35. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuBeklenmedik Bir Yüz
Bölümler 49Şu an: Beklenmedik Bir Yüz
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
35.bölüm
Fizik tedaviye başlayalı neredeyse iki hafta olmuştu ve benim bacaklarım ve vücudum tam olarak hâlâ kendini toparlayamasa da ayakta duracak ve yürüyebiliyordum çok şükür ki.
Karan, fizik tedavimin her anında yanımdan hiç ayrılmamış, her konuda bana elinden geldiğince hatta fazlasıyla destek olmuştu ve onun bu desteği de beni her gün daha da azimlendirmişti.
Taylan ve Miran'la görüntülü bir şekilde konuşmuştuk. Taylan işler yoğun olduğu için Moskova'ya gelememiş ve mantık olarak Miran'ı da göndermemişti.
Miran ile özel olarak telefonda konuştuğumuzda absürt herhangi bir şey anlatmamıştı bana.
Karan'a da iki haftadır Tuncer'e ve Celal'e ne yaptın diye sorup başının etini yemiştim ve o bana her zaman "Sonra." diyerek geçiştirmişti.
Selin'i sorduğumda onu malikaneden alıp İsviçre'ye gönderdiğini ve onu orada Celal, yani babası olacak şerefsizden ve düşündüğümde her an kafamda öldürdüğüm Tuncer'den uzakta, yurt dışında yani İsviçre'de sakladığını söylemişti bana.
Tuncer ve Celal şu an ne hâldeler bilmiyorum ama Karan'ın benim bedenimden akan her damla kanın bedelini aldığına emindim.
Ama inşallah öldürmediğini umuyordum.
Celal'e istediğini yapabilir ama Tuncer'i ben öldürecektim. Onun yaşaması gerekiyordu.
Tabii hâlâ yaşıyorsa...
İnşallah.
Fizik tedavi salonunun ortasında, iki yandaki paralel barlara sıkıca tutunmuş bir şekilde ayakta duruyordum.
Aslında bunlara gerek olmadan yürüyebiliyordum ama doktorlar bedenimin her şey için hazır olmasını istedikleri için devam ediyordum.
"Bacağının üzerine biraz daha ağırlık ver, Lara." dedi fizyoterapist.
Fizyoterapiste baktım.
"Bıraksak bugünlük." dedim bıkkınca
Yürüyebilmeye başladığımdan beri bu tedaviler bana aşırıya kaçmaya başlamıştı.
Hayır, zaten yürüyebiliyorum. Bu barlara neden tutunuyorum ben? Gereksiz ve saçmaydı bu yaptığımız.
Fizyoterapist bana alışkın bir ifadeyle gülümsedi.
"Şu an sen yürüyebildiğin için kaslarının düzeldiğini zannedebilirsin ama maalesef öyle değil." dedi gülümseyerek.
"Eğer bugün bırakırsak kasların yeniden zayıflamaya başlar ve o yüzden de bırakamayız." Fizyoterapist yüzüme baktı. "O yüzden birkaç hafta daha sabredeceksiniz, Lara Hanım."
"Sabır konusunda gerçekten sıfırdasın, Lara'm."
Başımı çevirip baktığımda Karan kapının yanında durmuş bizi izliyordu.
Kollarını göğsünde bağlamıştı.
Yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
Onu görünce dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı.
Fizik tedavi salonuna girmeden önce Karan bana telefon görüşmesi yapacağını söylemişti.
"Neden öyle diyorsun ama, gölgem? Ne görmüş sanki?" dediğim an fizyoterapistin hafif gülüşünü duydum.
Çünkü Karan gibi fizyoterapistim de bunca sabırsız bekleyişimi ve laflarımı işittiği için gülmesini absürt karşılamamış, hatta ben de ona karşılık vererek gülmüştüm.
Karan'a doğru tekrar gözlerimi çıkardığımda kaşlarının çatıldığını gördüm.
"Gün içinde seni tek başına yürümeye ya da doktorların yasakladığı bir şeyi yapmaya çalışırken yakalıyorum, Forest'im." dedi.
Sesi bu kez hafifçe gerginleşmişti.
İlk günlere göre çok daha rahattım ama kaslarım hâlâ çabuk yoruluyordu. Birkaç adım daha attığımda dizlerimde hafif bir titreme başladı. Fizyoterapist bunu fark edip hemen durdurdu. "Yeterli," dedi gülümseyerek, "bugünlük burda bırakalım."
Fizyoterapistin dediği ile birlikte tutunduğum barlardan ellerimi bir anda çekince, istemsizce hafifçe dengem bozuldu. Ne ara yanıma geldiğini bilmediğim iki güçlü kol belime sarıldı. "Yakaladım!"
Kulağımın dibinden gelen sesiyle istemsizce gülümsedim.
O ara fizyoterapistin de kapıya doğru gidip çıktığını gördüğümde, kafamda bunu görmüş olmalı ki dudaklarını boynuma gömüp öpmeye başladı. Bu sefer hafifçe kıkırdadım. Geçen hafta fizyoterapistin yanında beni öptüğü için onu iki saat azarlamıştım. Bundan dolayı fizyoterapistin gittiği an boynumu talan etmeye başlamıştı.
Boynuma bıraktığı son öpücüğün ardından istemsizce güldüm. "Birileri gerçekten uslanmayacak herhalde."
Karan yüzünü boynumdan çekip gözlerimin içine baktı.
"Uslanmayı hiç düşünmedim."
Kaşımı kaldırdım.
"Çok ayıp."
"Ne yapayım?" dedi omuz silkerek. "İki haftadır seni sadece fizik tedavide izliyorum. Sarılmaya kalksam doktor geliyor, öpsem fizyoterapist geliyor."
İstemsizce güldüm.
"Ne kadar mağdurmuşsun sen öyle."
"Mağdurum tabii." Devam etti, "Ne kadar mağdur olduğumu sen düşün."
Başımı iki yana salladım.
"Abartıyorsun."
"Hiç abartmıyorum."
Belimde duran ellerini biraz daha sıkılaştırdı.
"Beni kendi yerine koy biraz." Dedi ciddi ciddi, "Sana istediğim gibi dokunamıyorum, istediğim gibi öpemiyorum, okşayamıyorum lan ben!"
Beni arkadan saran kollarının içinde ona doğru dönüp gözlerinin tam içine baktım.
"Bekle diyen yok, gölgem." Başımı hafifçe yana eğdim, "Bırakalım şu fizik tedaviyi, istediğimizi yapalım."
Karan, elini yavaşça yanağıma götürürken sırıtıyordu.
"Onun da zamanı gelecekte," dedi, erkeksi bir tınıyla. "O gün geldiğinde altımda kıvranırken 'bırak' diye yalvaracaksın bana."
Karan'ın omzuna hafifçe vurup başımı iki yana sallayarak ona baktığımda pis pis sırıttığını gördüm.
"Arsız herifin tekisin Karan!"
Hiç düşünmeden cevap verdi: "Beni cümlelerinle kışkırtan sensin, ben mi arsız oluyorum Forest?"
"Tamam o zaman," dedim, kendimi tutamıyordum. "Bir seferlik arsız taraf ben olayım, değil mi?"
Dediğimden sonra Karan'ın dudaklarına kendi dudaklarımı sertçe bastırdığımda, kollarımı omuzlarına iyice doladığımda Karan hızla olayı kavrayıp, her şeyi ele alarak bir elinin yumruğunu saçlarıma dolayıp hafifçe çekerken, diğer kolunu da belime sıkıca dolayıp beni daha iki dakika önce tedavi gördüğüm başların arasından çıkartıp, ayaklarımı yerden kesecek bir hızda beni biraz öte, bizdeki duvara dayamıştı bile. Ve bunları yaparken asla beni öpmeyi bırakmamıştı.
Karan'ın bir eli eşofmanımın içine doğru kayarken, dudaklarımızı ayırdığında Karan'ın sıcak nefesi yüzüme çarpmıştı.
Yanıyor buralar! Vay Aden, vay! Ne kışkırtıyorsun adamı! Şimdi bu adam seni burda gelse si...
TÖVBE HAŞA! BURDA OLMAZ! HAYIR, İKİNCİ SEFERİMİZ DAHA GÜZEL BİR YERDE OLMAK ZORUNDA!
Ama adamda haklı, sen niye adamı azdırıyorsun ki? Zaten azacak yer arıyordu, tek hamlede azdı adam.
Karan elini eşofmanımın içine girdiğinde çamaşırının içine sızmadı, pek uzun sürmemişti.
Kadınlığım kalbim gibi o kadar sert atıyor, beni yerimde bir beklenti içine sokmadı. Yetmişti onu arzulanmak için.
"Sen hep arsız taraf ol da," dedi Karan, iç çamaşırımı geçip kadınlığıma ulaşmış eli, hassas bölgenin etrafında yuvarlak çizmeye başlamıştı. "Ben arsızlığı biraz daha üst seviyelere taşıyayım."
Karan cümlesini bitirdiği o anda, dudaklarımın arasından kopan çığlığın boğulması ve Karan'ın dudaklarıma kapanmasıyla çığlığımın içime kaçması bir olmuştu.
Karan'ın iri parmağı içimde hareket ederken, ikinci parmağının da içime girmesiyle, duvarla onun arasında acıdan ve zevkten kıvranmaya başladığımda, birleşmiş dudaklarımızın arasından benim ufak çığlığım ve aynı zamanda Karan'ın gülüşü aynanda çıktı dudaklarımızdan.
Arsızdı.
Karan içimde parmaklarını oynattıkça zevk sularımın aktığını hissediyordum.
Bu neyin cezasıydı bilmiyordum ama Karan peş parmağını da sokmak istermiş gibi üçüncü parmağını da hareketlendirdi ki kapının açılma sesiyle Karan dudaklarımızı ayırdığında ikimiz de aynı anda kapıya doğru baktık.
Elbette, anladım! Cümlelerin daha akıcı ve anlaşılır olması için noktalama işaretlerini düzelteyim. İşte senin için yeniden düzenlenmiş hali:
Her fizik tedaviden sonra bu odaya bir hemşire gelip toplardı ve tabii ki yine aynı şey için gelmişti. Kapıdan girerken şu an gözleri büyümüş bir şekilde bize bakıyordu.
Fazla masum bir kadındı.
Kendisi Rus'tu ama o da Türkçe biliyordu. Karan, benim için özel olarak Türkçe bilen doktorların ve hemşirelerin ilgilenmesini sağlamıştı.
Hemşireden gözlerimi ayırıp başıma baktıktan sonra gözlerimi aşağıya doğru kaydırdığımda, Karan'ın elinin halen pijamamın içinde olduğunu ve hatta parmaklarının hala içimde olduğunu hissedebiliyordum.
"Karan," dedim fısıltı gibi bir sesle.
Sesimi duyduğu gibi gözlerini hemşireden bana çevirip "Ne var?" dermişçesine baktı.
O saniye hemşirenin ince sesi kulaklarıma geldiğinde başımı ona doğru çevirdim.
"Kusura bakmayın, çok özür dilerim," derken arkasına döndü. "Ben sonra gelirim, size kolay gelsin." Dediği gibi hemşire kız kapıyı arkasından çekerek hızla çıkmıştı.
Hemşire gittiğinde,
Karan'la gözlerimiz buluştu.
Karan, sanki hiçbir şey olmamış gibi, Üçüncü parmağını da içime ittiğinde, Ani hareketlenmeyle bir çığlık attım.
Geri çekilmesi gereken yerde yaptığı şeye bak!
Acım biraz dindiğinde,
Karan'ın omzuna yumruğumu geçirdim Ve sertçe konuştum:
"Aptal mısın sen?" diye bağırdım.
"Çıkar şu parmaklarını içimden!"
Karan'ın kaşları çatıldı.
İki kaşını da yukarı kaldırıp 'Öyle mi?' dercesine baktığımda,
Parmaklarını içimde hareket ettirdi. Ve acı dolu inlememe karşı koyamadım.
"Sesini yükseltmeni tavsiye etmiyorum, güzelim."
Nefesim hızlanmaya başlayınca,
Parmaklarını içimde sinir edecek kadar yavaş hareket ettirmeye başladı.
Bu hem arzumu artırdı hem de canımın daha çok yanmasını sağladı.
Öne doğru kendimi vererek başımı Karan'ın omzuna yasladığımda,
İçimdeki hareketler arttığı için inlemelerim de arttı.
"Canım acıyor," dedim nefes nefese.
"Dur!"
"Cık," dedi Karan, ağzının içinden. "Senin tek canını acıtabileceğim yer, hayatın boyunca sadece kollarımın arası, Lara." Dediğinde sesinde keyif vardı. "Ve o yüzden bu anlarda bana 'dur' deme hakkın yok."
Gülüşüme engel olmayıp başımı omzundan kaldırdım.
"Tamam, bari bir tanesini içimden çıkart."
"Hayır," dediğinde bir parmağını sertçe çıkartıp aynı hızda tekrar içime sokunca, odanın içinde acı dolu haykırışım duyuldu.
"KARAN!" diye bağırdım.
"Hmmm," dediğinde dudaklarımı boynuma gömmüştü bile.
Belliki bu iş uzayacaktı...
...
Hastanenin bahçesindeki çardakta otururken Karan ve Lina'yı izliyordum.
Karan, Lina'nın bacaklarını omuzlarının iki yanından geçirip onu omuzlarında oturur bir pozisyondayken hastanenin geniş bahçesinde birkaç tur çoktan dönmüşlerdi.
Ne konuşuyorlardı bilmiyorum ama Lina'nın yüzü sürekli gülüyordu.
Onun bir baba sevgisine ihtiyacı vardı ve o sevgiyi Karan ona vermişti.
Ve bu bana Karan'ın ne kadar güzel bir baba olacağını gösteriyordu.
Lina, annesini ve babasını kaybetmiş bir kızdı. Ona küçüklüğünden beri annelik yapmıştım ama yine de Lina'nın içinde bir yerde baba şefkatine ihtiyacı olduğunu hep sezmiştim. Ve Lina'nın içinde eksik kalan babalığı da Karan tamamlamıştı. Hem de çok mutlu gözüküyordu.
Ben babamdan yana şanslı olmayabilirdim. Gerçi çocukluğumdan sonra annemden yana da şansımı kaybetmiştim.
Hiç değilse öz ailesi olmasa da Lina'nın güvendiği, anne baba diyebildiği, ailesi olarak görebildiği insanlar vardı.
Lina'nın kahkahası hastanenin bahçesinde yankılanırken ben de istemsizce gülümsedim. Karan, onu omuzlarından dikkatlice indirip burnunu hafifçe sıktığında Lina itiraz eder gibi yapıp kıkırdayınca ikisi de yeniden gülmeye başladı.
Karan ve Lina'nın üzerinden bakışlarımı çekmemi sağlayan şey, cebimdeki telefonun bildirim sesi olmuştu.
Elimi montumun cebine atıp telefonumu çıkardığımda, kilit ekranına düşen bildirimde numara kayıtlı değildi.
Hızlıca telefonu açıp mesajlar kısmına girdim. Gelen mesajın üzerine vakit kaybetmeden tıklayıp okuduğumda yüzüm hızla ciddileşti ve dudaklarımdaki gülümseme kayboldu.
Bilinmeyen Numara
Lavaboda seni bekliyorum. Lütfen gel. Fark ettirmeden
Lavaboda beni kim bekliyordu ki? Bu kimdi?
Mesaja geri dönüş yaparak,
Sen kimsin?
diye yazdım.
Birkaç saniye sonra yanıt geldi.
Gelirsen görürsün, Aden.
Gerçek ismimi biliyordu.
Nasıl?
Bu kişi beni tanıyan biri olabilir miydi?
Elif, Selim veya Arda mıydı? Zaten Miran gelemezdi. Başka da Celal ve Tuncer dışında bilen yoktu. Tabii birine söylemedilerse...
Başımı kaldırıp Karan ile Lina'ya baktığımda, Karan'ın tekrar Lina'yı omzuna aldığını görünce yavaşça ayağa kalkıp onlara doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Bacaklarımdaki gücün tükenmemesini diliyordum.
Karan'a doğru biraz yaklaşıp seslendim.
"Karan."
Sesimi duyduğu gibi bana doğru döndüğünde beni ayakta görünce kaşları çatıldı.
"Sen niye ayaktasın, Forest?"
Bunu söylerken Lina'yı yere indirip küçük elini kendi elinin içine hapsetmişti.
"Şey... Benim lavaboya gitmem gerekiyor da. Hemen çıkıp geleceğim, siz burada kalın."
Dediğimde Karan bana bakıp iyice kaşlarını çattı.
"Aynen güzelim, seni yalnız bırakmam. Umut onu."
Dediğinde Lina'ya baktı.
"Değil mi, minik?"
Karan'ın bu tavrı karşısında dudaklarımı büktüm.
"Abartıyorsun," dedim, gülümsemeye çalışarak.
"Ona sen karar veremezsin," dedi kararlı bir sesle. "Doktorlar seni daha yeni yürütmeye başladı. Tek başına gitmene izin vermem."
İçimdeki huzursuzluk giderek büyüyordu. Telefonda yazan mesaj aklımdan çıkmıyordu.
"Alt tarafı lavabo," dedim omuz silkerek. "Beş dakika sürmez ki.
Karan beni dinlemeden gözlerini Lina'ya indirdi.
"Lina," dedi sakin bir sesle, "sen burada bankta oturur musun? Birazdan geleceğim."
Lina usulca başını sallayıp çardağın altındaki banka doğru itiraz etmeden yürümeye başlayınca Karan, hastanenin bahçesindeki korumalara el işaretiyle Lina'yı gösterdi. Hepsi aynı anda kafalarıyla onayladılar.
Karan yeniden bana döndü.
"Gel. Seni kapıya kadar bırakayım."
İçimden sessizce ofladım.
Bir insanın hiç mi şansı olmazdı bu tarz durumlarda?
"Tamam," dedim, istemesem de.
Yan yana hastaneye girdiğimizde koridorda yürümeye başladık. Aksilik çıkarsa sıkıntı çıkardı. Hayır, benimki de ayrı bir akıl almaz olaydı. Kim olduğunu bilmeden gidiyordum.
Ama en fazla ne olabilirdi ki?
Sonuç olarak kötü bir niyeti olsa tehdit eder gibi mesaj atardı. Bana kötü bir niyeti var gibi de gelmedi açıkçası.
Lavabo zemin katta bulunmadığı için Karan benim belimi tutarak beni asansöre doğru yönlendirdi.
Karan'ın kolu belimdeydi. Adımlarını bana göre yavaşlatmıştı. Asansörün önüne geldiğimizde düğmeye bastı. Kısa bir "ding" sesiyle kapılar açıldığında Karan eliyle asansörü gösterip önden gitmemi işaret edince reddetmeyip ona gülümsedim. Ben içeri girdikten sonra o da beklemeden arkamdan içeri girdi.
Asansör kapısı kapanırken içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. Bilinmeyen numaradan gelen mesaj aklımın bir köşesine saplanıp kalmıştı.
Karan bana kısa bir bakış attı.
"Rengin yine kaçtı."
"İyiyim," dedim hemen.
"Bana öyle gelmiyor ama."
Zoraki bir tebessüm ettim.
"Biraz yoruldum sadece," dedim. Derin bir nefes aldım. "Fizik tedavi beni biraz yoruyor, biliyorsun. Ee, bugün fizik tedaviden sonra biraz oyalandığımız için..."
Karan muzip bir gülümsemeyle kafasını bana çevirip,
"Yordum herhâlde seni."
Ona bakıp sırıttım.
"Utanmaz."
Asansör birinci katta durduğunda, Karan asansöre girdiğimizde yaptığı gibi önden benim çıkmamı bekledi. Ona başımla tebessüm ederek teşekkür ettiğimi belirttim. Ben önden, o da arkamdan asansörden çıktı.
Yan yana koridorun sonunda bulunan kadınlar lavabosuna doğru ilerlerken hiçbir şey belli etmemeye çalışıyordum.
Evet, sadece bu katta yoktu ama ikinci katta erkekler lavabosu vardı. Diğer kalan iki katta da lavabo bulunmadığı için diğer katlarda bir yerde olması mümkün değildi.
Yani erkekler lavabosunda olacak değildi.
Hiç değilse bekleyen kişi erkek değilse...
Lavabonun önüne geldiğimizde Karan yandaki duvara yaslandı. Ona ters ters baktım.
"Ne yapıyorsun?"
"Duruyorum."
"Gerçekten tam kadınlar lavabosunun önünde mi?"
Karan bir anlığına yaslandığı duvara ve duvarın yan tarafındaki kapıya baktı.
"Evet."
Evet diyordu bir de.
Bu adam bu kadar mal olamazdı.
"Karan."
"Hımm?"
"Kadınlar lavabosunun önündesin."
"Eee?"
Dediği ile sinir krizi geçirebilirdim.
Bu adam buraya giren kadınlara sapık olarak görünmek istiyordu herhâlde.
"Karancığım, sen burada beklersen insanlar seni burada beklediğin için ne zanneder?"
"Ne zanneder?"
Çıldıracaktım.
Daha fazla dayanamayarak Karan'a karşı duvarı gösterdim.
"Karan, git şu karşı duvarda bekle."
Dedikten sonra lavabonun kapısını açarak içeri girdim.
Karan'ın alaylı sesini duydum.
"Nedenmiş o?"
Bilerek yapıyordu, değil mi?
Ona son kez gözlerinin içine bakıp kapıyı yüzüne kapattığımda dışarıdan gülme sesini duydum.
Şimdi gelelim asıl konumuza...
Yavaşça lavabonun içine doğru dönüp adımladım. Biri buradaysa dışarıdaki sesleri duymuş olmalıydı, değil mi?
Sesimin dışarıya çıkmayacağı şekilde seslendim.
"Burada mısın?"
Hiçbir ses gelmedi.
"Mesajı atan kişi burada mı?" dedim.
Yine ses gelmeyince içerideki dört kabinden ilkini tıklatıp boş olduğuna kanaat getirince içeri girip baktım.
Hiç kimse yoktu.
Diğer kabine bakmak için ilk kabinden çıkıp ikinci kabinin önüne geldim. Kapıyı tıklattığımda yine ses gelmeyince tam açmak için kapının koluna elimi atmıştım ki dördüncü kabinden çıktığını gördüğüm gölgeyle duraksadım.
Hızlıca başımı oraya çevirdiğimde yüzünü gördüğüm kişiyle olduğum yerde kaldım.
Şaşkınlıkla ona bakarken bacaklarımın tutmadığını hissettim. Beynim gördüğü kişiyle bir anlığına donmuş, gözlerim karşımdaki kadına kilitlenmişti.
İstemsizce dudaklarım hareket ettiğinde ağzımdan fısıltı gibi bir ses çıktı.
"Anne..."
Asıl aksiyon dolu bölümler, bir veya iki bölüm sonra net bir şekilde başlayacak. 36. bölümden sonra ise artık İstanbul bölümlerine geri dönüyoruz.💚
Beğenmeyi unutmayın lütfen. 🩷🩷
