Gölgenin İçindeki Tuzak

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Gölgenin İçindeki Tuzak
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime · Okuduğun bölüm
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

9.bölüm

Yıl 2007 Geçmiş

Kapının sertçe çarpma sesiyle uyandım gece odamda kırılgandım miniktim ama hayatın acımasızlığını öğrenmiştim. Babam öğretmişti.

Odamda ayılamadan aşağı kattan gelen sesleri duymaya çalışıyordum.

Sonra annemin bağırma sesini duydum bağırıyordu ama sesinde korku vardı.

“Yeter artık…”

Yatağın içinde doğruldum. Bişeyim oluyordu.

Yavaşça ayağa kalktım minik çıbkak ayaklarım zeminin soğuna değdiğinde titredim. Kapıya doğru yürürken sesler bağırışlar devam ediyordu. Her geceki gibi.

Babam bağırıyordu.

Ne dediğini tam anlamıyordum ama tonu… öfkeydi. Kontrolsüzdü yine sadece bize gösterdiği kontrolsüz sesiydi bu onun.

Merdivenlerden indim bazen irkilerek bazen korkarak iniyordum ama iniyordum işte.

Salonun kapısına geldiğimde minik elimle kapıyı araladım ışık yanıyordu ve herşey gözüküyordu. Babam ayakta duruyordu. Üzerindeki gömlek yarı açıktı, saçları dağılmıştı. Elinde bir şişe vardı.

Ben bakarken babam birden içi yavru dolu şişeyi yere sertçe attığında büyük malikane nin içine kırılma sesine doldu sonra annemin acı dolu çığlığı ve benim annemin çığlından duyulmaya çak küçük ikili gibi çıkan çığlığım.

Gözlerimi kapatmıştım açtığımda anneme ve babama baktığımda annemin kolundaki yoğun kanı gördüm. Annem canının derdine düşmüşken babam salonda ileri geri hızlı hızlı gidiyordu. Babam tekrar dönüp anneme baktığında onun annemin üstüne sertçe yürümeye başladığında annemin gözleri dolmuştu geri geri gidiyordu.

Babam annemin dibine hızla geldiği an annem daha bir şey yapamadan babam annemin kanlı kolunu sertçe tuttu annem acıyla inlerken babam diğer eliyle annemin şaçlarını kavrayıp sertçe çekti annemin kafası geriye doğru giderken ağlama sesini duydum annemin.

Babam bağırarak:

"Beni sattın lan sattın. Seni aldığım güne lanet olsun lan sen kocanı sattın."

Dedi sonra annemi sertçe arkaya doğru itti. Annem yere düştü sertçe kafasını yere vurmuş olmalı ki eliyle kafasını siper etti.

Annem zar zor kafasını kaldırıp babama baktı kafasını salladı savunmasız ve ağlamaktan kısılmış sesiyle:

"Hayır" Dedi annem "yemin ederim ben hiç bir şey söylemedim polise."

Babam güldü ama bu gülüş normal değildi tam tersi o kadar gattarca bir gülüştüki.

“Sevkiyat…” dedi dişlerinin arasından babam.

“Polis… tam yerini biliyordu lan.”

"Nasıl biliyordu lan." Diye birden bağırınca annemin titremeye başladığını gördüm.

Annem başını salladı.

“Ben yapmadım.”

Babamın öyle bir gözü dönmüştü ki annemin yanına gidip onun saçını yumruğuna dolayıp ayağa kaldırdı.

Aralarındaki mesafe yok oldu.

“Yalan söyleme!” diye bağırdığı an babam elini kaldırdığı an sertçe annemin suratına indirdi.

Annem tekrar bir bağırtıyla yer düştüğünde babam bu sefer onun yanına eğildiğinde annem geri çekilmeye çalıltı ama babam annemi boğazından kavradı.

Ben her şeyi izlerken ağlamaya başlamıştım bir şey yapmak istedim ama yapamadım ne yapabilirdim ki.

Babam anneme bir kez daha bağırdı:

"Beni hapse attırıp kimlerin altına girecektik orospu karı he."

Babam annemin boğazını sıkmaya devam ettiğinde annem nefessiz kalmış olacak ki sesler çıkartmaya başladı annem.

O gece ben orda oturdum onları izledim annemin babam dan yediği tokatları tekneleri her şeyi izledim bazen sesiz bazen ağlayarak bu işkencenin bitmesini bekledim.

Ve ben çocukken bir şey öğrendim güçsüz olanın sesi çıkmazdı yada çıkartılmazdı.

Günümüz

"Lina dur ama güzelim."

Lina yatağın üstünde zıplıyordu bende ona kıyafet bulmakla meşguldüm. Nedeni ise linayıda akşam götürecektim bir sorun çıkarsa burdan onu gelip alamazdım sonuç olarak.

“Lina, düşeceksin diyorum sana!”

“Ben düşmem,” dedi bu sefer daha inatla, zıplamaya devam ederken.

Derin bir nefes verdim.

“Lina.”

Ses tonum değişince durdu.

Yavaşça dizlerinin üstüne oturdu, başını hafif yana eğdi.

“Efendim?” dedi masum masum.

Yatağın üstündeki kıyafetlerini elime alıp.

"Seni giydireceğim Lina"

Kaşları hemen çatıldı.

“Ben kendim giyinirim.”

“Bugün ben giydireceğim.”

“Niye?”

“Çünkü hızlı olmamız lazım.”

“Ben hızlıyım zaten.”

“Lina…”

Ses tonum biraz sertleşince sustu.

Ama yine de mırıldandı:

“Hiç izin vermiyorsun ki…”

Minik bedeninin yanına oturdum.

“Gel.”

İsteksizce bana doğru kaydı.

Küçük Tweety’yi başından geçirirkem canını yakmak istemediğim için nazik olmaya çalışıyordum.

“Elini kaldır.”

Kaldırmadı.

“Lina.”

“Off…” diye söylenerek kollarını kaldırdı.

Sweety kollarından geçirip küçük rahat eşortmanını giydirdim. Lina'nın eşofmanını da giydirdikten sonra kapının hafif tıklama sesi geldi Kulaklarıma.

Kapıya yürüdüm, açtım.

Karan’ın adamlarından biri duruyordu.

“Hazır mısınız?”

“Hazırız.”

Korumanın Gözleri benim ardıma doğru kayınca birine süzüyormuş gibi bakınca arkama baktım Lina benim Birkaç adım yerimde Durmuş dikiliyordu. Koruma linayı işaret ederek.

“Çocuk da geliyor mu?”

“Evet.”

“Uygun değil.”

"Pardon."

Adamın çenesi gerildi.

“Bey uygun bulmaz—”

“Sana sormadım.” diye kestim.

Gözlerimi onunkilere sabitledim. Sonra arkamı dönüp lina'ya elimi uzattım.

"Gel Lina"

Linın Parmakları benimkilerin arasına girdiğinde, sanki o küçücük el bütün kararsızlığını bırakıp bana tutunmuş gibiydi.

Korumanın bakışları hâlâ üzerimizdeydi. Sorgulayan, kabullenmeyen bir şekilde.

Ama umurumda değildi şahsen.

Kapıyı arkamdan kapatıp koridora çıktım.

Hızlıca merdivenlerden inip bahçeye çıktığımızda gece tamamen çökmüştü. Gökyüzü karanlıktı, sadece uzaktaki ışıklar ve araçların farları ortamı aydınlatıyordu. Siyah araçlar dizilmişti, adamlar yerlerini almıştı… ve o düzenin ortasında Karan duruyordu.

Ordaydı ben biliyordum belki ama o bilmiyordu yada biliyordu ama bilse bekler miydi ki beklemezdim bilseydi öldürürdü. Gözleri önce bana, sonra Lina’ya kaydı ama bir şey yapmadı zaten uzaktaydı.

Bir korumanın sesini duyduğumda karanla göz kontağımı bozmaya yarfımcı olmuştu. Sesin geldiği yöne doğru baktığımda bir Koruma bana doğru geliyordu.

"Hanımım araç hazır gidelim isterseniz."

Ben hafif bir gülümseme ile kafamı salladım ve adamın gösterdiği arabaya doğru ilerlemeye başladım. Koruma bana kapıyı açtığımda ilk linayı bindirip sonra kendim bindim. Arkamızdan arabanın kapısı kapabdığında benim aklım… çoktan başka bir yerdeydi.

Lina camdan dışarı bakarken ben karanın dediklerini düşünüyordum

“Gece yarısından önce bu evde olacaksın.” nasıl sevkiyatı katılacaktım ve bu korumayı nasıl atlatacaktım.

Başımı yavaşça kaldırdım. Ön koltukta oturan adama baktım.

“Saat kaç?”

“On bire geliyor.”

“Geri dönüş süresi?”

“Yarım saat.”

Tam dediği vakitte hem karanın sevkiyatı yola çıkacaktı hemde ben eve dönecektim.

Zaman daralıyordu.

Ve ben bunu hissedebiliyordum.

Lina’ya doğru hafifçe eğildim. Sesimi alçaltarak, sadece onun duyabileceği bir tonda konuştum.

“Lina…”

Küçük başını bana çevirdi. Gözleri meraklıydı ama bir o kadar da dikkatli.

“Evet?”

“Şimdi küçük bir oyun oynayacağız, tamam mı?”

Kaşları hafifçe kalktı.

“Ne oyunu?"

“Hiç ses çıkarmama oyunu.”

“Ben zaten ses çıkarmıyorum ki.”

Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.

“Daha da çıkarmayacaksın. Ve ne olursa olsun, bana bakacaksın. Sadece bana.”

Bir an duraksadı.

“Niye?”

Gözlerinin içine baktım. Bu sefer ciddiydim.

“Çünkü sana güveniyorum.”

Küçük parmakları koluma daha sıkı tutundu.

“Tamam.”

Başımı hafifçe salladım, sonra yavaşça doğruldum. Gözlerim bu sefer ön koltuktaki şoföre kaydı. Adam dik oturuyordu, dikkatliydi… ama tetikte değildi.

Öne doğru hafifçe eğilip bir elimi ve kolumu sıktım sonra bıraktım. Ani bir hareketle şöförün Boğazına kolumu doladım ve sıktım o an adamda bağırdı bende.

Sesim artık değişmişti lara değildim şuanlık laldim ve işim bitene kadarda rolünü bitiriyorum.

“Arabayı durdur.”

Diye bağırdığım an sertçe direne bastığında Lina öne doğru savtulacakken boşta olan kolumla linanın minik nedeni sabr olmadan tutabilmiştim.

Adam firene bastiğı an nefes alamıyor olacak ki ellerini kollarıma dolayıp kolumu itmeye çalıştı.

Adam aynadan bana baktı kızaran gözleriyle.

“Hanımım—” dedi kesik kesik nefesi ile.

Keskin yeşil gözlerimi bana baktığı aynaya çevirince kıpkırmızı yüzü ile karşı karşıya kaldım.

“Şu an sana ikinci kez söylemeyeceğim.”

Direksiyon başındaki elleri gerildi.

“Emir var—”

Bu sefer sesimi alçalttım gözlerim kesinleşti adamın boğazına kolumu daha sıkı Sarıp.

"Bugün ölmek istemezsin bende öldürmek istemem."

Aslında illaki ölcekti ama bu Lara Defne Erdem'in düşüncesi değildi. Bu… gerçek benim düşüncesiydi Adem Lâl Karahan’ın düşüncesiydi.

Gözlerimi aynadan ayırmadım.

“Şimdi dinle,” dedim yavaşça, “ya arabayı durdurursun… ya da bu gece son gecen olur."

Adam bir anda arabanın firenine bastığında adamın boğazından elimi çekip linanın savrulmaması için engel oldum hızla. Kınaya bir anlığına bakıp onu kontrol ettim sonra önde oturanların şoföre baktım nefessizlikten hem öldürüyor hemde nefes almaya çalışıyordu.

Kınaya tekrar dönüp gülümsedim

"Arabada kal tamam mı."

Lina korkmuş olacak ki hiç bir şey söylemedi sadece kafa sallayarak onayladı ben linanın anlına buse kondurup arabadan hızla indim ve şöförün kapısını açıp elimle sertçe yakasını kavrayıp arabanın içinden sertçe çekip çıkarıp arabanın kapısını kapatıp adamı arabaya hiç acımadan ittim. Adam tam bir hamlr yapmak için elini kaldırmıştıki kaldırdığı elı hızlıca tutup burktum. Fazla sert burkmuş olmalıyım ki adam resmen çığlık attığımda diğer elimle ağzını sertçe kapattım.

"Kes sesini," Dedim adamın gözlerinin içine bakarken "ve beni iyi dinle... Şimdi o ağzını açacağım ve keseceksin sesini ve sorularıma cevap vereceksin."

Yüzünde her hangi bir onay işareti görmediğim anda kolunu kırmak istercesine bir daha burktu unda hemen kafasını olaylara salladı. Onayladığını görünce adamın ağzında elimi çekip elimi beline götürüp kemerinin arasına sıkıştırdığı silahı aldım uzun zaömandır silah elimde tutmadığım için özlemiştim soğuk metalde elimi özlemiştim belliki.

"Şimdi," Dedim yavaşça silahı adamın Şah damarına dayadım ve bastırdım "karan beyine," dedim ürkütücü sesle "benim gece yarısından önce evde olduğumu söyleyeceksin kamera katıtlarını ona göre tekrar düzenleyeceksin ve... Artık bana çalışacaksın." Silahı iyice bastırdım Şah damarının üstüne bastırdım "ve bunları söylerken şüphe etmeyeceksin."

Adam sertçe yutkunduğunda korkudan titremeye başladı. Karan demirin korumaları bu kadar korkakmıydı. Adam mecburen başını salladı.

Başımı hafifçe yana eğdim

"Anlaştık mı?"

Cevap veremedi sanki boğazı düğümlenmişti ve korkuyordu ve bu benim çok hoşuma gidiyordu. Adam kafasını salladı tekrardan.

Silahı ve ellerimi üstünden çekip ona baktım alçak ama tehtid içeren bir sesle

"Seninle bir anlaşma yaptık ve o anlaşmayı bozarsak," Resimdeki sinir bozucu sakin likler beraber gözlerimi adamın üzerine kilitledim “Aklından geçen en kötü şey bile…benim yapabileceklerimin yanında hafif kalır.”

Adama bakıp

"Şimdi beni istediğim yere götür ve istediklerini yap emin olki karşılığımda çok zengin olacaksın."

Yolcu koltuğunun kapısını açıp tekrar linanı yanına oturduğumda elimde hale silah vardı şöför titreyen ellerle şöför koltuğuna geçtiğinde kısık bir sesle

"Hata yapma." dediğimde adam aynadan benim yeşil içişlerine baktı korkuyordu bunu.

...

Yeni sevkiyat rotasına geldiğimde şöförle linayı aranada bıeakıp arabanın yanına da bir kaç tene Koruma yollamıştım sonuç olarak dehtit ettiğim adamla linayı tek başına bırakmazdım.

Yüksek bir yerdeydik hepimiz farklı yerlerde sevkiyatı engellemek için pusu kurmuştuk. Fazlasıylada koruma vardı etrafımızda.

Selim,arda ,miran ,elif ve benim telsizimiz korumalarınkinden ayrıydı ve evet telsizle iletişime geçiyorduk her ihtimali göze alarak herzaman telsiz daha güvenli ydi.

Ama her şey şuan ne kadar kusursuz gözükse de içinde bir huzursuzlık vardı. Hislerim kuvvetli bir insandım ve bir şeyler yolunda değildi bunu hissediyordum.

Telsiz kulağımın içinde hafif bir cızırtıyla canlandı. Gece rüzgârı yüksek tepede daha sert esiyor, saçlarımı yüzüme savuruyordu ama dikkatimi dağıtamıyordu. Parmaklarım telsizin üstünde gezindi. Herkes yerindeydi.

Cızırtının arasından ilk ses geldi.

“Selim konuşuyor… herkes yerinde mi yoksa ben yine tek başıma mı aksiyon alacağım?”

Kaşım hafifçe kalktı.

Arda’nın sesi hemen girdi araya, hafif dalga geçen bir tonla:

“Sen aksiyon alma Selim. Geçen sefer ‘sessiz ilerliyorum’ deyip tenekeye tekme atan sendin.”

Telsizin ucunda bir anlık sessizlik oldu… sonra Selim homurdandı.

“Lan o teneke beni buldu."

Miran’ın boğuk ama sakin sesi araya karıştı:

“Evet. Teneke yürüyüp sana çarptı zaten.”

Elif’in kısa bir kahkahası duyuldu.

Benim dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı ama gözlerim hâlâ aşağıdaki yolu tarıyordu.

Selim pes etmedi.

“Bakın… bu sefer çok ciddiyim. Aşırı profesyonelim. Şu an nefes bile almıyorum.”

Arda hemen atladı:

“Alıyorsun."

“Almıyorum.”

“Alıyorsun, telsizden hırıltın geliyor.”

“Lan o rüzgâr!”

Miran yine düz bir tonla:

“Rüzgâr horlamaz Selim.”

Bu sefer Elif açık açık güldü.

“Gerçekten horlama sesi geliyor bu arada.”

Selim bir an sustu.

Sonra daha kısık, daha kontrollü bir sesle konuştu:

“Tamam… şimdi almıyorum.”

Üç saniye geçti.

Beş saniye geçti.

Sonra aniden…

“—HAH!”

Arda kahkahayı patlattı.

“Öldün sandık lan!”

Gözlerim hâlâ aşağıdaydı… ama dudaklarımın kenarı, istemeden de olsa çok hafif kıvrıldı.

Selim’in sesi yine geldi, bu sefer daha temkinli:

“Tamam… dalga geçtiniz, eğlendiniz… şimdi ciddiyete dönelim.”

Arda hiç kaçırmadı:

“Yok, dönmeyelim. Sen çok güzel eğlence oluyorsun.”

Elif araya girdi:

“Bir dakika ya… Selim sen gerçekten nefesini mi tuttun az önce?”

“Evet.”

“Niye?”

“Profesyonellik.”

Miran hiç bozmadı:

“Sen önce hayatta kalmayı öğren.”

Ben bu sefer telsize uzandım.

Parmağım tuşun üstünde bir saniye durdu. Sonra bastım. Sesim sakin, düz… ama içinde ince bir keskinlik vardı:

“Selim.”

Telsizin diğer ucunda anında sessizlik oldu.

“E-efendim?”

“Bir daha nefesini tutarsan… operasyon başlamadan seni ben indiririm.”

Selim ise tamamen ciddileşmişti:

“Anlaşıldı. Nefes alıyorum. Gayet… kontrollü bir şekilde.”

Ben gözlerimi yoldan ayırmadan devam ettim:

“İyi. Çünkü birazdan gerçekten susman gerekecek.”

Telsizden hepsinin birlikte kkırtısını duydum ama gülmemek için kendimi bende zor tutuyordum belliki onlarda aynı şekildeydi.

Arda son bir laf sıkıştırdı:

“Selim?”

“Ne var?"

“Bak yine horluyorsun.”

“LAN—”

Telsizi kapattım.

Ama bu sefer… gerçekten kısa bir anlığına güldüm.

...

Hepimiz sıkılmış bir şekilde bekliyorduk ve saat gece bir olmak üzereydi ve gece yarısı çoktan gelmişti.

Ben artık yola bakmıyordum yola sırtım dönük büyük bir yaşa elimdeki silahla yaslanmış duruyordum öyle.

Birden telsizden gelen hırıltıyı duydum daha sonrada Arda'nın sesini:

"Hanımlar beyler tır sahaya giriş yaptı." Dediği an korumalarla iletişime geçtiğimiz telsizi aldım.

Düğmeye basıp

"Alta olanlar hazır olun." Dediğimde direkt telsizi kapatıp tekrar yola doğru ağaçların içinden baktım.

Ağaçların arasından baktığımda tırın uzaktan bakılınca boğuk far ışıklarını gördüm. Ve geceyi motor sesi kaplamıştı. Yoldan gözümü ayırmasken telsizi alıp konuştum.

"Hepimiz maskelerinizi takın... Başlıyoruz."

Yanda duran siyah bütün yüzümü kaplayan maskeyi alıp yüzüme geçirdim hızlıca maske sadece göz ve dudaklarımı açıkta bırakıyordu.

Aşağıda tır yavaşladı. Farlar ağaçların arasından kesik kesik vuruyordu. Motor sesi ağırlaşmıştı. Tam planladığımız noktaya giriyordu.

Parmaklarım silahın kabzasında sıkıldı.

Telsize tekrar bastım, bu sefer daha alçak bir sesle:

“Arda, mesafe.”

“Otuz metre… yirmi beş… düşüyor.”

“Selim.”

“Buradayım.”

“Bu sefer nefes al… ama ses çıkarma.”

Elif kısık bir şekilde güldü, belli belirsiz.

Miran:

“Kalp atışını da kıs Selim.”

Selim fısıldadı:

“Kalbim bile sizden korkuyor zaten.”

Bu sefer ben istemsizce çok hafif güldüm… ama gözlerim hâlâ hedefteydi.

Tır tam ortaya geldiğinde nefesimi

yavaşça verdim.

“Şimdi.”

Birdem etrafta silah sesleri patladığ an ilk hedefler tırın tekerlekleri olmuştu ve hepside tekte hal olmuştu.

İçimdeki şöför de tırı durdurduğu an vurulmuştu zaten ama neden hiç bir Koruma yoktu bu kadar kolay olamazdı diğer durdurduğumuz sevkiyatlar böyle değildi bu kadar basit olamazdı.

"Selim elif" Dedim telsize elime alırken "benimle gelin arda miran koruyun bir aksilik çıkmasın."

İkisi de aynı anda cevap verdi:

“Geliyoruz.”

Ağaçların arasından aşağı inmeye başladım. Adımlarım sessizdi ama içimdeki gerilim… her adımda artıyordu.

Selim sağımda, Elif solumda pozisyon aldı.

Tırın yanına yaklaştığımızda… her şey fazla sakindi ve bu fazla gariptir.

Ben cevap vermedim.

Tırın arka kısmına doğru ilerledim. Elimle hafifçe işaret verdim.

Hazır olun.

Selim kapının yanına geçti.Elif silahını kaldırdı.Ben başımla tek bir işaret verdim. Aç.Selim kapıyı sertçe çekti. Kapı gıcırdayarak açıldı. Ve…Hiçbir şey yoktu.Boştu.

Üçümüz de bir an durduk.

Selim ilk tepkiyi verdi:

“…Şaka mı bu?”

Elif kaşlarını çattı:

“Hayır… bu bildiğin tuzak.”

İçimdeki o huzursuzluk bir anda keskinleşti hislerim doğruydu tuzaktı.

Telsize uzandım hızla.

“Arda.”

“Buradayım.”

“Etrafı kontrol et. Hemen.”

Miran’ın sesi geldi:

“Zaten ediyorduk—”

Cümlesi yarıda kesildi çükü o an silah sesleri yükseldi ama miranın acı dolu inleme seside telsizden geldi.

Sonra… her şey aynı anda hızlandı.

“Miran!” Sesim bu sefer sakindi… ama o sakinliğin altında keskin, kontrolsüz bir şey vardı.

Telsizden Arda’nın bağırışı patladı:

“PUSU! SAĞ TARAFTAN GELİYORLAR—”

Ardından seri silah sesleri daha çok çoğaldı tırın sol tarafına geçtik üçümüzde hızlıca.

Elif refleksle bana yaklaştı, silahını yukarı kaldırdı.

Selim dişlerinin arasından fısıldadı:

“Dedim ya… bu kadar kolay olamaz diye…”

Ağaçların arasındaki o hafif hareket…

Gölge gibi kayıp giden siluetler…

“Geri çekilmiyoruz.” dedim alçak ama net bir sesle.

Selim hemen döndü:

“Ne— Lara bu bildiğin—”

“TUZAK.” dedim onun yerine. “Ve içindeyiz.”

Telsizi tekrar bastım.

“Arda, konum.”

“Sol tepeyi tutmaya çalışıyorum— ama kalabalıklar! En az on kişi var!”

"Miran" Diye telsize bağırdım.

Miran’ın sesi bu sefer daha zayıf geldi:

“…iyiyim… sadece… kol…”

Ama sesinden iyi olmadığı belliydi.

Çenem kasıldı. İçimde bir şey… eski, karanlık bir şey uyanıyordu. Lal.Derin bir nefes aldım. Ve o nefesle birlikte… Lara bir adım geri çekildi.

“Selim.”

“Buradayım.”

“Duman var mı?”

“Var.”

“Elif.”

“Hazırım.”

“Üç saniye sonra dumanı atıyoruz. Sonra sağdan kırıyoruz. Miran’ı alıp çıkıyoruz.”

Selim duraksadı.

“Ya tır—”

“Umurumda değil.”

Sesim ilk defa sertleşti.

“Bu bir tuzak. Tır boş. Hedef biziz.”

Bir saniyelik sessizlik.

Sonra Selim:

“…anlaşıldı.”

Parmaklarım silahın kabzasını daha sıkı kavradı. Kalp atışlarım yavaşladı. Her şey netleşti.Telsize son kez bastım.

“Üç…”

Elif cebinden bombayı çıkardı.

“İki…”

Selim pozisyon aldı.

“Bir.”

Fssst!

Duman bir anda etrafa yayıldı.

“ŞİMDİ!”

Koşmaya başladık.

Kurşun sesleri dumanın içinden körlemesine geliyordu.

Bir tanesi yanımdaki ağaca saplandı.

Selim küfretti:

“Lan bunlar ciddi!”

Elif:

“Şaka yaptığımızı mı sandın?!”

Ben hiçbir şey söylemedim.

Çünkü gözlerim tek bir şeyi arıyordu.

Miran.

Dumanın içinde bir siluet gördüm.

Yere çökmüş… tek eliyle omzunu tutuyordu.

“Orada!”

Hızlandım.

Yanına çöktüğümde yüzü solgundu ama bilinci açıktı.

“Vuruldun.”

“Fark ettim…” diye dişlerinin arasından çıkardı.

Kolundan kan sızıyordu.

Miran güçlükle ayağa kaltığında üçümüzde destek verdik ayağa kaltığında an.

Emniyet sesi duydum bir silahın ehliyet sesini duydum. Başımı yavaşça çevirdim. Dumanın içinden biri çıktı. Adım adım. Sakince.

Kendinden emin. Elinde silah… direkt bize doğrultulmuş. Kalbim bir anlığına durdu. Çünkü o yüzü tanıyordum. Bu Karan demirdi. Gözlerim kısıldı.

Fısıltı gibi döküldü dudaklarımdan:

“...sen.”

Karan hafifçe gülümsedi.

“Uzun zaman oldu, Lal.”

Dünya o an sessizleşti. Gölge bize pusu kurmuştu ve bir sisin içinde gölge en iyi saklanandır ve şuan biz sizin içindeydik ve gölge yanımızdaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

125okunma 10beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.