21. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuAynı Cehennemin Çoçukları
Bölümler 49Şu an: Aynı Cehennemin Çoçukları
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
21.bölüm
Dün Karan ile kahvaltı yaptıktan sonra onu bir daha görememiştim. Sadece bana bu gece evde olmayacağını söyleyip gitmişti.
Şimdi ise, dün Karan’dan izin alarak Lina’yı, o evden kardeşim olarak aldığım sahte geçmişimin yaşandığı eve tekrar gidiyordum.
Nedeni ise annemle görüşecek olmamdı.
Kendisinin bana bir hesap borcu vardı artık. Karan’ın geçmişteki o çocuk olduğunu biliyorsa, özellikle… Zaten bilip bilmediğini de anlayacaktım.
Ama en çok istediğim şey, bilmemesiydi. Bilmiyor olmasını diliyordum.
Çünkü annem benim sözümü ve yeminimi biliyordu. Benim gibi büyüyen benim gibi cehennemin içinde büyüyen insanlara asla dokunmayacaktım. Ve annem her şeyi bilip bana yeminimi bozdurduysa, her şey farklı olurdu bundan sonra.
Karan, şoförleri tembihlemiş olacak ki taksiye binmek istesem de onlar bunun Karan Bey’in emri olduğunu söyleyip bana engel oldular.
Camdan dışarıya bakarken yolların akıp gidişini izlemekle meşguldüm. Şahsi anlamda kafam gerekenden fazla doluydu. Bu kötüydü.
Yirmi dakika falan sonra binanın önüne geldik. Şoför, arabayı durdurduktan sonra hızlıca inip kapımı açarak bekledi.
Ben dışarıya baktım.
Geç değildi. Gerçeklerle yüzleşmiştim. Daha fazlasına gerek var mıydı, olmalı mıydı?
Derin bir nefes alıp arabadan indim. Buraya kadar gelmişken geri gidemezdim. Ben buradan her şeyi tamamen öğrenip gidecektim.
Kısaca binaya baktım. Lina’yı almaya geldiğim zamankiyle aynıydı, hiçbir farkı yoktu.
Eski binanın önüne doğru yürümeye başladığımda arkamdan korumanın adımlarını duyunca durdum.
Yavaşça arkama baktım.
“Gelme.”
Koruma karşı çıkan bir sesle:
“Ama Lara Hanım, Karan Be—”
Lafını sertçe kesip:
“Bir şey dedim, karşı gelme. Karan Bey’imizin sözü şu an umurumda değil,” dediğim an koruma susup kaldı.
Karşılık vermeyeceğini anlayınca önüme dönüp eski binanın içine doğru ilerlemeye başladım.
Merdivenlerden çıkarken binanın içinde sadece benim ayak seslerim yankılanıyordu.
Sanki fırtınaya doğru ilerliyordum ama geri de dönemiyordum. Çünkü dönersem her şey kafamın içinde bir soru işareti gibi kalacaktı.
Ve ben soru işaretlerini sevmezdim.
Kapının önüne geldiğimde evin kapısı açıktı. Annem gelmiş olmalıydı ki kapıyı açmıştı.
Derin bir nefes alıp elimi kapıya uzattım. Kapıyı ittiğimde ilk adımımı içeriye attım.
Birkaç hafta önce Lina’yı almaya geldiğim evdi burası. Karan’ı mahvetmek için kurduğumuz planları sürdürmek için geldiğim evdi burası.
Şu an ise gerçekleri öğrenmeye gelmiştim.
Küçük evin içinde salona yürüdüm. İki adımlıktı ama o iki adımın sonunda ne çıkacağını bilmiyordum işte.
Salona adımımı attığım gibi gözüm annemi aradı. Uzun zaman sonra Zeynep Karahan’ı gördüm… annemi gördüm.
Masanın yanındaki yeşil koltuğa oturmuş, öylece etrafa bakıyordu. Benim içeriye girdiğimi görünce gözlerini bana çevirdi.
Konuşmadı. Sadece öylece baktı bir süre. Ben de aynı şekilde ona baktım.
Sonra yavaş adımlarla masanın önündeki sandalyeye doğru yürüdüm.
Sandalyeyi çekip yavaşça oturdum.
Masanın üstünde çakmak ve sigara vardı. Büyük ihtimalle ben gelmeden önce sigara içmişti. Zaten havada da sigara kokusu vardı ama dağılmıştı.
Ben sandalyede arkama yaslanıp sigara paketine uzandım. Paketin içinden bir dal alıp çakmağa uzandım.
Ağzıma sigarayı yerleştirip çakmağı yaktım. Sigarayı tutuşturduğumda annem beni izliyordu.
Sigaradan derin bir nefes çekip bir süre ciğerlerimi kirletmesine izin verdikten sonra dumanı dışarı üfledim.
İki parmağımın arasındaki sigaraya bakarken anneme bakmadan konuştum.
“Nasılsın?” dedim.
Beynimdeki soruları sonraya bırakacaktım. Önce biraz ağzını yoklamak gerekiyordu.
“Ben iyiyim de sen pek değilsin gibi.”
Dediğiyle hafifçe güldüm. Hafifti ama hissizdi; duygu yoktu.
Kaşlarımı kaldırdım, sonra ona baktım.
“Doğru, evet değilim ama bu senin için, bizim için kötü olacak şekilde iyi değilim be annem.”
Sandalyeyi tam ona doğru döndürüp elindeki sigarayı ağzıma götürdüm. Derin bir nefes daha çektim. Konuşmamın arasında dumanın havaya karışmasına izin verirken devam ettim:
“Ama ona sen karar vereceksin. İkimiz için mi kötü olacak, buna sen karar vereceksin.”
Annemin kaşları çatılmaya başlayınca, ne demek istediğimi anlamaya çalıştığını biliyordum.
Ama o benim içimi zaten biliyorsa, kendi kızının diğer insanlara gösterdiği yüzü ilk kez o görecekti. Zeynep Karahan görecekti. Aden Lâl Karahan’ın yüzünü görecekti.
Annem, çatık kaşlarıyla çenesini yukarı kaldırıp bana bakmaya devam etti.
“Açık konuş Aden.”
Bakışlarımı annemin yüzüne sabitleyip donuk bir ifadeyle baktım.
“Konuşalım madem, öyle istiyorsun, konuşalım,” dedim. Gözlerimi ondan ayırmıyordum. “Benden gizlediğin bir şey var mı?”
Doğru söylemesini istiyordum. Doğru söylerse, en azından ona olan güvenim kırılmazdı. Beni büyüten anneme karşı güvenim… Hiç değilse 'Evet, bu kadın bana doğru söylüyor' derdim. Ama yalan söylerse içimdeki her şey paramparça olurdu ve ben bunu istemiyordum.
Annemin yüzünde alaycı bir gülümseme oluşunca yüzünü yere indirdi. Alaycı gülümsemesinin altındaki bir şeyi saklıyor gibiydi.
“Ne zaman senden bir şey sakladım, Aden, bu yola çıktığımızdan beri?”
İçimde koca bir hayal kırıklığı koptu o an. Yalan söylüyordu. Bana yalan söylemediğini söylerken bile yalan söylüyordu.
Beynimin bir yerinde hâlâ anneme inanmak istiyordum. Zeynep Karahan’a inanmak istiyordum. Belki unutmuştur o günü… Bu da bir ihtimaldi.
“Anne,” dedim, sesim alçalmıştı. Elimdeki sigara, içmediğim için yarıya kadar kül olmuştu. “Geçmişle ilgili benden sakladığın bir şey varsa söyle, hadi.” Sesim yalvarır gibi çıkmıştı.
Annemin bakışlarının derinleştiğini, sinirlenmeye başladığını anlamıştım.
Öfkeli bir sesle konuştu:
“Aden, yeter artık. Beni buraya kadar bu saçma konu için mi getirdin? Hem ben senden ne saklamış olabilirim?"
Son darbe gelmişti. Bu sözler içimi doldurdu; bazıları acıtıyordu, bazıları üzüyordu. Kırgınlık, hayal kırıklığı, öfke, sinir…
Çenem sıkıldı. Zorla yüzüme bir gülümseme yerleştirdim. Elimdeki sigarayı yere bırakıp ayağımla ezdim.
“Anne,” dedim, sesim sertleşmişti. “Bari gözümün içine bakıp yalan söyleme. Bunu yapma bari.”
Annem hem sert hemde bomboş bakışları arasında sesini hafifçe yükselterek konuştu.
"Kes artık Aden senin şaçmalıklarını dinleyelim yine o küçük beynin içinde hangi fantezileri kuruyorsun hiç bilmiyorum ama ben seni daha fazla dinleyemem."
Annem gitmek için yanından çantasını alıp tam kalkacağız sırada.
"Otur yerine." Diye gürledim resmen evin içinde.
Artık nasıl bağırdıysan annem sesimle yerinde sıçramıştı bildiğin.
Ses tonu hiç bozlmamıştı ama gözlerim kararmıştı ve içinde öfkenin çok kırgınlık olduğu belliydi.
"Ben sana güvendim anne ben sana güvenmiştim lan." Dedim o an ki öfkem ile ayağa kalktım. "Ben dedim ki bu kadın benden hiç bir şey saklamaz çünkü bu benim annem." Diye bağırdığımda durmuyordum "ama benim annem benden öyle büyük bir şeyi gizlemiş ki görünce için parçalandı lan benim... Benim en güvendiğim kişi annem benim yeminimi kendi elleriyle göz göre göre bana bozduruyormuş yıllardır hemde ben bilmeden."
Annem de siniliydi belli oluyordu. Oda aynı sinirle ayağa kalkıp benim yanım kül olan yeşil gözlerime baktı.
"Ben senden ne gizlemiş Aden söy-"
Annemin lafını sertçe kesip hiddet ile konuştum.
"Karan mesela anne Karan Gölge Turan mesela anne." Diye yükseldim "ben daha altı yaşındayken evimize ailesi ile gelen on iki yaşındaki çocuk ama bahsettiğim Karan Turan."
Söylediğim şeyle göleri büyümüştü siniri öfkesi gitmiş yerine şaşkınlık gelmişti.
Ses tonum hiç bozulmamıştı ama gözlerim kararmıştı; içimdeki öfkenin yanında kırgınlık da vardı.
“Ben sana güvendim anne… Ben sana güvenmiştim lan!” dedim. O anki öfkeyle ayağa kalktım. “Ben dedim ki bu kadın benden hiçbir şey saklamaz, çünkü bu benim annem!” diye bağırdım.
Durmuyordum.
“Ama benim annem benden öyle büyük bir şeyi gizlemiş ki… görünce içim parçalandı lan. Benim… benim en güvendiğim kişi, annem, benim yeminimi kendi elleriyle, göz göre göre bana bozduruyormuş yıllardır. Hem de ben bilmeden!”
Annem de sinirliydi, belli oluyordu. O da aynı sertlikle ayağa kalktı ve yanımdan kül olmuş yeşil gözlerime baktı.
“Ben senden ne gizlemişim, Aden? Söy—”
Annemin lafını sertçe kesip hiddetle konuştum:
“Karan mesela, anne. Karan Gölge Turan mesela!”
Sesim daha da yükseldi:
“Ben daha altı yaşındayken evimize ailesiyle gelen on iki yaşındaki çocuk… bahsettiğim Karan Turan.”
Söylediğim şeyle annemin gözleri büyüdü. Siniri, öfkesi gitmiş; yerine şaşkınlık gelmişti.
Gözlerimi kısıp anneme daha da yaklaştım. Yüzümdeki acı gülümsemeyle dişlerimin arasından konuştum:
“Ne oldu, çok mu şaşırdın Zeynep Karahan?”
Annem gözlerini benden ayırmadan yüzümü inceliyordu.
“Nereden biliyorsun sen bunu?”
Başımı yana eğdim.
“Ne önemi var nereden öğrendiğimin? Bu ne seni ne de bir başkasını ilgilendirir.”
Annem tam ağzını açıp konuşacaktı ki hızlıca konuşup ona mani oldum.
“Karan Gölge Turan’a yapılacak bütün operasyonlar artık iptal, Zeynep Karahan.”
Annemin şaşkın bakışlarının yerini, yüzüne yerleşen gergin bir ifade aldı.
“Ne demek o Aden? Kendine gel. Yıllardır bu operasyonları sürdürüyoruz, şimdi bırakmak ne demek?”
Sinirden gözlerimi kapatıp geri geri adımladım. Derin bir nefes alıp gözlerimi açtığımda annemin öfkeli gözleriyle karşılaştım.
“Bitti demek, Zeynep Hanım. Bak, istediğin her dille söyleyebilirim; anlamadıysan tekrar ediyorum… Karan’a operasyon yapılmayacak.”
Annem gözü dönmüş gibi sesini yükseltti ama ben yerimden kıpırdamadım.
“Dediklerine dikkat et Aden! Babanla aynı yere çıkıp giren bir adamı bana savunma, sakın!”
Ben de sesimi yükselttim:
“Sen asıl artık saçmalamayı kes! Yeraltı dünyasından çıkan herkes babam gibi orospu çocuğu değil. Bunu artık fark et, çünkü ben çoktan fark ettim!”
“Kim üzerinden vardın he? O Karan’dan mı? O Taylan’dan mı? Kimden?” diye bağırdı.
“EVET!” diye şimdiye kadar bağırmadığım kadar yükseldim. “EVET, ONLARIN ÜZERİNDEN VARDIM! OLDU MU? İÇİN RAHAT ETTİ Mİ, ZEYNEP HANIM? ETMEYECE—”
“Ne buldun Aden? O Karan’da, Taylan’ı saymıyorum, o Karan’da ne gördün de fikrin değişti senin birkaç haftada?”
Yutkundum. Çenemi sıktım, yüzümdeki damarlar neredeyse belirginleşiyordu.
“Anlatayım,” dedim, sesimi alçalttım. Gözlerim doldu.
En son küçükken annemin karşısında ağlamıştım. Ondan sonra acıma bile kendini yaklaştırmamıştı; nasıl ağlayabilirdim ki?
Devam ettim:
“Babam öldükten sonra, anne… Sen bizim varlığımızı yeraltı dünyasına unutturamasaydın, bizim varlığımız bilinseydi babamın tahtına kim oturacaktı?”
Cevap vermedi. Sadece baktı.
“Sen oturacaktın anne. Çünkü babamın tek varisi bendim. Aden Karahan’dım ve o zaman çocuk olduğum için sen geçecektin o tahta.”
Sesim titriyordu, gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum.
“Sonra ben büyüyecektim. On sekiz yaşıma bastığım ilk gün, tahtın varisi olarak o tahta oturacaktım anne.”
Omuzlarımı silktim.
“Hani sen dedin ya, o Karan’da ne gördüm de fikrim değişti… Ben Karan’a ve kendime baktığımda aynı cehennemin içinde doğmuş çocukları gördüm. Ama…”
Gözlerimde tuttuğum yaş artık dayanamayıp aktı.
“İçinde doğduğumuz cehennemden yalnızca birimiz kaçabilmiştik. O da bendim. Karan kaçamamıştı.”
“Benimle Karan arasındaki tek fark da bu işte.”
Anneme bakarak net bir sesle konuştum:
“Dediğim gibi olacak. Bundan sonra Karan’a operasyon düzenlenmeyecek. Diğer mafya üyelerine herhangi bir kötü durum gözümüze çarparsa onları halledeceğiz ama onun haricinde operasyonlar sonlandırılmıştır.”
Arkamı dönüp küçük salondan çıkmak için adım atacaktım ki annemin sert sesi beni durdurdu.
“Sen kim olarak veriyorsun bu kararı, Aden Hanım?”
Dediğinde olduğum yerde bir an durdum. Daha sonra yavaşça ona doğru döndüm. Keskin gözlerim resmen onu delip geçmek ister gibi bakarken sert bir sesle konuştum:
“Lâl Örgütü’nün lideri olarak, Zeynep Karahan.”
Annem tam bir şey söyleyecekti ki lafını yine kestim.
“O örgütün lideri benim… Aden Lâl Karahan o örgütün lideri. Ne sen ne de başkası; benim.”
Dediğim anda Zeynep Hanım’a sert bir bakış atıp arkamı tekrar döndüm. Hızlı adımlarla salonun kapısına ilerlerken tekrar sesini duydum. Ama bu sefer söyledikleri içimde bir yere oturdu:
“O zaman Lâl Örgütü lideri olarak gel, örgütün başında ol, Aden Lâl Karahan,” dediğinde, olduğum yerde bedenimi çevirmeden başımı ona doğru çevirdim ve devam etti: “Madem Karan ile ilgili bütün operasyonlar bitti, işten çıkacaksın ve tekrar Aden Lâl Karahan kimliğine geri döneceksin."
Dediğiyle bir an boğazım kurudu. Nefesim daralıyormuş gibi oldum. Karan’ın onun yanından ayrılmasından bahsetmişti sadece ve benim kalbim teklemişti.
Haklıydı aslında. İşten çıkmam gerekiyordu. Ben onun yanına bir operasyon uğruna gitmiştim ve şimdi de o operasyonu onun iyiliği için bitirmem gerekiyordu.
“Tamam,” dedim kısık sesle. “Ben halledeceğim.”
Dediğim gibi arkama bile bakmadan odadan çıktım.
Hızlıca evin kısa koridorundaki banyoya gidip ışığı yaktım. İçeri girdim, suyu açıp ellerimi yıkadım, sonra boynumu ıslattım.
Daha doğrusu kendime gelmeye çalışıyordum. Şu an en ihtiyaç duyduğum şey de kendimi toparlamaktı.
...
Kendimi toparlayıp binadan çıkmış, malikânesine doğru hızlı bir yolculuk yapmıştık.
Beşinci kata doğru çıkarken Karan’ın evde olmasını diliyordum ama aynı zamanda olmasını istemiyordum. Çünkü istifamı verdiğimde alacağı tepkiden açıkçası çok korkuyordum. “Git” mi diyecekti, “kal” mı… Hangi cevabı istediğimi bile tam bilmiyordum.
Beşinci kata çıktığım gibi Karan’ın çalışma odasına doğru hızlıca yürüdüm. Odanın önüne geldiğimde kapıyı hafifçe tıklattım ve içeriden ses gelmesini bekledim.
Sessizlik uzadıkça, o sessizliğin içinde kafam daha çok gürültü çıkarmaya başladı.
“Gir,” dedi sonunda Karan’ın sesi.
Kısa, netti herzaman ki gibi.
Elimi kapı koluna koydum. Bir an tereddüt ettim. Sonra kapıyı açıp içeri girdim.
Oda her zamanki gibiydi; düzenli, soğuk, fazla kontrollü. Karan masanın arkasında oturuyordu. Önündeki evraklara bakıyordu ama gözleri benim üzerime geldiği anda elindeki kalemi durdu.
“Karan Bey…” dedim. Sesim kısık çıkmıştı.
Karan, oturduğu yerde geriye yaslanıp bana baktı.
“Bir sorun mu var?”
Bir insan bu kadar çabuk nasıl analiz edebilirdi ki? Aslında tipimden bile belli oluyordu da neyse.
“Evet, var Karan Bey,” dedim gergin bir sesle.
Normalde direkt söylerdim ama söyleyememiştim. “Ben istifamı veriyorum,” deyip eşyalarımı
toplayıp gitmek benim için bu kadar zor olmamalıydı. Ama oluyordu işte.
Karan beni süzüp kaşlarını çatarak bakmaya devam ederken:
“Ne gibi bir sorun bu?”
Bir an öylece Karan’a baktım. Koyu, simsiyah gözlerinde merak vardı. Kendimi durduramayıp bir anda konuştum:
“Ben istifamı vermek istiyorum, Karan Bey.”
Dediğimle birlikte yüzü taş kesildi. Koyu gözleri iyice kararmış şekilde bana bakmaya başladı.
