Artık Aden Turan

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Artık Aden Turan
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime · Okuduğun bölüm

49. Bölüm

Sabah saat 08.00

Gece boyunca uyuyamamış, sağa sola dönüp durmuştum yatağın içinde. Dün olanları düşünmeden edemiyordum. Karan'ın söylediklerinin ağırlığı içimdeydi.

Dün Karan beni söylediklerinden sonra bırakmış, daha da bir şey söylemeden gitmişti. O gitmişti ama söyledikleri aklımdan gitmemişti.

Yataktan doğrulup ellerimi yüzüme sürdüm. Başım ağrıyordu. Uykusuzluktan gözlerim yanıyor, bedenim sanki bütün gece dinlenmek yerine daha da yorulmuş gibi hissediyordum.

Yorganı üstümden atarak ayağa kalktığımda üzerimdeki, hizmetlilerin getirdiği üstümü düzelttim. Nedensiz yere üşüdüğüm için dolabı açıp bir tane hırka aldım ve önünü çektim.

Üşüyordum. Hem de fazlasıyla.

Bir süre odanın içinde öylece durduktan sonra başım yeniden zonklamaya başlamıştı. Çok sinir bozucuydu.

Elimi alnıma götürdüm. Baş ağrım giderek artıyordu. Burada bir ağrı kesici ya da en azından bir bardak su bulmam gerekiyordu.

Odanın kapısına baktım.

İki gündür burada olduğum hâlde malikanenin içinde doğru düzgün dolaşmamıştım. Dün kaçmaya çalıştığım için zaten yakalanmıştım.

Şimdi ise tekrar odada oturup bu lanet olası baş ağrısının geçmesini beklemek istemiyordum.

Kapıya doğru ilerledim.

Elimi kapı koluna uzatıp aşağı indirdiğimde bu kez kapı açılmıştı. Demek ki gece gelip kapıyı kilitlememişlerdi.

Odadan çıktığımda koridor daha soğukmuş gibi bedenim titremişti. Ne oluyordu bana böyle?

Mutfağın üst katlarda olmayacağını düşünerek aşağı kata inmek için merdivenleri halsiz bir şekilde adımladım. Birkaç basamak indikten sonra başımın içindeki ağrının yeniden kendini hissettirmesi uzun sürmedi.

Bir an durup korkuluğa tutundum.

Gözlerimi kapattım.

"Of..."

Derin bir nefes alıp birkaç saniye bekledikten sonra yeniden yürümeye başladım. Sonunda aşağı kata indiğimde etrafıma bakındım.

İki koridor vardı. Zaten herhangi birine gidip şansımı deneyecektim. Bilmiyordum çünkü.

Dalgın bir şekilde hızlıca koridorda, alnımı ovuştura ovuştura yürürken koridorun köşesini dönecektim ki karşımdan gelen kişiye, ayakkabılarını görmesem, neredeyse çarpıyordum. Ama son anda durmayı başardım.

Başımı kaldırıp karşımdaki kişiye baktığımda, "Sen burada ne yapıyorsun?" dercesine bir bakış atan Taylan'ı görmem uzun sürmemişti.

Bakışları önce yüzüme, sonra üzerimdeki hırkaya kaydı.

"Sen burada ne arıyorsun?"

Kaşlarımı çattım.

"Sanane, Taylan," dedim çıkışarak. "Sana hesap mı vereceğim?"

Taylan birkaç saniye sessizce bana baktı.

"Karan odanın kapısını kilitlemedi mi?"

"Kilitlemedi," dedim sertçe. "Kilitlemek istememiş bugün beyimiz." Derin bir nefes aldım. "Ben ne bileyim? Git arkadaşına sor onu da."

Taylan'ın kaşı hafifçe kalktı.

"Başın mı ağrıyor senin?"

"Hayır," dedim hemen.

"Yalan söyleme. Beni fark edene kadar alnını ovuşturup duruyordun."

Elimi istemsizce alnımdan çektim.

"Biraz ağrıyor sadece."

"Hiç gerçekçi gelmedi?" Taylan birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra gözlerini hafifçe kıstı.

"Rengin de solmuş senin, kızım. Neden?"

"Sayenizde uykusuz kaldığım için tabii ki solacağım."

"Abartıyorsun."

"Abartıyorum, öyle mi?" Sinirle gülümsedim. "Beni arkadaşlarımla tehdit ettiniz."

Taylan cevap vermedi. Birkaç saniye daha beni inceledikten sonra başını hafifçe iki yana salladı.

"Mutfağa mı gidiyordun?" Konuyu değiştiriyordu.

"Seni ilgilendirmez," dedikten sonra hemen arkama dönüp hızlıca yürümeye başladım.

Arkamdan Taylan'ın sesi geldi.

"Sol taraftaki koridorun sonuna kadar git."

Adımlarım istemsizce yavaşladı.

Dönüp ona baktım.

"Ne?"

"Mutfağı arıyorsan," dedi sakince, "sol taraftaki koridorun sonuna kadar git. Sonra sağa dön. Mutfağı bulursun."

Birkaç saniye boyunca öylece ona baktım. Az önceki sert tavrına rağmen mutfağın yerini söylemişti.

"Teşekkürler."

Cevabımı beklemeden yeniden yürümeye başladığım sırada Taylan'ın sesi bir kez daha arkamdan geldi.

"Bu arada..."

Durup gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım.

Başımı yavaşça ona çevirdim.

"Ne var yine?"

Taylan'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.

"Bu akşam evleniyorsun, Aden."

Kaşlarımı çattım.

"Ne?" dedim şaşkınlıkla. "Ne saçmalıyorsun sen?"

Dünyanın en normal şeyinden bahsediyormuş gibi konuştu.

"Bu akşam," dedi. "Sen ve Karan'ın nikâhı kıyılacak."

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.

"Şaka yapıyorsun."

Bir süre sustum.

"Siz ikiniz de iyi misiniz?"

"Evet." Taylan soğukkanlı bir tavırla cevap verdi. "Bugün Miran'ı da arayacaksın. O da benim yanıma gelecek."

Kaşlarımı çattım.

"Ya gelmezse?"

Taylan birkaç adım atıp tam karşıma dikildi.

"Gelir."

"Ya gelmezse?" diye tekrarladım.

Taylan'ın yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

"O zaman Selim ölür."

Dedikten sonra yüzüme son kez bakıp yanımdan geçerek koridorun çıkışına doğru yürümeye başladığında arkasından dönüp bakamamıştım bile.

Söylediği cümle zihnimin içinde tekrar tekrar yankılanmaya başlamıştı. Bir anda sanki başımın içindeki ağrı daha da şiddetlenmişti.

Kaşlarımı çatıp gözlerimi kapattım. Sanki kafatasım zonkluyormuş gibi hissediyordum. Elimi alnıma götürüp parmaklarımla şakaklarımı ovuşturdum ama hiçbir işe yaramadı.

Tam tersine, ağrı gittikçe daha da artıyordu.

Bir anda bütün bedenimi soğuk bir titreme sardığında üzerimdeki hırkayı kendime biraz daha sıkı çektim.

Koridor boştu. Taylan çoktan gitmişti.

Gözlerimi kapatıp birkaç saniye öylece kaldım.

"Of..."

Sesim neredeyse fısıltı hâline gelmişti. Az önce mutfağa gidip bir ağrı kesici bulmayı düşünmüştüm. Ama şu an midem bile bulanıyor gibiydi.

Kahretsin.

Hızlı olmaya çalışarak üst kattaki odama çıkmaya karar verdim. Mutfağa gidip ilaç içme fikrinden vazgeçmiştim.

Merdivenlere doğru hızla ilerledim.

Korkuluğa tutunarak yavaşça yukarı çıkarken bedenimdeki halsizliği hissediyordum.

Sonunda odama ulaştığımda kapıyı arkamdan kapatarak derin bir nefes aldım.

Bir anlığına odanın içinde gözlerimi gezdirdikten sonra yatağa doğru ilerledim.

Üzerimdeki hırkayı bile çıkarmadan yatağın içine sıvışıp yorganı çeneme kadar çektim ve yatağa uzandım.

Sadece uyumak istiyordum.

Gözlerimi kapattım.

Ve kısa süre sonra uyku bedenimi ele geçirmişti.

...

Yavaşça gözlerimi araladığımda sabahki gibi bir baş ağrısıyla uyanmıştım ama bir titremeye uyanmıştım.

Bakışlarım öylece tavanda kalmıştı. Birkaç saniye boyunca öylece tavana baktıktan sonra başımı sola çevirerek duvar saatine baktığımda saatin dörde yaklaştığını gördüğümde şaşırdım.

Nasıl bu kadar çok uyuyabilmiştim ben?

Saati görmemle yorganı üstümden atmadan yatakta doğruldum. Doğrulduğumda sabah kadar olmasa da üşüyordum.

Dışarıya bakmak için kafamı sağa çevirdiğimde deri, kahverengi koltuğun üzerindeki iki elbiseyi görmemle birlikte duraksadım.

İki beyaz elbise, koltuğun üzerine özenle bırakılmıştı. Yanlarında ise iki çift topuklu ayakkabı duruyordu.

Kalbim bir anda hızlanmaya başladığında üşümemi umursamadan üzerimdeki yorganı üstümden atarak yavaşça yataktan kalktım.

Adımlarımı koltuğa doğru yavaşça ilerlettim. Koltuğun yanına geldiğimde iki elbisenin ayrıntıları daha net görünmüştü.

Elbisenin biri saten dokulu gibiydi. Düşük omuzlu, kayık yaka kesimine sahip bir tasarımı vardı. Göğüs kısmındaki drapeli kumaş katmanları ve zarif dantel detayları güzel duruyordu. Omuzlardan bileklere doğru uzanan uzun kolları, uçlara doğru genişleyen bir kol modeline sahipti. Beli oturan bir elbiseye benziyordu. Aşağı doğru A şeklinde genişliyordu ve en fazla ayak bileklerimin hemen üzerinde bitecek bir elbiseydi. Elbisenin üzerinde ince bir inci kolye vardı. Yerde ise fiyonk detaylı gümüş topuklu ayakkabılar duruyordu.

Bakışlarım diğer elbiseye gitti.

Baştan sona işlenmiş zarif dantel kumaşı ve bohem-vintage tarzıyla dikkat çeken bir tasarımı vardı. Daha abartılıydı. Beden kısmında vücuda tam oturan korsajlı bir yapı tercih edilmişti. Göğüs bölgesindeki dikey drapeler ve dik yaka, transparan dantel üstlük tasarımıyla şık bir uyumu vardı. Ve uzun bir elbiseydi.

Üstünde takılar, yerde de ayakkabılar vardı ama daha fazla bakamamıştım.

İstemsizce aklıma, ben komadan çıktığım günün sabahı konuştuğumuz bir an geldi.

" "Hem biz daha evli bile değiliz. Evlenirsek olur belki."

"Evlenirsek mi?" diye sordu. Sesi alçak ama içinde saklayamadığı bir heyecan vardı.

"Evet," dedim. Önümdeki çatalı alıp peynirden ufak bir parça alıp yedim.

"Önce evlilik."

"En kısa sürede sana evlilik teklifi yapacağım, Forest'im. Bundan emin ol." "

O zamanlar bu sözün bir gün böyle karşıma çıkacağını düşünmemiştim.

Bakışlarım yeniden elbiselerin üzerine kaydığında nedense gözlerim dolmuştu.

Taylan'ın sabah söylediği şey bir anda zihnimde yeniden yankılandı.

"Bu akşam sen ve Karan'ın nikâhı kıyılacak."

Kalbim göğsümün içinde daha hızlı çarpmaya başladığında yanağımdan bir damlanın süzüldüğünü hissettim.

Elbiselerin yanına birkaç adım daha yaklaştım. Biraz eğilip parmaklarımı yavaşça saten kumaşın üzerinde gezdirdiğimde gerçek olmasını istemedim.

Ama gerçekti.

Bu akşam gerçekten nikâhımız vardı.

Başımı kaldırıp yan taraftaki aynadaki yansımama baktım. Saçlarım uykudan dağılmış, yüzüm solgun görünüyordu. Gözlerimin altında uykusuzluktan oluşan hafif morluklar vardı.

Böyle mi olacaktı gerçekten? Hiç hayal etmediğim şekilde...

Ben, Karan'dan önce evlenmeyi, bir ailem, çocuklarım olma ihtimalini bir kere olsun düşünmemiştim. Ben bütün bu düşleri Karan'a âşık olduktan sonra gerçekten düşünmüştüm. Gerçekten hayal kurmuştum. Evet, o zaman imkânsız bir şey olduğunu biliyordum ama içinde bir yerde, ne olursa olsun Karan'la mutlu bir ailemiz, çocuklarımız olsun çok istemiştim.

Aslında doğru da düşünüyormuşum o zaman. Biz gerçek bir aile olabilmek için evlenmiyorduk. Ben de bilmiyordum ne için evlendiğini. Gerçekten hâlâ beni sevdiği için mi, yoksa başka bir sebebi olup olmadığını bilmiyordum.

Ama benim Karan'la hayallerimi süsleyen bir düğün her zaman çok başkaydı.

Bembeyaz bir elbise giydiğimi, onun karşısında durduğumu, gözlerinin içine baktığımı hayal etmiştim.

O gün birbirimize mecbur olduğumuz için değil, birbirimizi seçtiğimiz için orada olmayı istemiştim.

Şimdi önümde duran beyaz elbiselere baktığımda ise o hayalle gerçeğin arasındaki uçurum yüzüme çarpıyordu.

Belki de en acısı buydu.

Bir zamanlar gönüllü olarak kurduğum o hayalin içinde şimdi mecbur bırakılmış bir şekilde duruyor olmak, en acı veren şeydi.

Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım.

Daha fazla bu odada kalmak istemiyordum. Bu elbiseleri görmek istemiyordum.

Derin bir nefes alıp arkamı döndüm.

Pencereye doğru ilerleyip perdeyi araladığımda dışarıdaki soğuk havayı gördüm. Hava kapalıydı.

Üşüyordum. Ama umurumda değildi bile. Başım ağrımasın, bana yeterdi.

En azından birkaç dakika bahçeye çıksam ne olabilirdi ki? Dışarıda bir sürü adam vardı zaten. Kaçamazdım sonuç olarak. İzin verirlerdi. Onlardan izin alan da yoktu zaten.

Sabah uyandığımda giyindiğim beyaz hırkayı çıkarmamıştım. O yüzden üzerimdeki hırkanın önünü iyice çekerek kapıya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Kapıyı açıp odadan hızlıca çıktıktan sonra beklemeden merdivenlere doğru yöneldim.

Merdivenlere geldiğimde daha bir adım atamadan duraksadım. Bir elim korkulukta, diğer elim hırkamın önünde öylece kalmıştım.

Ana salonda Karan, Taylan, Elif, Selim, Miran ve Arda oturuyordu. Selim'in yüzü yara bere içindeydi geçenki olay yüzünden. Elif zaten buradaydı. Peki Miran ve Arda ne ara buraya gelmişlerdi? Gelemezlerdi aslında. Doğrusu, ne zaman buraya getirmişlerdi?

Sabah Taylan bana Miran'ı çağırmam gerektiğini söylemişti ama ben daha kimseyi aramamıştım.

Üstelik Miran'ın buraya kendi isteğiyle gelmeyeceğini biliyordum ve farkındaydım.

Miran'ı getirmişlerdi bir şekilde. Belki de Arda... Neden onu getirmişlerdi?

İlk beni gören kişi Miran olmuştu. Beni gördüğü anda ayağa kalkmasıyla herkesin bakışları ilk başta Miran'a, sonra da bana döndüğünde ben merdivenlerden adım adım aşağı inmeye başlamıştım bile.

Merdivenlerin sonuna doğru geldiğimde Miran bana doğru hızlı adımlarla gelip hiç düşünmeden bana sarıldığında ben de ona sarıldım. Gözlerim oturan Karan'ın gözleriyle buluştuğunda birbirimize bakıyorduk.

Karan'ın bakışları yüzümde gezindiğinde oturduğu yerdeki rahat pozisyonundan çıkıp dikleşti.

Gözlerimi hemen kaçırdım.

Karan'la birkaç saniye daha öyle kaldıktan sonra Miran benden uzaklaşıp yüzüme baktı.

"Aden..." Sesindeki endişeyi duyabiliyordum. "İyi misin sen?"

Bir an cevap veremedim. Gözlerimi kapattım.

"İyiyim."

Yalan söylediğimi ikimiz de biliyorduk. Miran da diğerleri de benim hâlimden anlardı. Beraber büyümüştük sonuçta.

"Hiç iyi görünmüyorsun." Kaşları çatılmıştı. "Yüzün bembeyaz."

"Biraz başım ağrıyor sadece, bir şeyim yok."

Elini alnıma götürmek ister gibi kaldırdı ama son anda olduğumuz ortamı fark etmiş gibi hiçbiri görmeden geri indirdi.

Miran'ın daha fazla bir şey söylemesine izin vermeden Arda, Selim ve Elif'in endişe dolu bakışlarını gördüğümde onlara iyi olduğumu belirten bir bakış attıktan sonra Karan'a ve Taylan'a baktım.

"Neden benden habersiz getirdiniz onları?" Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

Bakışlarımı önce Karan'a, sonra Taylan'a çevirdim. Taylan koltuğunda oldukça rahat bir şekilde oturmaya devam ediyordu. Karan'ın ise gözlerinde endişe vardı ama belli etmemeye çalışıyordu.

"Sabah sana Miran'ı arayıp her şeyi anlatacağını söylemiştim." dedi Taylan ve başını yana eğdi. "Karan da seni uyandırmak istemeyince biz hiç aramanı beklemeden gittik ve aldık."

Miran'a ve Arda'ya bir anlığına baktığımda gözlerim Miran'da bir anlığına durduktan sonra Taylan'a baktım.

"Anlattın mı?"

"Anlattım." dedi Miran'a bakarak. "Benim yanıma geri döneceğini, senin de Karan'la evleneceğini... Bunları kabul etmezsen..." Gözleriyle Selim'i işaret etti. "Bu herifin öleceğini dahi, her şeyi anlattım. Sen merak etme."

"Buradan çıkayım, ikinizin de hesabını keseceğim." diyen Selim'in meydan okur gibi olan sesini duyduğumda ona sert bir bakış attım. Başını sinirle yana eğdi.

Bir süre hiçbiri tek kelime dahi etmemişti ama ben Karan'ın sesini duyunca bakışlarımı ona çevirdim.

"Konuşmamız gerek, Lara."

Kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Konuşalım."

Dediğimde Karan oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi.

"Yalnız."

Bir anlık etrafıma baktığımda derin bir nefes alıp kafamı onayladığımı belirtmek için salladım.

"Hadi."

Dediğinde yürümeye başladığında ben de onun peşinden gittim. Koridorda yürürken iyice üşümüştüm. Soğuktu gerçekten.

Koridorda birkaç adım ilerledikten sonra Karan'ın yavaşladığını fark ettim. Ben de arkasından yürümeye devam ederken başım yeniden zonkladı. Hırkamın önünü biraz daha sıkı çektim.

Karan bir süre sessiz kaldıktan sonra geniş ve mutfağın sonunda açık olan mutfağın içine girdiğinde onun peşinden gittim.

İçeriye girdiğimde kaşlarımı çattım.

"Konuşmak için mutfağı mı seçtin gerçekten?"

Mutfağın içi sıcaktı. Koridordaki soğuktan sonra yüzüme vuran sıcak hava bile bedenimi biraz olsun rahatlatmıştı.

Karan bana öylece bakarken,

"Ne konuşacaksın?" diye sordum.

Karan cevap vermek yerine birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.

Bakışları gözlerimden yanaklarıma, oradan da hırkamın altında titreyen ellerime kaydığında,

"Sen iyi değilsin."

"Nereden çıkarıyorsun sen bunları?"

"Seni anlarım, Lara. İyi olup olmadığını anlayacak kadar seni tanıyorum."

"Bir şeyim yok, Karan. Abartma, sadece birazcık üşüyorum, hepsi bu." Ona baktım. "Konuşacaksan konuş. Sonra odama çıkacağım."

Karan cevap vermedi. Bunun yerine birkaç adım yaklaşıp karşıma geçti. Hiçbir şey söylemeden elini alnıma doğru götürünce istemsizce bir adım geri çekildim.

"Dur yerinde."

"Uzak dur benden."

"Bir bekle. Bir şeye bakacağım, sonra ne kadar istersen uzak dururum senden."

Bana doğru bir adım attığında ben tekrardan geri çekildim. Karan kaşlarını çattı.

"Dursana." Karan'ın sesi bu kez daha sert çıkmıştı.

Ama ben durmak istemiyordum. Bir adım daha geri çekildim.

"Bir şeyim olmadığı için bakmana gerek yok."

Karan olduğu yerde kaldı.

"Şurada iki saniye bir şeye bakacağım."

"Bir şeyim yok diyorum sana. Neden anlamak istemiyorsun ki?"

Bir adım daha geri çekildiğim sırada arkamdaki tezgâha kalçamın çarpmasıyla olduğum yerde öylece kala kalmıştım.

Karan tam önümde durduğunda yana doğru kaçma girişiminde bulunduğum an iki elini tezgâhın iki yanıma koyarak beni tezgâh ile kendi arasına aldı.

Karan derin bir nefes aldığında yüzlerimiz çok yakındı. Karan'ın gözleri dudaklarıma kaydığında sanki öpmek istiyormuş gibi bakmıştı. Gözlerinde dün onunla konuşurken ettiğim lafları söylerkenki kırgınlığı vardı sanki.

Karan çenesini sıkarak yüzünü yüzümden, kendini tutmak istermiş gibi uzaklaştırdığında ben ona bakıyordum.

Bir an sessiz kaldı. Sonra elini yavaşça kaldırıp alnıma koyduğunda gözlerimi kapattım. Ellerinin sıcaklığı çok güzeldi.

Bu kez geri çekilmemiştim.

"Senin ateşin var."

Endişeli sesini duyduğumda elini alnımdan çekmişti ve bana endişeyle bakıyordu. Benden hızlıca uzaklaşıp,

"Çıkar şu hırkanı." dedi.

"Saçmalama." Dedim sinirle. "Üşüyorum sadece ve benim bir şeyim yok."

"Ben mi çıkartayım, sen mi çıkartırsın?"

"Çıkarmayacağım ya. Allah Allah! Zorla mı? İstemiyorum. Soğuk hava, üşüyorum."

Karan birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Çenesindeki kasın yeniden gerildiğini görebiliyordum.

"İnat etme, Lara."

"İnat etmiyorum."

"Ateşin var. Neden inat ediyorsun? Çıkar şu üstündekini işte."

Söylediğiyle bana doğru geldiğinde ben hızlıca kapıya yöneldiğimde, daha fazla uzaklaşamadan arkamdan belime kollarını dolayıp beni durdurduğunda bir eli hırkamın fermuarına gitti. Artık yorgunluğumu gizleyemeden konuştum.

"Çıkarma, lütfen." dedim kısık bir sesle. "Gerçekten çok üşüyorum."

Karan'ın eli fermuarın üzerinde birkaç saniye daha öylece kalmıştı.

"Çıkarman gerekiyor, Lara."

"Üşüyorum."

"Biliyorum." Sesi bu kez daha sakindi. "Ama ateşin varken böyle kalırsan daha kötü olursun. Hırkayı çıkaracağım."

Başımı iki yana salladığımda o fermuarı aşağı hızlıca indirmiş ve benim kaçmamı istemediği için beni bırakmadan beni kendine çevirince hırkayı tamamen çıkaracağını anladığımda kollarının arasından çıkmaya çalıştım ama ben hiçbir şey yapamadan omuzlarımdan geniş hırkayı düşürmüştü.

Omuzlarımdan hırka düştüğü an onun kollarının arasında, istemsizce bedenimi onunkine yaklaştırmıştım. Ona yaklaştığımda hiç düşünmeden beni kollarının arasına sıkıca almıştı.

Ne olduğunu anlamadan ayaklarımın yerden kesildiğini hissedince ağzımdan küçük bir çığlık kaçmıştı. Beni kucağına almıştı.

"Karan..."

"Konuşma."

Sesindeki sertlik bu kez öfkeden değil, endişeden geliyordu. Bunu anlayabiliyordum. Başımı kaldırıp ona baktığımda yüzünün ne kadar gergin olduğunu fark ettim.

Koridora çıktığımızda başımı omzuna yaslamak zorunda kaldım. Bedenimde hiç güç kalmamıştı.

Bir süre sonra birinin sesini duyduğumda başımı kaldırdım. Salona ne ara gelmiştik, onu anlamış değildim.

"Aden?" dedi endişeyle Miran.

Elif de hemen arkasından doğruldu. Bakışları üzerimde, sonra Karan'ın kollarında gezindi.

"Ne oldu ona?" dedi Elif sertçe.

Karan cevap vermeden salondan geçti.

Miran ve Elif hiç düşünmeden peşimizden geliyorlardı.

Selim ile Arda da ayağa kalkmıştı ama Taylan eliyle onları durdurdu.

"Siz durun."

Ben ise artık gözlerimi açık tutmakta bile zorlanıyordum. Başım zonkluyor, bedenim titriyordu.

Karan merdivenleri çıkarken bana daha dikkatli bakmaya başladı.

"Lara."

Gözlerimi güçlükle araladım.

"Efendim..."

"İyi olacaksın." Sesi inanmak istermiş gibiydi. "İyi olacaksın, güzelim. İyisin."

Cevap veremedim. Çünkü konuşacak hâlim bile kalmamıştı.

Kısa süre sonra odaya ulaştığımızda Karan beni yatağın üzerine dikkatlice bırakmıştı. Yorganı üzerime örtmemem için kenara ittiği sırada...

Elif hemen yatağın diğer tarafına geçmişti. Miran da endişeli gözlerle bana bakıyordu. Miran bana doğru gelip yanıma oturduğunda ateşime baktı.

"Sen yanıyorsun," dedi Miran.

Karan başını salladı.

"Çorba yaptıracağım. Bir şeyler yesin, ardından ilacını içsin."

Karan dediğini yapmak için tam odadan çıkmak üzereyken Elif sinirli sesiyle arkasından konuştu.

"Yapın, yapın. Sonra telafi edin zaten, değil mi?"

Karan kaşlarını çatık bir şekilde Elif'e döndüğünde,

"Laflarına dikkat et."

"Ben laflarıma gayet dikkat ediyorum." Elif'in sesi ilk kez buraya geldiğimizden beri bu kadar sert çıkmıştı. "Onun bu hâle gelmesinin sebebi sensin."

Karan'ın gözlerinin karardığını gördüğümde araya girmek istedim ama Miran beni durdurdu.

Elif geri adım atmamıştı.

"İki gündür bu kız doğru düzgün dinlenemiyor. Sürekli tehdit ediliyor, kaçmaya çalışıyor, yoruldu. Şimdi de ateşi çıktı. Anla artık! Sen bu kıza iyi gelmiyorsun, Karan Gölge Turan."

Elif'in son cümlesi havada asılı kalırken Karan'ın çenesindeki kasın gerildiğini gördüm.

Bakışları Elif'in üzerindeydi.

"Benim neye iyi gelip gelmediğime sen karar verme."

Sesi alçaktı ama odadaki herkesin duyabileceği kadar netti.

Elif bir adım bile geri atmadı.

"Görünen o ki karar verme zamanımız gelmiş." Dediğinde beni gösterdi.

Karan ona doğru bir adım atacak gibi olduğunda Miran hızla ayağa kalkıp onların arasına girerek Elif'i geri çekti.

"Yeter, Elif. Sus artık."

Sonra gözlerini Karan'a çevirip,

"Sen de git bir çorba yaptır da içsin, ilaç falan içsin. Hadi."

Karan'ın bakışları yeniden bana döndüğünde konuşmamıştı.

O da biliyordu, herkes biliyordu. Birbirimize iyi gelmediğimizi...

Ama ısrar ediyordu işte.

Son kez bana bakıp sinirle bir nefes verdi ve kapıya doğru hızla gidip kapıyı çarparak odadan çıktığında nefesimi tuttum.

Her şey ne kadar zordu.

...

Saat sekiz buçuğa geliyordu ve ben hazırdım.

Saat altı gibi uyandığımda halsizdim ama iyiydim. Miran, Karan'la konuşmuş ama nikâhın bugün kıyılacağı konusunda kesin olduğunu söylemiş. Bana bunları Miran anlatmıştı. Hatta elbiselerden bir tanesini giyeyim diye dolaptaki her şeyi aldırmıştı.

Ben de giyinmiştim ve şu an iki yanımda Miran ve Elif duruyordu.

Hazırlanmadan önce kendime gelmek için sıcak suyla bir duş almıştım, sonra da giyinmiştim. Saçlarımı doğal hâliyle bırakmıştım. Zaten istesem de uğraşmazdım, ne de Miran ve Elif'i uğraştırırdım. Onlar sadece az da olsa makyaj yapmam için ısrar edince çok az olacak şekilde makyaj yapmıştım. Yaptığım şey de sadece göz altlarım için kapatıcı, hafif bir maskara, allık ve hafif bir glosstu. Normal şartlarda bunu bile yapmazdım ama Elif ve Miran'ı kıramamıştım, istemişlerdi.

Bakışlarımı aynadan kaçırdım. Kendime bakasım hiç yoktu.

O sırada yanımda duran Elif sessizce bana baktı.

"Çok güzelsin, Aden."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Buruk bir sesle,

"Teşekkür ederim."

Miran da birkaç saniye boyunca bana baktı.

"İyi misin?"

Başımı hafifçe salladım.

"İyiyim."

Bu kez yalan söylemiyordum.

En azından bedenim daha iyiydi de kalbim için aynı şeyi söyleyemezdim. Karmakarışıktım.

"Beni hiç böyle çaresiz göreceğinizi düşünmüş müydünüz?" dediğimde onlara doğru dönmüştüm.

Miran'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Valla çaresizliği hiç düşünmemiştim ama beyaz bir elbisenin içinde görmeyi hayır... Düşünmemiştim."

Elif gülümsemeye çalıştı.

"Aaa..." dedi, beni avutmaya çalışıyordu. "Bunları düşünme, yapacak bir şey yok sonuç olarak. Boş verelim."

Tam o sırada kapının hafifçe çalınmasıyla hepimiz kapıya dönmüştük.

Kapı açıldığında Arda ve Selim'in içeriye girdiğini görünce Selim'i gördüğümde istemsizce gözlerim doldu.

Selim'in yüzündeki yaralar hâlâ belirgindi. Buna rağmen her zamanki gibi dik durmaya çalışıyordu. Benim yüzümden olmuştu.

Bakışlarımı yere indirdim.

"Selim..." Sesim titremişti. "Özür dilerim."

Selim birkaç adım atıp karşımda durduğunda neden özür dilediğimi anlamış olacak ki kaşlarını iyice çattı.

"Sakın, Aden," dedi yumuşak sesle. "Kendini suçlama."

"Benim yüzümden buradasın. Yüzündeki yaraların sebebi de benim. Eğer ben olmasaydım..."

Cümlemi tamamlayamadım. Gözlerimden bir damla yaş süzüldüğünde hemen silmeye çalıştım.

"Özür dilerim, Selim."

Selim birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana baktı. Bir anda bana doğru gelip beni kollarının arasına aldığında,

"Bir daha böyle bir şey için kendini suçlamayacaksın."

Gözlerimi kapattım.

"Ama..."

"Aması yok, Aden." Geri çekilip gözlerimin içine baktı. "Tek bedel ödeyen ben ya da biz değiliz, sen de bedel ödedin." Sesi bu kez her zamankinden daha yumuşaktı. "Sen anneni kaybederek, bu elbiseyi giyerek en büyük bedeli ödedin..." dediğinde gülümseyip yanağımı okşadı. "Ve ben teşekkür ederim hayatımı kurtardığın için."

Arda da birkaç adım ötede bizi sessizce izliyordu.

"Duygusallığı kesin lan," dediğimde onun da bu durumdan mutlu olmadığı fazlasıyla belliydi. "Aden'imiz her şeyi başarabilecek güçte. Sen düşmezsin öyle kolay kolay, Aden Hanım."

Dediğiyle istemsizce gülümseyip ona doğru yaklaştım.

"Biz sen olmasan ne yapacağız acaba?" dediğimde övünür gibi,

"Hiçbir şey yapamazdınız," dediğinde elini uzatıp yanağımı okşadı. "Sakın kendini yalnız hissetme. Seni o Karan piçinin elinden en kısa sürede alacağız."

Arda'nın son sözleriyle yüzümde oluşan gülümseme birkaç saniye daha kaldı.

Tam ona cevap verecekken kapının yeniden açılmasıyla hepimiz aynı anda kapıya döndük.

Karan.

Kapının eşiğinde durmuş, içeridekilere kısa bir bakış attıktan sonra gözlerini doğrudan bana çevirmişti. Benim gözlerim de onunkilerdeydi.

Üstünde jilet gibi bir takım elbise vardı ve her zamanki gibi çok yakışmıştı.

O sırada Miran,

"Hadi, biz çıkalım. Onlar biraz konuşsun," dediğinde Selim bizi yalnız bırakmak istemiyormuş gibi bana baktı ama en sonunda Miran ve Elif, onların ikisini de alıp odadan çıkardığında Karan, büyülenmiş gibi gözlerini benden ayırmadan kapıyı arkalarından kapattı.

Bakışları üzerimdeki beyaz elbisede birkaç saniye daha kaldı.

Sonra yüzüme çıktı. Hiçbir şey söylemeden içeri girdiğinde beğenmiş gibi bakıyordu.

"Hazır mısın?"

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

"Sanırım." Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı.

Karan'ın bakışları yüzümde birkaç saniye daha kaldıktan sonra gözlerini benden ayırmadan ceketinin iç cebinden siyah bir kutu çıkardığında kutuya baka kaldım. Düşündüğüm şey değildi, değil mi? Gözlerimi kutudan onun yüzüne çıkardığımda,

"Bu ne?"

Karan kutuyu biraz kaldırdı.

"Yüzükler."

İçimde bir şeylerin sıkıştığını hissettim. Gerçekten yüzük bile almış mıydı?

Karan kutuyu ağır bir hareketle açtığında kutunun içinden bir ışık yükselmişti.

Kutunun içine baktığımda içinde hem onun için hem de benim için yüzük vardı. Benim için olan yüzüğün merkezinde ışığı büyüleyici bir şekilde yansıtan oval kesim büyük bir pırlanta yer alıyordu. Halkanın yanlarına işlenen markiz kesim taşlı yaprak motifleri ve çift sıra mikro pırlantalar ile süslenmişti ve mükemmel gözüküyordu.

Onun için olan alyansı ise mat fırçalanmış yüzeyi ve tam ortasından geçen zarif pırlanta şeridiyle hem modern hem de son derece şık ve sadeydi.

Kutunun içindeki yüzüklere birkaç saniye boyunca sessizce baktım.

Benim için olan yüzüğün üzerindeki taşlar ışığı öyle güzel yansıtıyordu ki gözlerimi ondan ayıramıyordum. Güzeldi. Fazlasıyla güzeldi.

Ama nedense içimde hiçbir güzellik hissi uyandırmıyordu. Bakışlarımı yüzükten çekip Karan'a çevirdim.

"Bu çok pahalı."

Karan'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

"Sana bunu layık gördüm, fiyatını sorgulama."

"Karan," dedim, gözlerimi yeniden yüzüğe çevirerek. "Bunu takmayacağım."

Kaşları hafifçe çatıldı.

"Neden?"

Acı bir gülümseme dudaklarımın kenarında belirdi.

"Gerçekten nedenini bilmiyormuş gibi davranma?"

Karan sessiz kaldı. Kutuyu elimle işaret ettim.

"Sen bunun için ne kadar para harcadın bilmiyorum ama..." Derin bir nefes aldım. "Buna ihtiyacım yok."

"Ben sana bir şey almak zorunda olduğum için bu yüzükleri almadım, Lara."

Başımı hafifçe iki yana salladım.

"Zorundaydın veya değildin. Değişen hiçbir şey yok, Karan."

Bakışlarım yeniden yüzüğe indi.

"Bu yüzük ne kadar güzel olursa olsun, bunu takmam hiçbir şeyi değiştirmeyecek."

Karan'ın çenesi gerildi.

"Bu akşam evleniyoruz."

"Hayır," dedim, bu kez daha net bir sesle. "Bu akşam mecbur kalarak evlendiriliyorum."

"Saçmalıyorsun şu anda. Ben seni kaybetmek istemiyordum, Lara. Bu yüzden bu evliliği yapmaya seni zorladım."

"Ama ben seninle böyle evlenmek istemedim." İstemsizce ağzımdan çıkan sözlerle içimden küfür ettim. Ağzımı tutmayı bilmiyordum.

Sesim istemsizce titremişti ama gözlerimi ondan kaçırmadım. Bir kere söylediysem devamını da getirmeliydim.

"Bir gün gerçekten evleneceksek, bunu kendi isteğimizle yapacağımızı düşünmüştüm. Birbirimizi seçtiğimiz için..."

"Benimle zorla evleniyorsun, Karan," dedim sonunda, elimi havaya kaldırıp parmağımı gösterdim. "Bu parmağa ne kadar pahalı bir yüzük takarsan tak, bu gerçeği değiştiremezsin."

Karan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı. Gözlerinde öfke vardı. Ama yalnızca öfke değildi bu. Sinirinin altında saklamaya çalıştığı kırgınlığı da görebiliyordum. Söylediklerim ona dokunmuştu. Belki de duymak istemediği şeyleri yüzüne karşı söylemiştim.

Ama bu kez ısrar etmeyi seçmemişti.

Ne yüzüğü elime takmaya çalışmadan kapağını kapatıp ceketinin iç cebine geri koydu.

Sadece derin bir nefes aldı. İçimde garip bir boşluk oluşmuştu. Ne olursa olsun onu kırmaktan hoşlanmıyordum.

"Tamam." Sesi alçaktı. "Israr etmeyeceğim."

Gözlerimi ondan ayırmadım.

Karan'ın yüzünde hâlâ sinir vardı ama bu kez sesini yükseltmedi.

"Şu an ne hissediyorsan onu değiştirmeye çalışmayacağım çünkü bir yere kadar haklısın ama sen de bana hak vereceksin illaki, Lara."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra bana doğru bir adım attıktan sonra elini uzattı.

"Bari nikâh memuruna gerçek bir çift gibi gözükelim o zaman."

Bir anlığına eline baktım. Sonra gözlerine. Bir süre tereddüt ettikten sonra elimi onun uzattığı elin içine bıraktığımda elinin sıcaklığı elimi kuşattı.

Bir anlığına ikimiz de ellerimize baktık, sonra birbirimize. Ne ara bu duruma gelmiştik biz? Birbirimizi deliler gibi severken ne ara biz bu hâle gelmiştik?

Karan hiçbir şey söylemeden beni kapıya doğru yönlendirdiğinde ona engel olmamıştım. Sadece ben de onunla beraber yürümüştüm.

Koridorda yan yana ilerlerken ikimiz de sessizdik. Ne o konuşuyordu ne de ben. Merdivenlerin başına geldiğimizde aşağıdan gelen hafif sesleri duyabiliyordum.

Karan bir an durduğunda onunla beraber ben de durdum. Elimi bırakmadı.

Aşağı baktığımda salonun tamamen değiştirildiğini fark ettim.

Sabah gördüğüm salon artık aynı salon değildi.

Ortadaki büyük mobilyalar kaldırılmış, alan genişletilmişti. Salonun tam ortasında sade bir masa ve iki sandalye hazırlanmıştı. Masanın üzerinde beyaz çiçekler ve küçük dekoratif detaylar vardı.

Her şey nikâh için hazırlanmıştı. Kalbim yeniden sıkıştı. Demek gerçekten bu olacaktı. Karan elimi biraz daha sıkı tuttu.

Bana baktı. Ben ise gözlerimi salondan ayıramıyordum. Bir zamanlar hayalini kurduğum şey, şimdi gözlerimin önünde bambaşka bir hâle bürünmüştü.

Ben bunu böyle hayal etmemiştim.

Karan merdivenlerden ilk adımı attığında ben de onunla birlikte aşağı inmeye başladım.

Her adımda kalbimin daha hızlı attığını hissediyordum. Salonun kapısına geldiğimizde içeridekilerin bakışlarının üzerimize döndüğünü gördüm.

Miran... Elif... Selim... Arda... Taylan...

Hepsi oradaydı. Hepsi bizi bekliyordu. Konuşmuyorlardı.

Karan'ın eli hâlâ elimdeyken salona doğru ilerlemeye başladık.

Adımlarımız yavaş ve sessizdi.

Salonun ortasına geldiğimizde herkes biraz geriye çekilmişti. Karşımızda duran masanın yanında ise nikâh memuru yerini almış, önündeki dosyayı açmıştı.

Karan benim için sandalyeyi çekince hiçbir şey söylemeden öylece oturdum. O da yanımdaki sandalyeye ciddi bir tavırla oturunca ikimiz de birbirimize baktık.

Memur ise önce ikimize, ardından elindeki dosyaya baktı.

"Hoş geldiniz."

Kimse cevap vermedi. Ben sadece derin bir nefes aldım.

Evlendirme memuru dosyadaki bilgileri kontrol etmeye başladıktan sonra her şeyi kontrol edip bize döndü.

"Bugün burada Aden Karahan ve Karan Turan'ın evlilik akdini gerçekleştirmek üzere bulunuyoruz."

İsimlerimizi duyduğum anda kalbimin yeniden sıkıştığını hissettim. Bir zamanlar hayalini kurduğum şey, şimdi hayatımın en ağır anlarından birine dönüşmüştü gerçekten.

Memur önce Karan'a baktı.

"Karan Turan... Aden Karahan'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"

Karan bana baktı, tam gözlerimin içine. Gözlerini benimkinden ayırmadan,

"Evet."

Tek kelime.

Ben de ondan gözlerimi ayırmıyordum.

Evlendirme memuru bu kez bana döndüğünde gözlerimi Karan'ın gözlerinden çekmek zorunda kalmıştım.

"Aden Karahan... Karan Turan'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"

Boğazım düğümlendi. Ben Karan'ın bana baktığı gibi ona bakamamıştım. Bir an annemi düşündüm. Bana verdiği vasiyeti düşündüm ama diğerlerini de korumalıydım.

Kendimi zorlayarak gözlerimi Karan'a çevirdiğimde vereceğim cevabı merak ediyormuş gibi bana bakıyordu. Beni seviyordu, bu bir gerçekti. Ben de onu seviyordum ama Karan, kalbimde onun için açtığım yeri yavaş yavaş kapatıyor gibi geliyordu bana.

Dudaklarımı zor da olsa araladım. Karan'ın yaptığı gibi gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan,

"Evet."

Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

Ama nikâh memuru duymuştu. Başını onaylar şekilde salladı.

"Ben de sizleri Türk Medeni Kanunu'nun bana verdiği yetkiye dayanarak karı koca ilan ediyorum."

Nikâh memurunun sözleriyle salonda birkaç saniyelik sessizlik oluştu.

"Karı koca..."

Bu iki kelime zihnimin içinde yankılanırken bakışlarımı önümdeki masaya indirdim.

Gerçekten evlenmiştik. İnanılır gibi değildi ama evlenmiştik biz. Ama içimde bunun mutluluğunu yaşayacak tek bir yer bile bulamıyordum. En çok isteyeceğim şeydi belki de geçmişte bu ama şimdi kırıntısını bulamıyordum. Bulmak istiyordum ama yoktu.

Nikâh memuru önündeki dosyayı kapattıktan sonra masanın üzerinden aile cüzdanını aldı.

"Şimdi de aile cüzdanınızı imzalamanız gerekiyor."

Kalbim yeniden sıkıştı.

Memur önce Karan'a doğru aile cüzdanını ve kalemi uzattı. Karan kalemi eline aldığında bir an bile duraksamadan imzasını attıktan sonra kalemi bana ve aile cüzdanını bana uzattığında bir anlığına ona baktım.

Artık itirazın faydası yoktu. O yüzden hiç inkâr etmeden kalemi alıp hızlıca imzamı attım.

Kalemi bıraktığımda Karan'ın bakışlarını üzerimde hissettiğimde başımı kaldırdım ve göz göze geldik.

Onun bakışlarında tarif edemediğim bir şey vardı. Belki mutluluktu. Belki rahatlama. Belki de benim hissettiğim şeyin aksine, bu anı gerçekten yaşamak istiyordu.

Nikâh memuru aile cüzdanını eline alıp ikimize baktı.

"Hayatınız boyunca mutluluklar dilerim."

Nikâh memuru cüzdanı bana uzattığında almadım. Almak içimden gelmemişti. Karan almayacağımı anlayınca aile cüzdanını memurun elinden aldı.

Bir süre cüzdana baktıktan sonra bana döndü ve kulağıma doğru fısıldadı:

"Artık gerçekten karımsın, Lara."

Sözleriyle içimde garip bir ürperti oluştu. Gözlerimi ondan kaçırmadan fısıltıyla karşılık verdim.

"Ve sen de benim kocamsın."

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

Ama benim gülümsemem aynı değildi.

Çünkü herkes için bu bir başlangıçtı.

Benim içinse bir şeylerin eskisi gibi olmayacağının başlangıcıydı.

Karan elimi bana sormadan kendi elinin içine aldığında birlikte ayağa kalktık.

Artık resmiydi.

Karan benim eşimdi. Ben de onun eşiydim..

Ve artık adımın yanında Karahan değil, Turan vardı.

Aden Karahan değil, Aden Turan'dım.

Aden Lâl Karahan değil...

Aden Lâl Turan'dım.