14. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuGölgenin Renkleri
Bölümler 49Şu an: Gölgenin Renkleri
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14.bölüm
Saatlerce aynanın karşısında duran, hangi takının daha uyumlu olduğunu düşünen kızlardan hiçbir zaman olmamıştım. Zaten babamdan sonra ne kadar lüks bir hayat yaşasakta kulanamamıştım.
Çünkü insan bazı şeyleri küçük yaşta kaybedince… sonradan gelen hiçbir şey tam anlamıyla dolduramıyordu o boşluğu.
Pahalı kıyafetler, büyük evler, marka takılar…
Hiçbiri gerçekten ilgimi çekmemişti.
Hayatta kalmayı öğrenirken güzel görünmeyi düşünmeye fırsatın olmuyordu çünkü insanın.
Yatağımın üstündeki elbiseyi alıp tekrar baktım. Öğlen aldığımızdan berri kaç kere baktoğımı sayamamıştım. Aslında nedensiz yere gözlerim elbiseye gidiyordu ama her baktığımda. Akşıma mağzadaki bakışları geliyor du.
O bakışlar hâlâ aklımı sinir bozucu şekilde meşgul ediyordu.
Aklımda başka birini bulamamıştı sanki de.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim.
'Saçmalama Aden.' diye fısıldadım kendi kendime. Beynimi kontrol etmem gerekiyordu. Benim için her şeyin karşı konulabilir olması gerekiyordu. Öyle olması gerekiyordu.
Elbiseyi geri yatağa koyup üstümdeki kıyafetleri hızlıca çıkardım. Sonra elbiseyi yataktan alıp üzerime geçirdim. Tekrar üzerimde ki duruşuna baktım.
Belimi saran korsaj detayı vücudumu daha keskin gösterirken kadifenin koyu tonu tenimi daha açık hale getiriyordu.
Kendime bakmayı kesip makyaj masasına doğru gittim. Makyaj masasına oturduğumda önceden ısıtmış olduğum maşayı aldım.
Saçlarımı ikiye ayırıp aynadan kendime baktım bir süre. Normalde saçlarımla uzun uzun uğraşan biri değildim. Zaten koyu kahve şaçlarımın doğalımda çok güzel bir dalga vardı ve ben normalde o dalgayı kullanıyordum günlük hayatımda.
Maşayı saçlarıma geçirirken koyu kahve dalgalar omuzlarımdan aşağı dökülmeye başladı. Çok abartılı yapmadım. Hafif dalgalar yeterliydi.
Son tutamı da bıraktıktan sonra saçlarımı arkaya attım.
Kötü görünmüyordu. Hatta fazla iyi görünüyordu.
Derin bir nefes verip bu sefer makyaj çantamı açtım. Ağır makyajları hiçbir zaman sevmezdim. İnsanların yüzünü değiştirecek kadar makyaj yapması bana hep sahte gelmişti.
Tamam biz ekipçe bazı insanların işlerini bozmak için yüzüme çok yoğun makyajlar yaptığım oluyordu. Zaten bu yüzden makyajın insanı değiştir bildiğini biliyordum.
Göz altlarımı hafifçe kapattım. Kirpiklerime rimel sürdüm. Gözlerimin yeşilini ortaya çıkaracak hafif koyu tonlarda far geçtim. Dudaklarıma ise kırmızıya yakın koyu nude bir ruj sürdüm.
Kendime bakıp. Kendime hızlaca onay verdikten sonra.
Sandalyeden kalkıp dolabın önüne yürüdüm. Alt raftaki kutuları karıştırırken gözüm siyah stilettolara takıldı.
İnce topuklu, sivri burunlu, sade ama sert duran ayakkabılardı. Tam elbiseye uygun.
Kutudan çıkarıp yatağın kenarına bıraktım. Sonra kabanlara baktım.
Uzun siyah bir kabanı elime aldım. Kumaşı kalındı ama bel kısmı oturuyordu.
Babanı aldığım gibi üstüne geçirdim iyi olmuştu. Daha sonra yatağa oturup siy Sitiletoları ayakkabıları giyindim ve ayağa kalktım.
Kıyafette tek sevdiğim şey sitileto ayakkabı ve kırmızı veya bordo rekleriydi. Diğerlerinin bir önemi yoktu.
Ayağa kalkıp aynaya son bir kez baktım. Sonra derin bir nefes verip odadan çıktım.
Topuk seslerim koridorda yankılanırken çok aldırmadan yürümeye devam ettim.
Beşinci kattan aşağı inerken uzun kabanım hafifçe arkamda savruluyordu. Stiletto sesleri büyük malikânenin içinde yankılanırken aşağı kattaki salon yavaş yavaş görünmeye başlamıştı.
Tam son basamağa geldiğimde küçük bir hareket dikkatimi çekti. Salondaki koltuğun üstünde dizlerinin üzerinde durmuş televizyona bakan linam. Ama sesleri duymuş olacak ki bakışlarını bana çevirdi.
Lina hızla koltuktan atlayıp bana doğru koştu.
“Çok güzel olmuşsun!” dedi heyecanla.
İstemsizce güldüm. "O senin güzelliğin miniğim."
Lina hemen başını iki yana salladı.
“Yok yok ciddi söylüyorum!” dedi
ellerimi tutup beni inceleyerek. “Prenses gibi olmuşsun ama böyle normal prenseslerden değil…”
Kaşımı kaldırdım.
“Nasıl yani?”
Lina birkaç saniye düşündü.
“Hani savaşan prensesler olur ya…” dedi ciddi ciddi. “Onlar gibi olmuşsun.”
Bu sefer istemsizce kahkaha attım.
“Bu daha mantıklı işte.”
Lina da bana gülüp sarıldığında saçlarını karıştırdım.
Tam o sırada mutfaktan çıkan Melek abla bizi görünce olduğu yerde durdu. Elinde meyve tabağı vardı büyük ihtimalle kınaya getiriyordu.
Melek abla bana bakıp gülümsedi içtenlikle.
“Allah sahibine bağışlasın seni kızım…” dedi gözlerini üzerimden ayırmadan.
İstemsizce kaşlarımı kaldırdım.
“Bu nasıl bir iltifat Melek abla ya?”
Melek abla gülmeye başladı.
“Kız ne diyeyim bilmiyorum ki.” dedi yanıma yaklaşırken. “İlk defa seni böyle görüyorum.”
Lina hemen araya girdi.
“Bende savaşçı prenses dedim!”
Melek abla liraya bakarak.
“He senin şu izlediklerin gibi olmuş evet evet."
Gözlerimi devirdim.
“İkiniz birlik olup benimle uğraşıyorsunuz bence.”
“Yok vallahi.” dedi Melek abla hâlâ gülümseyerek. “Ama maşallahın var.”
Tam cevap verecektim ki yukarıdan gelen ayak sesleri duyuldu. Sakin.
Kendinden emin sesleri.
Nedense artık o sesi tanıyordum.
Başımı istemsizce merdivenlere çevirdiğimde Karan’ın aşağı indiğini gördüm.
Siyah takım elbise giymişti. Ceketi açıktı. Siyah gömleğinin birkaç düğmesi her zamanki gibi açıktı. Kollarındaki saat ışıkta hafifçe parlıyordu.
Ama sorun görüntüsü değildi.
Sorun… bana baktığında birkaç saniyeliğine durmasıydı. Gerçekten durmuştu. Bakışları direkt üzerime kaydı.Önce yüzüme… Sonra kırmızı elbiseye… Ardından bacaklarıma ve topuklulara… Sonra tekrar gözlerime döndü.
İçimde anlamsız bir gerginlik oluşurken kaşlarımı çattım.
“Ne?”
Karan hiçbir şey söylemeden merdivenlerden inmeye devam etti.
Aşağı indiğinde Lina heyecanla ona döndü.
“Çok güzel olmuş değil mi karan abi!”
Karan’ın gözleri hâlâ üzerimdeydi linaya hiç kaymamıştı.
“Hm.” dedi düşük bir sesle. “Fazlasıyla.”
Kalbim istemsizce hızlandığında gözlerimi kaçırdım. Bu adamın normal cevap verme gibi bir alışkanlığı yoktu gerçekten. Kollarımı göğsümde birleştirip ona baktım.
“Abartıyorsun yine.”
Karan önümde durduğunda istemsizce dikleştim.
“Hayır.” dedi sakin şekilde. “Eksik bile söylüyorum.”
Bir anlığına ne diyeceğimi bilemedim.
Melek abla yüzündeki sırıtışı gizlemeye çalışırken mutfağa doğru dönüp gitti.
Lina ise resmen bizi izliyordu.
Sinirle Karan’a baktım.
“Bakmayı bırak artık.”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Zor.”
“Niye?”
Hiç düşünmeden cevap verdi.
“Çünkü güzel görünüyorsun Lara.”
Kalbim yine saçma şekilde hızlanırken yüzümü başka tarafa çevirdim. Tam o sırada Lina masum bir sesle:
“Bence siz sevgili olacaksınız.” dedi.
Olduğum yerde donup kaldım.
“Küçük hanım!”
Lina omuz silkip sırttı.
“Ama birbirinize filmlerdeki insanlar gibi bakıyorsunuz.”
Yüzümün ısındığını hissederken direkt Karan’a baktım.
Ama karan kahretsin ki eğleniyordu. Hem de bayağı eğleniyordu. Başını hafifçe eğip Lina’ya baktı.
“Bence de kötü fikir değil.” dedi gayet sakin şekilde.
Gözlerim anında büyüdü.
“Karan!”
Lina kahkaha atarken Karan gözlerini benden ayırmadan hafifçe sırıttı.
“Ne?” dedi umursamaz bir tavırla.
“Çocuk mantıklı konuşuyor.”
“Hiç komik değilsin.”
“Ben gülmüyorum zaten.” dedi sakin şekilde.
İşte sorun da buydu. Gülmüyordu.
Lina hâlâ kıkırdarken ben resmen olduğum yerde sinirden donup kalmıştım.
“Küçük çocukların yanında böyle konuşulmaz.” dedim sertçe.
Lina hemen kendini savundu.
“Ama ben kötü bir şey demedim ki.”
Karan gözlerini benden ayırmadan sakin bir şekilde:
“Doğru.” dedi. “Demedi.”
Derin bir nefes verip gözlerimi kapattım.
“Harikasınız gerçekten.”
Karan hafifçe sırıtınca sinirim daha da bozuldu. İnadıma yapıyordu sanki.
Tam cevap verecekken dışarıdan gelen araba sesi duyuldu. Malikânenin önüne birden fazla aracın geldiği belliydi.
Karan gözlerini kapıya çevirdikten sonra tekrar bana baktı.
“Çıkıyoruz.”
Onaylarca başımı salladığımda kapıya doğru yürümeye başlayınca katan ben linaya baktım. Kollarımı iki yana açtığımda sarılması için olduğunu anlayınca hızla bana gelip sarıldı.
Lina hemen koşup bana sarıldı.
“Geç gelme tamam mı?”
Yüzüm yumuşarken eğilip yanağına küçük bir öpücük bıraktım.
“Uyumadan önce dönerim."
Sonra linaya ayrılıp kapıya doğru yürüdüm. Dışarı çıktığımda soğuk hava bedenime vurduğunda titrememek için kendimi zorladım. Üstümde kaban olabilrdi ama önü açıktı.
Bir koruma yanıma gelip bana bir arabayı işaret edince. Arabaya doğru yürüdüm. Arabanın yanına geldiğinde koruma bana kapıyı açtığında arabaya bindim.
Karanda burdaydı diğer tarafta oturuyordu. Ne arada bindiyse arabaya.
Arabanın kapısı kapandığı an dışarıdaki ses tamamen kesildi. İçeride hafif bir deri kokusu ve Karan’ın kullandığı o keskin ama ağır olmayan parfüm vardı.
Kemerimi takarken göz ucuyla ona baktım.
Karan ona baktığımı hissetmiş gibi gözlerini bana çevirdi. Ve üzerimden bakışlarını kesmeden.
“Bu gece yanımdan ayrılmıyorsun Lara.”
Arkama yaslanırken gözlerimi ondan çekmedim:
"Ben kaybolmak merak etme."
Karan başını hafifçe yana eğdi.
“Ben senin kaybolmandan bahsetmiyorum.”
Kaşlarım çatıldı.
“O zaman?”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini gözlerime dikti.
“İnsanlar sana bakacak.”
İstemsizce güldüm.
“Bu mu sorun?”
“Evet.”
“Ben çocuk değilim Karan.”
“Biliyorum.”
Sesi bu sefer daha düşüktü.
“Zaten sorun da o.”
Ne demek istediğini anlamaya çalışırken araba hareket etmeye başladı. Camdan dışarı baktım. Malikânenin demir kapıları açılırken öndeki ve arkadaki siyah araçlar da bizimle birlikte ilerliyordu.
Başımı cama yaslayıp dışarı bakmaya devam ettim. İstanbul’un ışıkları camdan kayıp giderken Karan’ın bakışlarını hâlâ üzerimde hissedebiliyordum.
“Gerginsin.” diyen sesini duydum.
“Değilim.”
“Yine yalan söyledin.”
Gözlerimi devirip ona baktım.
“Senin insan analiz etme huyun gerçekten korkutucu.”
“Mesleki deformasyon.”
“Mesleğin resmi olarak ne tam olarak? Çünkü hâlâ emin değilim de.”
Karan hafifçe arkasına yaslandı.
“Senin sinirini bozmak.”
Bu sefer istemsizce güldüm.
“Demek profesyonelsin.”
“Oldukça.”
...
Arabada geçen kısa konuşmadan sonra yol boyunca ikimiz de konuşmamıştık.
Başımı cama yaslamış dışarıdaki ışıkları izlerken siyah araçlar peş peşe köprüden geçti. İstanbul gecesi her zamanki gibi kalabalık ve parlaktı. Ama nedense içimde anlamsız bir huzursuzluk vardı.
Derin bir nefes verip gözlerimi kapattım.
Bir kaç dakika sonra araba yavaşlama ya başladı. Siyah camlarla kaplı, dışarıdan bile fazlasıyla pahalı olduğu belli olan bir yerdi. Giriş kısmında takım elbiseli korumalar vardı. Siyah araçlar birer birer dururken flaş ışıkları uzaktan patlıyordu.
Magazinciler burdaydı. Siktir.
İçimden küfürler ederken araba tamamen durmuştu
Dışarıdaki flaşlar siyah camlara rağmen göz alıyordu. Kapının önünde birkaç magazinci çoktan araçlara yönelmişti bile.
Karanın sesi kulağıma geldiğinde ona doğru başımı çevirdim.
“Yanımdan ayrılmazsan sorun çıkmaz.”
Tam cevap verecekken korumalardan biri gelip kapımı açtı. Şakamıydı bu.
Soğuk hava tekrar yüzüme vururken flaşlar bir anda üzerimize döndü.
“Buraya!”
“Karan Bey buraya bakar mısınız!”
“Yanınızdaki hanımefendi kim?”
İçimden derin bir nefes verdim. Bunca magazinci buradaydı karan için. Karan büyük bir iş adamıydı ve aynı zamanda mafya lideriydi. Hemde bütün mafya dünyasını yöneten bir mafyaydı o. Ve bu ona bu şöhreti katıyordu.
İçimden derin bir nefes verdim.
Bunca magazinci buradaydı çünkü karşılarında duran adam sıradan biri değildi. Karan sadece büyük bir iş adamı değildi. Aynı zamanda yeraltı dünyasının merkezindeki isimdi. İnsanlar ondan korkuyor, aynı zamanda ona hayranlık duyuyordu.
Topuklarım zeminde sert bir ses çıkarırken arabadan indim. Uzun siyah kabanım omuzlarımdan aşağı döküldü. Karan ise yanımda yürüyordu. Sakin. Soğukkanlı. Sanki yüzümüze patlayan onlarca flaş umurunda değilmiş gibiydi.
Karan tek kelime etmeden yürümeye devam edince magazinci ve sipiger leri iyice coşmuştu. Ama
“Karan Bey alışveriş merkezinde birlikte görüntülendiğiniz kişi bu hanımefendi mi?”
Görüntülerimiz mi çıkmıştı. Telefonumu bu ara elime almamıştım ve pek hakim değildim gündemden. Ne ara.
“Sevgiliniz olduğu konuşuluyor, doğru mu?”
“Bu gece ilk kez birlikte görüntüleniyorsunuz, özel bir davet mi?”
Dişlerimi sıkarken yüzümde nötr bir ifade tutmaya çalışıyordum. İnsanların bu kadar rahat şekilde bir insanın hayatına burnunu sokabilmesi sinir bozucuydu.
Karan benim yanıma iyice yaklaşıp iri sıcak elini belime sıkıca yerleştirdi. Sonra beni daha da kendine çekerek yürümeye devam etti.
Karan’ın eli belimdeyken istemsizce ona kaydı bakışlarım. Parmakları belimi sıkıca kavramıştı. Sahiplenir gibiydi.
“İlk defa bir kadınla bu kadar yakın görüntüleniyorsunuz Karan Bey!”
“Hanımefendinin adı nedir?”
“İlişkinizi doğruluyor musunuz?”
“Alışveriş merkezindeki görüntüler sosyal medyada gündem oldu, yorumunuz nedir?”
İçimden küfür etmeye devam ederken yürümeyi bırakmadım. Ama Karan… hâlâ aşırı sakindi.
Nasıl bu kadar sakin olabiliyordu ki. Ama doğru o Karan Gölge Turandı. O şöhrete bu zenginliğe herşeye alışıktı.
Karan bir anlığına durdu. Daha sonra sakince magazincilere doğru döndü. Ona doğru uzatılan dört beş tane mikrofonu tutan magazinciler. Karanın konuşacağını anlayınca durmuştu.
“Bu gece burada bulunma sebebimiz özel bir davet.” dedi net bir sesle. “Fakat görüyorum ki davetin kendisinden çok yanımdaki kadın ilginizi çekti.”
Son cümlesini söylerken bana baktı göz ucuyla. Ama hemen kendini toparladı.
Karan devam etti.
“Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım. İnsanların özel hayatı, sizin manşet açlığınızı doyurmak zorunda değil.”
Sesi ne yükseliyordu ne de acele ediyordu. Tam kararındaydı.
“Ben yıllardır kameraların önündeyim.” dedi sakin şekilde. “Hakkımda haber yapılmasına alışığım. İş hayatım konuşulur, şirketlerim konuşulur, attığım adımlar konuşulur. Buna itirazım yok tabiki.”
Bakışları kısa bir an bana kaydı.
Sonra tekrar gazetecilere döndü.
“Ama yanımda duran insanın bu dünyanın bir parçası olmak gibi bir zorunluluğu yok. Olamazda.”
Bir gazeteci hemen araya girdi.
“Yani hanımefendi ile ilişkiniz olduğunu reddetmiyorsunuz karan bey?”
Karan yavaşça başını kaldırıp gazeteciye baktı.
“Size az önce de söylediğim gibi?” dedi sakin bir sesle. “Özel hayatım hakkında konuşmayı sevmiyorum.”
Gazeteci hemen geri adım atmadı.
“Ama reddetmiyorsunuz da Karan Bey."
Karan yavaşça dilini yanağının içine bastırdı. Sonra belimdeki eli biraz daha sıkılaştığında ona baktım. Bakışları gazeteciden bana kaydı.
Ve ilk defa… gözlerinde o soğuk adamdan farklı bir şey vardı. İçimi ısıtan bir şeyler.
“Reddetmiyorum.” dedi sakin ama sert bir sesle.
Gazeteciler hâlâ soru sormaya devam ederken. Karanın verdiği cevapla ilgili daha fazla bilgi almak istiyorlardı.
“Hanımefendinin adı nedir Karan Bey?”
“Kendisi iş dünyasından mı?”
“Bu ciddi bir ilişki mi?”
Ama ben o an tüm sesleri unutmuştum sadece karanın koyu gözlerine dalıp gitmiştim. Karan da benim yeşil gözlerime dalmış gibiydi.
Reddetmemişti. Evet buraya zaten sevgilisi olarak gelmiştim ama yinede. Reddetmemisi garipti. Neden gerçek olmayan bir ilişkiyi reddedmemişti hemde bu kadar önemli bu kadar bilinen bir iş adamı iken bunu her yerde konuşulacağını duyulacağını bildiği halde nasıl reddetmemişti. Aklım almıyordu.
Karanın yüzünde hafif bir tebessüm oluştuğunda gözlerini benden çekerek yürümeye başladı. Kendisi ile birlikte belimdeki elı sayesinde ona uyum sağlamıştım.
Arkadan çokça sorı sesi kulağımı doldururken yürü yordum. Karanın yanında.
Ben karanın evine bir hizmetli hemde lâl örgütünün lideri olarak karanı bitirmeye gelmiştim. Yer altı dünyasını gölgeyi yalan etmeye gelmiştim. Ama lalli gölge talan etmişti. Hemde en kırılgan yerimden. Orası da ya beyindi ya kalpti. Ve ben beyini tercih ederdim.
Karanın nefesini kulağımın yanında hissettim. Sıcak nefesini hissetmemle bütün kafamın içindeki düşünceler darma dağın olmuştu sanki.
Sesi sadece benim duyabileceğim kadar düşüktü.
“Şu an kalbin çok hızlı atıyor Forest.”
Bölüm etkileşimi
