Yeniden Başlayan Hayat

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Yeniden Başlayan Hayat
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime · Okuduğun bölüm
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

34.bölüm

Aden Lâl Karahan'ın Ağzından

Doktorlar odaya giriş yaptıklarında Karan odanın bir köşesine geçmiş, beni izliyordu. Zifir gibi gözlerinin içindeki mutluluğu görmemek elde değildi ama ben fazla da bir şey anlamıyordum.

Sadece en son vurulduğumu ve Karan'ın haykırışlarını hatırlıyordum.

Doktorlardan biri yatağımın yanına yaklaşıp gülümsedi.

"Merhaba, Aden. Ben Doktor Petrov."

"Şimdi sana birkaç soru soracağım, olur mu?"

Adam Türkçe biliyordu.

Yavaşça başımı salladım.

"Adını söyleyebilir misin?"

Dudaklarım kurumuştu.

"...Lara."

"Soyadın?"

"Defne... Erdem."

Doktor not aldı.

"Harika." dedi. "Şu an bulunduğun yer neresi?"

Etrafa baktım.

"...Hastane."

Konuşmakta zorlanıyordum. Özellikle de boğazımın bu kadar kuru olması çok garipti.

"Bulunduğun şehri hatırlıyor musun?" diye sordu doktor.

Birkaç saniye düşündüm.

"...Moskova."

Doktor başını memnuniyetle salladı.

"Peki hangi yıldayız?"

Bir an duraksadım.

"...2026."

"Çok güzel."

Ardından küçük bir el feneri çıkarıp göz bebeklerime tuttu.

"Gözlerini ışıktan ayırma, olur mu?"

Işık sağ gözümden sol gözüme geçti.

Doktor dikkatlice göz bebeklerimi kontrol etti.

"Tepkiler normal."

Daha sonra elini uzattı.

"Benim elimi sık lütfen."

Parmaklarımı yavaşça doktorun eline dolayıp sıktım.

"Biraz daha güçlü lütfen."

Bu kez daha kuvvetli sıktım.

"Güzel."

Sonra aynı işlemi diğer elim için de yaptı.

"Bacaklarını hissedebiliyor musun?"

"Evet."

"Şimdi sağ ayağını oynat."

Yavaşça hareket ettirdim.

"Şimdi sol ayağını."

Onu da hareket ettirdim.

Doktor yatağın ucuna geçerek refleks çekiciyle dizlerime hafifçe vurdu.

Reflekslerimin normal şekilde çalıştığını görünce gülümsedi.

Ayağıma dokundu.

"Bunu hissediyor musun?"

"Evet."

"Burayı?"

"Evet."

Muayene birkaç dakika daha sürmüştü.

Sonunda doktor dosyamı kapatıp yüzünde rahatlamış bir ifadeyle Karan'a döndü.

"Hafızasında şu an için belirgin bir kayıp görünmüyor. Nörolojik muayenesi de gayet iyi. Herhangi bir felç bulgusuna rastlamadık. Sadece altı ay süren komaya bağlı ciddi kas güçsüzlüğü var, o kadar. Bir süre fizik tedavi görecek, o kadar."

Doktorun dediklerini dinlerken bir şey dikkatimi çekmişti.

Koma derken...

Karan'a baktığımda sorgulayıcı ifademi fark etmiş gibiydi.

Gözlerim bir Karan'a, bir doktora giderken sordum kısık olan sesimle:

"Ne koması?"

Ben komaya girmiş olamazdım, değil mi? Girdiysem de ne zamandır komadaydım?

Karan ve doktor bir anlığına birbirlerine baktıklarında Karan doktora,

"Ben anlatırım." dedi.

Doktor saygıyla kafasını sallayıp bana döndü.

"Geçmiş olsun, Lara Hanım."

Dediğinde kas katı kesilmiştim.

Doktorlar dışarıya çıkarken ben Karan'a döndüm.

"Karan..." dedim. "Ne oldu?"

Gerçekten ne olmuştu?

Karan derin bir nefes alıp zifir gibi gözlerini birkaç saniye boyunca gözlerimden ayırmadı.

Yavaşça yatağın yanındaki sandalyeye oturduğunda elimi avuçlarının arasına alıp bana baktı.

"Hatırladığın son şey ne?" diye sordu alçak bir sesle.

Gözlerimi kapattım, hafızamı biraz zorlayıp konuştum.

"Vurulmam... Bir de gözlerim kapanmadan önce seninle konuşmamızı hatırlıyorum. Hepsi bu."

Kısa bir sessizlik olduktan sonra Karan konuştu.

"Evet, vuruldun. Gözlerini kapatmadan önce benimle konuştun. Sonra ambulans geldi, hastaneye geldik, ameliyata aldılar seni."

Nefesim kesilmiş gibi hissettim çünkü Karan bir anlığına duraksadı.

"Ameliyattan çıktık. Doktorlar hayati tehlikenin bittiğini ama komaya girdiğini söylediler."

Bunları söylerken bile canı yanıyor gibiydi.

Ama benim aklımda komaya girip girmediğim değil, ne kadar süredir komada olduğum vardı.

"Ne kadar... Yani ne zamandır?"

"Altı ay."

Karan'ın söylediğiyle her şey susmuştu sanki.

"...Altı ay mı?" dedim, inanmaz gibi.

Karan sadece başını salladı.

"Evet."

Dediğinde inanmama gibi bir lüksüm yoktu artık.

Peki ya Miran nasıldı? O çok etkilenmiş olmalıydı. Peki ya Lina? O hâlâ İstanbul'da mıydı? Annem, Zeynep, Karan... Lâl Örgütü de o zaman öğrenmiş olmaları gerekiyordu.

"Lina..." diye sordum. "O nasıl?

Karan'ın yüzünde yorgun ama içten bir tebessüm oluştu.

"Lina iyi."

Göğsümden istemsizce bir nefes çıktı.

"Gerçekten mi?"

Başını salladı.

"Evet. Hatta burada."

Dediğinde ona anlamsız bir şekilde bakmıştım.

Ne demek buradaydı? Buraya nasıl gelmişti ki?

"Nasıl burada?"

Karan yüzümdeki şaşkınlığı görünce hafifçe gülümsedi.

"Taylan, Melek Hanım'la birlikte Lina'yı buraya gönderdi. Ben senin yanında kalınca Taylan'ı İstanbul'a göndermiştim işler için. O da Lina'yı buraya gönderdi."

Başını salladı.

"Hastanenin üst katında onlar için bir oda ayarladım. Orada şimdi."

Bir an durdu.

"Her gün ama her gün seni görmeye geldi, biliyor musun? Bazen Lira'yla birlikte seninle konuşuyorduk hatta."

"Onu görebilir miyim peki?" diye sordum. Kuzum aylardır buradaydı ve ben uyuyordum, öyle mi?

Karan gözlerimin içine baktı.

"Görürsün."

Dudaklarının kenarında gülümseme belirdi.

"Ama önce dinlen. Uyuyordur zaten o şimdi. Sen de uyu."

Karan'ın dediğiyle homurdanıp güldüm.

"Uyumam."

"Neden?" diye sordu.

"Zaten aylarca uyuyormuşum, Karan. Yetmez mi?" dedim.

Kendimden nefret ediyordum. Karan'a onca zaman kim bilir neler yaşatmıştım. Kim bilir kaç gün 'Aha uyandı, uyanacak.' dediğinden sonra uyanmayıp kendi içinde kendine eziyetler etmişti.

"Dinlenmek gerek ama, Forest'im." dediğinde elleriyle yanaklarımı okşamıştı.

Yanağımdaki elinin üstüne elimi zorla kaldırarak iri elinin üstüne koyduğumda,

"Sen de benimle uyu o zaman." Gülümsedim. "Hadi, yardım et. Yana kayayım."

Karan önce bana baktı. Sonra istemsiz gibi güldü.

"Ne gülüyorsun?" diye sordum.

"Altı ay komada kaldın."

Başını iki yana salladı.

"Gözünü açar açmaz bana emir vermeye başladın."

Omuz silkmeye çalıştım ama vücudum buna bile izin vermedi.

"Alışkanlık meselesi bunlar."

Karan burnundan kısa bir nefes verdi.

"Alıştıracağım ben seni, sen bekle."

Sonra dikkatlice yatağın korkuluklarını indirdi.

"Dur. Seni zorlamayalım."

Bir kolunu sırtımın arkasına, diğerini omuzlarıma koyduğunda,

"Hazır mısın?"

sorusuyla başımı salladım.

Karan beni en ufak bir acı hissetmeyecekmişim gibi büyük bir özenle kendine doğru kaldırdığında vücudum aylar sonra ilk kez hareket ettiği için bütün kaslarım sızladı.

Yüzüm istemsizce buruştuğunda Karan bunu fark edince hemen durdu.

"Canın mı yandı?"

"Biraz."

"Tamam. Acele etmiyoruz."

Beni tekrar yavaşça yastığa yasladıktan sonra yatağın diğer tarafına geçti.

"Şimdi biraz yana kayacağız. Tamam mı?"

Başımı salladım.

Onun yardımıyla birkaç santim yana kaydığımda bile nefes nefese kalmama yetmişti.

Karan beni yerleştirdikten sonra yorganı omuzlarıma kadar çekti. Ardından ayakkabılarını çıkarıp iri bedenini dikkatlice yanımdaki boşluğa uzattığında bedeninin yarısı dışarıda kalmıştı.

Karan bir kolunu başının altına koyduğunda diğer eli ise usulca benim elimi buldu. Parmaklarımızı birbirine geçirdi.

Gülümsedim.

"İşte böyle."

Karan kaşını kaldırdı.

"Memnun musun şimdi?"

"Hem de çok." dedim gülümseyerek.

"Uyu hadi o zaman, Forest'im." dediğinde alnıma küçük bir öpücük kondurdu.

Başımı hafifçe iki yana salladım.

Gözlerimi ondan ayırmadan gülümsedim.

"İyi geceler, gölgem."

Karan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"İyi geceler, Forest'im."

Karan parmaklarını elimin arasına biraz daha sıkı geçirdiğinde ben de aynı şekilde karşılık verdim.

Yine yan yanaydık. Yine benimleydi.

Beni bekleyen oydu. Karan beni altı ay boyunca beklemişti ve bu, benim kararlarımın daha netleşmesini sağlamıştı.

Karan'ı asla bırakmayacaktım. İsterse o beni bıraksın, her zaman içimde bir yerde hâlâ ona tutunuyor olacaktım.

...

Sabah gözlerimi ağır ağır açtığımda yanındaki huzur bulduğum bedeni bulamamıştım.

Yatakta güçlükle dönüp etrafıma baktığımda Karan'ı hiçbir yerde görememiştim.

Neredeydi bu adam?

Bir anlığına yataktan kalkıp bakma kararı aldım. Yürüyüşün beni zorlayacağını bilmeme rağmen yatağın iki yanını kollarımla destek alarak zorlukla oturur pozisyona geldim ve derin bir nefes verdim.

Ağır ağır hareketlerle ayaklarımı yatağın kenarına sarkıttım.

Vücudumu aylarca hiç kullanmadığım için bedenim bana ait değilmiş gibi hissediyordum.

Ama kullanırdım herhalde. İmkânsız değildir bence.

Derin bir nefes aldım.

"Kalkabilirim bence. Sonuçta fizik tedavi güçlendirmek içindir." Kendi kendime konuşmuştum.

İki elimle yatağın kenarını sıkıca kavradıktan sonra önce sağ ayağımı yere bastım. Soğuk zemin ayağıma değdiği anda irkildim.

Daha sonra sol ayağımı da yere indirdiğimde kollarımdan güç alarak yavaşça doğruldum. Ama ayağa kalktığım an bacaklarımın içinden geçen keskin sızı aldığım nefesi boğazıma tıkmıştı bile.

"...Ah..."

Dudaklarımın arasından istemsiz bir inilti döküldü. Kaslarım yanıyor, bacaklarım beni taşımakta zorlanıyordu.

Bir süre bacaklarımın sızısıyla o şekilde kaldıktan sonra bacaklarım boşalır gibi olunca kendimi yatağa geri bıraktım.

Kalbim deli gibi atarken başımı eğip titreyen bacaklarıma baktım. Daha sonra yürüyememenin verdiği sinirle derin bir nefes alıp verdim.

Demek ki aylardır hareketsiz bir şekilde uyuyan bedenimin ve bunun sonunda uyanmamın bedelini bir süreliğine böyle ödeyecektim.

Tam o sırada kapının kolu yavaşça aşağı indi. Kapı açılır açılmaz içeriye giren Karan'ın gözleri önce bana, sonra yataktan sarkmış bacaklarıma kaydı.

Karan'ın yüzündeki sakin ifade bir anda değişti, kaşlarını çattı.

Sinirlenmişti galiba.

"Forest."

Elindeki kahve bardağını ve diğer elindeki iki poşeti odanın içindeki masanın üzerine bırakıp hızla yanıma geldi.

"Ne yapıyorsun sen?"

Yanıma çömeldiğinde hâlâ titreyen bacaklarıma baktı. Sonra gözlerini bana çevirdi.

"Kalkmayı mı denedin sen?"

Suçüstü yakalanmış çocuk gibi dudaklarımı büzdüm. Kafamı aşağı yukarı sallayınca cevabı anladı ve kaşlarını iyice çattı.

"Doktor dinlen dedi. Senin yaptığın şeye bak."

"Karan, bir şey olmaz ya." dedim çocuk gibi. "Abartma."

Onun yanında çocuk gibi mızmızlanmayı seviyordum.

Eğlenceli oluyordu.

Karan derin bir nefes alıp doğruldu.

"Seni yatağa bağlayıp fizik tedaviye kadar yatağa bağlı tutmayı düşünüyor olmam çok aşırıya kaçar mı acaba diye düşünmeye başladım."

Hafifçe kıkırdadığımda kaşlarını iyice çatıp bana baktı. Ben de hemen sustum.

Karan başını iki yana sallayıp sinirle nefes verdi.

"Yemin ediyorum seni azarlamak imkânsız."

"Neden?"

"Çünkü o güzel gözlerine bakınca sinirim geçiyor."

Karan bunu söyler söylemez zifir karası gözlerini yeşil gözlerime kenetledi.

Yüzündeki sert ifade yavaş yavaş erirken kaşlarının arasındaki çizgi kayboldu. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu.

Ben de istemsizce gülümsedim.

"Demek o kadar kolay affediliyorum, öyle mi?"

Karan burnundan kısa bir nefes verdi.

"Değil."

Yatağa daha çok yaklaşıp iki elini yatağın iki yanına koyarak yüzüme doğru eğildi.

Artık yüzlerimiz, nefeslerimiz birbirine karışacak kadar yakındı.

"Sana sinirlenmek mümkün değil sadece."

Gözlerimi kırpıştırdım.

Yavaşça elini kaldırıp yanağıma dokunduğunda büyük eli usulca boynumun arkasına doğru kaydı.

Karan, iri eliyle boynumu kavrayıp kendini bacaklarımın arasına yerleştirdiğinde, üzerimdeki hasta önlüğü hafifçe kaymış, bacaklarımın bir kısmı açıkta kalmıştı.

Karan alçak bir sesle,

"İzniniz ile, Мой изумруд."
'Benim zümrütüm'
dedi.

Bunu söyler söylemez hiç vakit kaybetmeden dudaklarını dudaklarıma kapattı.

Dediği şeyin güzelliğine mi kapılsaydım, yoksa aylar sonra dudaklarının bana verdiği hisse mi, bilemiyordum.

Sözlerinin mutluluğuyla Karan'ın nefes kesici öpücüğüne karşılık verdim.

Kollarımı omuzlarına dolayıp onu kendime çektiğimde, Karan'ın bir elinin bacaklarıma doğru inerken aniden durduğunu hissettim.

Bir şey söylemedim.

Karan'ın kendini durdurmaya çalıştığı fazlasıyla belliydi. Bunca aydan sonra bedenim bitkin düşmüşken, bana duyduğu arzuya rağmen benimle birlikte olmayacağını biliyordum.

Zaten ben de bu hâldeyken bunu yapabileceğimizi zannetmiyordum.

Karan dudaklarımızı birbirinden ayırdığında ikimiz de nefes nefese birbirimize bakıyorduk.

"Zor..." dedi, yüzüme vuran sıcak nefeslerinin arasında.

"Ney zor?" dedim nefes nefese.

"Sana arzuladığım gibi dokunamamak."

Bunu söylerken dudaklarını boynuma gömdü. Ben de başımı yana eğerek ona alan tanıdım.

"Çok zor..." dedi boynuma küçük öpücükler bırakırken.

Karan tam tekrar dudağımı yakalamak için harekete geçecekti ki, kapının hızlı açılma sesini duyduğumda Karan'ı sertçe itip benden uzaklaşmasını sağladım. Ağzının içinden dolu dolu küfür savurduğunu duydum.

Odanın içine Linam koşarak girdiğinde, bir anlığına beni görünce duraksadı. Sonra o minik yüzünün açık yeşil gözlerinin içinde bir parıldama geçtiğinde bana doğru koşarken,

"Anne!" diye bağırdı.

Bana doğru koşan kıza oturduğum yerde kollarımı açıp beklediğimden, boynuma doğru koşup sarıldığında zorlukla Lina'nın bedenini yukarı çekip yanıma oturttum. Bana hâlâ sarılıyordu.

"Linam." deyip onun güzel kokusunu içime çekip sırtını okşadığımda, ondan ayrılıp iki elim ile yanaklarını avuçlarıma aldım. Yeşil gözlerimdeki parıltıyı görmemek mümkün değildi.

Lina'nın saçlarını ellerimle kulağının arkasına sıkıştırıp,

"Sen ne kadar güzelsin yine böyle."

dedim.

Lina utangaçça gülümsedi.

"Ama sen daha güzelsin, annem."

Lina belime kollarını dolayıp beni minik kollarıyla daha sıkı sardı.

"Seni çok özledim, annem."

Lina başını kaldırıp bana, daha sonra da Karan'a bakınca gülümsemesi genişledi.

"Ama babam hep sana destek oldu, biliyor musun anne? Hiç yanından ayrılmadı."

Baba derken...

Şaşkınlıkla önce Lina'ya, sonra Karan'a baktığımda Karan'ın yüzündeki sırıtışı gördüm.

Lina ise bunu hiç garipsememişti.

"Ben ona baba diyorum." dedi büyük bir doğallıkla.

Lina'ya dönüp şaşkınlığımı belli etmemek için gülümsedim.

"De tabii, güzellim. De. Şaşırdım sadece."

Dediğim ile başını sallayıp Karan'a baktıktan sonra gözlerini tekrardan bana çevirdi.

"Sen uyurken hep babam benimle ilgilendi, anne."

Dediğinde gözlerimi Karan'a çevirdiğimde mutlu mu olsam bilememiştim.

Karan gözlerini benden çekip bize doğru geldiğinde Lina'ya doğru eğildi.

"Lina, şimdi annen biraz yemek yemesi gerekiyor, tamam mı? Ben annene yardım edeyim. Sonra seninle biraz bahçede gezelim, olur mu güzellik?"

Lina dudaklarını hafifçe büzdü.

"Ama ben annemin yanından ayrılmak istemiyorum."

Gülümsedim ve elimi uzatıp minik elini tuttum.

"Ben de seni bırakmak istemiyorum, kuzum."

Karan'a dönüp,

"Karan, yemek yemeden önce bahçeye çıksak, sonra da yiyebilirim."

dedim.

Karan bir kaşını kaldırıp gözlerini Lina'dan bana çevirdi.

"Sen nereye?"

"Ben de geleceğim sizinle, Karan. Tekerlekli sandalye diye bir şey var sonuçta."

Dediğimde cevap vermesine izin vermeden Lina'ya döndüm.

"Linam, sen git üstünü değiştir güzelim, tamam mı? Hava soğuk duruyor."

Lina dediğimle bana gülümseyip,

"Tamam, annem."

dediği gibi yataktan inecekti ki Karan Lina'ya yardım ederek onu yere indirdi. Lina, Karan'a gülümsedikten sonra koşarak odadan çıkmıştı.

Karan'a dönüp sorgulayıcı bir tavırla,

"Neden bana diyor sana?"

diye sormamla Karan yatakta yanıma oturdu ve bana baktı.

"İstemiyor muydun?"

Sorduğu soruyla hemen başımı iki yana salladım.

"Tabii ki desin, çok mutlu oldum ama..."

Bir anlığına durunca Karan,

"Ama ne?"

dedi.

Devam ettim.

"Sen Moskova'ya gelmeden önce Lina sana bunu dediğinde biraz rahatsız olmuş gibiydin. Sormaya fırsat da bulamamıştım."

Karan derin bir nefes alıp ayağa kalktı. Sehpanın üstüne koyduğu poşetlerden birini alıp bana doğru gelirken konuştu.

"O an sadece bir şey aklıma gelmişti ama şu an sıkıntı yok. Lina'ya babalık yapmaktan çok memnunum, Forest'im."

Uzanmamı işaret eder gibi baktığında elindeki poşeti kenara bırakıp bacaklarıma destek olarak uzanmamı sağladı. Sonra koyduğu poşeti geri alıp içindeki kapları çıkarırken ben de yatağın yanındaki sehpayı açmıştım bile.

Karan sehpanın üzerine çıkardığı şeyleri koyarken bunların hastane yemeği olduğunu ama Karan'ın benim için özel yaptırdığını anlamıştım.

Her şeyi yerleştirdiğinde Karan'a bakıp tebessüm ettim.

"Teşekkür ederim." Ve ekledim. "Senden çok iyi bir baba olur, gölgem."

Dediğimle Karan gülümsedi.

"Şu ana kadar aklımda böyle bir şey hiç geçmemişti, Forest." dedi. "Ama Lina benim fikrimi değiştirdi. Kız babası olmak gerçekten isterim."

İmalı imalı bana bakıp,

"Senden olsun isterim. Hatta senin gibi güzel bir kızım olsun isterim, Forest'im."

Karan'ın söyledikleriyle yanaklarım istemsizce ısındı. Gülümseyerek başımı hafifçe eğdim.

"Olur."

Karan'ın kaşları şaşkınlıkla hafifçe kalktı.

"Olur mu?"

Başımı yavaşça salladım.

"Hem de dünyanın en şanslı kızı olur."

Karan merakla bana baktı.

"Neden?"

Gülümsedim.

"Çünkü babası sen olacaksın."

Dedim. Bir anlığına Karan'ın baba olabilme ihtimali aklımdan geçti.

Bir anlığına Karan'ın gerçekten baba olduğu hâli gözümün önüne geldi.

Kollarında küçücük bir kız çocuğu ile o zifir gibi gözlerini kızına kenetlemiş adam geçti gözlerimin önünden.

İstemsizce gülümsemem genişledi.

"Eminim ki onun da senin gibi bir babası olacağı için dünyadaki en şanslı çocuk olurdu."

Karan bir önümdeki kahvaltıya, bir de gözlerime baktı. Sonunda bakışları gözlerimde durdu.

"İstanbul'a gittiğimiz günün gecesi çocuk işlemlerine başlamamı istemiyorsan sus, Forest."

Kahkahamı tutamadım.

"Ne?"

Karan hiç bozuntuya vermeden omuz silkti.

"Gayet ciddiyim."

Karan başını hafifçe yana eğip yüzünü bana doğru yaklaştırdığında aramızdaki kahvaltı onu engelliyordu.

"Çok zor bir şey değil benim için, bilirsin." dedi imalı imalı. Gülümsemesi büyüdü.

"Sadece bir gece. Bak, bir gece diyorum."

Karan'ın gözleri karnıma indiğinde bir elini karnıma koydu.

"Benim için yeterli bir süre olur."

Karan'ın elini gülerken karnımdan ittikten sonra gözlerimi kısarak konuştum.

"Arsızsın Karan ya."

"Ben miyim arsız olan?"

"Çocuk çalışmalarına başlayalım.' diyen sen olduğuna göre evet, arsız olan sensin."

Karan erkeksi bir tınıyla güldü.

"Gayet masum bir konuşmaydı ama istersen masum olmayan şekilde uygulamalı da deneyebiliriz tabii."

"Karan." dedim uyarıcı bir sesle, inadına başımı dikleştirip.

"Hem biz daha evli bile değiliz. Evlenirsek olur belki."

Karan'ın yüzündeki muzip ifade bir an bile kaybolmadı.

"Evlenirsek mi?" diye sordu. Sesi alçak ama içinde saklayamadığı bir heyecan vardı.

Kaşlarımı kaldırdım.

"Evet." dedim. Önümdeki çatalı alıp peynirden ufak bir parça alıp yedim.

"Önce evlilik."

Karan sanki cevabı önceden düşünmüş gibi tereddüt etmeden,

"En kısa sürede sana evlilik teklifi yapacağım, Forest'im. Bundan emin ol."

Gözlerim bir anlığına büyüdü.

Çünkü Karan bir şey diyorsa arkasında dururdu.

Şaşkınlığım arasında gülümsedim.

"Sen şaka mısın yoksa ciddi misin?"

Karan gayet net bir şekilde,

"Evet, ciddiyim."

Karan bakışlarını yüzüme sabitleyip her zerremi ezberlemek istermiş gibi baktı.

"Ben zaten seni ilk gördüğüm gün kararımı vermiştim."

"Ne kararı?"

"Ömrümün geri kalanını seninle geçirmek istediğimi."

Karan bir an durdu.

"İnanırsın veya inanmazsın, Forest... Ama seni ilk gördüğüm andan beri içimde tuhaf bir his vardı. Sanki bir gün bütün yaşama amacım sen olacakmışsın gibi hissediyordum."

Kalbim hızlandı bir anlığına.

"Ve öyle de oldu." dedi Karan son olarak.

Bunu söylerken sesi öylesine sakindi ki sanki dünyanın en normal ve en doğal gerçeğini anlatıyordu bana.

O an kalbim göğsümün içinde öyle güçlü çarpmaya başlamıştı ki sesini Karan'ın da duyacağından emindim.

Gözlerimi onunkilerden ayıramıyordum.

Zifir gibi gözlerinin içinde en ufak bir tereddüt bile yoktu bunları söylerken.

"Karan." dedim, çatalımı bıraktım.

"Ben sana bir gün en kötü kötülüğü yapsam bile beni kalbinde bir yerlerde hâlâ sevmeye devam eder misin?"

Bu neden sormuştum bilmiyorum ama bu konuşmalarımızın arasında tek bir şey biliyordum.

Biz evlenemezdik.

Ne Karan, gerçekleri öğrendikten sonra benimle evlenebilirdi ne de ben Karan'la evlenebilirdim.

İmkânsızdı bu.

Ama en acısı da Karan'ın bunu bilmemesiydi benim için.

Karan'ın soruma vereceği cevabı beklerken nefesimi tuttuğumu fark etmemiştim bile.

Karan'ın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Yerini ciddi, kararlı bir ifadeye bıraktı.

"Bu nasıl soru, Forest?"

Gözlerimi ondan kaçırdım.

"Bilmiyorum... Bilmek istedim sadece."

Karan birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Gözlerimin içinde gerçekten neyi aradığımı anlamaya çalışıyordu.

"Bana en büyük kötülüğü bile yapsan..." dedi sakin ama sarsılmaz bir sesle. "Sana olan sevgim bir an bile yok olmaz, Forest."

Bir an durdu.

"Belki sana olan sevgimle savaşırım, senden nefret etmeye çalışırım. Belki bilmiyorum. Ama kalbimin bir köşesinde seni sevmeye devam ederim. Bunu sakın unutma."

Karan söylediklerinden sonra birkaç saniye boyunca ikimiz de sustuk.

Karan ise gözlerini benden ayırmadan yüzümü izliyordu.

Sonunda derin bir nefes aldı.

"Tamam." dedi yumuşak bir sesle. "Bu konuyu burada kapatalım."

Elini usulca elimin üzerine koydu.

"Ne olursa olsun... Bugün bunları düşünmeni istemiyorum."

Bakışları önümde duran kahvaltıya kaydı.

"Şimdi uslu bir kız olacaksın ve kahvaltını bitireceksin."

Dudaklarımı büzdüm.

"Canım istemiyor."

Karan tek kaşını kaldırdı.

"Forest."

Sesindeki uyarı beni istemsizce gülümsetti.

"Bakma öyle."

Çatala küçük bir parça peynir alıp bana doğru uzattı.

"Hadi."

"Çocuk muyum ben, Karan?"

"Şu an evet."

İstemsizce güldüm.

"İnatçısın."

"Sen de öylesin."

Karan elindeki çatalı biraz daha dudaklarıma yaklaştırdığında lokmayı yedim.

"İnsan sevdiğine benzer derler, gölgem."

Karan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"O zaman suçlu sensin."

Kaşımı kaldırdım.

"Nedenmiş o?"

"Çünkü inat etmeyi de senden öğrendim."

İstemsizce güldüm.

"Hiç sanmıyorum. Senin hep böyle olduğuna eminim."

Karan omuz silkti.

"Ben inat etmem, Forest. İstediğimi yaparım."

Karan'ın kendinden emin tavrına istemsizce göz devirdim.

"Aradaki fark neymiş acaba?"

Karan yüzündeki o muzip gülümsemeyle bana baktı.

"İnat edenler istediklerini alamayınca vazgeçmez."

Biraz daha yaklaştı.

"Ben ise istediğimi zaten alırım. Arasındaki fark bu."

Derin bir nefes alıp onunla bu eğlenceli çatışmayı sonlandırdım ve yemeğime odaklandım; daha doğrusu onun beni yedirişine odaklandım.

Sizce gerçek ortaya çıktığında Karan verdiği sözü tutabilecek mi?

Yorumlarınızı okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. 🖤