Vurgun kitap kapağı

32. bölüm / 36

Vurgun

32. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse Mina

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 32. BÖLÜM

İyi okumalar...

"Cihangir ben gitmek istiyorum...bugün abimde kalacağım."

Ayağa kalktığımda kaşlarını çatmış bir halde bana bakıyordu.

Olduğu yerden hala kalkmamıştı.

Gözlerindeki ifadeyle ağlamak istedim. Kırılmıştı.

Bana hevesle yemek hazırlayacak olan adama gitmek istiyorum dediğim için kırılmıştı ve gözlerinde görebiliyordum.

*******************

"Bu halde göndermem...odaya çık." Dedi bana bakmayarak.

"Gideceğim konuşuruz sonra." Mutfak kapısından çıktıktan sonra arkamdan bağırdığını duyuyordum.

"Deniz.!"

Kapı sertçe açılıp arka duvara çarptığında merdivenlerdeydim.

O bana yetişmeden hızlı bir şekilde çıktığımda arkamdan geliyordu.

"Noluyor bir anda.! Bir şey mi yaptım.?" Suçu hemen kendisinde bulmasıyla gözlerimi kapattım ve titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Hayır sadece bugün abimde kalmak istiyorum..sıkıldım." Onun adımları dururken ben merdivenlerden çıkmaya devam ettim.

Odanın kapısını kapatıp çıkarken bizim odamıza geçmiştim.

Artık biraz daha sakindim. Gözyaşlarımı silerken odaya girdim ve tahmin ettiğim gibi boştu.

Sadece yatağın yanındaki telefonumu aldım ve çıktım. Merdivenlerin başına geldiğimde Cihangirin hala bıraktığım yerde oturmasıyla dudaklarımı tekrar birbirine bastırdım.

O adım seslerimi duymuş olacak ki arkasını dönerek ayağa kalktı ve elindeki telefondan bakışlarını çekerek bana baktı.

Kollarını açıp bana uzandığında beklemeden ona sarıldım.

"Ben bırakacağım seni."

Burnumu çektim.

"Hayır...kendim." Dedim cümlemi tamamlayamadan.

Bedeni kasıldı.

Boynumdan öperken derin bir nefes çekti içine.

"Tezgahın üstünde sandviç var salam koymadım sevmiyorsun diye onu al öyle git."

Boynundan öperken başımı salladım.

Cebinden arabamın anahtarlarını çıkartıp verdi.

"Dikkatli ol." Başımı salladıktan sonra ayrıldık ve ben hızlı adımlarla evden çıktım.

Arabama binip Yıldız teyzelere geçtiğimde onlara olup bitenleri anlatıp biraz ağladıktan sonra halsiz bir şekilde koltuğa uzanmıştım.

"İç bakayım şunu." Dedi Yıldız teyze kızarak.

Ona üzgün üzgün baktım.

"Bakma öyle, çocuk sana yemek hazırlarken birden bırakıp gitmek ne.? konuşulur halledilir sen kocanın gücünü anlatıp anlatıp Selin'e hava atmıyor musun.?" Son cümlesi komikti ama gülemedim.

Öyleydi.

Güçlüydü ama korkudan saçmalamıştım.

Burnumu tekrar çektiğimde Yıldız teyze karşıma oturdu.

Selin'de ayak ucumdaydı.

"Hamileyim."

İkisi de bir kaç saniye geçmesine rağmen tepkisizce bana bakarken gözlerim doldu.

"Hastanede öğrendim, Cihangir daha bilmiyor." Yıldız teyze ellerini yüzüne kapattığında ağlıyordu.

Selin şoku atlatmış olacak ki beni kollarının arasına aldı.

"Çok sevindim...çok sevindim Deniz..." Gözyaşlarım omzuna düşerken Yıldız teyzede yanımıza geldi.

"Çok şükür rabbime...meleğimin meleği olacak."

Melek..meleğimiz olacaktı evet.

Bizi seçmiş ve gelmişti.

Yıldız teyze ve benim ağlamam, Selin'in bunları videoya almasıyla geçen iki saatin ardından gün aymak üzereydi ve ben Cihangirin kollarında değildim.

Evin kapısı çaldığında heyecanla yerimden doğruldum ama kapı aynı hızda kapandığında tekrar arkama yaslanıp ellerime baktım.

İki elimde karnımdaydı.

"Gelir belki durma şöyle." Dedi Selin diğer koltukta otururken.

Omuz silktiğimde duyduğum sesle başımı kaldırmam bir oldu.

"Bebeğim."

Üzerimdeki örtüyü çekip ona sıkıca sarılıp kucağına atladığımda ayaklarım artık yere basmıyordu.

"Hallettin mi.?"

"Hallettim bir tanem." Derken boynumu öpmüştü.

Rahatlamayla yanağımı omzuna koydum.

"Bir daha bana gitmekten bahsetme Deniz. Sakın." Başımı sallarken çenesinden öpüyordum.

"Asla."

Yukarı çıkıp Saffet beyin odasına girerek onu uyandırmıştım.

Cihangir ne kadar hanımcıysa ben de bir o kadar kocamcıydım.

Ondan ayrı kalamazdım.

Kalamazdık.

"Deniz...ne oldu kızım ağrın mı var.? Bir şey mi oldu.?" Saffet bey yatağının yanındaki ışıkları açarken ben de hemen yatağın yanına oturmuştum.

Aşağıda olanları ona anlattığımda kaşları çatılı bir halde beni dinlemiş sonra da birilerini aramıştı.

"Ben halledeceğim birazdan abinleri...sen Cihangiri ara söyle neler olduğunu." Telefonunu bana uzattığında hemen Cihangiri aradım.

"Dede." Dedi kötü bir ses tonuyla.

"Benim." Dediğimde hızla konuşup olanları anlattım.

Bir kaç saniye ses gelmediğinde ekrana baktım.

Hala açıktı.

Geri kulağıma götüreceğim sırada telefon kapandı.

Suratıma kapatmıştı.

Kızgın ve kırgın olmasına rağmen yanıma gelmişti.

Çok seviyordum.

Boynumdan öptü.

"Ölürüm şu kokuna lan."

Gülümsedim.

Dudaklarımdan öptüğünde beni kucağına almıştı.

"Yıldız abla ben başımın belasını alıp evimize götürüyorum." Yıldız teyze ve Selin kapının oradan gülümseyerek bizi izlerken yana çekilmişlerdi.

Yanlarına gidip kapıdan geçtiğimizde ikisine de sarılıp öptüm.

Bunları yaparken hala Cihangirin kucağındaydım.

"Gidince haber ver annem." Dedi gözleri dolu doluydu.

Başımı sallayarak elini sıktığımda avuç içimi öptü.

"Allaha emanet olun çocuğum." Dedi Cihangirin sırtını okşarken.

"Sizde." Dedi yürümeye başlayan kocam.

Selin gözyaşlarını silerken öpücük atıyordu.

Onlara elimi salladığımda evden çıkmıştık. Çiçek uyuduğu ve uykusu hafif olduğu için onu görememiştim.

Bir kaç saat sonra kahvaltıya geleceklerdi zaten.

Cihangir beni arabaya yerleştirdikten sonra başımın üzerinden öpüp kendi tarafına geçmişti.

Yola çıktığımızda bir elim karnımdaydı.

"Aç mısın.? Dışarıda yiyebiliriz." Hemen itiraz ettim.

"Hayır eve gidelim..hem ben bugün kahvaltıya Yıldız teyzeleri çağırdım...bir şey olur mu.?"

Sormamıştım kimseye. İlk defa.

Çünkü hamilelik haberini hepimiz bir aradayken vermek istiyordum.

Selin'e Serkan'ı çağırmasını bile söylemiştim.

"Şunları sorup durma Deniz orası senin evin ve istediğini çağırabilirsin." Başımı omzuna koydum.

Ellerimiz iç içe geçtiğinde gözlerimi kapatıp yolun bitmesini beklemiştim.

Arada bir yanımdaki adamın kol kaslarını okşamayıda ihmal etmiyordum.

"Hadi güzelim." Araba durduğunda o kemerini çözüp inmişti.

Kapımı açtığında ben de hızla kemerimi çözüp indim.

Ellerini tuttum.

"Beni yerimizde bekler misin.?" Hava yeni yeni aydınlanırken kaşları çatıktı.

"İnme oraya kadar ya da kucağıma alayım beraber gidelim tek gelme."

Gülümseyerek boynunu öptüm.

Bunu yaparken parmak uçlarımda olduğumu söylememe gerek var mıydı.?

"Lütfen beni orada bekler misin.?"

İstemese de alnımdan öptükten sonra yürümeye başlamıştı.

Ne yapacağımı bilemez bir şekilde mutfağa girdiğimde dolaptan yarım bir yaş pastayı çıkartıp bir dilim kestim ve tabağa koydum.

Evet bunu sabaha karşı yapıyordum.

Başka saat kalmamıştı çünkü.

Tüm uykusuzluğuma rağmen heyecandan ölmek üzereydim.

Çekmecenin birinden mum ve çakmak aldığımda hızlı adımlarla beni bekleyen adama doğru yürümeye başlamıştım.

Terasın merdivenlerinden inip çime bastığımda düşen çakmağı almak için eğildiğimde Saffet beyin sesini duyarak başımı kaldırdım.

Üst kattaki terastaydı.

"Deniz...ne yapıyorsun kızım."

Elimdeki pastayı kaldırdım.

"Söyleyeceğim." Pastaya bakıp burukça gülümsediğinde buradan bile gözlerinin dolduğunu görebiliyordum.

"Dede." Saffet beyin arkasından gelen sesle Ayliz'i görmüştüm.

"Ne yapıyorsun bu saatte...Deniz! sen ne yapıyorsun orada hava esiyor geç hemen içeriye."

Beni gördüğünde hızla konuşmuştu.

"Cihangir bekliyor onunla buluşacağız."

"Dede bak ben söylüyorum bunlar kafayı yedi..sabahın köründe elinde pastayla Cihangir'in yanına gidiyor...mum mu diktin bir de tövbe yarabbim."

Elini kolunu oynatarak konuştuğunda güldüm.

Saffet beyde güldü.

"İçeri girelim mi.?" Saffet beyin sorusuyla başımı hayır anlamında salladım.

Onlara elimi salladığımda Ayliz başını Saffet beyin omzuna koymuştu.

"Gittim ben." Hızlı hızlı yürümeye başladığımda ikisi hala terastaydı ve Cihangirin olduğu yeri görebiliyorlardı.

"Bebeğim." Dedi aşık olduğum ses.

"Aşkım." Dedim yanına adımlarken.

"Bu ne Deniz...canın pasta mı çekti..yavrum niye söylemiyorsun yolda alırdım bebeğime."

Arkamı dönüp Saffet bey ve Ayliz'e baktım.

Oradalardı.

Ayliz kaşlarını çatarak bize bakarken Saffet bey yine aynı gülümsemeyle bakıyordu.

Elimdeki çakmağı muma doğru yaklaştırıp yakacağım zaman Cihangirin kaşları çatıldı.

"Deniz." Dedi muma bakarken. Tabağı mumu yakmadan yere bırakıp ellerini tuttuğumda o alnımdan öpmüştü.

"Cihangir, biliyorum bunu konuştuk ama ben bilmiyordum yeni öğrendim gerçekten haberim yoktu."

Hızlı hızlı konuşmamla ellerini yanaklarıma atmıştı.

"Sakince anlat bir tanem neyi konuştuk."

"Akşam uzun uzun konuştuk henüz erken dedik vakti gelince dedik ama...sen hastanede yatarken ilk gün öğrendim.."

Göz bebekleri büyüdüğünde anlamaya başladığını biliyordum.

Yutkundum.

Ağzı hafifçe aralanmıştı.

"Cihangir, hamileyim."

Bir kaç saniye öylece yüzüme baktıktan sonra o da yutkundu.

Gözlerini kaçırıp başını kendine gelmek ister gibi salladıktan sonra tekrar bana baktı.

"Hamile misin...hamilesin." Başımı sallarken artık ona gözlerim dolu dolu bakıyordum.

"Hamile misin.?" Gülümsedim.

"Hamileyim Cihangir. Karnımda birisi var." Elimle karnımı gösterdiğimde onunda bakışları karnımı bulmuştu.

"Hamilesin Deniz..." Benden bir kaç adım uzaklaşıp burun kemerini sıktığında korkuyla ona bakıyordum.

İstemiyordu.

"Hamile." Dedi kendi kendine konuşarak.

Gözleri bana takıldığında yüz ifademi görmüş olacak ki elleri hemen yüzümü buldu.

"Deniz sen hamile misin.?" Adama bir şeyler olmuştu.

Konuşmadan beni anlayan adam hamileyim dememe rağmen on kere aynı cümleyi tekrar ediyordu.

Başımı salladığımda ensemden tutarak beni kendine yasladığında kollarımı ona sardım.

"Bebeğimiz mi olacak şimdi." Ona da başımı salladığımda Cihangir beni havalandırıp etrafında döndürürken bağırıyordu.

"LANNN.!"

"Çocuğumuz mu oluyor lan bizim.!"

Kahkaha atarak ona tutunurken o hala bağırıyordu.

Beni bacaklarımdan çekerek normal bir şekilde kucağına aldığında olduğumuz yerden biraz uzaklaşmıştık.

Bahçenin açık alanına çıkıyorduk. Hem de koşarak.

Cihangir koşuyordu ama kucağında olduğum için ben de koşmuş sayılıyordum.

"Bebek var karnında."

"Şu an tam bebek değil ama evet bir kaç ay sonra yemeğimiz pişmiş olacak."

Cihangir dudaklarıma kapandığında sakallarını okşayarak ona karşılık veriyorum.

Dizlerinin üzerine çöktüğünde öpücükleri boynuma inmişti.

"Karnında bebeğimiz var Deniz..senin ve benim bebeğimiz." Başımı sallarken onun dolu gözlerine bakıyordum.

İlk defa böyle gördüğüm için şaşırsam da yanaklarını öpüp saçlarını okşuyordum.

"Kızmadın mı.?" Dedim çekinerek.

Hemen gözlerini açtı.

"Ne kızması...böyle bir habere nasıl kızabilirim Deniz saçmalama." Sinirlenmişti.

"Çocuk istemiyordun."

"İstiyordum...sen henüz hazır hissetmezsin diye öyle söyledim." Dudağımı öptü.

Ben de ona çocuk meraklısı görünmemek için öyle söylemiştim.

Yani ikimizde yalan söylemiştik.

Başımı boynuna koyduğumda sesli bir şekilde güldü ve elini karnıma attı.

"Güzelim." Hemen başımı kaldırdım.

"Belki erkek niye öyle söylüyorsun."

"Fark etmez...senden çıkan çocuklar çok güzel olacağı için öyle söylüyorum." Güldüm.

Cihangir benimle beraber tekrar ayağa kalktığında terastaki bedenlerle adımları durdu.

Ayliz gözyaşlarını siliyordu.
Saffet beyde ondan farksız değildi.

"DEDE.! DENİZ HAMİLE.!" Onlara doğru beklemeden bağırdığında Ayliz gözyaşlarının arasından gülümseyerek kardeşine baktı.

"NE.!" Terasın yanındaki balkondan gelen çığlıkla kahkaha attım.

Sıla uykulu ve şiş gözlerle bize bakıyordu.

"ÇOCUĞUM OLUYOR LAN.!" Bağırdıktan sonra alnımdan öpüp tekrar yürümeye başladığında bu sefer adımları bahçedeki terasa doğru gidiyordu.

Diğerleride tahminimce aşağıya iniyorlardı.

Koltukların oraya geldiğimizde hala beni kucağında tutarak alnımdan öpen adama sıkıca sarılıyordum.

"Öldüreceksin beni Deniz, öldüreceksin."

Bu sefer ben onu öptüğümde herkesin yanımıza gelmediyle kısa sürmüştü.

Hepsiyle sarılıp biraz ağladıktan sonra Cihangir sabahın köründe arayıp Serkan'a da söylemişti.

Yıldız teyzeler de geldikten sonra hep beraber bebeğimiz hakkında fikirler öne sürerek huzurla kahvaltımızı yapmıştık.

Bir hafta sonra...

"Biraz daha bal getireyim mi Deniz hanım.?"

Neriman hanıma başımı iki yana salladım.

Bir kase balı tek başıma yemiştim.

Ağzıma son bir lokma ekmek atıp çantama uzandığımda bir elim otomatik olarak karnımdaydı.

"Kolay gelsin, teşekkür ederim." Neriman hanıma seslenip hızla mutfaktan çıktığımda kolumdaki saate baktım.

Öğlen olmuştu.

İki gündür kendimi halsiz hissettiğim için geç uyanıyordum ve Cihangir şirkete gitmeme izin vermiyordu.

Dün akşam konuşup geleceğimi söylediğimde mırın kırın etse de kabul etmişti.

Arabaya bindiğimde hızla şirketin yolunu tuttum.

"Hoş geldiniz Deniz hanım buyurun."

Arabanın kapısını açan kişiye gülümseyerek indiğimde asansörlere geçtim.

Bizim kata geldiğimde gözlerim hemen onun odasına takıldı ama orada değildi.

"Deniz.!" Saffet beyin sesiyle yan tarafa döndüm.

Gergin olduğunu buradan bile anlamıştım.

Yakınlaştığında koluma tutunmuştu.

"Tansiyonum yükseldi galiba odamda ölçer misin kızım." Hemen benden destek almasını sağlayıp koluna girdim.

"İyi misiniz hastaneye gidelim mi.?"

Başını iki yana salladığında yürümeye başlamıştık.

"Saffet bey emin misiniz bir gitseydik Cihangir'e haber verelim hatta." Yükünü daha çok bana verdi.

"Odaya gidelim kızım."

Kapıyı açıp onu koltuklara oturttuğumda ne yapacağımı bilemeyerek telaşla etrafımda döndüm.

Saffet bey gömleğinin üstteki düğmelerini açıyordu.

"Saffet bey gelin beraber gidelim hem bizimde bugün doktor randevumuz var sizde gelin şimdi gidelim lütfen."

"Su verir misin Deniz." Hızla cam kenarındaki dolaptan su şişesini çıkartıp bardağa döktüm.

Yanına gittiğimde dizlerimi kırarak yere değmesini sağladım.

O suyu içerken bir yandan da bana bakıyordu.

Kolumu tutup kalk der gibi baskı yaptığında kalkmadım.

Nefes nefese suyu içiyordu.

Elini gözünün kenarına koyup sıktığında endişeyle ona bakıyordum.

Bir elimi dizine koydum.

"Koltuğa otur." Dinlemeden yanında yerde durmaya devam ettim.

Elini kalbinin üzerine koyduğunda diğer elindeki bardağı aldım.

"Saffet bey hastaneye gidelim hadi."

"İyiyim biraz daha...bir şey yok kızım merak etme."

"Nasıl bir şey yok nefes nefese kaldınız."

Eli hala kalbindeydi.

Gözlerini açıp kapattığında odanın kapısı sertçe açıldı.

Başımı yan tarafa çeviremeden belimden tutulup yerden kaldırılmam bir olmuştu.

"Dede."

Cihangir gelmişti.

Eli belimden karnıma uzandığında elimi onun elinin üzerine koydum.

"Cihangir, Saffet bey iyi değil nefes nefeseydi kalbini tutuyor hastaneye götürelim hadi."

Cihangir, Saffet beyde gördüğüm aynı gergin ifadeyle dedesine bakıyordu.

"Hadi Cihangir." Dediğimde bakışları beni buldu.

Saçlarımdan öpüp derin bir nefes aldığında ondan uzaklaştım.

Karnımdaki eli boşluğa düşmüştü.

"Deden iyi değil diyorum.!" Beni takmamasına sinirlendiğim için sesim yükselmişti.

"Tamam dedem biraz sakinleşsin kendini toparlar Deniz." Kaşlarım iyice çatıldı.

Saffet beye baktığımda torununa ilk defa kızgınlıkla bakarken görmüştüm.

Tekrar dizlerimi kırdım ve Saffet beyin elini tuttum.

"Beraber gidelim Saffet bey kötü görünüyorsunuz lütfen." Cihangir beni tekrar belimden tutarak kaldırdığında çırpındım.

"Bırak."

"Cihangir Bırak.!"

Beni takmıyordu.

"İyiyim Deniz şimdi kendime gelirim merak etme."

Cihangiri sertçe ittirip Saffet beyin yanına oturdum.

Hemen ellerimi tutmuştu.

"Kavga mı ettiniz siz niye öyle bakıyorsunuz birbirinize."

Saffet beyi ilk defa böyle gördüğüm için çok korkuyordum.

"Kızım...iyiyim ben şu an daha iyiyim sen güzel canını sıkma...Sende gözüme gözükme." Son cümlesini Cihangir'e bakarak sertçe söylediğinde ben de hemen başımı kaldırıp öylece dedesine bakan adama baktım.

O da sinirliydi.

Ne olmuştu bu iki keçiye.

"Sorun ne." Dedim ikisine bakarak.

"Yürü Deniz, çıkıyoruz." Cihangir tekrar beni kolumdan tuttuğunda bu sefer sertçe çekmişti beni.

Dişlerini sıkarak dedesine bakıyordu.

"Ben gelirim yanına birazdan sın kez konuşalım." Saffet beye mahcup bakışlarımı atarak odadan çıkartıldığımda onun beni odasına götürmesine izin veriyordum ama tam o anda bir şeyler oldu.

"Cihangir Arslanoğlu.!" Asansörden inen polis memurlarıyla Cihangir'in elini sıkarak ona yaklaştım.

Cihangir beni sıkıca sarmalayıp başımdan öptüğünde sadece onun elini sıkıyordum.

"Kötü bir şey oldu değil mi.?"

Neredeyse fısıltıyla konuşmuştum ama o duymuştu.

"Özür dilerim bir tanem...Affet Deniz. Beni affet yalvarırım. On yıl, yirmi yıl ne zaman olursa olsun ama beni affet."

Boynuma inen dudaklar ve oradan derin bir nefes alan adamla gözlerim dolmuştu.

"Cihangir Arslanoğlu tutuklusun.!"

"Özür dilerim Deniz." Alnıma sıkıca dudaklarını bastırdığında gözlerim odanın kapısında bizi gözleri dolu bir şekilde izleyen adama takıldığında dudaklarım titredi.

"Hayır." Dedim sessizce.

"Sen olmazsan ben yapayalnız kalırım lütfen...Cihangir lütfen gitme." Cihangirin bedeni kasıldığında ona sıkıca sarıldım.

"Alın Arslanoğlunu." Yanımıza gelen polisler onun iki kolundan tuttuklarında ayrılmıştık.

Yaşadığım boşluk hissine alışamadan başka bir bağırtı kopuyordu.

"Abi.!"

"Noluyor Cihangir.!"

Ayliz ve Sıla koşarak buraya doğru geliyorlardı.

Gözlerim tekrardan eline kelepçe geçirilen adama kaydığında nefes alışverişlerim sıklaştı.

"Deniz." Dedi tekrardan bana seslenerek.

Yanda duran polis güldü.

"Onun abisini öldürüp bir de karının adını mı sayıklıyorsun Arslanoğlu."

Duyduklarımla kıpırdayamaz hale gelmiştim.

Abim.

"Cihangir." Ona doğru yürüyordum.

"Yalan söylüyor değil mi.?" Elimle kollarına tutunduğumda başını yere eğdi.

"Cihangir yalan desene abim ölmedi." Başını kaldırmadığında ağzımdan bir çığlık çıktı.

"Ne diyorsun sen Kemal.!" Ayliz gelip az önce konuşan polisin yakasına yapıştığında ağlıyordu.

"Dede." Dedi arkama bakarak.

"Gel Deniz sakin ol anlatacağım her şeyi kızım."

"Abim öldü mü.?" Ağzımdan bir hıçkırık çıktığında sonunda gözleri benimle buluşmuştu.

"ÖLDÜ MÜ?" Ondan uzaklaşıp geri geri gittiğimde dengemi sağlayamayıp düşeceğimde bana doğru gelmeye çalıştı ama polisler onu tuttu.

"Hop.! Çek elini kolunu sikmeyeyim." Serkan beni tuttuğunda bana doğru kolunu uzatan bir memura da bunları söylemişti.

"Serkan abim öldü mü.?"

Bir şey demeyip Cihangir'e baktığında onu itekleyerek kollarından çıktım.

Cihangir bana bunu yapmış mıydı.?

Aşık olduğum adam abimi mi öldürmüştü.?

"Abimi mi öldürdün Cihangir.?"

O kadar inanmıyordum ki onun bana bunu yapabileceğine.

"Cihangir." Dediğimde karnımdaki kasılmaya rağmen tekrar ona yaklaşıp karşısına geçtiğimde polisler kolumdan tuttu ama Cihangir onlara baktığında ikisi de ellerini çekmişti.

Bu kadar güçlü bir adamı neden tutukluyorlardı.

"Karısına videoyu izletelim karakolda sanırım Deniz hanım kocasına katil olmayı yakıştıramıyor."

Kemal denen adamın konuşması Ayliz ve Sıla'nın çığlıklarıyla kesildiğinde benim elim bana bakan adama doğru sert bir tokat atmak için kalkmıştı bile.

Cihangir'in yanağıyla buluşan elimden çıkan sesle Ayliz yaşlı gözleriyle bize baktı.

Bir kaç adım geriye doğru yalpalayarak gittim.

"Götürelim Arslanoğlunu." Demişti Kemal denilen adam.

Polis memurları ona bir şey dediklerinde duymamıştım ama başını salladı.

Parmağımdaki yüzüğü çıkarttığımda bana bakan adamın suratına doğru fırlattım.

Bir şey söyleyip canını acıtmak istemeyecek kadar çok aşıktım ona.

O ise abimin katiliydi.

Attığım yüzük ayakkabısının önüne düştüğünde bakışlarını bir süre oradan çekmedi.

Karnıma giren sancıyla yüzümü buruşturduğumda tekrar kalbimi tuttum.

"Dede, Hastaneye götür." Cihangir halimi görmüş olacak ki Saffet beye sertçe emir vermişti.

Polis memurları onu çekiştirdiğinde ben ayakta dururken acıdan elimi dizlerime koyarak eğildim.

Abimi öldürmüştü.

Hıçkırıklarımın arasından sayıklarken etrafımda büyük bir kargaşa hakimdi.

Karnıma büyük bir sancı girdiğinde bağırdım.

"Saffet bey.!" O torununun peşinden bir şeyler söyleyerek giderken ikisi de bana dönmüştü.

Saffet bey bana ve bacaklarıma baktıktan sonra koşarak buraya yürürken, Cihangir onu tutan iki polisi itip koşmaya başlamıştı ama Kemal denilen adam onu yarı yolda omzumdan ittirerek tutmuştu.

Elleri kelepçeli olduğu için çokta zor olmamıştı.

"Serkan.! Arabayı kapıya getir çabuk.!" Saffet beyin bağırışını bastıran ses Cihangirin'di.

"Hamile lan karım.! Orospu evladı.! Serkan anlat her şeyi Deniz'e.!" Kemal'e bağırdıktan sonra gözleri yakın arkadaşını bulmuş ve ona da bağırmıştı.

Koluma giren adamla tekrar yüzümü buruşturdum.

"Ayliz.! Sıla.! Buraya gel çabuk.!" Saffet bey ikisine de sesleniyordu ama Ayliz yere çökmüş ağlıyordu.

"Dede bebek...düştü mü.?"

Sıla'da bacaklarıma bakarak konuştuğunda hissetmeme rağmen bakmadığım bacağıma baktım.

Kırmızı, çizgi gibi akan kan bacaklarımın arasından ayaklarıma kadar uzanıyor ve giydiğim açık pembe elbisemle tezatlık yaratıyordu.

"Abimi öldürmüş." Diyordum ağlayarak.

"ABİMİ ÖLDÜRMÜŞ." Beni tutan kişilerden uzaklaşmak için geri geri giderken gözlerimin kararması ve Cihangir'in Kemal denilen adama kafa atması bir olmuştu.

Ben o gün iki kayıp vermiştim.

BÖLÜM SONU

Selam, Vurgun'da finale yaklaştık..

Yorumlarınıza ve oy sayısına göre bugün ikinci bölümü de atabilirim. Bol bol yorum yapmayı unutmayın lütfen.

Sizi seviyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.781okunma 38beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.