42. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuKaçınılmaz Karşılaşma
Bölümler 49Şu an: Kaçınılmaz Karşılaşma
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
42.bölüm
Sabahki yaptığımız konuşmadan sonra annemin çalışma odasına geçmiştim.
Yaklaşık bu odaya geleli yarım saat olmuştu ve annemin bıraktığı dosyalara odaklanmak mümkün değildi.
Tamam, biz şirket yönetmiyorduk hiçbir zaman ama annem kendini bir şekilde yükseltmeyi başarmıştı.
Şu an dosyalarda yazanlara göre 5 Aralık'ta, yani bir ay sonra, yeni mallar gemiler aracılığıyla bize ulaştırılacakmış.
Onun haricinde çok önemli bir şey de yoktu zaten. Sadece bir dosyada malların altı ayda bir alınacağı yazıyordu. Annem bu malların ödemelerini de yurt dışındaki iş adamlarıyla yaptığı anlaşmalar sayesinde ödüyormuş. Tabii malları bölüşme şartıyla.
Yurt dışındakiler annemin tam olarak kim olduğunu bilmiyorlardı çünkü annem hep arkadan işleri yöneten kişiydi. Biz ise planları uygulayan taraftık. O yüzden annemin kimse Lâl Örgütü'nden olduğunu anlamamıştı.
Selim'e çalışma odasına gel demiştim ama ortalıklarda yoktu. Zaten bundan sonra da gerek yoktu. Gereken her şeyi öğrenmiştim.
Oturduğum sandalyeden kalkıp masanın üstündeki laptopu kapattım. Laptopun yanındaki bilgisayara baktım.
Karan'ı aramam gerekiyordu.
Arasam ne diyecektim ki?
"Merhaba Karan, annem öldü ve ben seninle bir daha görüşmemem gerektiğine dair vasiyetini yerine getirmeye çalışıyorum ama önce Lina'yı senden almam gerekiyor."
Falan mı diyecektim?
Zaten onu bile demeye yüzüm yoktu ki.
Of.
Ne yapacaktım ben?
Yalan yoktu, onu çok özlemiştim ama umurumda değilmiş gibi davranıyordum. Çünkü annem onun yüzünden ölmüştü. Ve benim ondan nefret etmem gerekiyordu.
Peki, Miran Taylan'ı arasa ne olurdu?
Sonuç olarak Taylan, onun zaten Lâl Örgütü'nde olduğunu biliyordu, değil mi?
Hızlıca masanın üstündeki telefonumu alıp Miran'ın odasına doğru yola koyuldum.
Koridorda aceleci adımlarla yürürken malikanenin sessiz olduğunu fark ettim. Büyük ihtimalle herkes odasına çekilmişti. Ve Selim, beynimizde benim yanıma uğramayı unutmuştu.
İkinci kata indiğimde koridorun sonuna doğru yürümeye başladım. İkinci katta Selim'in, Arda'nın, Elif'in ve benim odam vardı. Hepimiz bu kattaydık yani.
Koridorun sonuna geldiğimde Miran'ın odasının kapısının önünde dikildim. Bir anlık kapıyı çalmaya tereddüt etsem de kapıyı iki kere tıklattıktan hemen sonra kapı açıldığında Miran'la göz göze geldik.
Belli ki yeni duş almıştı çünkü saçları ıslaktı.
"Aden." dedi Miran, çatık kaşlarıyla. "Bir sorun mu var?"
Bir sorunu onlara söylemiştim ama sorunun ona patlayacağından haberi olmadığı için kapıyı elimle itip içeri girdiğimde Miran bana ne oluyor der gibi bakışlarıyla savaşıyordu.
"Bir şey yok." dedim hemen. "Konu Lina, biliyorsun ki."
"Sabah Karan'ı arayacağımı söylemiştin." Derken bana bakıyordu. "Aradın mı?"
"Aramadım."
"Ee, sorun ne o zaman?"
Gözlerimle onu işaret ettiğimde bir kaşını kaldırdı.
"Ben ne alaka?"
Derin bir nefes aldım.
"Çünkü sen Taylan'ı arayacaksın."
Miran'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne?"
"Taylan'ı arayacaksın."
"Aden, olmaz." dediği an atladım.
"Miran, arayamam. Karan'la olanlardan sonra benim onunla konuşmaya yüzüm yok." Dediğimde bir anlığına durakladım. "Her şeyi geçtim, annemin vasiyeti var."
"Annen onunla bir hayat kurma dedi, arama değil Aden." Dediğinde içim parçalandı. Miran, ne dediğini sonradan fark etmiş gibi, "Tamam... Bak, Aden, öyle demek istemedim ben." dedi.
"Biliyorum. Sen doğru olanı söyledin."
Başımı kısa bir süre önüme eğdim.
"Ben sadece... Karan'la konuşamam."
Miran birkaç saniye boyunca sessizce bana baktı.
"Yani Taylan'ı aramamı istiyorsun."
"Evet."
Evet, farkındaydım. Taylan'la konuşmak Miran için zordu. Miran'ın Taylan'ı sevdiğini biliyordum ama zaten Taylan, Miran'ın Lâl Örgütü'nden bir üye olduğunu biliyordu.
Odanın içinde birkaç saniyelik sessizlik oldu. Miran yatağının kenarına otururken ben olduğum yerde ayakta kalmaya devam ettim.
"Bak," dedi sonunda. "Taylan'ı aramak benim için zor bir durum, biliyorsun."
"Zor olmadığını söylemedim." Dediğimde ilerleyip onun yanına oturdum. "Ama hiç değilse Taylan senin Lâl Örgütü'nden bir üye olduğunu biliyordu. Şimdi beni bilmiyorlardı ve nasıl bir tepki—"
Miran sözümü kesti.
"Nasıl bir tepki vereceklerini kestiremiyorsun."
"Evet." dediğimde gözlerimi yere indirdim. "Karan benimle konuşmak istemez, yüzüme bile bakmaz belki."
Bakmazdı.
Gerçekten bakmazdı.
Miran derin bir nefes aldı.
"Tamam."
Miran'ın dediği şey ile ona baktım.
"Saçımı kuruttuktan sonra arayıp sana haber vereceğim."
Miran'ın bu sözleriyle içimdeki düğümün küçücük de olsa gevşediğini hissettim.
Yüzüne baktım.
"Gerçekten arayacak mısın?"
Miran hafifçe gülümsedi.
"Evet."
"Teşekkür ederim, Miran."
Ayağa kalktığımda o da benimle birlikte kalkmıştı. Birkaç saniye ne yapacağımı bilemeden durduktan sonra hiç düşünmeden ona sarıldığımda Miran'ın kıkırtısını duydum.
Sonra da kollarını benim etrafıma sardı.
"Sağ ol." diye fısıldadım.
"Rica ederim." Sesindeki hafif gülümsemeyi hissedebiliyordum.
Ondan uzaklaşıp yüzüne baktığımda,
"Gitmeden önce ağlamaya başlama da."
İstemeden güldüm.
"Artık son yapacağım şey." Çenemi kaldırıp, "O devir geride kaldı, Miran Hanım." dedim.
"Doğru, bu sabah yeni bir devre başladık." dediğinde ikimiz de hafifçe güldük.
"Neyse, tamam o zaman. Ben kaçıyorum." Dediğimde kafasını sallayıp,
"Sen de kendine biraz dikkat et, tamam mı?" dediğinde beni süzdü. "Şu üç günde fazla zayıfladın."
Başımı salladım.
"Tamam." dedim. "Sen merak etme."
Miran'ın odasından çıktığımda adımlarım istemsizce terasa yönelmişti yine.
Biraz kendi hâlimde takılmalıydım.
...
Miran Yalçın Kaya'nın Ağzından
Saçımı yapıp pijamalarımı çıkartıp kıyafetlerimi giymiştim.
Aynanın karşısına geçip kendime baktığımda güzel olduğumu kanaat getirmiştim.
Her zamanki gibi gri tonlarında, omuzlarımı açıkta bırakan, kolsuz ve dökümlü bir üst tercih etmiştim. Üstün bel kısmı hafif büzgülü ve asimetrik şekilde aşağı doğru uzanan detaylı bir kesime sahipti. Altına ise aynı şekilde gri, yüksek belli ve geniş paçalı bir pantolon giymiştim. Ayakkabı olarak da sivri burunlu, ince topuklu ve arkası açık siyah stilettolar tercih etmiştim.
Her zaman mükemmel olmak kadınların doğasında olduğu kesindi. Şöyle bir şey de vardı: Dış görünüş bazen mükemmel olsa da insanın içi ne yapacağını bilemiyordu. Ve ben şu an bunu yaşıyordum.
Yalan yok, Taylan'ı her şeye rağmen çok özlüyordum. Evet, Taylan benim Lâl Örgütü'nün üyelerinden biri olduğunu biliyordu ama ne olursa olsun benden nefret ettiğini düşünüyordum.
Aden'in benden Lina için Taylan'ı aramamı istemesini de çok iyi anlıyordum. Onun durumu daha çok karışık bir durumdu zaten.
Arkamı dönüp yatağa doğru ilerleyip yatağa oturdum. Komodinin üstündeki telefonuma uzanıp aldıktan sonra stresli bir şekilde telefon şifremi girip kişiler kısmına girdim.
Son anda hatırladığım şeyle,
"Ben böyle işin amına koyayım, of Aden ya." dedim.
Taylan'ın numarası bende yoktu ki.
Taylan beni kaçırdığı ilk günden beri benden telefonumu almıştı. Buraya geldiğimde Arda bana yeni bir telefon almış ve vermişti.
Ama ben Taylan'ın numarasını ezbere biliyordum.
Aden komadayken Taylan'la aramız biraz yumuşamıştı. Ben salonda otururken o da yanımda telefona bakıyordu. Dışarıdaki korumalardan biri Taylan'ı çağırdığında telefonu koltuğa atmış ve gitmişti ama kendisi telefonunu açık unutmuştu. Ben de merakıma yenik düşüp bir tık karıştırmış olabilirdim. O sırada numarasını iki veya bir kere okumuştum fakat hâlâ aklımdaydı.
Aslında onunla ilgili her anı, her gördüğüm bilgiyi çok iyi hatırlıyordum istemsizce.
Hemen aklımda olan numarayı yazıp aradığımda telefon çalmaya başlamıştı. Ben stresten ayağa kalkıp odanın içinde yürüyerek daireler çizmeye başlamıştım.
Telefon birkaç kez çaldı.
Birinci çalışta açmadı. İkinci çalışta da.
Üçüncüde ise tam aramayı kapatmayı düşünürken karşı taraftan gelen sesle olduğum yerde durdum.
"Kim?"
Taylan.
Sesini duymak bile ne diyeceğimi bile unutmama yetmişti. Günler sonra bile insanın kalbini yerinden oynatabilecek kadar mükemmel bir sesi vardı.
Bir an cevap veremedim. Telefon kulağımdaydı ama sanki bütün kelimeler bir anda aklımdan silinmişti.
"Miran?"
Gözlerimi kapattım.
"Benim."
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu. Taylan'ın nefes alışını bile duyabiliyordum.
"Numaramı nereden buldun sen?"
Kaşlarımı çattım.
"Seni ne kadar ilgilendirir ki?" Dediğimde rüzgâr esintisinin sesi gelmişti mikrofondan. Olduğu yerde çok mu rüzgâr vardı acaba?
Taylan birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sesi yeniden duyuldu.
"Benim numaram olduğu için olabilir mi acaba, Miran, ha?"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
"Bulamayacağım bir şey değil."
"Doğru, siz her şeyi yapabilecek kapasitede insanlarsınız." Dediğinde sesi sertti ve ciddiydi. "Yapamayacağınız bir şey yok."
Alttan alta laf soktuğu fazlasıyla belliydi.
"Taylan, seni sohbet etmek için aramadım, tamam mı?" Dediğimde sinirlenmiştim. "O kardeşim dediğin adamdan bir alacağımız var. Onu almamız gerekiyor."
Taylan'ın nefesi karşı tarafta birkaç saniyeliğine kesildi.
"Ne alacağı?"
Sesinde artık az önceki alaydan eser yoktu. Daha dikkatli konuşuyordu.
"Lina'yı." Dedim net bir sesle. "O Karan'a söyle, yarın akşam Lina'yı almaya geleceğiz. Haberin olsun."
Karşı taraftan derin bir nefes sesi geldi.
"Bunun için Taylan'ı Aden arasaydı ya. Lideriniz o değil mi? Sen neden arıyorsun?"
"Lider değildi." Dedim kesin ve netçe. "Lider oldu."
"Ne demek lider değildi, lider oldu, Miran?" Dediğinde sesinde sorgu vardı. "Yıllardır Lâl Örgütü'nün lideri diye biliniyor."
"Siz öyle biliyorsunuz." Dedim sakince. "Başkasıydı ama artık kesin ve net bir şekilde Aden bu örgütün lideri."
Dediğimde arkadan ses gelmeyince kapatmak adına telefonu kulağımdan uzaklaştıracağım sırada Taylan'ın sesi geldiğinde durdum.
"Karan, Aden'le görüşmek istiyor. Ancak öyle Lina'yı verirmiş."
"O senin yanında mı?" diye sorduğumda,
"Telefon mikrofonda." dediğinde Karan'ın da ikimizi dinlediğini anlamam uzun sürmedi.
Karşı taraftan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmeyince ben de hiçbir şey söylemedim.
Sonra o tanıdık, Karan'ın soğuk sesi duyuldu.
"Lara nerede?" Dediğinde cevap almak istermiş gibiydi sesi.
Hâlâ Lara mı diyordu o Aden'e? Karan hâlâ ne Aden'i unutmuş ne de aklından çıkarabilmişti, değil mi? Çünkü Aden'i aklından da kalbinden de çıkarsaydı ona hâlâ Lara diye seslenmezdi.
"Yanımda değil."
"Yalan söylemeyi kes."
Sesi haddinden yüksek çıktığında Taylan'ın uyarıcı sesini duydum.
"Sesinin ayarını koru, Karan."
Karan'ın derin nefes verdiğini duyduğumda sinirden küplere bindiğini anlamak zor değildi.
Kaşlarımı çattım.
"Bak, Karan, Aden yanımda değil ama ne için aradığımı duyduğunu düşünüyorum. Aden seninle görüşmez, tamam mı?"
"O zaman ona söyle, benimle görüşmezse Lina'yı ancak ahirette görür."
Sesinde sabırsızlık vardı.
Gerçekten Lina için mi buluşmak istiyordu, yoksa Aden için mi, onu anlamış değildim.
Çünkü eğer gerçekten mesele yalnızca Lina olsaydı, Aden'i şart neden koşsun ki?
"Sen gerçekten Lina için mi Aden'le görüşmek istiyorsun, yoksa Aden'i görmek için mi Aden'le görüşmek istiyorsun?"
Sesim istemeden daha sorgulayıcı çıkmıştı. Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
Karan cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
"Ben son sözümü söyledim. Gerisi Lara'nın kararı."
Dedikten sonra daha bir şey söylememiştim.
Son olarak Taylan'ın sesi telefondan geldi.
"Aden kararını versin, cadı."
Dediği şeyle yutkunamadım bile.
"Bir daha da seninle ilgili bir durum olmadığı sürece beni sakın arama."
Benim cevap vermeme vakit kalmadan telefon meşgule düştüğünde anında gözlerim doldu.
Telefonu yatağın üstüne atıp kendimi yere bıraktığımda ağlamadım.
Kendimi sıktım.
...
Aden Lâl Karahan'ın ağzından
Akşam kendi odamda, yatakta uzanıyordum. Burayı özlemiştim. Evet, kendi odamdaydım çünkü annemin odasını kilitlemiştim. O oda ne benim ne de başkasının olabilirdi. Annemin odası yalnızca annemin kalacaktı.
Hiç beklemediğim bir anda kapım bam diye açılınca, yattığım yerden sıçrayarak kalkmıştım resmen.
Odaya giren kişiye baktığımda, girenin Elif olmasıyla güldüm. Eskiden de odama böyle bam diye dalardı. Sonra ben de onun odasına aynısını yapardım. Aramızda öyle bir rekabet vardı.
"Hâlâ devam mı bu medeniyetsiz hareketlerine?" dediğimde sesimde hafif bir sitem ve eğlence vardı.
Elif kapıyı arkasından kapatırken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
"Ne yapayım? Kapıyı çalmak çok sıradan."
"Senin için sıradan olmayan ne var ki zaten?"
Elif gelip yatağın yanına otururken ona baktım. Elif omuzlarını silkti.
"Ben böyle mutluyum, ne yapalım." Çenesini kaldırdı. "Alışkınsınız böyle şeylere zaten, Aden Hanım."
Dediğiyle istemsizce güldüm.
"Alışkınım, Elif Hanım. Alışkın olmamak mümkün mü?"
Elif kahkahayı bastı.
"Bak, hâlâ aynı Aden."
"Ne sandın? Şurada bir süre sizden ayrı kaldım diye kendimi mi değiştirdim zannettin?"
Elif omzuma şakacı bir tavırla vurup, "Öyle bir şey söylemedim," dedikten sonra bakışlarını odanın içine çevirdi. "Odanı özlemiş misin?"
Ben de etrafa baktım.
"Özlemişim."
"Peki, nasıl gidiyor?"
"Ne?"
"Sevdiğin adamdan ayrı kalmak." Elif bunu kısık sesle söylemişti. Sanki tepkimin ne olacağını bilemiyordu.
Elif'in sorusuyla yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi.
"Ne demek nasıl gidiyor?"
"Yani..." dedi, omuzlarını silkerken. "Karan'dan ayrı kalmak."
Bakışlarımı birkaç saniye boyunca ondan kaçırdım. Sonra yatağın üzerinde dizlerimi kendime doğru çekip kollarımı dizlerimin üzerine bıraktım.
"İyi gidiyor."
Elif kaşını kaldırdı.
"Kime yalan söylüyorsun sen?"
"Ne?" dediğimde Elif bana yaklaşıp kendime doğru çektiğim dizlerimin üstüne ellerini koydu.
"Merak ediyorum, kendine mi yoksa bana mı yalan söylemeye çalışıyorsun?"
Kaşlarımı çattım.
"Kendime de sana da yalan borcum yok diye biliyordum."
Başını hafifçe yana eğdi.
"Ama kendine karşı dürüst olma zorunluluğun var."
Sözleriyle kaşlarımı çattım.
"Elif, benimle psikologculuk oynamayı bırak."
"Psikologculuk oynamıyorum."
Dizlerimin üzerindeki ellerini çekip yatağın üzerine bıraktı.
"Seni tanıyorum sadece."
Gözlerimi kaçırdım. Bunu duymak istemiyordum.
Çünkü sadece Elif değil, bu malikanedeki herkes beni ve birbirini gerçekten çok iyi tanıyordu.
Birbirimizin ne zaman sinirlendiğini, ne zaman sustuğumuzu, ne zaman bir şeyleri umursamıyormuş gibi yaptığımızı bile anlayabiliyorduk.
Ve şimdi de Elif anlamaya çalışıyordu beni.
"Ben iyiyim, Elif." dedim, üstüne basa basa.
"Değilsin."
"İyiyim."
"Değilsin."
"Elif."
"Aden."
Birbirimize birkaç saniye boyunca baktık. Sonunda istemsizce burnumdan kısa bir nefes verdim.
"İnatçısın, biliyorsun değil mi?"
"Sen de öyle."
Gülümsemeye çalıştım ama yüzümdeki ifade birkaç saniye içinde yeniden kayboldu.
Elif bunu görünce sesini biraz daha yumuşattı.
"Onu özlüyorsun."
Cevap vermedim.
"Değil mi?"
"Ben özlüyorum belki." Elif'in yüzüne baktığımda beni çözmüş gibi bakıyordu. Dudaklarımı büktüm. "Ama tek temennim onun beni özlememesi... Özlemesin, nefret etsin, sinirli olsun, düşünmesin." Yüzümde hüzünlü bir ifade belirdi. "Her şeyden önemlisi de sevmesin."
Sesim bu kez daha kısık çıkmıştı.
Elif'in yüzündeki ifade değişti.
"Aden..."
Ben de gözlerimi yere indirdim.
"Annemin vasiyeti ortada. Karan'ın benden nefret etmesi gerekiyor."
"Sen gerçekten onun senden nefret etmesini mi istiyorsun?"
Başımı kaldırıp Elif'e baktım. Cevap vermek kolaydı da doğru cevabı vermek zordu işte.
İstemiyordum, evet. Ama istemek zorundaydım. Buna mecburdum.
Tam cevap verecektim ki kapının iki kez tıklatılmasıyla ikimiz de aynı anda kapıya döndük. Kapı açıldı. Miran içeri girdi.
Yüzündeki ifade, onunla konuştuğumuz andan tamamen farklıydı. Kaşları hafifçe çatılmıştı ve sanki söyleyeceği şeyi nasıl anlatacağını düşünüyordu.
Bakışları önce bana, sonra Elif'e kaydı.
"Merhaba, hanımlar."
Elif benden uzaklaşıp yatağın ucuna oturup Miran'a baktı.
"Hoş geldin diyeceğim de yüzünde pek hoş bir yüz ifadesi göremedim valla."
Elif'in sözleriyle Miran'ın kaşları biraz daha çatıldı.
"Hoş bir şey söylemeye gelmedim yine, maalesef zaten."
Elif'in yüzündeki gülümseme yavaşça silindiği sırada ben ise olduğum yerde doğruldum.
"Ne oldu?"
Miran birkaç saniye boyunca bana baktı. Söyleyeceği şeyin can sıkıcı bir şey olduğunu anlamak zor değildi.
"Az önce dediğin gibi Taylan'la konuştum."
Kalbim bir anlığına hızlandı.
Ama belli etmemeye çalıştım. Acaba Lina'yı verecekler mi?
"Ee?"
Miran derin bir nefes alıp konuştu.
"Karan seninle görüşmek istiyor, Aden."
Odanın içindeki bütün sesler bir anda kesilmiş gibi olduğunda Elif bana baktı. Ben ise Miran'ın yüzüne bakmaya devam ettim.
"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Nasıl? Neden? Ne için?"
Miran Elif'e bakıp derin bir nefes aldı.
"Aden'e benim dediğimi üstüne basa basa söylesene, Elif. Ben mantıklı hareket edemiyorum şu an çünkü."
Elif başını iki yana sallayıp Miran'a baktı.
"Kızım, sanki benim bir bok bildiğim var şu an. Sen bana anlat bakayım. Sen neden Taylan'ı aradın?" Dedikten sonra bana baktığını hissettim. "Karan neden Aden'le görüşmek istiyor? Ne oluyor be?"
Miran başını tamam der gibi sallayıp konuşmaya başladı.
"Aden, sabah demişti ya Lina'yı, Karan'ı arayıp alacağım diye. Arayamadı. Sonra bana geldi, 'Sen Taylan'ı ara, Lina'yı istediğimizi söyle,' diye rica etti." Dedi. "Ben aradım. Aradığımda Taylan'la konuştum. Taylan'ın yanında da Karan varmış. Lina'yı almak istiyorsa benimle görüşecek, dedi o da."
"Sen şaka yapıyorsun." Elif'in sesinde şaşkınlık vardı. "Ee, şimdi ne olacak?"
Miran gözlerini Elif'ten ayırıp bana çevirdi.
"Aden tamam derse Karan'a haber verip gerekeni yapacak, hepsi bu."
Elif'in yüzündeki şaşkınlık hâlâ geçmemişti. Kaşları hafifçe yukarı kalkmış, gözleri benden Miran'a gidip geliyordu.
"Arkadaşlar, alt tarafı bir görüşme." dedi Elif. "Hatırlatırım, Lina'yı bu oyuna biz dahil ettik ve nasıl dahil ettiysek, çıkarmalıyız."
Elif'in sözleriyle Miran birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra kaşlarından biri hafifçe havalandı.
"Alt tarafı bir görüşme mi?"
Sesindeki şaşkınlık o kadar belirgindi ki Elif bile bir an sustu.
Miran dudaklarını birbirine bastırdı.
"Sen Karan'ı tanımıyorsun galiba, Elif. Onun ne yapacağı belli mi olur?"
"Elif haklı, Miran." dedim kesin bir sesle. "Lina bu yaşananların arasında en masum, en günahsız kişi."
Evet, öyleydi. Lina'nın olanlarla bir alakası yoktu ve şimdi benim görevim Lina'yı korumaktı. Onu almam gerekiyordu.
Ve benim şimdi yapmam gereken tek şey, onu bütün bu karmaşanın içinden çekip çıkarmaktı.
"Ben Karan'la görüşeceğim."
Cümleyi söylediğim anda odanın içindeki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Miran bana uzun uzun baktı.
"Az önce Karan'ın yüzüne bakamayacağını söyleyen sen değil miydin?"
"Öyle." Başımı salladım.
"Hâlâ bakamayacağımı düşünüyorum ama arada Lina var, Miran. Hiçbir şeyden haberi bile yok onun. Onu almam gerek." Oturduğum yataktan kalkıp Miran'a baktım. "Kararım kesin." dedim.
Miran derin bir nefes aldı.
"Tamam."
Elif de birkaç saniye boyunca sessizce bizi izledi. Sonra oturduğu yerden ayağa kalkıp Miran'a baktı.
"Miran, gel. Biz de Arda'yı ve Selim'i haberdar edelim. Sonra neden her şeyi biz en son öğreniyoruz diye kavga çıkartıyorlar."
Miran ve Elif odadan çıktıktan sonra kapının kapanma sesi odanın içinde yankılandı. Oda bir anda sessizleşmişti resmen.
Az önce üçümüzün konuşmalarıyla dolu olan oda, şimdi yalnızca benim düşüncelerimle baş başa kalmıştı.
Yatağın kenarında birkaç saniye öylece durdum.
Karan'la görüşecektim.
Gerçekten onun karşısına geçecektim.
Bunu düşünmek bile mideme bir düğüm oturtmaya yetiyordu.
Onun beni unutmasını istemiştim.
Benden nefret etmesini, beni hayatından çıkarmasını istemiştim. Fakat şimdi o, beni zorla kendine doğru çekiyordu.
Karan'ı görmek istemiyordum.
Onun gözlerinin içine bakıp hâlâ beni sevip sevmediğini anlamaya çalışmak istemiyordum. Çünkü ben bunu çözmeye çalışacaktım, merak edecektim. Benden nefret edip etmediğini anlamaya çalışacaktım.
Derin bir nefes alıp komodinin üzerindeki telefonumu elime aldım.
Ekranı açtığımda parmaklarım istemsizce rehberde Karan'ın ismini aradı.
Aramalı mıydım?
Hayır. Onun sesini duymaya hazır değildim.
Mesaj... Evet, mesaj atmak daha mantıklıydı şimdilik.
Rehberden çıkıp mesaj kısmına dokunduğumda onun ismine girerek bir süre boş ekrana baktıktan sonra yazmaya başladım.
"Benimle Lina için görüşmek istemişsin. Bana sadece zamanı ve yeri söylersen yeterli."
Derin bir nefes aldım ve gönder tuşuna bastım.
Mesaj karşı tarafa ulaştı.
Şimdi tek yapmam gereken beklemekti.
Telefonu elimde tutmaya devam ediyordum ama gözlerimi ekrandan hiç ayırmamıştım.
Elimdeki telefon çok beklemeden titremişti. Hızlıydı.
Mesajını açtım.
"Yarın."
Tek kelime.
Kaşlarımı çattığım sırada hemen ardından ikinci mesaj geldi.
"Akşam sekiz."
Bir süre ekrana baktım.
Sonra yeni bir mesaj daha düştü ekrana.
"Şehrin dışında, eski taş köşkün yanında bir restoran var."
Ardından konum göndermişti.
Ben hiçbir şey yazmayı tercih etmeden ona görüldü attım. Telefonumu yatağın üstüne atıp ben de kendimi yatağa bıraktım.
Artık Allah yardımcın olsun bakalım, Aden.
Bölümü beğendiyseniz beğenilerinizi ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. 🥹🤍 Düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Sizce Aden, Karan'la görüşmekle doğru bir karar verdi mi? 👀
