17. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuGeçmişin Gölgesi
Bölümler 49Şu an: Geçmişin Gölgesi
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
17.bölüm
Gece malikanesi geldiğimizde odalarımıza çekilmiştir. Ben öncesinde seline odasını göstermiş ve ayarlamıştım tabi. Zaten Lina uyuyordu.
Sabah kalktığımda melek hanım karanın evde ol adığını sabah erkenden çıktığını söyleyince geri yatağıma dönüp uyumuştum.
“LARAAA!”
Lina’nın sesiyle gözlerimi araladım.
Küçük kız koşarak yatağın üstüne atladığında istemsizce inledim.
“Lina… sabah sabah neden savaş ilan ediyorsun ama bana?”
Lina kıkırdadı.
“Çünkü acıktım anne.”
Başımı yastığa gömüp homurdandım.
“Bu çok büyük bir problem gerçekten.”
“Bence de.”
İstemsizce güldüm. Yatakta doğrul dum linaya baktım üstünde halen pijaması vardı.
"Acıkmışsın ama üstünü bile değiştirmeden odadan çıkmışsın lina." Dedim tebessümle.
Lina küçük omzunu silkip.
"Hadi ozaman hazırlanalım lara anne çok acıktım ben ya."
Mız mızlanması çok komikti.
"Tamam tamam kalkıyorum duşa gireceğim dolabından kıyafet şeç kendine giyin git hadi bakalım."
Bunları söylerken yataktan çıkmıştım bile.
Bu sefer ilk önce dolaptan kıyafetlerimi aldım daha sonra banyoya attım kendimi.
Hızlıca ılık bir şu ayarlayıp suyun altına girdiğimde rahatlamamak elde değildi.
Suyun altında biraz bekledikten sonra şampuanı elime alıp avucumun içine biraz aldım. Daha sonra şaçlarımı köpürtmeye başladığında bir yandan da başıma masaj yapıyordum.
Vicudumuda yıkayıp suyu kapattığımda duşa kabinden çıkıp havluyu aldığım gibi bedenimden akan sulları silip havluyu bıraktı. Küçük şaç havlusunu alıp şaçımdaki nemi aldım.
Hemen sonra üstümü giyinmeye başladım.
Üst kısmıma Beyaz, kruvaze kesimli, kısa kollu bir crop geçirdim. Cropun üstüne hırkamı giyindim. Krem rengi, örgü kumaştan yapılmış, bol kesimli, kısa bir hırkaydı. Pantolon beyaz, yüksek belli, geniş paçalı bir pantolonu altıma geçirdim.
Giyinip banyodan çıktığımda odanın içinde giyinmiş olan minik linamı gördüm.
Lina üstüne pembe bir kazak, beyaz bir pantolon ve beyaz spor ayakkabı giyinmiş tipi.
"Ne kadar güzel olmuşsun sen öyle." Dediğimde Lina bana baktı.
"Sen daha güzelsin lara anne." Dediğinde tebessüm ettim.
İlk beyaz bir spor ayakkabı alıp dolaptan ayaklarıma geçirdiğim gibi dolaptan maç kurutma makinesini takıp şaçlarımı kurutmaya başladım.
Zaten şaçlarım kabarmadığı için artıdan bir şey yapmamak gerek kalmıyor du oyüzden pekte umrumda değildi açıkçası.
Makyaj masasına göz atmıştım ama nemlendirmek ve güneş kremi harici bir şey sürmemiş tim. Usanıyordum.
Linaya bakıp.
"Hadi gel." Dediğimde koşarak kağıyı açıp çıktığında arkasından çıktım.
Merdivenlerde üçüncü kata indiği mizde aklıma selin geldi. Halen odadamıydı acaba.
Linaya. “Sen aşağı in tamam mı? Ben bir misafirimiz var bakıp geleceğim.”
Lina hemen başını salladı.
“Tamam.”
Lina aşağı inerken ben selinin odasına doğru hızlı adımlarla ilerledim.
Selin’in odasının önüne geldiğimde birkaç kez kapıya vurdum.
İçeriden tedirgin bir ses geldik
“G-gel.”
Kapıyı açıp içeri girdiğimde Selin’i yatağın kenarında otururken gördüm.
Üzerinde dün gece verdiğim krem renkli pijama takımı vardı. Saçları hafif dağılmıştı ve yüzündeki tedirginlik tam geçmese de dünkü kadar kötü görünmüyordu.
Beni görünce hafifçe doğruldu.
“Rahatsızmı ettim."
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Odanın içine biraz daha girip kapıyı kapattım.
“İyimisin?”
Selin birkaç saniye düşündü.
“Olmaya çalışıyorum."
Başımı hafifçe salladım.
"Olacaksın.”
Selin ellerini birbirine geçirdi.
“Beni burada tuttuğunuz için teşekkür ederim.”
“Teşekkür etmene gerek yok.”
Hemen konuyu değiştirdim.
“Kahvaltı yapalım mı?”
Selin birkaç saniye durduktan sonra hafifçe başını salladı.
“Olur.”
Tam o sırada cebimdeki telefon titredi. Kaşlarımı çatarak telefonu çıkardım.
Ekranda annemin adı yazıyordu. Zeynep Karahan.
Seline bakıp.
"Sen in aşağıya ben birazdan geliyorun."
Selin bana bakıp çekingen tavırla kafasına salladıktan sonra odadan çıktı.
Derin nefes verip telefonu açtım.
“Efendim anne.”
Daha ben başka bir şey diyemeden sert sesi kulaklarımda yankılandı.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun aden?”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne yapmışım anne?”
“Ne mi yapmışsın aden?” dedi sinirle. “Dünden beri televizyon, telefon her yerde o karan piçi ile haberleriniz dönüyo Aden sen ne halt yiyorsun.!”
Bir anda duraksadım.
“Anne-?”
"Ben bir bakıyorum karan piçinin elı belinde bütün dünyaya resmen seninle sevgili olduğunu açıklıyor Aden!” dedi sesini yükselterek. “Ben oraya seni orospuluk yapman için değil ajanlık yap diye gönderdim Aden!”
Sinirlenmeye başlamıştım annemdi ama bana bunlarıda söyleme yemezdi. Beni o buraya yollamıştı bende gerekeni yapmaya çalılıyordum.
"Anne." Dedim sesimi kontrol altında tutmaya çalışarak. "Söylediklerine dikkat et pişman olursun sonra."
Annem sertçe. “Etmiyorum aden etmiyorum dikkat falan. Sen olduğumuz durumun farkındamısın. Sen oraya sahte bir kimlikle gittin ve o sahte kimlikte olan kişi senin sahte yüzün ve şuan sahte yüzünü bütün dünyaya tanıttın hemende yer altının yöneticisi olan adamın sevgilisi olarak?” sert nefes alış verişini duydum annemin sonra devam etti siniri geçmemişti. "Aden akkıllan Karan şerefsizinden de uzak duracaksın duydun mu beni."
“Anne kapatmam lazım.” dedim net şekilde. “Sonra konuşuruz.”
Annem cevap veremeden telefonu kapattım daha fazla dinlemek istemiyordum.
Elimde telefonu sıkarken derin bir nefes verdim. Annemin söyledikleri sinirimi bozmuştu ama en çok canımı sıkan şey… Karan hakkında konuşurken kullandığı o dildi.
İstemsizce çenem kasıldı. Normalde umursamazdım. Ama nedense bu sefer rahatsız etmişti beni.
Başımı hafifçe iki yana sallayıp düşüncelerimi dağıtmaya çalıştım.
“Saçmalık…” diye mırıldandım kendi kendime.
Telefonu cebime koyup odadan çıktım.
Koridora adım attığım anda aşağıdan Lina’nın kahkahası geliyordu. O ses bile insanın içini yumuşatıyordu resmen.
Merdivenlerden inmeye başladığımda mutfaktan gelen kahvaltı kokusu burnuma çarptı. Açlığımı yeni fark ediyordum.
Aşağı indiğimde Lina çoktan sandalyeye çıkmış oturuyordu. Önündeki pankek tabağıyla mutlu mutlu oynuyordu.
Selin ise masanın bir köşesinde çekingen şekilde oturuyordu.
Beni görünce Lina hemen bağırdı.
“Lara anneee melekteyze çilekli pankek yapmış!”
İstemsizce güldüm.
“Bu bilgi için teşekkür ederim küçük hanım.”
Tam masaya yaklaşmıştım ki Melek Hanım bana dönüp tebessüm etti.
“Günaydın güzel kızım.”
“Günaydın Melek Hanım.”
Sandalyeye otururken Selin’e baktım.
“Çekinme selin rahat et.”
Selin hafifçe gülümsedi.
“Rahatım.”
Değildi.
...
Karan Gölge Turan'ın Ağzından
Sandalye ye bağlı olan iki adamın karşısındaki Sandalye ye rahatça oturup onlara baktım ikiside tir tir titriyordu karşımda.
Kendilerine adam diyorlar bide orospu çocukları.
Bodrum katındaki loş oda ağır demir kokuyordu. Tavandaki tek sarı ışık adamlardan birinin yüzüne vuruyordu. Parmağı morarmıştı. Forest’ın kırdığı parmağını hâlâ tutmaya çalışıyordu.
İstemsizce aklıma gece koridordaki hâli geldi. Ayağını adamın elinin üstüne koyuşu… Hiç geri adım atmadan gözümün içine bakışı…
Çok yaramaz bir kadın dı.
Dudak kenarım belli belirsiz kıvrıldı.
Karşımda oturan adamlardan biri bunu fark etmiş olacak ki korkuyla yutkundu.
“Ka-ran abi biz bir şey yapmadık vallahi.”
Bakışlarımı yavaşça ona çevirdim.
Bir anda rengi attı.
“Bir şey yapmadınız mı?” diye sordum sakin bir sesle.
Parmağı kırık olan adam konuşunca ona çevirdim bakışlarımı.
"Valla biz sadece emirlere uyuyorduk abi."
"ABİ NE LAN," diye bağırdığımda bütün koridorda inledi resmen sesimden. "NERDEN SENİN ABİN OLUYORUM. AMINA KOYDUĞUM."
Adam korkuyla olduğu yerde irkildi. Sandalyeye bağlı olmasına rağmen geriye kaçmaya çalışıyordu resmen.
“Ö-özür dilerim ka—”
"Kekeleme ecdadını sikerim senin. dedim soğuk bir sesle.
Taylanın sesi arkadan geldiğinde onun orda olduğunu bile unutmuştum resmen.
“Sinirin hâlâ geçmemiş senin.”
Bakışlarımı adamlardan ayırmadan cevap verdim.
“Geçecek taylanım da şunların ne anlatacağına bağlı.”
Taylan duvara yaslandığı yerden sırıttı.
“Umarım anlatırlar yoksa sen bugün bayağı keyifsiz görünüyorsun.”
Bakışlarımı yavaşça ona çevirdim.
“Çenemizi kapatıp işimize odaklansak mı Taylan?”
İki elini havaya kaldırdı.
“Tamam abi sakin.”
Sinirle nefes verdim.
Sonra tekrar adamlara döndüm.
“Kim verdi emri?”
İkisi de birbirine baktı.
Çenem kasıldı.
“Bakın…” dedim yavaşça ayağa kalkarken. “Ben sabırlı biri değilimdir.”
Parmağı kırık olan adam korkuyla konuştu.
“Biz sadece kızı getirecektik vallahi başka amacımız yoktu!”
Kaşım kalktı.
“Kızı mı?”
Adam hemen başını salladı.
“Evet… o sarışın olanı…”
Selin denen kızdan bahsediyorlardı.
Bir anda oda buz gibi olmuş gibiydi.
“Devam et.”
Adam korkuyla yutkundu.
“B-bize sadece gözdağı vermemiz söylendi. Fazlasını yapmayacaktık.”
Sandalyesine tekme attığım anda adam korkuyla bağırdı.
“LAN BİZİ SALAK MI SANDINIZ SİZ?” diye bağırdım öfkeyle. “Gözdağı dediğin şeyin içinde kadına dokunmak mı var ha?"
Adam titriyordu.
“Ka-kasıtlı değildi—”
Boğazından tutup sandalyeyle beraber kendime çektiğimde sesi kesildi.
Gözlerinin içine baktığımda.
Kesik nefesle.
"O ik-i kadın gelme-seydi sadece götürmemiz gereken yere götüre-cektik hepsi bu."
Lara ve Mirandan bahsediyordu.
Taylanın adımları diğer adamın yanında bittiğinde duvarın yanından buraya ne ara geldiğini çözene miş tim.
“Kim verdi emri dedik size.” ded Taylan.
Adamlar yine sustu.
Bu sefer diğer adam korkuyla konuştu.
“İsmini bilmiyoruz.”
Silahımı belinden alıp elime alıp yavaşça çevirmeye başladığında Metalin sesi odada yankılanıyordu.
İkisinin de gözleri silahtaydı.
“Bakın…” dedim sakin bir sesle. “Ben sakin konuşuyorsam asıl korkmanız gereken vakit gelmiştir.”
Adamlardan biri ağlamaklı sesle konuştu.
“Celal diye biriyle bağlantılıydı sadece bunu biliyoruz!”
O an ikimizde birden taylanla bir birimize baktık.
Celal Demirova
Bizim himayimizde bulunun yer altı mafya liderlerinden biriydi. Bildiğimiz kadar bir kızı vardı ama gizliyordu.
Peki bu kız selin olabilir miydi. Selini araştırma fırsatım olmamıştı daha doğrusu uğraşmamıştım.
Ama selin Tuncel'in yanındaydı zaten kız küçük bir kızdı bu fazlasıyla belliydi.
Taylan adamlara çevirdi gözlerini tekrar.
"Peki şu selin denen kızı siz nereye götürecektiniz. Celal piçinemi."
“Ha-hayır! Biz sadece teslim edecektik. Sonrasını bilmiyoruz vallahi!”
Taylan’ın çenesi kasıldı. Ben ise birkaç saniye hiçbir şey söylemeden adamlara baktım.
Celal Demirova…
Bu iş düşündüğümden daha boktan bir yere gidiyordu.
Silahı elimin içinde çevirirken yavaşça konuştum.
“Selin’in Celal’le bağı ne?”
Adam gözlerini kaçırdı.Bu bile yeterliydi. Bir adım attım.
Adam korkuyla gerildi.
“Yalan söylerseniz bu odadan cesediniz çıkar.” dedim sakin bir sesle.
Parmağı kırık olan adam sonunda pes etmiş gibi konuştu.
“Biz… biz kızın Celal’in öz kızı olduğunu duyduk sadece.”
O an odadaki hava tamamen değişti.
Taylan küfür ederek başını çevirdi.
Ben ise ifadesiz şekilde adama bakmaya devam ettim.
Selin… Celal Demirova’nın kızıydı. Yıllardır sakladığı kızıydı.
Peki tuncel ne alakaydı. Arıkıranlarla, Demirovalar ortakmıydı. Olsalar bile selin neden Tuncel'in yanımdaydı. Celalin kızıysa neden Tuncel'in yanında oturuyordu o gece.
Kaşlarım yavaşça çatıldı.
Bu işte oturmayan çok fazla şey vardı.
Selin korkmuştu… gerçekten korkmuştu o gece. O korku sahte değildi.
Ama Celal Demirova’nın kızıysa neden yıllardır ortada yoktu? Yada neden celal onu saklamıştı.
Ve en önemlisi… tuncel gibi bir adamın yanında ne işi vardı o kızın?
Taylan sessizliği bozdu.
“Karan…”
Bakışlarımı adamlardan ayırmadan cevap verdim.
“Ne."
“Bence bu iş sadece kaçırma meselesi değil.”
Zaten bunu anlamıştım.
Birileri Selin’i saklıyordu.
Birileri de onu bulmaya çalışıyordu.
Ve o birileri Celal’in adını kullanıyordu.
Silahı masanın üstüne bıraktım.
Metalin sert sesi odada yankılandı.
İki adam da irkildi.
“Selin’i en son kimle gördünüz?” diye sordum.
Adamlardan biri hemen cevap verdi.
“T-Tuncel’in adamlarıyla.”
Çenem kasıldı.
“Kaç kişiydiler?”
“Dört… hayır beş kişi."
Taylan küfür etti.
“ozaman ya gerçekten koruyorlar yada saklıyorlar.”
Taylan yanıma yaklaşıp alçak sesle konuştu.
“Ne yapacağız?”
Gözlerimi adamlardan ayırmadan cevap verdim.
“Önce Selin’le konuşacağım.”
Taylan kaşını kaldırdı.
“Kız konuşacak gibi mi duruyor. Tek bir kelime ile korkup kaçar?”
Haklıydı.
Selin korkudan insanların yüzüne bile doğru düzgün bakamıyordu.
Ama artık bu mesele sadece onu korumak değildi.
Bu iş yeraltındaki dengeleri bozabilecek kadar büyüyordu.
Ve ben yeraltı kırallığımın dengelerini bozmak isteyen hiç bir kimseyi yaşatmazdım.
Aden Lâl Karahanın Ağzından
Akşam saat sekiz buçık olmuştu ama halen karan gelmemişti aramak istemiştim aramamıştım da selin odasındaydı lina bugün çok koşturduğu için uyuyor melek hanım da bize kahve yapıyordu.
Salondaki rahat koltukta otururken murfağın kapısında beliren melek abla tebessüm ile bana bakıp konuştu.
"Güzel kızım karan beyin çalışma odasında dün akşamdan kalma kahve bardağı olacaktı almayı unuttum alı verir misin onu zahmet olmazsa."
Melek ablanın söyledikleriyle başımı hafifçe salladım.
“Tabii ki.” dediğimde ayağa kalkacak merdivenlere yöneldim.
Niye beşinci kat. Neden ya neden. Hiçmi yorulmuyorsun ve adam her gün çık in çık in.
Beşinci kata nefes nefese çıkıp koridorun sonundaki çalışma odasının önüne geldim. Kapı tam kapanmamıştı.
Elimi kapıya attığımda hafifçe aralandı.
İçeri adım attığım anda burnuma Karan’ın kullandığı o ağır parfüm kokusu geldi.
Oda loştu.
Masanın üstünde açık duran dosyalar, yarısı içilmiş kahve bardağı ve dağılmış birkaç evrak vardı.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Karan normalde dağınık çalışan biri değildi. Düzeni severdi.
Kapıyı arkamdan kapatıp masaya doğru ilerledim. Masanın üstündeki kahve bardağını alıp yana bıraktım ve masanın arka tarafına geçtim dosyaları toparlamak için.
Tam toplamaya başlayacaktım ki gözüm istemsizce açık kalan çekmeceye gitti.
Merakıma yenik düşüp çekmeceye doğru eğildim normalde bu çekmeceye kilitli bir çekmeceymiş ama kiliti açıktı.
Anahtarı nerdeydi. Ve neden açıktı.
Özel bir şey olabileceğini düşünüp tam tekrar doğrulacaktım ki iç güdülerim buna izin vermemişti.
Elim çekmecenin içinde ki beyaz dosyaya uzandığında dosyayı yavaşça elime aldığım da. Kalbim patlayacak gibi atmaya başlamıştı.
Sanki görü eğim şey kötü bir şey ve bunu hissetmişti beynim ve kalbime haber veriyordu. Hazır olmam için.
Dosyayı elime alıp tekrar doğruldum. Dosyanın beyaz kapağına elim gitti ama tedirgin oldum ama merakta ediyordum ve olcak belliydi.
Merakıma yenik düşüp açtım dosyayı.
Gözlerim dosyayı açtığım gibi gördüğüm şeyle fal taşı gibi açıldığında kala kaldım. Ellerim titredi yüzüm beyazlaştı kalbim bedenimi parçalayacak gibi atmaya başladı.
Fotoğraf vardı.
Ama o karede ben, annem, babam, ve bir aile daha vardı.
Bir adam bir kadın vardı ve yüzleri tanıdıktı... Ama en çokta benim yanımda duran çocuğun yüzü çok tanıdıktı.
Olmazdı dimi o çocuk karan olamazdı.
Karan Gölge Turan o çocuk olmazdı.
