22. bölüm / 36
Vurgun22. BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 22. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar..
~ Deniz ve Selin
Cihangir kime baktığımı görmek için arkasını döndüğünde gördüğü kadınla duruşunu dikleştirip dedesine bir şey söyleyerek yürümeye başladı ama arkasındaki alımlı ve manken gibi olan kadın Cihangir'i kolundan tutarak durdurdu.
İkisini izlerken Cihangir bana baktıktan sonra kadına dönüp bir şeyler söyledi.
Yine adım atacağı zaman kadın tekrar onu durdurdu.
"Hass.." Sıla'nın sesi kulağıma geldiğinde bu kadının kim olduğunu çok iyi biliyordum.
Hande'ydi adı.
Cihangir'in eski sevgilisi olan kadın.
******************
"Kalk Sıla." Ayliz hızla Sıla'yı da yanına alarak onlara doğru yürümeye başladığında ben hala Cihangir ve Hande'ye bakıyordum.
Kadın gerçekte daha güzeldi.
Haberlerden görmüştüm ama şu an daha güzel görünüyordu.
"Kim bu şırfıntı." Selin'e cevap veremedim.
Odaklanmış, Cihangir'in kolundaki ele bakıyordum.
"Çok güzel kadınmış." Dediğimde Selin yanıma gelmişti.
"Güzel güzel de kim ve senin kocanın kolunu niye tutuyor." Bilmem der gibi omzumu kaldırdım.
"Eski sevgilisi adı Hande." Selin kolumu sertçe dürttüğünde ona baktım.
"Delirdin mi sen niye burada durup onları izliyorsun."
"Selin, biz gerçek bir evlilik yaşamıyoruz yani birbirimize karışmaya hakkımız yok ne o bana ne de ben ona karışabilirim. Ne yapayım yalancıktan olan kocamın kolunu tuttu diye kadının saçına mı yapışayım." Selin ne yapacağını bilemez gibi tekrar onlara döndü.
Ben de aynı şekilde.
Ayliz ve Sıla kızın ilgisini Cihangir'den almış konuşturuyorlardı.
Kızın az önce tuttuğu Cihangirin koluna da Sıla girmişti.
Cihangir bana bakmak için arkasını döndüğünde göz göze geldik ama ben gözlerimi kaçırarak çantamı ve kutuyu elime alarak sandalyeden indim.
"Sıla'nın odasındayım...sen çaktırmadan yanlarına gider misin kimmiş bu kız öğrenelim." Selin anında onlara doğru yürümeye başladığında yolda bir kızın masasından aldığı dosyayla rolüne çoktan girmişti.
Ama toplantıdan çıkan Serkan'a gözlerim takıldığında ajanımın dikkatinin dağılmasından korkmuştum.
Elimdekilerle tekrardan Sıla'nın odasına doğru yürümeye başladığımda neredeyse herkes bir bana bir de arkamda eski sevgilisi ile konuşan adama bakıyordu.
Odanın önüne geldiğimde ellerim dolu olduğu için çantamı diğer elime alacağım zaman arkamdaki kişi kapıyı benim için açmıştı.
"Benim odama geçelim mi.?" Cihangir'in ne ara geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama şaşırmıştım.
Gerçekten şaşırmıştım ama belli etmemeye çalıştım.
"Neden." Dediğimde gözlerini kısarak bana baktığında bir şeyler anlamaması için onu onayladım.
"Tamam gidelim madem çok ısrar ettin." Cihangir'in dudağının kenarı kıvrıldığında bende hafifçe tebessüm ederek yanından geçtim ve önden yürümeye başladım.
Geldiğim koridora tekrar çıktığımda yine bir kaç gözü üzerimde hissediyordum.
Elimdeki kutu birden alındığında bir şey demeden yürümeye devam ettim.
Cihangir tutuyordu hediyemi.
Hediye bugün benden çok gezmişti.
Olay yerine yaklaştığımızda hepsinin Cihangir hariç bıraktığım gibi durup konuştuklarını görünce adımlarımı yavaşlatıp Cihangir'in de yavaşlamasını sağladım. Yanlarına Emel'de eklenmişti.
Hande denilen ve kocamın eski sevgilisi olan kız bir bana bir de yanımdaki adama bakıyordu. Sıla ona bir şey diyordu ama o bana ve Cihangir'e bakmakla meşguldü.
Gözlerini kısıp, yumruklarını sıkınca bu kızla işimiz olduğunu anlamıştım.
"Ne oldu." Diyip elini belime attığında ona bakarak konuştum.
"Topuklularla çok ayakta duramıyorum ayaklarım acıyor o yüzden yavaşladım." Kaşlarını çatıp ayaklarıma baktığında az önce benden aldığı kutuyu elime tutuşturduğunda ben de kaşlarımı çattım.
Ama yaptığı şeyle keşke o cümleyi kurmasaydım dedim.
Cihangir kollarını bacaklarımdan geçirip beni kucağına aldığında bir elimi hemen boynuna doladım.
"Cihangir indir herkes bize bakıyor." O beni takmadan yürümeye başladığında ayaklarımı salladığımda bu sefer o gülüyordu.
"O kadar da acımıyordu yani buna gerek yoktu." Doğrudan önüne bakarak yürürken konuşmamla bana bakınca fazla yakın durduğumuzu fark edip başımı yana çevirdim.
Ayliz'ler en az benim kadar şaşkın bir şekilde bize bakıyorlardı.
Tek onlar değil. Arkamızda kalan herkes.
Utançtan ölmek üzereydim ama kendimi kötü bir şey yapmıyorduk ki diyerek kandırmaya çalışıyordum.
Odasının önüne geldiğimizde kapıyı açmayı teklif etmeden açtığında ona biraz daha tutulduğumu fark etmiştim.
Gözüme giriyordu.
Başka nereye gi...
Gözlerimi kocaman açıp Cihangir duymuş gibi başımı onun omzuna koyduğumda adımları durdu.
Hemen başımı kaldırıp ona baktım.
"Utandığım için başımı koydum beni görmesinler diye." Bunu söylememle Cihangir sesli bir şekilde güldükten sonra kapının önünden çekilip kucağında benimle beraber içeriye girdi ve kapıyı ayağıyla sertçe kapattı.
Beni masasının karşısındaki rahat koltuklara bıraktığında kutumu yana bıraktım. Çantamı da aynı şekilde.
"Ayakkabı ayarlayalım sana." Telefonunu cebinden çıkartıp birisini aradığında onu durdurdum.
"Gerek yok birazdan eve geçeceğim zaten o kadar da ağrımıyor."
"Emin misin söyleyelim getirsinler spor ayakkabı." Başımı olumsuz anlamda salladığımda ikna olmuşa benziyordu.
"Hem kombinim bozulur." Gülerek söyledikten sonra o da hafifçe tebessüm etmişti.
"Tamam bozulmasın güzel kombinin Deniz."
Daha geniş gülümseyip üzerime baktım.
Güzeldi güzel.
Ceketimle iş kadını gibi olmuştum.
Artık buraya gelirken ciddi giyinecektim.
Yarın hatırlatırım.
"Koridorda konuştuğum kişi Hande, eski sevgilimdi biliyorsundur belki." Kaşlarımı anında şaşırmış gibi yukarıya kaldırdım.
"Öyle mi.? Bilmiyordum."
Bilmiyorsun..
"Yanlış anlaşılacak bir durum olmasın diye söylüyorum aramızda herhangi bir iletişim durumu yok, sen varken asla olamaz."
Ben yokken olur muydu yani.
Kaşlarımı istemsizce çattığımda o ne düşündüğümü anlamış gibi tekrar konuştu.
"Sen olmasan da olmaz...sen yokken de zaten bir şey yoktu demek istiyorum yanlış anlama eskide kaldı." Anlayışla başımı sallayıp medeniymişim gibi rol yapıyordum ama odadaki tüm eşyaları Cihangir'in kafasında kırmayı düşünüyordum.
Hande bizim sahte evlilik yaptığımızı biliyor muydu acaba.
"Anladım, sorun yok sonuçta evliliğimiz gerçek değil isteyen istediğiyle kon.."
"Öyle bir şey olamaz Deniz." O birden sesini yükselttiğinde gözlerimi kıstım.
"Anlamadım." Dedim.
"İsteyen istediğiyle konuşamaz." İşte buna şaşırmıştım.
Yüz ifademden anlamış olacak ki boğazını temizleyerek kendini toparladı.
"Bunun gerçek bir evlilik olmadığını dışardan birisi bilmiyor ve bizde oma göre davranmak zorundayız." Yani Hande'ye bu olayı söylememişti bende bunu merak ediyordum zaten.
İstediğim cevabı almıştım.
"Ayrılana kadar ikimizde bu konularda dikkatli olalım."
"Tamam." Dedim hemen kabullenerek.
Zaten o cümleyi Hande'ye söyleyip söylemediğini öğrenmek için söylemiştim yoksa kimse istediğiyle takılamazdı.
Rezil olmaya da rezil etmeye de hiç niyetim yoktu.
"Tamam." Diye sordu o da şaşırarak.
Başımı salladım.
"Nasıl diyorsan öyle olacak...sen dikkat ettiğin sürece ben de aynı şekilde dikkat edeceğim ama eğer sen dikkat etmezsen."
"Etmezsem." Sesi meraklı çıkınca gülmek istedim ama ciddi kalmalıydım.
"Dikkat et sen, çünkü etmezsen yapacaklarımın sınırı olmaz." Tek kaşı kalktığında arkasına yaslandı.
Bir şey söylemeden elindeki kalemi döndürerek bana bakıyordu.
Onun gibi bende boğazımı temizleyip etrafı süzdüğümde gözüme takılan saatle beraber tekrar Cihangir'e döndüm.
"Ben gideyim artık Selin'i gördüm çayımı kahvemi de içtim."
Ayliz'le kavganı da ettin.
Hala tepkisizce bakmaya devam etmesiyle ayaklandım.
Ben ayağa kalktığımda hemen o da kalktı.
"Bırakayım mı.?"
Başımı iki yana salladım.
"Ben giderim." Biraz sertçe söylediğimde gözlerini kısıp bana baktıktan sonra başını bir kere onay verir gibi salladı.
"Görüşürüz o zaman...kolay gelsin." Çantamı elime alıp geri geri kapıya yürürken sırtım hafifçe kapıya çarpınca ona bakarak fazla geri yürüdüğümü anlayınca hemen kapıya baktım.
Aferin sana.
"Görmedim kapıyı pardon." Elimi kapı koluna atıp açacağım zaman Cihangir'in omzuma dokunan eliyle başımı kaldırdım.
Elleri omzumdan sırtıma kayıp okşayınca gözlerimi kapatmak istemiştim.
"Bir şey oldu mu.?" Sesi...sesi gülmek isteyip gülemiyormuş gibiydi.
Rezil olmuştum.
"İyiyim biraz çarptım zaten." Kafasını sallayıp yüzünü biraz sağa çevirdikten sonra başını tekrar kaldırmıştı.
"Gideyim ben." Kapıyı açtığımda o arkamda durmuş bana bakıyordu.
"Dikkatli ol eve geçince bana mesaj at." Şaşırsam da başımı salladım.
Bizim kapıyı açmamızla bir kaç kişinin başı hemen buraya dönünce onlara malzeme vermemek için son kez elimdeki kutumla yürümeye başladım.
Telefonumu çıkartıp Selin'i arayacağım zaman Sıla ve ikisinin karşıdan bana doğru gelmesiyle telefonu kutunun üstüne koydum.
"Gidiyor musun." Sıla uzaktan sormuştu bu soruyu.
Başımı salladım.
Sıla arkama bakıp sonra tekrar bana dönerek konuştu.
"Abim kapıda buraya bakıyor." Omzumun üstünden arkama baktığımda ellerini cebine koyup kapıya tek omuz yaslanmış Cihangir'i görünce hızla tekrar önüme döndüm.
"Beni geçirdi kapıya kadar."
"Kucağına da aldı mı yine." Selin'in sorusuyla Sıla koluma hafifçe vurup gülünce diğer taraftan Cihangir'in odasına doğru yürüyen Ayliz'i gördüm ama bakmadım.
Selin'e tek kaşımı kaldırdığımda yandan Sıla'ya baktı ama Sıla sanırım bizim ne konuşacağımızı anlayıp benim koluma girip yürümeye başlamıştı bile.
"Hande, abimin eski sevgilisi...sevgili dediysem öyle senin gibi değillerdi yani." Derin bir nefes alıp sustuğunda üçümüz asansöre doğru yürüyorduk.
Benim gibi değil ne demekti.
"Abim temas sevmez, birisiyle sürekli vakit geçireyim o bana karışsın ben ona karışayım diye düşünen bir adam değil...di. Sana yaptıklarına bu yüzden şaşırıyoruz biz adama bir haller oldu." Hafifçe tebessüm edip Cihangir içeri girmiştir diye onun odasının kapısına tekrar baktım ama o Ayliz'le hala kapıda durmuş buraya bakıyordu.
"Bak kapıdan ayrılmıyor gitmeni bekliyor. Önemli toplantılarında bile adamları geçirmek için yerinden kalkmayan adam seni kapılara kadar geçiriyor. Ya seni kucağına aldı abim."
"Topuklularla yürüyemiyorum dediğim için yaptı öylesine yapmadı." Dedim hemen.
Sıla gözlerini devirerek Selin'e baktı.
"Hande senin için bir tehlike değil merak etme." Arkasını dönüp tekrar abisine baktı.
"Senden sonra hiçbir kız tehlikeli değil artık o yüzden kafana takma diye söylüyorum abimin artık başka bir kadınla işi olacağını zannetmiyorum."
Saçmalıyordu.
Evet saçmalıyordu.
Konuşacağım zaman araya giren başka bir sesle o tarafa döndük.
"Peri kızı hoş geldin." Tunç'un neşeli sesiyle gülümseyip ona döndüm.
Sıla ve Tunç sarıldıktan sonra Tunç bana elini uzattı ama iki elimde dolu olduğu için uzanarak yandan sarıldığında sarılmasına izin verdim.
Selin'e de aynısını yaptığında tekrar konuştu.
"Niye söylemiyorsunuz geldiğini bir şeyler içerdik beraber...gidiyorsun sanırım." Başımı salladım.
"Gidiyorum ama sonra tekrar gelirim." Tunçla diğer gelişlerimde karşılaştıkça konuşmuştuk.
Hep beraber onun odasında çay içmiştik.
Selin, Sıla ve ben yani.
Önceki gelişlerimde dördümüz takılıyorduk genelde Tunç'ta bize katılıyordu.
İşi olmadığı sürece.
Tunç ve ben konuşurken Sıla, Selin'in koluna vurduğunda birbirlerine bakıp güldüler.
"Nasılsın sorun yok değil mi.?"
Tunça başımı olumsuz anlamda salladım.
"Kızları görmeye geldim birazda Cihangir'le oturduk gidiyordum şimdi. Sen nasılsın."
O cevap vereceği sırada yanımıza gelen adamla beraber hepimiz ona döndük.
"Tunç, toplantıya." Cihangir'in sert sesiyle yüzüne bakmaya devam ettim.
"Toplantı bir saat sonra." Tunç ona cevap verirken ben hala onun yüzünü inceliyordum.
Çenesi kasıldığında sinirli bakışlarını bana çevirince kendimi toparlamaya çalıştım.
"Beraber inelim otoparka." Cevap beklemeden asansörün oraya geçtiğinde dik duruşunu bozmadan asansörü beklemeye başlamıştı bile.
Tunç kaşlarını kaldırıp kızlara noldu diye sorarken ben de arkamda kalan sinirli adamı bekletmemek için son kez hepsine görüşürüz dedikten sonra Cihangir'in yanına geçtim.
Yan yana durup asansörü beklerken o kucağımdaki kutuyu aldı.
Bende üstündeki telefonuma uzanıp aldım.
"Geç bakalım." Asansör geldiğinde önce ben arkamdan da o binince katı tuşlamıştı bile.
Kapılar kapanmadan önce gördüğüm tek şey herkesin bizi izlediğiydi.
Bu durumdan rahatsız oluyorum ama patronlarını fazla merak ettikleri gözleri sürekli Cihangir'in üstündeydi.
"Ayliz'de eve geçecek birazdan Cesur Güneş'i bırakacakmış...ikisi tartışırsa ayırmaya çalışma aralarına girme." Niye sertçe söylüyordu ki bunları.
Bir şey demedim.
O da asansör inene kadar bir daha konuşmadı.
Beraber otoparka yürürken bazı çalışanlar Cihangir'e selam veriyordu.
Otopark kapısını açacağım zaman benden önce davranarak elini başımın üstünden kapıya koyarak ittiğinde sessizce yürümeye devam ettim.
Arabamın yanına geldiğimizde kapıları açıp kutuyu ondan alacağım zaman o dolanarak kutuyu ön koltuğa bırakmıştı.
Kapıyı kapatıp tekrar yanıma geldiğinde bu sefer benim kapımı açtı.
"Buyrun Deniz hanım." Dedi sanki bozulduğumu anlayıp bu durumu düzeltmeye çalışır gibi.
Hafifçe tebessüm ederek koltuğa yerleştiğimde kemerimi takacakken bu görevi de o üstlendi ve üzerime çok eğilmeden kemeri taktı.
"Dikkatli git, mesaj atmayı unutma." Başımı salladım.
"Görüşürüz." Dedim sessiz bir şekilde.
O yoğun bir şekilde bana bakarken başını salladı.
"Görüşürüz." Son kez bakıp kapımı kapattığında arabayı çalıştırdım.
Cihangir arabadan bir iki adım uzaklaşmış yine elleri iki cebinde gitmemi bekliyordu.
Uzaklaştıkça ona aynadan bakıyordum.
Artık aynadan da görünmeyince yola bakmaya başladım.
Kısa sayılabilecek bir yolculuktan sonra eve geçtiğimde abimin arabasının arkasına park ettiğim arabamdan inip içeriye doğru yürüyordum.
Yine karşılaşacaktık.
Kapı çalışan bir kız tarafından açıldığında ona gülümseyerek içeriye geçtim.
"Güneş evde mi.?" Kadın başını sallarken ben de ceketimi çıkartıyordum.
"Cesur bey burada beraber kapalı havuza inmişlerdi." Başımı sallayarak geçen günlerde alt katta olduğunu öğrendiğim havuza doğru adımlarımı attım.
Su seslerinin gelmesiyle havuz görüş açıma girmişti. Güneş kolluklarıyla yüzerken abim kenardan onu izliyordu.
"Bak ters dönebiliyorum." Güneş yine cıvıl cıvıl konuşuyordu.
Güneş şımarık bir çocuktu ama bu onun suçu değildi. Evdeki herkes onun üzerine titreyip elinin değdiği her şeyi önüne sermişlerdi.
Çiçek'te bizim bir tanemizdi ama biz ona öyle yapmamıştık. Yıldız teyze izin vermemişti öyle büyümesine.
İstediği her şeyi alırsanız ben bu çocukla baş edemem diyerek bizi durdurmuştu sürekli.
İyi ki de öyle yapmıştı.
Çiçek dünyanın en sağ duyulu çocuğu olabilirdi.
Bir oyuncağa bakarken önce kafasında bizim alıp alamayacağımızı düşünüp sonra istiyordu.
Almayacağımızı bildiği şeylere bakmıyordu bile papatyam.
Üç gündür görmüyordum çok özlemiştim Çiçeğimi.
"Aferin seni bücür." Güneş'i şımartma kervanına şimdi de abim katılmıştı.
Onlara doğru adım attığımda topuklularımdan çıkan sesten dolayı abim anında bana dönmüştü.
Şaşırsa da kollarını göğüsünden çözüp bana doğru gelmeye başladığında durdum.
"Deniz." Bir kaç adımda karşıma geldiğinde Güneş'in havuzda oynama sesleri geliyordu.
"Uyuyordun, konuşamadım seninle." Ona bir şey demeden Güneş'e bakmaya devam ediyordum.
"Deniz abla biz bugün lunaparka gittik kocaman dönme dolaba bindim."
Ona gülümsedim.
"Eğlendin mi.?"
Kıkırdadı.
"Çok eğlendim istersen seni de götürelim yarın."
Babasını sahiplenmiş miydi.?
"Olur beraber de gideriz sen ben dayın." Kaşlarını çattı hemen.
"O da olsun." Parmağıyla abimi gösterdiğinde abimde ona bakmıştı.
İç çektiğinde tekrar bana döndü.
"Telefonlarımı neden açmıyorsun."
Yine sustum.
Elini çeneme atıp ona bakmamı sağladığında göz göze geldik.
"Bencil olma. Ben bunları yaşarken bencil olma...bak...sadece yanımda olamaz mısın.?"
"Sen oldun mu.? Beni onlarla tek başıma bırakırken sen yanımda mıydın?" Başını iki yana salladı.
"Daha fazla zarar vermesinler diye yaptım.!" Sesi yükseldiğinde Güneş'i kontrol edip tekrar bana dönmüştü.
"Konuşalım diyorum sana. Telefonlarımı bile açmıyorsun ne yapıyorsun nasılsın bunların hepsini o piçten öğreniyorum." Piç dediğinde gözlerimi kısıp ona baktım.
"Hangi piçten."
"Cihangir piçinden." Dedi.
Tek kaşım yukarı kalktı.
"Burada senden başka piç yok. Bir daha Cihangir'e o şekilde hitap etme." O da benim gibi tek kaşını kaldırdığında bir şeyleri anlamaya çalışıyormuş gibi sinsice bakmaya başladı.
"Hayırdır noluyor sana kendine gel Deniz ne biçim konuşuyorsun ."
"Sana hayırdır...benimle konuşman yetmiyormuş gibi evlendiğim adama piç diyorsun. Bunu kendine bakmadan diyor olman ayrı bir komik zaten de neyse." Alayla konuşup arkamı döneceğim zaman kolumdan tuttu.
"Kendimi zor tutuyorum ama bilerek yapıyorsun. Kavga etmeyeceğim son kalan ailemle."
Güldüm.
"Ailen...senin ailenin ben dışımda kim olduğunu sen iyi biliyorsun tekrar tekrar anlatmayacağım anlamıyorsun çünkü aynı Yağız gibi taş kafalısın."
Yağız'la karşılaştırdığım için dişlerini sıkmaya başlamıştı.
Öyleydi.
Derin bir nefes alıp verdiğinde elini koluma atmak istedi ama ben geri çekince sinirle konuşup tekrar nazikçe tuttu.
"Koluna bakacağım kendine gel."
"Eserine mi bakmak istiyorsun gerçekten." Sinirliydi ama bir şey demiyordu.
Şaşırmıştım kendini tutmasına.
"Kremleri sürüyor musun.?"
"Küfür ettiğin adam her gün sürüyor merak etme ve beni düşünme...düşünmüş gibi yapma."
"Sabır." Dedi ağzının içinden.
Kolumu incelemesi bitmiş olacak ki bıraktı.
Arada Güneş'i kontrol edip karşımdaki adama laf yetiştiriyorken gelen Ayliz'le beraber onlar tartışmaya başladıklarında havuzda onları izleyen Güneş'in yanına gittim.
"Sen bana karışabilecek bir konumda mısın Cesur." Ayliz'in kulağıma gelen sesiyle şezlongun üstünden bir tane havlu alıp havuzun kıyısına geçip Güneş'i kollarından tutarak havuzdan çıkarttım.
"Öldürtme o adamı bana."
Abimin sert sesiyle Güneş başını onlara çevirdi ama ben onu havluyla sarıp saçlarını durulamaya başladığımda ürkek bakışları beni buldu.
Gülümsemeye çalıştım. Kolluklarını çıkartıp yükselen sesleri bastırmak için konuştum.
"Bazen büyükler tartışıyor benim annem ve babamda anlaşamadıkları bir konu olduğunda seslerini yükseltiyorlardı ama hallederler merak etme." Üzgünce bakıp omuzlarını düşürünce havluyla bacaklarını kuruluyordum.
Güneş'i havluya sarıp kucağıma aldığımda kavgaya tutuşan ikili bizim yanlarından geçtiğimizi fark etmemişti bile ama kucağımdaki kız korkulu gözlerle bana bakıp konuşmamı bekliyordu.
Merdivenlerden çıkarken son basamağa gelip nefeslendim.
Kucağımda Güneş'le beraber İki kat merdiven çıkmıştım.
Bir adım daha atıp koridora geçtiğimde hemen Güneş'in odasına geçtik.
Tam olarak ne söyleyeceğimi bilemediğim için konuşmuyordum. Ama bu durum onu daha da korkutuyordu.
"Aldığım hediyeyi beğendin mi.? Takmamışsın." Çiçeğe özel bir kolye yaptırırken Güneş'e de bir tane almıştım.
Tepki vermeden yere bakmaya devam edince ne yapacağımı bilemiyordum.
"Güneş." Bana baktı ama konuşmadı. Mayosunu çıkartıp kıyafetlerini yatağın üzerine koymuştum.
"Buradan da kolunu geçir bakalım." Tshirtünü giydirdikten sonra tayt ve çoraplarını da giydirdim.
"Bahçeye inelim mi hatta şu resim defterlerini al beraber resim çizelim." İkna olmuş gibi resim defterinin oraya yürüyüp eline aldığında geri bana döndü.
Gülümsedim.
Ben de üstümü değiştirdikten sonra sonunda bahçeye gelmiştik. Kısa kot şort ve krem rengi dar bir bluz giymiştim.
Elimdeki örtüyü açarak çimlere serdiğimde arkamızda Saffet beyin çiçek bahçesi önümüzde de deniz vardı.
Evleri çok güzeldi.
Fazla güzeldi.
İkimizde eğilmiş resim yaparken Güneş'in isminin annesi tarafından seslenilmesiyle bana bakıp geri resmine dönmüştü.
Telefonumu alıp Ayliz'e mesaj attığımda bende Güneş gibi resim yapmaya geri döndüm.
Üzerimize gelen gölgeyle kafamı kaldırdım.
"Güneş, bab...Cesur gidiyor...sesleniyoruz neden gelmiyorsun annecim." Güneş annesine bakmadan resmine devam ettiğinde Ayliz bana baktı.
Bende Güneş'e baktım.
Biz böyle ona bakmaya devam ederken o elindeki kalemi birden sertçe attığında tam yüzümün yanımdan geçmişti.
"Git yanımdan.!" Ayliz'e bağırdığında Güneş'e doğru elimi uzattım ama o elimi ittirdi.
"Beni sevmiyorlar kavga edip duruyorlar.!" Bana da bağırarak konuşmaya başladığında ittirse de kolundan tutarak yanına oturdum.
"O ne demek Güneş ikisi de seni çok seviyorlar sadece anlaşamadıkları bir konu var ve onu çözmeye çalışıyorlar." Güneş başını karnıma koyup ağlamaya başladığında iki eliyle de belime sarılmıştı.
"Birbirlerine bağırıyorlar korkuyorum." Ağzı karnıma değdiği için sesi boğuk çıkıyordu.
Saçlarını okşayarak bende ona sarıldım.
"Tamam bir daha seslerini yükseltmeyecekler söz veriyorum." Başını iki yana sallayarak ağlamaya devam ediyordu.
Ayliz'e baktığımda elleriyle ağzını kapatmış Güneş'e baktığını görünce ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.
"Resmimize devam edelim mi.?" Hemen bağırdı.
"İstemiyorum.!"
Ayliz ayağa kalkıp yalpalayarak yürümeye başladığında bir süre arkasından baktım. Arka bahçedeki masanın oraya gittiğinde abim onu görüp ne olduğunu sormaya başlamıştı bile.
Abim, Ayliz'e sarıldığında şaşırdım ama daha da şaşırdığım şey Ayliz'in de ona karşılık vermesiydi.
Güneş kucağımda hala ağlıyordu. Çocuklarının psikolojisini mahvettikten sonra birbirlerine sığınmaları benim için bir şey ifade etmiyordu.
Onu kollarından tutup kaldırdığımda bana baktı.
"Biraz gezelim mi arabayla." Bana bakarak ağlamaya devam etti.
"Dondurma da alırım sana." Her şeyi olan çocuğu dondurmayla kandırmaya çalışmama gülmek istemiştim.
"Hadi gel gidelim dondurma yiyelim benimde çok canım çekti." İtiraz etmediği için istediğini anlayıp onu kucağıma aldım.
Terliklerimi giyindiğimde karşımızda sarılan ikilinin bakışları bizi bulunca sol taraftan ön kapıya doğru yürüyordum.
Arabanın önüne geldiğimizde zaten anahtarı üstünde olduğu için kapı kilitli değildi. Güneş'i arkaya yerleştirdikten sonra yan taraftan gelen abime doğru bende yürüdüm.
"Ağlıyor mu.?" Başımı salladım.
"Biraz gezdireceğim dondurma falan alırım bir iki saate geliriz Ayliz'e söylersin." Sakallarını sıvazlarken başını salladı.
Arabaya doğru yürüyüp koltuğa geçtiğimde aynadan Güneş'e baktım.
Arabayı çalıştırıp bahçeden çıktığımda Güneş iç çekmişti.
"Dondurmanı nasıl seviyorsun." Daha gideceğimiz yere vardı ama konuşturmak için soruyordum.
"Güneş." Bana baktı.
"Limon ve vişne...bir de badem." Başımı salladım.
Arabayı sahil tarafına park ettikten sonra inip hemen Güneş'in kapısını açtım.
Onun elini tuttuktan sonra ön kapıyı açıp telefonumu aldım.
Torpidoyu açıp parayı da aldıktan sonra kapıları kilitleyip yürümeye başladık.
Terlik ve kot şortla biraz absürt dursam da fazla takılmadım.
"Kolay gelsin, limon vişne ve bademli bir top yapar mısınız.?" Adam hemen başını sallayıp külahı aldığında ikimizde onu izliyorduk.
"Başka bir şey istiyor musun." Standa baktı.
İçinde bebek olan oyuncağı gösterdiğinde uzanıp aldım.
Pembe yumurta şeklinde bir şeydi.
İçinde de bebek vardı.
"Hangisi." Sarışın olanı gösterince bırakıp onu aldım.
Adam dondurmayı uzattığında bebeği Güneş'e verip dondurmayı aldım.
Güneş'e uzatıp bu sefer elindeki bebeği aldım.
"Ne kadar."
"650 tl." Gözlerimi kocaman açıp adama baktığımda ağzımdan bir yuh nidası çıktı.
"Dondurma ve bebek 650 tl mi.?" Adam başını salladığında kendime sövüyordum.
"650 az 6500 yapın kimse alamasın."
Söylene söylene elimdeki paraları bakmadan adama uzattığımda saymaya başlamıştı.
Bir dondurma bir de bebek alıp kazıklanmakta varmış kaderimde.
"Buyurun." 50 tl yi geri bana uzattığında aldım.
Soyguncu.
Suç bizde ama önce fiyatını sorsana.
"Hadi Güneş." O dondurmayı yerken diğer elinden tutup sahil yoluna geçtik.
"Oturalım mı yürüyelim mi.?"
"İlerideki parkta oturabilir miyiz Deniz abla." Başımı sallayarak yürümeye devam ettim.
"Güzel mi dondurman...sakın kötü deme adamın kafasında parçalarım o dondurmayı."
Güneş tepkime güldüğünde ben de gülümsedim.
"Bir dakika içinde soyguna uğradık gördün mü.? Ben o parayla mahalledeki tüm çocuklara dondurma alırdım."
"Soygun ne." Dediğinde boşver der gibi elimi salladım.
Az önce yaşadığımız şey diyemedim.
Para fazlasıyla vardı ama böyle saçma sapan şeylere fazla para verince aklıma o parayla yapabileceklerim geliyor ve üzülüyorum.
Az bir miktar olsa da bir dondurma bir de küçücük sürpriz yumurta için fazla paraydı.
Güneş dondurmayı üstüne döktüğünde külahtaki peçeteyi alıp üzerini silmeye başladım.
Peçeteyi geri külaha koyduğumda Selin olsa buna kahkaha atarak gülerdi.
Güneş'le biraz daha gezdikten sonra havanın da kararmasıyla arabaya yürüyorduk. O yorulunca kucağıma almak zorunda kalmıştım.
Arka kapıyı açıp onu yerleştirdikten sonra eve doğru yola çıkmıştık. Kısa sürede eve geldiğimizde bahçedeki arabalardan herkesin eve gelmiş olduğunu anlamıştım.
Güneş'in kapısını açıp tekrar elini tuttuğumda beraber içeriye geçmiştik.
"Tamam diyorum dede tamam...siktiğimin.." Cihangir'in küfürü Saffet beyin bizi görüp boğazını temizlemesiyle yarıda kesilince o da bize baktı.
"Hoş geldin kızım." Saffet bey bana bunu dedikten sonra hemen elini tuttuğum torununa baktı.
"Güneş'im, prensesim ağlattılar mı seni." Yanımıza gelip eğildiğinde Güneş ve ikisi sarıldı.
Ben göz ucuyla Cihangir'e baktığımda yerinde olmadığını görünce bozulsam da Saffet beyleri yalnız bırakmak için içeriye doğru yürümeye başladım.
"Dondurma yedim Deniz abla aldı hemde vişneli." Saffet bey gülerek onu dinliyordu.
Salona geçtiğimde abimde dahil tüm ekibin burada olduğunu görmüştüm.
Cihangir ben girdiğim an baştan sona üzerime baktıktan sonra burun kemerini sıkınca kaşlarımı çattım.
Beğenmiyordu onu anladım da bu kadar mı tahammül edemiyordu bana.
Olduğum yerde onlara bakarken Sıla boğazını temizleyince ona baktım.
Kaşıyla abisini gösterince tekrar Cihangir'e baktım.
Tek eliyle başının kenarını ve alnını ovuyordu.
"Arabadan indin mi hiç.?" Cihangirden gelen soruyla Ayliz'in başı kardeşine döndü.
Tek onun değil hepimiz Cihangir'e bakıyorduk.
"Anlamadım." Dedim.
"Dışarı çıkmadınız mı Deniz." Başımı salladığımda dişlerini sıktı.
"Dışarıya çıktığınızda arabadan indin mi.?" Kaşlarımı çattım.
"Bu nasıl bir soru Cihangir dışarı çıkıp araba da mı oturacağım indim arabadan." Dilini alt dudağında sinirlice gezdirip ayağa kalktığında Ayliz'in bakışları bana dönmüştü.
Cihangir ayağa kalkarken beni son kez süzüp cam kenarına abimin yanına gittiğinde abim ona sigara uzattı.
Çakmağı Cihangire uzattığında hemen yakmıştı.
"Cihangir." Ayliz konuştuğunda Cihangir ona bakmadan konuştu.
"Sonra."
Sigarasından derin bir nefes aldığında gözlerimi devirerek Sıla'ya baktım.
Eliyle çaktırmadan kalp işareti yaptığında gülmemek için başka bir yere baktım.
"Güneş bir sorun çıkarttı mı.?" Ayliz'den gelen soruyla ona döndüm.
"Sahilde yürüdük atlı karıncaya bindi, dondurma yedi sorun çıkartmadı yani." Cihangir konuştuğum an sinirle bana dönüp ağzının içinden bir şeyler dediğinde Ayliz'de ona baktı.
"Ne oluyor Cihangir bir sorun mu var.?" Bana bakmadan sigarasını içmeye devam etti.
"Sikik sokuk şortla sahilde mi yürüdün Deniz." Kaşlarım havaya kalktığında göz ucuyla abime baktım.
Cihangir'e bakıyordu.
"Noluyor Cihangir." Saffet beyin arkamdan gelen sesiyle kenara çekildim.
Cihangir ona da cevap vermeden sinirle bana bakmaya devam ediyordu.
"Cihangir Bugün tersinden kalkmış bana bulaşıp duruyor Saffet bey."
"Ben mi tersimden kalktım." Abime döndü.
"Bir şey söylesene lan sende tek başını bu halde sahile gidiyor." Abim şaşkınca bir ona bir bana bakıyordu.
"Allahım yarabbim ne varmış halimde Cihangir ne diyorsun sen." Bir kaç adım atıp ona yaklaştım.
"Yok." İki eliyle beni gösterdi.
"Yok,bir şey yok onu söylüyorum."
"Sen iyi değilsin." Dedim sessizce.
"Cihangir sus artık biz bahçeye çıkalım hadi." Ayliz onun yanına gidip koluna girdiğinde o gözlerini kapatıp açtı.
Ayliz ağzının içinden kardeşine bir şey dediğinde Cihangir bana baktı.
Sinirliydi çünkü alnındaki damarları çıkmıştı.
Bu kadar sinirleneceği bir şey yapmamıştım sadece Güneş'i sahile götürüp getirmiştim.
"Ne bakıyorsun." Dedim biraz sesli bir şekilde.
Bir şey demedi.
"Manyak mıdır nedir." Saffet beye döndüm.
"Bulaşıp duruyor geldiğimden beri." Elimle de Cihangiri gösteriyordum.
Saffet beyde şaşkınlıkla torununa baktığı için yorum yapmamıştı.
"Manyağım...manyak ettin lan.!" Cihangir'in bağırarak söyledikleriyle yavaşça ona döndüm.
"Ne diyorsun oğlum sen." Abim elini sertçe Cihangir'in omzuna koyduğunda Ayliz müdahale etmeye çalışıyordu.
"Delirdi bu çocuk." Saffet beyde bunları söyleyip ikiliyi ayırmaya gittiğinde ben hala Cihangir'e bakıyordum.
"Bakma lan.!" Abim onu uyarıp bağırdığında Cihangir bana bakmaya devam etti.
"Lan Cihangir.! Sikerim o gözünü."
Abim ona atılmaya çalıştığında Ayliz ve Saffet bey tutuyordu.
Bizse hala gözlerimizi kırpmadan birbirimize bakmaya devam ediyorduk.
BÖLÜM SONU
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz.
Oy sınırı: 350
Yorum sınırı: 200 (emoji, tek harf değil)
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
