Griye Düşen Siyah ve Beyaz

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Griye Düşen Siyah ve Beyaz
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime · Okuduğun bölüm
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

26.bölüm

"Karanlık ile ışık arasında kalan tek şey, insanın kendisiymiş meğersem.”

Karan beni kucağında malikaneye geri getirmişti. Ama ben, bugüne kadar hiç bu kadar huzur bulduğumu hatırlamıyordum.

Sanki huzur benim için Karan’dı. Artık sığınacağım yer onun yanıymış gibi geliyor, kendimi en güvende onun gölgesinin altında hissediyordum.

Ama artık her şeyden emindim.

Kalbimdeki bütün karmaşaya, bütün inadıma ve bütün korkularıma rağmen bir gerçeği inkâr edemiyordum.

Ben Karan’a âşıktım.

Karan beni kucağında odama taşırken malikanenin büyük salonu boştu. Sadece birkaç kişi duruyordu; onları da Taylan ile Miran yolcu ediyordu.

Lina ise başka bir odaya gidip Melek Abla ile uyumuştu.

Ben, kendi odamda üzerimdeki kırmızı elbiseyi çıkarıp üzerime sweatshirt giydim. Bel hizasında biten, omuzlarından biri açıkta kalan bir sweatshirt'tü. Altıma da en rahat olabilecek geniş bir eşofman geçirdim.

Ben aynada kendime bakarken birden kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Bir an irkildiğimde Karan'ı gördüm.

Karan kapının eşiğinde durmuş bana bakıyordu. Saçları hâlâ hafif nemliydi. Ya banyo yapmıştı ya da yağmurun ıslaklığı hâlâ saçlarındaydı. Ama üzerini değiştirmişti.

Birkaç saniye boyunca hiçbirimiz konuşmadık. Sadece öylece birbirimize bakmakla yetindik.

Benim için problem yoktu; sabaha kadar izleyebilirdim.

Karan'ın bakışları üzerimde gezinirken omzumun açıkta kaldığı sweatshirt'e, dağılmış saçlarıma ve en sonunda gözlerimin içine bakmıştı.

"Daha iki dakika önce yanındaydım," dedi.

Kaşlarımı kaldırdım.

"Ee?"

"Şimdiden özledim be kızım."

Cümlesini tamamladıktan sonra bana doğru gelip açıkta kalan omzumu sertçe öptüğünde kalbim hızlanmıştı.

Karan sıcacık dudaklarını tenimden ayırınca ayırmasını istemedim. Bana yapışık kalsın istedim.

Karan dikleşip başını hafifçe eğerek bana baktı. Elini uzatıp yanağımdan düşen bir saç telini kulağımın arkasına bıraktı.

Dokunuşu güzeldi.

"Forest."

Sesim alçalmıştı.

"Hm?"

"Mutlu musun?"

Sonra gözlerimin içine bakan adama baktım. Beni korumaya çalışan, hata yapan, bazen sinirimi bozan ama az önce yağmurun altında ilk kez gerçekten kalbini açan adama bakıyordum.

Ve yavaşça gülümsedim.

"Evet," dedim. "Şu an dünyadaki en mutlu kadın olabilirim, gölge."

"Asla vazgeçmeyeceğim senden," dediğinde iki eliyle yüzümü okşamaya başladı. "Kimse, seni benden alamaz artık."

Bakışları gözlerimin içinde dolaşıyor, sanki söylediği her kelimeyi oraya kazımak istiyordu.

Elimi kaldırıp bileğinin üzerine koydum.

"Karan..."

Bir an sustum. Sonra gülümseyerek devam ettim.

"Bu kadar emin konuşma."

Kaşlarından biri kalktı.

"Neden?"

"Çünkü bazen ben bile kendimle baş edemiyorum da ondan."

Karan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Bunu biliyorum."

"Yani?"

"Yani seninle uğraşmaya razıyım, Forest."

İstemsizce güldüm.

Ne diyeceğimi bilemeyince konuyu değiştirerek:

"Gitti mi herkes?"

Karan iri omzunu silkip:

"Gitti, herkes de. Taylan puştu burda."

Taylan burdaysa Miran da burdadır. Ve benim Miran'a söylemem gereken şeyler vardı.

"Miran burda mı?" dedim sakince.

"Yani Taylan'ın sevgilisi."

Karan'ın yüzü hafifçe ekşidi.

"Evet."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Senin bu Miran'la derdin ne Karan?" dedim birden. "İlk malikane sen içeriye girdiğinde de biraz garip davrandın. Bu kız tam olarak kim?"

Söylediklerimle kaşlarını hafifçe çatmıştı ama bana belli etmemeye çalışıyordu.

"Önemsiz bir insan."

"Önemsiz, öyle mi?"

"Evet, önemsiz Forest." dedi sert sesi ile.

Tam tekrar konuşacaktım ki beni susturup:

"Bavul hazırla kendine, küçük bir tane."

"Nereye gidiyoruz?" dedim hemen.

"Birkaç günlüğüne şehir dışına, sadece."

Şüpheyle gözlerimi kıstım.

"Karan."

"Hm?"

"Beni kaçırma gibi bir niyetin varsa söyle lütfen, ona göre kendimi hazırlamam gerekiyor?" dedim alaycı bir sesle.

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Böyle bir şey isteseydim ruhun duymazdı."

İstemsizce güldüm.

"Ciddi soruyorum, nereye gidiyoruz?"

"Rusya'ya gitmeniz gerekiyor. Taylan'la dedik ki sizi de götürelim."

Tek kaşımı kaldırıp:

"Sizi derken."

"Miran da geliyor." dedi sertçe.

Miran'ı hiç sevmediği çok belli ediyordu ama haklıydı aslında. Yeraltı dünyasını yıkmak isteyen bir örgütün üyesinin biri elindeydi. Sonuç olarak onun sevmiyor olması normaldi.

"Ee, Lina ne olacak?" Tek mi kalacaktı çocuk burada?

"Merak etme," dedi, zaten ayarlamış gibi. "Melek Abla halleder onu."

"İyi," dedim yine bir tereddütle.

Lina'yı burada bırakmak

istemiyordum. Evet, operasyonları sonlandırmıştık ama annemin ne halt edeceğini kestiremiyordum. Ama bunu fark ettirmemem de gerekiyordu.

"Sen çık o zaman, bana Miran'ı çağır," dedim. Üstüne ekledim:

"He, bu arada kaç günlüğüne gidiyoruz?"

"Birkaç gün de olabilir, bir hafta da."

"Bir hafta mı?" dedim şaşkınlıkla.

Karan umursamazca omuz silkti.

"Duruma bağlı."

Bu adamın verdiği cevaplar insanı delirtiyordu.

"Neyin durumuna bağlı?"

Karan birkaç saniye sustu.

"Oraya gidince anlarsın."

Gözlerimi devirdim.

"Ne kadar açıklayıcı."

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Elimden geleni yapıyorum."

"Yalancı."

Bu kez gerçekten gülümsedi. O kısa gülümsemeyi görünce içim yine sebepsiz yere ısınmıştı.

Kapıyı açmadan önce bir an durdu.

"Miran'ı gönderirim."

Daha sonra son kez bakıp kapıyı çekip odadan çıktı.

Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye olduğum yerde kaldım öylece.

Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Lâl Örgütü'nü seçmemiştim. Peki ya şimdi ne olacaktı?

Karan'a gerçekleri anlatsam ne tepki vereceğini kestiremiyordum. Söylemesem de er ya da geç kendi öğrenecekti.

Peki ya çocukluğumuz? Benim o kız çocuğu olduğumu öğrendiğinde ne yapacaktı?

Bunları öğrendiğinde ne olacaktı?

Kafamın içinde dönen sorular birbirine karışıyordu. Bir cevap bulmaya çalıştıkça daha çok çıkmaza giriyordum. Çünkü ilk defa sonucu tahmin edemediğim bir şeyle karşı karşıya kalmıştım.

Karan öfkelenir miydi?

Kendini kandırılmış hisseder miydi?

Yoksa bütün parçalar yerine oturduğunda bana farklı mı bakardı?

Bilmiyordum. Hiç bir şey bilmiyordum.

Ona âşık olmak hayatımın en büyük yanlışı mıydı, yoksa başıma gelen en güzel şey mi olacaktı, henüz bilmiyordum.

Bildiğim tek şey, buraya gelmeden önce her şeyin daha kolay olduğuydu.

Kararlarım daha neti, yollarım daha keskindi, düşmanlarım daha belirgindi. Şimdi ise hiçbir şey eskisi kadar basit gelmiyordu.

Karan hayatıma girdiğinden beri siyah ile beyazın arasına gri bir ton karışmıştı artık.

Ve bunun geri dönüşü yoktu.

Gardırobun üstündeki siyah bavulu alıp yatağın üstüne atarcasına bıraktım.

Bavulun fermuarını açıp gardırobun kapağını da açtım.

Kısa bir göz gezdirdim dolabın içine. Ne götürmeliydim?

Sonuçta birkaç günlüğüne gidiyorduk ama Karan'ın birkaç gün dediği şeyin kaç gün olduğunu kestirmek de pek mümkün değildi benim için.

Bir bakmışıx bir ay dönmemişiz belli mi olur.

Dolabın içindeki kıyafetlere bakarken elim önce bordo renkli olanlara gitti.

Bavulun içini yavaş yavaş doldurmaya başlarken kapı destur bile demeden pat diye açıldı. Yerimden sıçradığımda Miran’ı gördüm.

Kaşlarımı hafifçe çattım.

“Kapıyı çalmayı denedin mi hiç miran?”

Miran kapının eşiğinde durdu, yüzünde her zamanki rahat ama biraz dalga geçen ifadesi vardı.

“Denedim,” dedi omuz silkerek. “Ama bana pek işlemez bilirsin.”

Gözlerimi devirdim.

“Bilmezmiyim Miran.”

İçeriye doğru bir adım attı, bavula ve dağınık kıyafetlere bakıp kaşını kaldırdı.

“Başlamışsın bakıyorum?”

“Sizde geliyormuş sunuz sen ne götüreceksin?” dedim.

Yüzünü buruşturup,

“Maalesef,” dediğinde gülmek için kendimi tuttum.

Miran’ın üstünde hâlâ elbise vardı.

“Giyecek bir şey ister misin?”

Miran kafasını iki yana salladı.

“Gerek yok Aden’im. Taylan efendimiz bavulları ve giyeceklerimizi getirttiriyormuş.” dedi sertçe.

“Bu Taylan hayırdır, Miran?” dedim birden. “Bana diyor, ‘benim sevgilimi çalıyorsun’ falan… bu ne? Kaçırdığı kadına âşık mı oldu bu adam?”

Dediğimle Miran cevap vermedi. Öylece kaldı.

“Miran,” dedim tekrar.

Miran bir an gözlerini kaçırdı, sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi omuz silkti.

“Benimle alakası yok,” dedi sakin bir sesle.

“Öyle mi?” dedim, bavulun fermuarını yarıda bırakıp ona dönerken.

“Öyle Aden, ne bekliyorsun benden?” dedi itiraz eder gibi. “Kendi ne yapıyorsa yapıyor sonuçta, değil mi? Ben bir şey yapmadım ki. O beni tanıttı her yerde ‘benim sevgilim’ diye, ben ne yapayım?”

Miran sinirli bir nefes verdi.

“Bir de bana soruyorsun sanki ben anlıyormuşum gibi.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Sen anlamıyorsan ben hiç anlamıyorum miran.”

Miran ilerleyip yatağın kenarına oturdu.

“Asıl sen kendine bak aden,” dedi gülümsiyerek. “Karan ile sevgili misiniz şimdi siz.”

Kaşlarım istemsizce yukarı kalktı.

“Öyle gibiyiz,” dedim sonunda.

Miran’ın yüzündeki sırıtış biraz daha büyüdü.

“Öyle gibiyiz ne demek Aden? Ya sevgilisinizdir ya değilsinizdir yani.”

Derin bir nefes alıp yatağın diğer köşesine oturdum.

"Miran ben Karana aşık oldum."

Sonra gözleri hafifçe büyüdü.

“Sen... ne dedin?”

İstemsizce gülümsedim.

“Karan'a âşık oldum dedim.”

Bu cümleyi ilk kez bu kadar net söylüyordum. İlk kez birine itiraf ediyordum.

“Sen...” dedi inanamaz bir şekilde. “Sen o yüzden mi...”

Miran nefes verip ayağa kalktı ve bana baktı.

“Sen o yüzden mi operasyonları iptal ettin?”

“Biraz evet,” dedim dudaklarımdaki kaçamak gülümsemeyle. “Aslında annemle Karan'la çocukluğumuzu konuşmaya gittiğim günden önce de bir şeyler olduğunu hissediyordum, Miran.”

Bakışlarımı kaldırıp ona baktım.

“Ama o gün emin oldum. Ben ona çok aşığım, Miran. Ben Karan'a çok aşığım ve ben ona ihanet etmek istemiyorum.”

Miran uzun bir süre hiçbir şey söylemedi. Sadece bana baktı.

Oda haklıydı yıllardır yok etmek istediğimiz yer altının liderine aşık olduğumu söylüyordum bu normal değildi.

Miran ağır bir nefes verdi ve konuştu.

“Biliyordum,” dedi kısık sesle.

Kaşlarımı çattım.

“Neyi biliyordun?”

“Sana bakış şeklinden anlamıştım Aden hiç değilse hissetmiştim.”

“Miran.”

“Hayır, ciddi söylüyorum.” dedi.

“Karan sana baktığında dünyanın geri kalanını görmüyor gibi Aden. O an onun için sadece sen varmışsın gibi bakıyor sana.”

İçim sıkıştı.

Miran başını iki yana salladı.

“Ve sen de ona aynı şekilde bakıyorsun.”

Bakışlarımı kaçırdım istemsizce.

Gözlerimde bir bulanıklık hissettiğimde miran yanıma oturdu. Uzun zaman sonra gözlerim dolmuştu. O yüzden de garip gelmişti.

Bakışlarımı mirana çıkardım. “Ben kötü biri miyim?” dedim sonunda.

“Ne?

“Lâl Örgütü için yıllarca çalıştım Miran Karanın krallığını yıllardır kendi ellerimle yok etmeye çalıştım.”

Sesim biraz kısıldı.

“Annem için savaştım ben.”

Ellerime baktım.

“Şimdi ise her şeyi bırakmak istiyorum,” dişlerimi sıktım. "Bu bencillik değilde ne."

Miran birkaç saniye sustu. Daha sonra elini omzuma koydu.

“Aden.” Derin bir nefes aldı. “İnsanlar değişir.”

Sessizce onu dinledim.

“Bazen bir sebeb için yaşarsın.” Bir an durdu. “Bazen de bir insan için yaşarsın.”

Boğazım düğümlendi.

“Ama ben bugüne kadar annem için yaşadım, Miran,” dedim sessizce.

“Bir amaç için yaşadım ben. Ben Lâl Örgütü’nün lideri olacağımı bilerek büyüdüm.”

Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım.

“Çocukluğumdan beri önümde tek bir yol vardı benim. Tek bir hedef. Tek bir görev.”

Bakışlarım bir an bavulun üzerine kaydı.

“Ve ben hiç sorgulamadım. Çünkü başka bir hayatın mümkün olabileceğini bilmiyordum.”

Derin bir nefes aldım. Gözümden bir damla yaş yanaklarımdan aşağıya süzüldü elimle çarşafı sıktım ağlamamı durdurmak için.

“Ama Karan geldiğinden berri ben buna inandım başka bir hayat olabileceğine inandım inanıyorum da ama bir yandan da imkansız gibi geliyor.”

Miran gözlerini birkaç saniye kapattı. Sanki söyleyeceklerini seçmeye çalışıyordu.

Ağır bir nefes verdi.

"Aden..."

Ses tonu bu kez alıştığım kadar yumuşak değildi.

"Dürüst olmamı ister misin?"

Boğazımdaki düğüm biraz daha büyüdü.

"İsterim."

Miran başını salladı.

"Bu işin oluru yok."

Kalbim bir an duracak gibi oldu. Sanki kalbim bildiği bir şeyi kabullenmek istemiyormuş gibi sertçe atmaya başlamıştı.

Bakışlarım yavaşça ona döndü.

"Miran..."

"Dinle beni şimdi." Sesi kararlıydı.

"Sen Lâl Örgütü'nün gelecekteki liderisin."

Bir parmağını bana doğrulttu.

"Karan ise yıllardır yok etmeye çalıştığımız adam."

Sözleri canımı acıttı ama haklıydıda. Oyüzden susup dinlemeye devam ettim.

"Yarın gerçekler ortaya çıktığında ne olacak Aden?" Bir an durdu. "Karan senin kim olduğunu öğrenecek." Kalbim sıkıştı. "Lâl Örgütü'nün içinde büyüdüğünü öğrenecek." Sustum. "Operasyonların başında senin olduğunu öğrenecek." Ellerim yumruk oldu. "Ve senin yıllardır onun imparatorluğunu yıkmaya çalıştığını öğrenecek."

Gözlerimi kapattım. Kalbim kasıldı. Çünkü bunların hepsi doğruydu. Ve bana çok ağır geliyordu. Gözümden bir damla daha sıcak bir yaş düştü.

Miran devam etti.

"Sen de onun kim olduğunu biliyorsun ve farkındasın." Başımı kaldırdım.

"O ise bir mafya lideri Aden."

Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

"Bazı savaşlar olurda kazananı olmaz ya aden siz o olursunuz."

Yutkundum.

"Nasıl yani?"

Miran gözlerini kapatıp nefes verdi.

"Şunu demeye çalışıyorum."

Sesi bu kez çok daha kısıktı.

"Bir gün seçim yapmak zorunda kalacaksın."

"Ya Karan...ya annen" Nefesim kesildi. "Ya Karan...ya da yıllardır uğruna ölüme bile gittiğin davan."

Gözlerimi kapattım bir anlık.

Karan’ın sesi geldi aklıma. 'Kimse seni benden alamaz.'

Aniden kapı çalınca Miran’la birbirimize baktık. Hemen ardından ben hızla odadaki banyoya girip kapıyı kilitledim.

Miran’nın sesi kulağıma geldi:

“Gel.”

Kapının açılma sesi duyulduğunda aynanın karşısına geçtim.

“Lara nerede?” Karan’ın sesini duydum.

“Banyoda,” dedi Miran düz bir sesle.

“İyi. Taylan seni dördüncü katın sağ koridoruna girdiğinde baştaki odada bekliyor, git.”

Miran’nın sert bir nefes verdiğini duydum.

“Bir daha bana emir verirsen senin dalağını sikerim Karan.”

Ardından kısa bir sessizlik oldu.

Karan’ın cevabı gecikmemişti.

“Denemek ister misin?”

Sesi sakindi. Tehlikeli derecede sakindi.

Miran alayla güldü.

“Seninle denemeye niyetim yok." Dışarıdan adım sesleri geldi sonrada kapını açılma sesini duydum. "Pislik." Miran son nefretinide kusup odada çıktı.

Karan’ı bekletmek istemediğimden yalandan klozetin sifonuna bastım, sonra musluğu açıp elimi yüzümü yıkadım.

'Ya Karan… ya annen.'

Miran’ın söyledikleri aklımı kurcalıyordu.

'Ya Karan… ya da yıllardır uğruna ölüme bile gittiğin dava.'

“Doğduğum güne lanet olsun,” dedim aynadaki yansıma bana bakarken. “Senin doğduğun güne lanet olsun, Aden.”

Bir an gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Musluğu kapattım.

Yüzümü havluyla kurulayıp kapıya doğru yürüdüm.

Bir an duraksadım sonra hzılıca yüzümdeki gülümseme ile kaoıyı açtım.

“Karan,” dedim gülümseyerek.

“Forest’im,” dedi. Bir adımda yanıma geldi, dudaklarını şakağıma yasladı.

O an sanki beynimdeki bütün sesler susmuş gibi hissettim. Dudaklarının sıcaklığı her şeyden daha gerçekti.

Dudaklarını şakağımdan ayırıp, “Yarın sabah yola çıkacağız,” dedi. Saçlarımı eliyle kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Acele etmene gerek yok, sabah hazırlarsın bavulunu.”

Şu an hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Aslında beynim dolup taşacak gibiydi ama onun kokusu beni sakinleştiriyordu.

“Karan.”

“Hm?”

Ayak parmaklarımın üstüne yükselip Karan’ın çene hattını öptüm.

Mırıltı gibi bir sesle:

“Uyuyalım mı?”

Karan’ın dudaklarında erkeksi bir gülümseme belirdi. Üstüme doğru eğildiğinde bir eliyle belimi kavrayıp dudaklarıma kapandı.

Kollarımı omuzlarına sardım.

Bir süre kesintisiz öpüştükten sonra geri çekildi.

“Ben ödülünü aldığıma göre gidebiliriz şimdi.”

Dediği gibi beni bıraktı, bir kolunu kalçamın altına, diğerini belime sardı ve beni hiç zorlanmadan kaldırıp yürümeye başladı.

“Çok zayıfsın,” dedi.

Gülümsedim.

“Bence ben zayıf değilim, sen biraz güçlüsün.”

Başımı omzuna yasladım.

Karan’ın hafif gülüşünü duyduğumda bir an sadece onu dinledim.

“Karan,” dedim uykulu bir sesle, “hiç bırakmayalım birbirimizi, olur mu?”

“Asla,” dedi. “Asla bırakmayacağım seni.”