakkabısı Deniz kucakladığı için elbisesinde leke bırakmıştı ama o bunu takmadan Güneş'e iyice sarıldı ve odadan çıktı."

Tekrar güldü Saffet bey.

"Cihangir toplantı boyunca kapıya baktı."

Kimseden ses çıkmadığında sessizce iç çektim.

"Cihangir diyorum, bir iki saniye bana döndükten sonra tekrar kapıya bakıyor." Keyifle anlatıyordu Saffet bey.

Ama ikisinden de gülme sesi gelmiyordu.

"Ve ben ona iğrenç şeyler söyledim." Dedi Ayliz.

"O da senin ayıbın. İnsanları önce gözlemle sonra nasıl davranacağını belirle...hep söylüyorum ama nerede. Bazen akılsız gibi davranıyorsunuz."

Son cümleyle gülümsediğimde Saffet bey bana duygu karmaşası yaşatıyordu.

"Kızımı koruyup Derin'den uzaklaştıran kıza neler söyledim ben dede."

Kimseden ses gelmedi.

Bir kaç saniye sonra Saffet bey tekrar konuştuğunda dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Deniz sizin gibi değil merak etmeyin. Önce gözlemleyip sonra akıllı bir şekilde konuşuyor...senin tam tersin yani Ayliz."

"Beyaz elbisesinin leke olması umrunda bile değil ki onun...elbiseler onun umrunda değil." Nihayet Cihangir'in sesini duyduğumda burukça gülümsedim.

"Dünyanın en şanslı adamıyım lan ben. Karım lan o benim...benim karım o."

Elimle dolan gözlerimi silip bahçeye doğru adım attığımda hepsi görüş açıma girmişti.

Saffet bey ve Ayliz Cihangir'e gülümseyerek bakarken Cihangir normal ifadesiyle dedesine bakıyordu taki ben gelene kadar.

"Kocacığım." Gülerek konuşmamla yanıma gelip bana sarılması bir olmuştu.

Sarılmakla kalmadı beni havaya kaldırıp etrafında döndürdüğünde gülüyordum.

"Noluyor bu aşağılık evde...tam yeni gelin oldu bu kız." Sıla'nın sesiyle tekrar güldüm.

Cihangir'in dudakları beni yere bırakıp boynumu öptüğünde utandığım için hemen ondan uzaklaşmıştım.

Boğazımı temizlediğimde öylece ortada duruyordum.

"Hadi sofraya başımın belaları." Saffet bey oturduğu yerden kalkıp önden yürümeye başladığında onu takip ediyorduk.

Cihangir yanıma gelip elini belime atmış yürürken arkamızda Ayliz ve Sıla vardı.

"Çok seviyorum seni." Adımlarım duraksadığında başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.

"Çok seviyorum." Benden aldığı karşılıkla tekrardan boynumu öpmüştü.

Öperken biraz ses çıktığı için Saffet bey arkasını döndüğü an Cihangir'le arama bir metre koyarak ondan uzaklaşmış hatta Saffet beyin yanına gitmiştim.

Ona sormadan koluna girdiğimde diğer elini koluma atmıştı.

Şimdi ikimiz önde diğerleri arkamızda yürüyordu.

"Teşekkür ederim beni yanıltmadığın için." Kolumu sıktığında gülümsedim.

"Teşekkür ederim beni yanıltmadığınız için."

Elimin üstünü okşarken yemek masasının önüne gelmiştik bile.

Keyifli geçen bir yemekten sonra Cihangir'le beraber bana yaptığı yerimize gidip vakit geçirdik.

Her zaman yaptığımız gibi uzun uzun konuşup güldüğümüz gecelerden birini yaşamıştık.

Ertesi sabah evdeki herkesin beni beklemeden şirkete gittiğini öğrenince şaşırmıştım.

Pijamalarımla kahvaltı yaparken masada tektim.

Cihangir'i aramıştım ama toplantıya gireceğini söylediği için açmadan kısa bir mesaj atmıştı.

Dalgın dalgın tabağımla oynarken gelen topuklu sesiyle arkamı döndüm.

Gözlerim şaşkınlıkla kocaman açıldığında hemen ayağa kalkmıştım.

Selin gelmişti.

Biz böyle bakışırken ilk adım ondan geldi.

Kollarını uzatarak bana sarıldığında sıkıca karşılık verdim.

Selin derin bir nefes aldığında sırtımı okşuyordu.

"Çok kızgınım sana...o adamla muhattap olup ona tek bir cümle kurduğun için bile çok kızgınım sana Deniz...bir de ağladın. Ona bir şey olacak diye ağladın...gebersin gitsin niye ağlayıp beni sinirlendiriyorsun aptal."

"Benim yüzümden olacaktı."

"Ölsün Deniz...senin yüzünden ya da benim yüzümden fark eder mi.? Ölsün bize ne.? O adam tek kelimemizi hak etmiyor sen arkasından ağlıyorsun." Suçlulukla başımı salladığımda omzumdan öpüp benden ayrıldı.

"Özür dilerim korktuğum için ağladım." Tekrar sarıldığında barıştığımızı anlamıştım.

Küs kalamazdık zaten biz.

"Barıştık mı.?"

Başını iki yana salladı.

"Barışmadık...bugün benimle Serkan'la buluşacağım yere geliyorsun ve beni tek bırakmıyorsun." Kaşlarımı çattım.

"Barıştınız mı.?" Eliyle gibi gibi işareti yaptığında gülümsedim.

"Nerede buluşacaksınız."

"Ne bileyim Serkan'ın işleri işte şık bir yer dedi sonrada konum attı." Heyecanlanmıştım.

"Tamam hadi üzerimi değiştireyim çıkalım sana alışveriş yapalım." Aklıma gelenle kısık sesle çığlık atıp parmaklarımı dudaklarımın üzerine kapattım.

"Ne..noldu.!" Dedi.

"Selin yoksa Serkan sana evlenme teklifi edecek olmasın." Gülerek başımı sallarken heyecanla yerimde dönüyordum.

Selin gülümsedi. İçten bir şekilde gülümsediğinde elimi tuttu.

"Eğer bana evlenme teklifi ederse kafasını kırarım." Tekrar sesli bir şekilde güldüğümde bu sefer o da gülüyordu.

Oyalanmadan hazırlandığımda hızla evden çıkmıştık şimdide Selin'le mağazaya gelmiş ona elbise seçiyorduk.

"Deniz...şuna bir baksana. Oha Deniz şunlar senin için dikilmiş çabuk dene şunu."

Etek ve üst gerçekten çok güzeldi.

Yanına gidip kumaşın dokunduğumda artık emin olmuştum. Çok güzel bir alt üst takımdı.

"Senin için geldik hadi Selin kaç saattir oyalanıyoruz gerek yok dolap elbise dolu."

Üstündeki elbiseyle beraber yanıma gelmişti.

"Tamam ben bunu alıyorum. Şık bir yer ve sende ceza olarak benimle oturacaksın o yüzden şunları giyin ve gel hadi." Beni zorla kabine gönderdiğinde etek ve üstü giymiştim.

Aynada kendimi gördüğüm andan beri gülümseyerek bakıyordum.

Çok güzeldi üzerimdekiler.

Peri gibi olmuştum bu etekle.

Gülerek kabinden çıktığımda telefonundan bir şeylerle ilgilenen arkadaşımın bakışları beni bulduğu an yanıma gelmişti.

"Oha."

Güldüm tepkisine.

"Oha Deniz."

Gülerek etrafımda döndüğümde artık o da gülümseyerek bana bakıyordu.

İkimizde şık giyinmiştik hatta ben biraz fazla abartmıştım.

"Alıyoruz bunu...hem Serkan bana kartını verdi onun kartından alıyoruz bunları." Kaşlarımı çattım.

Selin'in onun kartını kullanmasını şaşırmıştım çünkü o asla kabul etmezdi.

Şaşkınlığımı anlamış olacak ki koluma dokundu.

"Özür hediyesi olarak sürekli elbise seçmemi söyledi...bir seferlik sadece hep kalsın diye vermedi." Başımı salladığımda hala şaşkındım.

Her ne olursa olsun kabul etmezdi.

"Tamam benimkini ben ödeyeyim ayıp olur Selin." Beni dinlemeden ödemeyi yapmıştı bile.

Yolumuz biraz uzun olsada sonunda araba durmuştu.

"Burası mı.?"

Selin başını salladığında onunla beraber arabadan indim.

Saat iyice geç olduğu için yürürken Cihangir'i aramıştım.

"Kimi arıyorsun."

"Cihangir'e mesaj atmıştım ama hala dönmemiş...geç kalacağımı söyleyeyim."

Açılmayan telefonla moralim bozulsa da belli etmedim.

Mesaj attım.

Akşam eve gelmeyeceğimi Yıldız teyzelere gideceğimi yazdım ama ona da dönmedi.

Selin etrafına bakınarak yürürken ben de kabarık eteğimden tutarak onu takip ediyordum.

Kendimi prenses gibi hissediyorum bu kıyafetlerle.

"Hani şık bir yer hani restaurant Selin." Sesimi duyunca arkasını dönüp başını telefondan kaldırdı.

Eliyle bir saniye yapıp telefonu kulağına koyduğunda hemen konuşmaya başlamıştı.

O sırada bana da mesaj gelmişti.

Ayliz'den.

"Deniz, Cihangir toplantıda bizde bugün eve geç geleceğiz keyfine bak öpüyorum."

Üzülmem normal miydi yoksa onlara çok mu bağlanmıştım.

Sabah onlarsız kahvaltı yaptığım için bozuk olan moralim şu an iyice bozulmuştu.

"Deniz gel şuradan." Selin'le biraz daha yürüdüğümüzde sonunda durmuştuk.

Tahta merdivenlerden sahile inerken Selin'in koluna tutundum.

Merdivenlerden indiğimiz an bizi karşılayan kırmızı güllü yol ile gülümsedim.

"Selin yemin ederim Serkan sana evlenme teklifi hazırlamış."

"Saçmalama sadece romantik bir yemektir."

Kolunu dürtüyordum.

"Evlenme teklifi bu salak salak konuşma...seninle elti oluyoruz Selin." Kahkaha attığımda o da bana bakarak gülmüştü.

"Ben geri dönüyorum adam rahat rahat teklifini etsin." Arkamı döndüğümde izin vermedi.

"Saçmalama teklif değil diyorum sana olursa onu geberteceğimi bilir."

"Selin.!" Arkamızdan bağıran Serkan'la beraber kol kola olduğumuz için ikimizde aynı anda dönmüştük.

"Serkan seni bu sefer öldürmezsem bana da Selin demesinler." Selin benden ayrılıp koşar adımlarla Serkana doğru yürürken Serkan'da ondan kaçıyordu.

"Aptal.!" Selin'in bağırma sesleri uzaklaşmaya başladığında tekrar telefonumu kontrol ettim.

Dönmemişti mesajıma.

Ayliz'e söylemişti sanırım o yüzden Ayliz yazmıştı.

Arkamda koşarak uzaklaşan ikiliyle gözlerimi devirdim.

Böyle güzel hazırlanan ortamı bırakıp kavga ediyorlardı.

Elimdeki ayakkabılarımla beraber güllü yolu takip ettiğimde bir kaç dakika sonra karşılaştığım manzara ile donup kaldım.

Serkan gerçekten de evlenme teklifi edecekmiş.

Aptaldı benim arkadaşım.

Işıklı yazıya doğru yürümeye başladığımda ayakkabılarımı kenara bıraktım.

Salak Selin.

Yazıya yaklaştığımda yan taraftaki küçük masada duran şampanya ve bardaklarla gülümsedim.

O kadar güzel hazırlanmıştı ki.

Hayallerimde ki gibiydi her şey.

Selin'e gerçekten bu kadar aptal olduğu için kızacaktım.

"Güzel bebeğim."

Duyduğum sesle beraber şokla arkamı döndüğümde gözlerim kocaman açılmıştı.

"Sen...ne işin var burada." Cihangir yanıma yaklaşırken şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim.

Serkan teklifi ona da mı haber vermişti.

"Serkan, Selin'e evlenme tek.."

Ağzım yavaşça açıldığında Cihangir bu halime gülümsedi.

Elindeki kutuyu bana doğru açıp bir dizini kırdığında şimdi önümde diz çökmüştü.

"Deniz...benim bir ömür boyu kokunla uyanmama izin verir misin.? Benimle evlenir misin.?"

Sağ gözümden akan yaşla dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Cihangir.." Şaşkınlıktan konuşamıyordum.

"Karım olur musun Deniz Arslanoğlu!" Teklifini bu sefer daha yüksek sesle söylediğinde ağlarken tebessüm ettim.

Başımı salladığımda gülümsedi.

"Evet...evet olurum..olurum evet.!" Cihangir ağladığım için yüzüğümü parmağıma takmadan önce beni kolları arasına aldığında sesli bir şekilde ağlıyordum.

Üstümde peri kızı gibi olan kıyafetim...hayallerimdeki teklif. Benim için yapılmıştı burası.

Selin'e yapıldı sanarken Cihangir benim için yapmıştı her şeyi.

"Gözyaşına ölürüm senin ağlama...ağlama meleğim. Güzel meleğim." Kollarımı belinden geçirdiğimde parmaklarımı sırtında birleştirdim.

"Artık yüzüğünü takabilir miyim yavrum." Ona başımı salladığımda benden ayrılmıştı.

Aldığı mavi taşlı yüzüğü zaten çıkartmamıştım. Ama şimdi o önceki yüzüğümü çıkartıp yerine kutudan çıkarttığı yüzüğü takarken gözlerim dolu dolu onu izliyordum.

"Gerçek mi şu an."

Önce yüzük taktığı parmağımı sonra da alnımı öptü.

"Seni çok seviyorum Deniz..çok seviyorum seni." Boynumu öptüğünde ellerim sakallarındaydı.

"Seni seviyorum...çok seviyorum Cihangir."

Cihangir şampanya patlattıktan sonra hazırladığı yere oturup beni de kucağına çektiğinde gün batımı manzarasına karşı şampanyamızı içiyorduk.

Hem de evlenme teklifi almış bir kadın olarak içiyordum.

Gülümseyip yüzüğüme baktım.

Cihangir'in kolunda duran elimi oynatmadan sürekli yüzüğüme bakıyordum.

Dünyanın en mutlu insanı olarak kollarında uzanıyordum.

"Hadi bir sürprizim daha var." Beni kucağına aldığında eteğimin uzun kuyruğunu da kucağıma koymuştu.

Kumsaldan ayrılıp indiğimiz merdivenlerden çıkarken kucağında olmama rağmen zorlanmadan çıkmıştı.

Düz yola geldiğimizde inmek istediğim için ayakkabılarımı giydirdiğinde el ele yürümeye başlamıştık.

Lüks bir mekanın önüne geldiğimizde elini sıktım.

"Buyrun Deniz hanım bugün sizin gününüz dilediğiniz kadar eğlenebilirsiniz."

Büyük demir kapıyı açtığında bir kaç adımda içerideydim.

Gördüğüm manzara ile parmaklarım tekrar dudaklarım üzerine kapanmıştı.

O kadar güzel bir yerdi ki dilim tutulmuş gibi etrafa bakıyordum.

Tavanda ki ışıklar hepsi hayalimdeki şeylerdi.

Sağ elimi ona doğru uzatınca beklemeden tutmuştu. Alnımdan öptüğünde gözlerim dolu doluydu.

Benim için tüm bunlarla mı uğraşmıştı gerçekten.

"Cihangir...çok güzel."

"Güzel olan tek şey sensin..dün, bugün,yarın her zaman sensin. Güzel olan tek şey her zaman sensin Deniz.".

Kollarımı uzatıp ona sarıldığımda arkamızdan patlayan konfeti ve yükselen alevli ışıklarla korkarak arkamı döndüm.

"Cihangir Arslanoğlu adaya ciddi anlamda veda ediyor sayın seyirciler." Serkan'ın neşeli sesiyle herkes gülmüştü.

Evet. Herkes buradaydı.

Yıldız abla, Çiçek.

Saffet bey, Ayliz, Sıla.

Abim.

Selin, Serkan.

Herkes buradaydı.

Abim yanımıza doğru gelirken kollarını açmış sarılmam için beklediğinde sarıldım.

Hepsi beni kandırmış Cihangire yardım etmişti.

BÖLÜM SONU

Aşklarım oy vermeyi unutmayın lütfen.

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.765okunma 45beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.