21. bölüm / 36
Vurgun21. BÖLÜM
Bölümler 36Şu an: 21. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM4.831 kelime
- 2 2. BÖLÜM4.913 kelime
- 3 3. BÖLÜM3.878 kelime
- 4 4.BÖLÜM4.523 kelime
- 5 5.BÖLÜM6.404 kelime
- 6 6.BÖLÜM6.465 kelime
- 7 7.BÖLÜM4.549 kelime
- 8 8. BÖLÜM4.597 kelime
- 9 9. BÖLÜM4.572 kelime
- 10 10. BÖLÜM4.181 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.061 kelime
- 12 12. BÖLÜM3.317 kelime
- 13 13. BÖLÜM2.580 kelime
- 14 14. BÖLÜM2.298 kelime
- 15 15. BÖLÜM4.273 kelime
- 16 16.BÖLÜM2.544 kelime
- 17 17. BÖLÜM3.708 kelime
- 18 18. BÖLÜM3.822 kelime
- 19 19. BÖLÜM3.504 kelime
- 20 20. BÖLÜM4.151 kelime
- 21 21. BÖLÜM3.611 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 22. BÖLÜM3.810 kelime
- 23 23.BÖLÜM4.085 kelime
- 24 24. BÖLÜM4.668 kelime
- 25 25. BÖLÜM4.129 kelime
- 26 26. BÖLÜM3.261 kelime
- 27 27. BÖLÜM3.771 kelime
- 28 28. BÖLÜM3.284 kelime
- 29 29. BÖLÜM3.222 kelime
- 30 30. BÖLÜM3.532 kelime
- 31 31. BÖLÜM3.746 kelime
- 32 32. BÖLÜM2.682 kelime
- 33 33. BÖLÜM2.858 kelime
- 34 34. BÖLÜM3.181 kelime
- 35 35. BÖLÜM2.486 kelime
- 36 FİNAL ✨2.830 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalar...
Güldükten sonra tekrar gözümden yaşlar akmaya başlayınca Selin kucağımdaki kutuyu yana koydu ve bana sıkıca sarıldı.
Ağlamalarım sesli bir hal aldığında dudaklarımı Selin'in omzuna bastırdım.
Beni teselli edecek bir şey demiyordu.
Bazı yaralarımın kapanmayacağını ikimizde biliyorduk.
Ama.
İkimizin de bilmediği şey Cihangir'in o yaraları tek tek kapatacağıydı.
*****************
"Tama hadi gel yıkayalım hediyeni sana çay yapayım." Uzattığı elini tutup sindiğim yerden kalktım.
Kutu Selin'in elindeydi.
Ondan aldığımda o da kapıyı açmıştı.
"Gel önce yüzünü yıkayalım gözlerin kıpkırmızı." Selin beni nereye yönlendirirse onu takip ediyordum.
Tuvalete girdiğimizde buraya tuvalet dediğim için neredeyse kendimden utanacaktım.
Daha önce buraya geldiğimde Cihangir'in odasından çıkmadığım için buraları pek görmemiştim.
"Ver onu tutayım sen yüzünü yıka." Kutuyu ona uzatıp yüzüme su çarptım.
Ne kadar yapsam da gözlerim yarım saat kızarık kalacağı için çok uğraşmadım.
Peçeteyle suratımı sildiğimde aynaya baktım.
Berbat görünüyordum.
Cihangir'in hediye alması bunu Saffet beyle paylaşmam ve bana kızım demesi beni duygusal anlamda berbat etmişti.
Hep özendiğim bir duyguyu yaşamıştım bugün.
Başkası tarafından düşünülmek.
Cihangir zaten bunu bir kaç kere yapmıştı ama bugün son hamlesiyle yıkılmıştım.
Aslında çok mutlu olmuştum ama içimde bir şeylerde yıkılmıştı.
Çok geç yaşamıştım bu duyguyu.
Ailem yüzündendi hepsi.
"Allah hepsinin belasını versin."
Selin bir şey demedi. Son kez yüzümü yıkayıp peçeteyle duruladığımda Selin yüzüme hava yapıyordu.
"Seni görmeye gelmiştim moralini bozdum." Konuşmamla hemen omzuma hafifçe vurdu.
"Saçmalamaya başladın sen yine...Cihangir sana bunu niye almış." Soruş tarzı komikti.
Tuvaletin kapısı açılınca ikimizde otomatik olarak oraya bakmıştık.
Sıla gelmişti.
"Neredesiniz siz ya haber de vermiyorsunuz...niye ağladın.?" O da Selin gibi gelip koluma girmişti.
"Duygusallaşmış biraz." Selin benim yerime cevap vermişti.
"Niye."
"Abin yine yapmış yapacağını." Hemen Selin'in koluna vurdum.
"Yeni gelişmeler mi var..nolmuş anlatın." İkisinin elinde bir çekirdek eksikti.
Selin mermerin üstündeki kutuyu eline alıp Sılaya göstermişti.
"Bak abin ne almış." İkisi de sırıtmaya başladığında kaşlarımı çattım.
"Yoksa..yoksa düşündüğüm şey mi.? Ama ben abimin bu kadar özelini bilmek istemiyorum açamam bunu." Selin ve Sıla kahkaha attığında ikisine bakıyordum.
"Ne özeli Sıla." Dedim şaşkınca.
Selin hala gülüyordu.
"Jartiyer mi.?" İkisinden kopan kahkaha neredeyse tüm şirkette duyulacak cinstendi.
İkisinin de omuzlarına vuruyordum.
"Saçmalamayın delirmişsiniz siz terbiyesizler." Hala gülüyorlardı.
"E bu kupa..hayallerim suya düştü." Dedi Sıla.
"O da olur bu gidişle merak etme." Selin konuşunca ikisi ellerini birbirine vurup güldüler...Selin ve Sıla baya iyi anlaşıyorlardı.
"Ay bu ne çok tatlı ya...gerçekten bunu görünce aklıma Deniz geliyor. Bunu abimin aldığına emin miyiz.?" Selin hızlı hızlı başını sallıyordu.
Sıla'dan hediyemi alıp sinirle onlara baktım.
"Ben eve gidiyorum." Gülerek koluma girdiklerinde omuzlarımı indirip kaldırdım.
"Dalga geçiyorsunuz." Dedim.
"Niye dalga geçelim ya sadece abim sana karşı koyamayıp bir adım atmıştır diye düşündüm." Selin başını eğerek gülmesini gizlediğinde kollarından çıkmayı başarmıştım.
"Siz çok terbiyesiz olmuşsunuz Cihangir öyle birisi değil"
İleri de bir daha bu cümleyi söyle.
Her zaman söylerim çünkü Cihangir öyle birisi değil.
Sıla gülerek başını sallıyordu.
"Hadi gelin odama geçelim Emel abimin yanına gitti." Tek kaşım istemsizce yukarıya kalktığında bir şey belli etmemek için gözlerimi kaçırdım.
"Gidelim hadi." Dediğimde onlardan önce hediyemle beraber tuvaletten çıktım.
Bakışlarım Cihangir'in odasına kaydığında açık olan perdelerden dolayı içerisini çok net görebiliyordum.
Cihangir ve Saffet bey karşılarında konuşan kadını dinlerken kehribarların anında bana bakmasıyla gülümsedim.
Odada ikisinin tek olmaması içimi rahatlatmıştı.
Hediyemi diğer koluma alıp Cihangir'e el sakladığımda bir kaç kişi bana ve kime el salladığımı görmek için Cihangir'in odasına bakıyordu.
Cihangir göz kırptığında gülümsemem yavaş yavaş silindi.
Elimi indirip tekrar ona baktığımda bu sefer diğerleri de Cihangir'in baktığı yere yani bana bakıyorlardı.
Saffet bey ve Emel.
Kızların seslerini duyduğumda son kez Cihangir'e bakmak istedim ama onun bana el sallamak için camın önünde ayakta durduğunu görünce şaşırsam da tebessüm ederek ona bakmaya başladım.
El sallamamıştı ama elini kaldırmıştı.
Bir eli cebinde diğerini de kaldırmıştı.
Ben elimi ona tekrar salladığımda gözlerini açıp kapatarak gülümsediğini görmüştüm.
"Kime el sallıyor bu kız." Selin'in sesiyle iki yanıma onlar geçtiğinde doğrudan Cihangir'in odasına baktılar.
"Deniz sen bence bir süre şirkete gelme abim bu şekilde devam ederse şirketi batırır." Sıla'ya bakıp gülümsedim.
"Saffet beyin bakışına bakın." Selin ağzının içinden bunu söyleyip kafasını arkaya çevirip gülmüştü.
Sıla'da arkasını dönerek Selin'e katılarak güldüğünde hemen elimi indirdim.
Cihangir de aynı şekilde iki elini de pantolonunun cebine koymuş bize bakıyordu.
"Hadi Deniz'i odaya götürelim yoksa şirket yanacak Selin."
Sıla koluma girip yürümeye başladığında ben de son kez Cihangir'e bakarak Sıla'ya ayak uydurdum.
Ne vardı ki el salladıysak.
"Bir insana el sallamak hiç mi yakışmaz Allahım karnıma ağrı girdi." Sıla abisi için söylüyordu.
"Abimde o kadar yabancı duruyor ki böyle hareketler...ya da ben hiç görmediğim için garipsiyorum."
Sıla'nın odasına geçtiğimizde bana çay, Selin ve kendisine de kahve söylemişti.
İkisi Selin'in telefonundan bir şeylere bakarken ben de hala kucağımda olan hediyeme bakıyordum.
"Çiçek nasıl." Sıla sormuştu bunu.
"İyi iyi iki günlüğüne kampa gittiler arkadaşlarıyla."
"Yıldız teyze yanında mı.?" Dedim konuya dahil olarak.
Başını sallayıp tekrar telefona döndü.
"Çağdaş kim." Sıla benim konuşmamla bakışlarını Selin'in telefonundan alıp bana çıkarttı.
"O kim." Dediğinde bu sefer ben güldüm.
"İyi geceler ben de seni öpüyorum Çağdaş." Taklidini yaptığımda dudaklarını ısırıp ayağa kalktı.
Selin benim taklidime gülerken Sıla ter döküyordu.
"Senin sevgilin mi var.?" Selin şaşkınca konuştuğunda Sıla hemen ayağa kalkıp pencerenin oraya geçmişti.
"Flört ediyorlar sanırım." Bunu dememle Sıla hemen bize döndü.
"Flört falan yok...olamaz zaten öylesine konuşuyoruz...abimin avukatı." Selinle ağzımız açılıp kapandı.
O da mı avukattı.
Hem de Cihangirin avukatı.
"Adamın işsiz kalmasını mı istiyorsun." Selin'in söylediğine güldüğümde Sıla'da bana katılmıştı.
"Ben ondan hoşlanıyorum ama o benim kadar hoşlanmıyor galiba...bilmiyorum." Yanımıza tekrar gelip detayları anlattı.
"Olmaz bu iş." Selin, Sıla'nın yirmi dakikalık konuşmasından sonra bunları söylemişti.
"Öyle mi diyorsun...bence de olmaz zaten öylesine konuşuyorum." Üzülmüştü.
"Niye olmasın ki." Elimdeki kutuyu masaya bırakıp onların yanına yürüdüm.
"Ne olmuş sana kardeşim demişse sanki gerçek kardeşsiniz." Umutla bana baktığında tebessüm edip devam ettim.
"Hem bu adamın sana ilgisi olmasa neden öpüyorum iyi geceler desin hem de her gün." Selin düşünür gibi yapıp başını salladığında söylediklerimi mantıklı bulmuştu.
"Geçen gördüğüm kız neydi o zaman." Dedi Sıla.
Düşünür gibi ses çıkarttım.
"Orayı ben de şu an çözemedim." Selin sesli güldüğünde Sıla'da ağlamayla karışık güldü.
"Yok yok olmaz bu adamdan sana daha düzgün birisini bulalım hem mafya kılıklı avukat mı olur canım çok korkunç duruyor o adam." Ben henüz adamı görmemiştim ama sanırım Selin tanıyordu.
"Ama çok yakışlı değil mi.?"
"Yakışıklı ama korkunçta." Dedi Selin.
"Biraz." Sıla'nın sesi kısıktı.
"Biz bunca dertle uğraşırken sen koca derdindeymişsin be Sıla." Selin'in konuşmasından sonra tekrardan hepimiz gülmüştük.
Bugün çok fazla gülmüştüm.
Duygudan duyguya geçiyordum sürekli.
Biz böyle gülüşmeye devam ederken Sıla'nın telefonu çalınca şaşırsa da açıp konuşmaya başladı.
Ayliz aramıştı.
"Tamam ben gelirim hemen ya da sen onu getir hepimiz şirketteyiz...o da burada." Son cümlesini bana bakarak söyleyince Ayliz'in beni sorduğunu anlamıştım.
Başını sallayıp onaylıyordu Ayliz'i.
"Deniz, Cesur abiyle bir yere gitmez sen buraya getir istersen."
Telefonu hoparlöre aldığında yanıma doğru geldi.
"Deniz'e sor önce Sıla." Dedi Ayliz.
"Cesur abi seninle konuşmak için buraya gelecekmiş seni bir yere götürecekmiş." Başımı hemen olumsuz anlamda salladım.
"Hayır diyor abla." Dedi telefona karşı.
Ayliz sıkıntıyla bir nefes vererek konuştu.
"Gelmek istemiyormuş zorlama artık." Sanırım abim yanındaydı ve bunları ona söylüyordu.
Sıla telefondan sesimizin gitmemesi için sesi kapatıp hızlıca konuştu.
"Güneş'le konuşmuşlar aklı dağılsın diye buraya getiriyorlarmış." Ona da başımı salladım.
Tekrardan sesi açmıştı.
"Tamam Sıla biz geliyoruz Güneş'le beraber."
"Tamam bekliyoruz benim odamdayız." Ayliz bir şey söylemeden direkt kapattığında Sıla söylene söylene masasına yürüyordu.
"Yani varya iyi ki bir şey söyledim ağzımdan burnumdan geldi...tamam hatalıyım hayvan gibi hatalıyım ama adam zaten öğrenecekti. Bir anlık aptallıkla söyledim milyon kere özür diledim hala devam ediyor şu hareketlerine." Sıla'nın içini dökmesini beklemediğim için şaşırmıştım.
"Sıla, Ayliz o konuda haklı biliyorsun değil mi.?" Dedim nazikçe.
"Biliyorum Deniz, biliyorum hatalıyım ablama kazık atmış gibi oldum ama dayanamadım. Cesur abi kızını bilsin istedim her şey için geç olmasın istedim kötülüğünü istediğim için yapmadım ki yemin ederim." Sesi titremeye başladığında saçlarımı karıştım.
Hatalıydı ama bunun farkındaydı.
Ayliz ya da abim hatasının farkında bile değillerdi. O yüzden ben Sıla'nın tarafındaydım.
"Ona biraz zaman ver düzelir her şey şu an olaylar yeni sayılır daha kaç gün oldu ki 10 12 gün kısa bir süre...yaptığın şey yanlış tabii ki ama sen yine de canını sıkma şu olaylar biraz durulsun ben düzeltirim sizin aranızı." Gözünden bir kaç damla yaş düştüğü için yapıcı konuşmaya çalışmıştım.
"Yok barışmasın...Cesur abinin gideceğini duydum telefonda konuşuyordu. Gitmesin burada kalsın diye söyledim işte Güneş'i."
Sıla kadar abim de haksızdı.
Ve bunun farkında bile değillerdi.
İkisi de bulmuş birbirini.
"Aman Sıla halledilir her şey ağlama hadi gel falına bakayım." Selin ayağa kalkıp Sıla'nın yanına gittiğinde onu tekrardan koltuğuna oturtmuş ve fincanını ters bir şekilde kapattırmıştı.
"Evlilik var mı ona da bir bak Selin." Dediğimde Sıla gülmüştü.
"O katır hiç evlenir mi.?" Dedi o da.
"Niye evlenmesin senin gibi kızı bulmuş kaçırırsa büyük salaktır." Selin'in konuşmasına başımı sallayarak katıldığımı göstermiştim.
Sıla göz yaşlarını silerken ciddi miyiz diye bize bakıyordu.
"Gerçekten mi.?" İkimizde başımızı sallıyorduk.
Oda klimadan dolayı soğuyunca çıkarttığım pembe ceketimi tekrar giyindim.
Selin ve Sıla tekrar konuşmaya daldıklarında başımı koltuğun kenarına koyup karşımdaki hediyeme baktım.
Esnediğimde burada zaten uyuyamayacağım için gözlerimi kapattım.
Gözlerini mi dinlendiriyorsun.
Evet.
Selin ve Sıla'nın sesleri boğuk bir şekilde gelmeye başladığında keşke gözlerimi dinlendirmeseydim diye düşünüyordum.
Ka dakika geçti hiçbir fikrim yoktu ama odaya birilerinin girip çıktığını zor da olsa duyabiliyordum.
"Benim odama geçin siz." Cihangir odada mıydı.?
Birileri bir şey söylüyordu ama belime ve bacaklarıma dolanan kollarla bir göğüse sinmiştim.
Aklıma gelen kutuyla beraber istemsizce bir şeyler söyledim ama sanırım anlaşılmamıştım.
"Koltuğa bırakacağım."
"Kutu." Dedim tekrardan.
"Ne kutusu." Dedi Cihangir'e ait olduğunu düşündüğüm ses.
Sırtım yumuşak bir yerle buluştuğunda hemen bacaklarımı kendime çektim.
"Hediyemi verir misin.?" Dedim ağzımın içinden.
Bir kaç dakika durduğu yerden ayrılmadı ama sonra kalkıp getirmişti.
"Yanıma bırakalım."
"Yanına bıraktım bak burada." Elime değen sertlikle başımı salladım.
Üzerime bir şey örtüldükten sonra saçlarım yüzümden çekildi ama ben kendimi tamamen kapatıp uyumaya devam ettim.
Şu an boş odada oturmuş etrafa bakıyordum.
Bir kaç dakika önce uyanmıştım ve üzerimde Cihangir'in ceketi vardı.
Kokusu benim üzerime sinmişti.
Ceketi yan taraftan alıp tekrar burnuma götürdüğümde istemsizce gözlerimi kapattım ama yavaşça açılan kapıyla ceketi hemen koltuğun diğer tarafına fırlatıp ayağa kalktım.
Ayağımda ayakkabılarım da yoktu.
"Uyanmışsın." Ayliz düz ifadesiyle konuşunca başımı sallayarak kenardaki ayakkabılarımı aldım ve koltuğa tekrar oturdum.
Ben ayakkabılarımı giyerken karşımda durmuş beni izleyen kadına gözlerimi değdirmedim.
Az kalsın yakalanıyordum.
Aptalsın.
Büyük aptaldım.
Ayliz'de bir kaç adım atarak az önce koltuğun köşesine fırlatılan ceketi aldığında göz ucuyla ona baktım.
"Uyurken oraya atmışı...koymuşum yani oraya düşmüş ceket." Saçma sapan konuşmamla bir tepki vermeden tekrar karşıma geçti.
"Cihangir sana bakmamı söyledi ve bunu söylerken ben neredeydim biliyor musun.? Onunla beraber önemli bir toplantıdaydım. Evet toplantının ortasında benden sana bakmamı istedi ve çıkmamı söyledi."
Tepki vermeden ona bakmaya devam ettim.
"Siz gerçekten kafayı yemişsiniz...onunla, aptal abin ve ben gibi mi olmak istiyorsun Deniz.!" Sesi yükselmeye başladığında yanıma geldi ve abimin kırmak üzere olduğu kolumu tuttu.
"Cesur ve ben gibi mi olmak istiyorsunuz...Ne yapmaya çalışıyorsunuz ikiniz birden iyi misiniz siz ya.! Aptallar.!" Sıktığı kolumla beraber suratımı buruşturunca gözlerimi de kapattım.
"Kolumu bırak." Dedim sessizce.
Kolumdaki baskı arttığında Ayliz tekrar bağırdı.
"Bizim gibi olamazsınız abinin bana yaptığı gibi üzeceksin onu.!"
"Kolumu bırak Ayliz.!"
"İkinizde aptalsınız.! Benim kardeşim aptalın teki.!"
"Kolumu bırak.!." Artık bileğimin acısından duramadığım için tüm gücümle bağırmıştım.
Ayliz kendine gelmiş gibi bir bana bir de sıktığı koluma bakıp hızla elini çekince şaşkın bir şekilde bir iki adım geriye gitti.
"Farkında değilim o kolun olduğunu özür dilerim." Dedi koluma uzanarak.
"Bırak." Dedim yerdeki kutuyu alıp ayaklanırken.
"Deniz tamam özür dilerim otur lütfen."
Sinirle ona bakıp konuştum.
"Sen kafayı yemişsin Ayliz uzak dur benden.!"
Onun gibi sesimi yükselttiğimde dolu gözleriyle başını iki yana sallıyordu.
"Cihangir benim gibi yıkılmayacak Deniz ona bunun olmasına izin veremem...yaşarken öldüremem kardeşimi." Adımları sarsak bir şekilde arkaya giderken sırtını duvara yaslayıp derin bir nefes aldı.
"Ne ben Cesur'um, ne Cihangir sen. Şunu bir aklına sok önce. Aramızda bir şey olduğu falan yok tamam mı olamaz da...kendin duydun o benden hoşlanmıyor, ben de aynı şekilde." Alayla güldüğünde gözlerinden bir kaç damla yaş aktı.
"Geri zekalılar." Dedi Cihangir ve beni kastederek.
"Geri zekalı olan sensin." Benden böyle bir karşılık duymayı beklemiyor olacak ki ağlak bir ifadeden çıkarak şaşırmış ifadesiyle bana baktı.
"Bu odadaki tek geri zekalı sensin Ayliz. Abim ve sen kötü bir olay yaşadınız diye herkes sizin gibi olacak değil. Siz mutsuzsunuz diye herkes mutsuz değil Ayliz.!" Son cümleyi bağırarak söylediğimde odanın kapısı hızla açılmıştı.
Sıla gelmişti.
"Abla...Deniz noluyor sesiniz koridora kadar geliyor."
"Aptal ablana sor ne olduğunu." Sıla'nın masasına yürüp kenardaki çantamı sertçe aldığımda sinirden delirmek üzereydim.
Yeni uyanmıştım ve Ayliz'in aptal sözleriyle daha ayılmadan delirmiştim.
"Abim ve senin mutsuzluğunun sebebi ben değilim Ayliz, sürekli üzerime gelmekten vazgeç artık...bir sorunun varsa benim sana yaptığım gibi benimle konuşma ve görmezden gel...çocuk çocuk saldırmaya çalışma sıkıldım artık." Ayliz'in ağzından çıkan hıçkırıkla kendimi kötü hissetsem de kapıya doğru bir kaç adım attım.
Çantamdan açılmamış su şişesini çıkartıp tekrar arkamı dönerek Ayliz'in yanına gittiğimde onun gibi dizlerimin üzerine çöküp suyu ona uzattım.
Kafasını yavaş yavaş kaldırıp gözyaşlarıyla beraber bana baktığında su şişesini açtım.
O titreyen elleriyle şişeyi aldığında tekrar ayağa kalktım.
"Bizim aramızda bir şey olacağından korkmana gerek yok ikimizde çok farklı insanlarız. Ne ben ona uygunum ne de o bana...korkulacak bir durum yok Ayliz rahatla ve nefes al.."
Gözlerini kapatıp tekrardan başını olumsuz anlamda iki yana salladığında sesli bir nefes verip ayağa kalktım.
Sıla hala kapının önünde durup şaşkınlıkla bana ve ablasına bakıyordu.
Kapıyı sertçe açıp dışarıya çıktığımda kattakilerin ilgisinin seslerimizden dolayı burada olduğunu anlayabilmiştim.
Duymuşlardı.
Az da olsa sesimiz mutlaka duyulmuştur zaten.
Hızlı adımlarla kahve bölümünün önünden geçerken Sıla arkamdan seslenerek geliyordu.
Daha fazla malzeme vermemek için adımlarımı yavaşlatıp Sıla'yı bekledim.
"Deniz kavga mı ettiniz noldu." Kolumu tutup okşadığında kolumdaki eline bakıp tekrar yüzüne baktım.
Sıla samimiydi.
"Aptal aptal konuştu...uyanır uyanmaz saçmaladı ben de sinirlendim kendimi tutamadım." Çantamı mermer tezgahın üzerine koyup kutuyu diğer elime aldım.
"Tamam gel beş dakika oturalım sonra beraber eve geçelim ya da gitmek istediğin bir yer varsa oraya da gidebiliriz." Kutuyu elimden alıp az önce çantamı koyduğum yere bıraktı.
Ellerimi saçımdan geçirip diğer tarafa attığımda kendime hava yaptım.
"Yok Cihangir onun gibi olacakmış yok mutsuz edecekmişim onu...nereden biliyorsun ya sen Allah mısın, toplanıp Allah diyelim istersen sana aptal."
"Daha ortada bir şey yok Sıla. Adam diyor ki hoşlanmıyorum saçmala, buna rağmen üstüme geliyor yok kardeşim üzülecek benim durumuma düşüremem onu...yedik kardeşini al senin olsun kardeşin." Duraksız bir şekilde sinirle konuşurken Sıla sadece beni dinliyordu.
Tabi şaşırarak dinliyordu.
Onun yanında belki de ilk defa bu kadar çok konuşuyordum.
"Ne değerli kardeşiymiş ya...sana bir şey diyeyim mi bunun ileride inşallah erkek çocuğu olmaz. Daha şimdiden bana kaynanalık yapıyor o çocuğun eşine neler yapar manyak kadın." Son cümlemle Sıla gülünce ben de istemsizce güldüm.
Sinirlerim bozulmuştu.
"Manyak kadın." Diyip beni taklit ettiğinde bir kere daha güldüm.
"Takmış kafayı Cihangir'e...bir sal be kadın." Sıla benim konuşmamla daha çok gülerken ben de bana uzattığı kahveyi içmiştim.
İçtikten sonra yüzümü buruşturarak fincanı Sıla'ya uzattığımda hala gülüyordu.
"Ben kahve sevmem ki niye veriyorsun şunu."
Sıla barmen gibi bu sefer arkasını dönüp bir bardak su uzatınca içki içiyormuş gibi fondip yaptığımda kahkaha atmıştı.
"Sinirlerimi bozdu ya durduk yere...sus sus sus nereye kadar. Beni bile delirtti Sıla siz bu kadınla kaç yıldır berabersiniz düşündükçe delirir gibi oluyorum. Ben onun görümcesiyim o bana görümcelik yapıyor."
"Şu an teknik olarak o senin görümcen gibi." Dedi.
Doğru biz evlenmiştik Cihangir'le.
Şaka.
"Aman Sıla sen hep böyle detaylara takılacak mısın .?" Sıla konuşmamla tekrar güldüğünde az önce içmediğim kahveyi yudumladı.
"Devam et sen sustum." Dedi keyifle.
"Devam edecek bir şey yok Allah bize sabır versin...Tam bir kaynana ya düşman başına."
Sıla arkasına bakıp hemen koluma vurdu.
"Ablam çıktı." Omzumun arkasından baktığımda buraya doğru geldiğini görünce gözlerimi devirip önüme döndüm.
Bir kaç saniye sonra o da benim gibi yanımdaki yüksek sandalyeye oturduğunda üçümüzden de çıt çıkmıyordu.
"Bana da kahve versene." Sıla'ya karşı konuşunca Sıla hemen yine barmen edasıyla arkasını dönüp fincana kahve koymuştu.
Ben de önümdeki su bardağını döndürüyordum.
Sıla, Ayliz'e kahvesini uzatınca hiçbir şey demeden alıp içmeye başladı.
"Kızlar...noldu size." Selin'de geldiğinde Ayliz'in yanındaki sandalyeye oturmuştu.
"Tartıştılar." Sıla hemen Selin'le dedikodu moduna geçmişti.
"Niye." Dedi Selin bana bakarak.
"Ablam Cihangir'i mutsuz edeceksin gibi şeyler söylemiş olay öyle başlamış." Sıla her şeyi ortaya döküp canlı canlı dedikodumuzu yapmaya başlayınca Ayliz'le beraber ona bakmaya başlamıştık.
"Yanlış mı anlattım...böyle değil miydi ya." Dedi şaşkınlıkla.
"Klasik Ayliz işte yine ortamın içine sıçmış." Selin'de, Sıla'ya bakarak konuşunca Ayliz bu sefer ona dönmüştü.
Selin kendisine bakan kadına dönüp yine konuştu.
"Yalan mı.?"
Bu sırada Sıla, Selin'in önüne de kahve koymuştu.
Ortam fazla komik duruyordu ama böyleydi işte.
Bir süre sessizlik olduktan sonra Selin konuşmuştu.
"Fal bakayım mı sana." Ayliz'e bakarak sormasına gözlerimi devirip tekrar bardağı çevirmeye başladım.
"İyi bak." Dedi Ayliz huysuz sesiyle.
"Kapat önce." İkisi fincanı ayarlarken Sıla gülerek üçümüze bakıyordu.
"Diyorum ki bizim hayatımızı bir kameraya alıp yayınlasak izlenme rekorları kırar yemin ederim bak." Hafifçe güldüğümde Selin ve Ayliz'de gülmüştü.
"Az önce kavga ettiler şimdi de fal baktırıyorlar."
Gerçekten iyi değildik.
Tam kendime göre görümceler bulmuştum aslında.
"Aşkım günaydın." Selin ortamızda olan Ayliz'in önünden başını biraz uzatarak konuştuğunda ben de elimi ona uzattım.
"Günaydın." Dediğimde güldü.
"Bir buçuk iki saat uyudun çok uyumadın. Cihangir geldi yanına ama uyuduğunu görünce ceketini üstüne örtüp toplantıya girdi."
Ayliz başını salladığında ona döndü bakışlarım.
"Bak ne düşünecek şimdi." Dedim ona hitaben.
"Ne mi düşüneceğim. Cihangir'in şu zamana kadar bir kadını geçtim bize yapmadığı şeyleri sana yapıyor olmasına ne düşünebilirim sence Deniz."
"Üşüdüm diye vermiş işte adam neden başka yöne çekiyorsun."
"Ceketin vardı üstünde ceketin...ayrıca sence Cihangir birisinin üşümesini önemseyecek bir adam mı.?" Değil miydi.
"Değil mi.?" Dedim hoşuma giden bir şaşkınlıkla.
"Delireceğim yemin ederim." Ayliz yerinden kalkacağı zaman Selin onu tutup tekrar oturttu.
"Gel gel şu fincanı aç falına bakalım hadi soğumuş bu." Ayliz söylene söylene fincanı açtığında Selin elinden almıştı.
"Ayliz senin için daralmış." Selin'in bunu söylemesiyle Sıla ve ben aniden sesli bir şekilde güldüğümüzde ben başımı tezgaha yaslamıştım.
Sıla'da arkasını dönmüş tezgahın arkasına eğilmiş gülüyordu.
"Nasıl tahmin ettin bunu Selin ya sen bırak mimarlığı falcı dükkanı aç iyi para kazanırsın bak." Ayliz konuşurken Sıla ve ben Hala gülmeye devam ediyorduk.
Başımı kaldırıp kendimi toparladığımda Selin'in tekrar konuşmasıyla yeniden kahkaha attım.
"Bazı sıkıntılar görüyorum."
Sıla içtiği kahveyi yan tarafa resmen püskürtmüştü. İkimizin sesli bir şekilde gülmesiyle bir kaç kişinin bize baktığını görüp kendimi durdurmaya çalıştım ama sinirlerim bozulmuştu.
Selin bilerek mi yapıyordu bilmiyorum ama şu an ortam fazla komikti.
Başımı tekrar mermere yaslayıp gülmemi durdurmaya çalıştım.
Sıla'nın kahkahası tüm ofiste yankılanıyordu.
Selin ve Ayliz'in de gülmesiyle daha çok güldük.
"Yarıldım ya." Dedi Sıla gülmelerinin arasından.
"Düzgünce bakacak mısın şunların diline düşürüyorsun beni." Ayliz sitemli bir sesle konuşunca Selin boğazını temizledi.
Sıla gülerken koluma vurduğunda başımı kaldırıp gülerek ona baktım.
Kıpkırmızı olmuştu.
"Karnıma ağrı girdi Deniz bayılacağım şimdi." Sıla'yla ben gülmeye devam ederken Selin düzgünce Ayliz'e fal bakmaya başlamıştı.
"Güneş gelecekti gelmedi mi.?" Sıla'ya doğru eğilerek sormuştum bunu.
"Sıkıldı burada durmadı. Cesur abi lunaparka götürdü."
Başımı salladım.
"Çayın suyu ısındı veriyorum bir bardak." Buna hayır diyemezdim işte.
Hemen başımı salladım.
Şekere uzanacağım zaman Ayliz benden önce önündeki şekeri bana uzatıp Selin'i dinlemeye devam etti.
Sıla çayı önüme bırakırken ablasını gösterip kaşlarını yukarı kaldırıp indirdiğinde güldüm.
Sıla komikti.
Selin ondan da komikti.
İkisiyle bir araya gelince fazla gülüyorduk.
"Böyle işte...şu fincanı suya tutayım hemen." Selin'in batıl inançlarından birisiydi.
Fal baktıktan sonra hemen fincanı yıkıyordu.
"Sağ ol Selin." Hayret kibar olabiliyormuş Ayliz hanım.
"Biraz sakinleştiysen sorun yok." Selin ortamdaki gerginliği almak için fal bakmıştı Ayliz'e.
Ya da bizim aramızı düzeltmek için.
"Abla."
"Ne var." Tamam demek ki sorun bende değilmiş Sıla'ya da bana olduğu gibi davranıyormuş.
"Güneş'i Cesur abi eve mi getirecek."
"Evet ablacım Cesur abin getirecek hayırdır.?"
Sıla bunu bir kaç hafta önce sorsaydı gıcık olurdum ama şu an ne niyetle söylediğini bildiğim için sorun yoktu.
Zaten abimde artık umrumda değildi.
Öyle mi.?
"Tamam ya sorduk ne bu sinir...herkeste bana patlıyor Allah Allah." Sıla konuşurken önündeki bezle sertçe tezgahı sildiğinde önce şaşırarak ne yaptığına baktım sonra da bu haline sesli bir şekilde güldüm.
Kendini barmen rolüne kaptırmıştı.
Diğerleri de Sıla'ya bakınca gülmüşlerdi.
"Abim çıktı toplantıdan." Sıla konuşunca gözlerim hemen baktığı yöne bakıp Cihangir'i aradı.
Bir kaç yanlış yere bakmamdan sonra kehribarlarla buluşunca orada takılı kaldım.
Ellerimi tezgaha koymuş dönen sandalyemi çevirmiştim ona bakmak için.
Cihangir toplantı kapısının önünde bana bakarken yanına gelen bir kaç kişiyle beraber onlarla konuşmaya başlayınca göz temasımız kesilmişti.
İçeriden çıkan kadınlardan birisi Cihangir konuşurken gülümseyerek ona bakınca Sıla'ya döndüm.
"Bu kadın niye gülümsüyor."
Hiçbiri bir şey demeyince tekrar dönüp oraya baktım.
Cihangir'de kadına döndüğünde iyice sinir olmam normal miydi.?
Niye başka kadınlarla konuşuyordu ki. Ne gerek var.
Mağara kadını dediler.
Dağdan inmişsin dediler ama gavat diyemediler.
İç sesime güldüğümde kadın Cihangir'in yanından ayrılmıştı.
İçeriden çıkan Saffet bey'de Cihangir'in yanındaki adamlarla konuşmaya başladığında hala pür dikkat onları izlediğimi fark ettim.
"Gitti bu kız...Alo Deniz." Sıla'nın seslenmesiyle son kez Cihangir'e bakıp kızlara doğru döndüm.
Ayliz'in bak gör tavrındaki bakışlarından kaçarak Sıla ve Selin'e odaklandım.
"Çıkan kadını tanıyor muyum diye baktım." Dedim hemen.
"Tanıyormuymuşsun." Konuşan Ayliz'e baktım hemen.
"Kimi.?"
"Kadını aşkım...dedin ya hani tanıyor muyum diye baktım diye." Selin benim salakça konuşmamı toparlamaya çalışarak konuşmuştu.
"Alakam bile yok daha önce hiç görmedim." Söylerken başımı sallayarak kendimi onaylıyordum ama yalan söylediğimi anlamışlardı.
Hepsi ya he he tarzında bakıyorlardı.
Tekrar dönen sandalyeyi tezgahtan destek alarak Cihangir'e doğru döndürdüğümde zaten bana bakan adamla göz göze gelmem uzun sürmedi.
İkimizde yüzümüzde hiçbir ifade olmadan birbirimize bakarken toplantı salonundan çıkan ve gözüme tanıdık gelen kadınla anında bakışlarımı ondan çekerek kadına bakmaya başladım.
Cihangir kime baktığımı görmek için arkasını döndüğünde gördüğü kadınla duruşunu dikleştirip dedesine bir şey söyleyerek yürümeye başladı ama arkasındaki alımlı ve manken gibi olan kadın Cihangir'i kolundan tutarak durdurdu.
İkisini izlerken Cihangir bana baktıktan sonra kadına dönüp bir şeyler söyledi.
Yine adım atacağı zaman kadın tekrar onu durdurdu.
"Hass.." Sıla'nın sesi kulağıma geldiğinde bu kadının kim olduğunu çok iyi biliyordum.
Hande'ydi adı.
Cihangir'in eski sevgilisi olan kadın.
BÖLÜM SONU
Oy sınırı 350
Yorum sınırı 200
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi buraya belirtebilirsiniz.
Bu arada bu kitaba hep çok az yorum geliyor neden :(
Sizi seviyorum.
Bölüm etkileşimi
