40. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuKırık Bir Vasiyet
Bölümler 49Şu an: Kırık Bir Vasiyet
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
40. Bölüm
Adımı onun ağzından duyunca ne yapacağımı bilemedim.
Ruhum gözlerimden yaş akmasını istiyordu ama bedenim ise güçlü kal diyordu. Elimdeki silahı, parmaklarım beyazlayacak şekilde tuttuğumda indirmemek için çabalıyordum.
Ama bence bundan sonra onu ne kadar sevsem de birbirimize karşı acıma duygumuz olamazdı zaten.
Silahımı hiç hareket ettirmeden onun tam kalbine nişan almıştım.
Karan'ın gözlerinde öfke değil de bir hayal kırıklığı görmüştüm. Sanki en güvendiği yuvası gitmiş gibi gözlerime bakıyordu.
"İndir o peçeyi."
Sanki emin olmak istiyordu. Bu gözlerin Lara'ya ait olmadığına emin olmak istiyordu.
Gözlerim dolduğunda gözlerimden bir damla yaş süzüldü yanağıma doğru. Daha saklanacak bir yer kalmış mıydı ki?
Kendimi sıkarak ben de silahımı indirdiğim sırada bütün olanları Elif, Selim, Arda ve Miran duyuyor olmalıydı çünkü şu an kulaklık etkin hâlde.
Bir elimi siyah peçeme uzattığımda bir anlığına gözlerimi kapattım.
Derin bir nefes alıp peçeyi yüzümden hızla çektiğimde peçe elimde kalmıştı. Peçeyi elimde sıkarken yüzümü ağır ağır Karan'a doğru kaldırdığımda, Karan bir adım sendelememek için kendini zor tutup unutma fark ettiğimde ben kendimi tutamayıp birkaç adım geriye doğru sendeledim.
Karan'ın gözleri yüzümde donup kaldığında, sanki karşısındaki yüzü tanıyordu ama gördüğü gerçeği kabul etmek istemiyor gibiydi.
Ben de artık kendimi tutamıyordum zaten. Gözlerimden süzülen yaşların ardı arkası kesilmiyordu.
"Özür dilerim." Dedim gözyaşlarımın arasında titreyen sesimle. "Çok... Çok özür dilerim."
Sevdiğin adama ihanet etmek daha çok acıtıyormuş meğersem. Canımı insanın... Ben bunu bugün anladım. Onun ruhundaki acı kadar da benim ruhumda ve bedenimde vardı.
Karan'ın dudakları aralandı.
"Bunca zamandır... sen miydin?" Sesi hâlâ inanmaz gibiydi.
O arada kulaklıktan Miran'ın sesi geldi.
"Aden..."
İsmimden başka bir şey söyleyememişti. Şu anki durumu tahmin ederek susmayı seçmişti o da, diğerleri de.
Başını iki yana salladı Karan.
"Benim kalbimi açtığım kadın, beni bitirmek için bekliyor olamazdı."
Karan bana inanmaz gözlerle bakmaya devam ediyordu.
"Hayır." Dedim titreyen dudaklarımla. "Deme öyle, lütfen. Ben-"
"Kes o sesini!" Diye gürleyince her şeyin şimdi başladığını anladım. "Ben nefret etmem gereken kadına âşık olmuşum, benim haberim yokmuş."
Bunları söylerken sesi bir aslanın kükreyişinden farksızdı.
Ama ben bu kadar bağırdığı için ağzımdan bir şey kaçırarak,
"Vermeseydim o zaman!" diye bağırdım ben de. "O nefret etmen gereken kadına âşık olmasaydın."
Ne o kendindeydi ne de ben kendimdeydim. İkimiz de kendimizde değildik şu an.
Sözlerim odanın içinde yankılanırken ikimiz de susmuştuk. Onun gözleri bana, benim gözlerim ona kilitlenmişti. Ama kulaklıktan bir ses geldi.
Arda konuştu.
"Aden, Zeynep Karahan burada." Dediğinde kendimden geçtim.
Ne demek buradaydı?
"Hepimiz alt katta toplandık, buraya gel."
Annem buradaydı. Peki ya neden buradaydı ki?
Gözümdeki yaşları silip kafamı dikleştirip Karan'a baktım.
"O zaman..." Dedim buruk bir sesle. "Hikâyemiz burada bitmiştir."
Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi.
Ama gözlerinde bir şey kırıldığını gördüm. Bu kez cevap bile vermemişti.
Ben de daha fazla beklemeden arkamı döndüm ve merdivenlere doğru ilerlemeye başladım.
Her adımım ağırdı.
Arkamda bıraktığım adam canımın yanmasına sebep olsa da hızlıca alt kata inip buradan çıkmamız gerekiyordu.
Merdivenlerden aşağı inerken kulaklıktan Arda'nın sesi yeniden geldi.
"Aden, acele et. Herkes giriş katında."
"Tamam." Dedim kısaca.
Tam son basamağa ulaştığım sırada koridorun diğer ucundan silah sesleri yükseldiğinde hızlıca varillerin arkasına geçtiğimde, yanımdaki varillerin arkasında da Elif duruyordu.
Zeynep Karahan bir sürü adam getirmiş olmalı ki diğer adamlara kıyasla eşittik şu durumda.
Yan taraftaki varillerin arkasında Elif karşı tarafa ateş ediyordu. Ama ben, elimdeki silahla yere yığılır gibi oturmuştum.
Elif'in yüksek sesini hem normalden hem de korkaklıktan gelmişti.
"Aden, kalksana ayağa!" diye bağırdığında hareket dahi etmemiştim. "Ölmek mi istiyorsun sen? Kalksana!"
"Aden!" diye bağıran Arda'nın da sesi kulaklıktan geldi. "Her şeyi duyduk ve sana şu an bir şeylerin ağır geldiğinin farkındayız ama şu an sana ihtiyacımız var, Aden."
Arda'nın sözleri kulaklığımda yankılanırken gözlerimi birkaç saniye boyunca kapalı tuttum.
Kendime gelmem gerekiyordu. Aden, kendine gel. Sen Aden Lâl'sın. Bu kadar çabuk düşemezsin. Bana ihtiyaçları vardı. Bir hata yapmıştık ve şu an düşemezdim.
Bacağımda el hissettiğimde gözlerimi fal taşı gibi açtığımda Elif'i gördüm. Ne ara diğer taraftan gelmişti bu kız?
Karşı taraftan gelen silah sesleri yükselmeye devam ederken Elif başını kaldırıp birkaç el ateş ettikten sonra bana dönüp eğildi.
"Bak bana."
İstemeden gözlerimi ona çevirdim.
"Sen bu örgütün liderisin, Aden ve sen bu operasyonu devam ettirmek zorundasın. Anladın mı beni?"
Elif'in gözlerimin içine bakışı sertti ama sertliğinin sebebinin beni ayağa kaldırmaya çalıştığını biliyordum.
Dudaklarımı birbirine bastırdığımda bir süre cevap vermedim. Gözlerimi kapattım.
Bir damla yaş daha yanağımdan süzüldüğünde Elif hemen başını iki yana salladı.
"Hayır." dedi hemen. "Şu an ağlamayacaksın, Aden."
Sesi öyle kararlıydı ki istemsizce yaşlı gözlerimle ona baktım.
"Sonra ağlarsın. İstersen saatlerce ağla. Ama şimdi değil."
Karşı taraftan birkaç el daha ateş edildiğinde Elif'in tam kafasının üstünden bir kurşun geçtiğini görünce Elif hızla eğilip siper aldı.
O sırada kulaklıktan bir bağırma sesi geldiği sırada etraftaki silah sesleri de susmuştu. Kendimden geçmiş şekilde, yaşlı gözlerimle hafifçe doğrulup baktığımda deponun ortasında Miran'ı Taylan tutarken gördüm.
O da buradaydı. Tabii Karan buraya tek gelmez, Aden.
Ardından bizim ekip ve bizim adamlarımız, Miran'ı tutan Taylan'ın önünde dururken Taylan'ın ve Karan'ın adamları da arka taraftaydı ve iki taraf da birbirine silah doğrultuyordu.
Şu an acını daha sonra yaşamak gerçekten daha mantıklı, Aden. İki kırık kalbe karşılık bir sürü can gitmemeli.
Elif'le ikimiz varillerin arkasında birazcık dikleşmiş, olanları izlerken ben kulaklığa dokunup konuştum.
"Selim, Zeynep nerede?"
Selim ve Arda zaten ortadaydı ama şu an başka sokabileceği biri yoktu. Miran'ın kulaklığını zaten Taylan almış olmalıydı.
Selim'le gözlerimi kenetlediğimde çaktırmadan bana onların arkasındaki kutuları gösterdiğinde nerede olduğunu anladım.
Sesimi kontrol hâline alıp kendime gelmek için bedenimi bir anlığına sarstıktan sonra Elif'e baktım.
"Çıkıyoruz." dedim.
Şimdi Karan'ı düşünmenin zamanı değildi. Şimdi Aden olmalıydım. Lâl olmalıydım.
Elif başıyla onayladığında ben derin bir nefes alıp yavaşça olduğum yerde doğrulduğumda, silahın susturucusunu hızla çıkarıp bir el hiç düşünmeden yukarıya doğru ateş ettiğimde ses bütün depoda yankılanmasının yanında herkesin bakışları bana döndüğünde Elif bizimkilerin olduğu tarafa yürümeye başlanmıştı bile.
Taylan'ın bana baktığını görünce gözlerimi ona kenetlemiştim. Ama bana hiç tepki vermeden bakıyordu. Belli ki Karan ona bunu bir şekilde aktarmıştı.
Taylan gözlerini benden çekip Miran'ın kulağına bir şey fısıldadıktan sonra Miran'ı bırakıp kolundan tutup arkasındaki korumaları verdikten sonra bana bakmaya devam etti.
Taylan kollarını iki yana açıp bana baktı.
"Artık senin insan olduğundan beri şüpheliyim, biliyor musun?" dediğinde içim sızlamaya devam ediyordu ama bir şekilde rol yapmam gerekti.
Silahımı kaldırıp bizim tarafa doğru ilerlerken alayla konuştum.
"Neden öyle düşünüyorsun?" diye sorduğumda Taylan çok beklemeden cevap verdi.
"Çünkü sen iyi melek rolü yapıp bir şeytan gibi içimize giren bir sahtekârsın, Lâl."
Sözleri üzerime ağır bir taş gibi çöktü. Artık onlar için gerçekten bir sahtekârdım.
Onların inine girip güvenlerini kazanmış, yalanlar söylemiş, sofralarına oturmuş, en önemlisi de kalplerine dokunmuştum.
Ve bütün bunları yaparken gerçek kimliğimi saklamıştım. Bu, insanın canını yakıyordu.
Gözlerimdeki bütün duyguları bastırmam gerekiyordu ve ben de bütün duygularımı sildim yüzümden.
"Boş laflarla vaktinizi harcamayalım o zaman." dedim sakin olmaya çalışarak. "Madem her şeyi öğrendiniz, Miran'ı da ver, çekip gidelim, Tay-"
"Hiçbiri hiçbir yere gitmiyor."
Diyen tanıdık bir ses duyduğumda, içime huzur kaplaması gereken bir ses duymam gerekirken beni buz kesen bir sesle kafamı hafiften arkaya doğru döndürdüm.
Karan.
Kendine gelmiş olmalı ki aşağıya inmişti.
"Özellikle de sen, Aden Lâl Karahan."
Doğru, artık Lara değildim, artık Forest hiç değildim. Мой изумруд hiç değildim.
Artık onun hiçbir şeyi değildim. Karan, ağır adımlarla Tayla'nın yanına gidip dikildiğinde ağlamak istiyordum. Ben bu adamın gözlerinin içine artık nasıl bakacaktım ki?
Karan'ın yüzüne zar zor gözlerimi kenetledim.
"Bu işi uzatmaya gerek yok," dediğimde Miran'a baktım. "Bırak gidelim."
"Cık," dedi Karan ağzının içinden. "Miran'ı bırakmamıza gerek yok. Sonuçta zaten onun kim olduğunu biliyorduk." Dedikten sonra yanındaki Taylan'a baktı. "Hem onun elindeydi. Taylan ne isterse onu yapar."
Karan'ın sözleriyle gözlerim istemsizce Miran'a kaydı. Miran hâlâ Taylan'ın arkasında duruyordu. Miran'ın ellerini korumalar arkasından tutmuşlardı ama onun bakışları doğrudan benim üzerimdeydi.
Sanki ne yapacağımı anlamaya çalışır gibiydi. Karan ise tek bir saniye bile gözlerini benden ayırmıyordu.
Ama ben onun bakışlarından ne düşündüğünü anlayamıyordum. Belki benden nefret ediyordu. Belki beni öldürmek istiyordu.
Belki de hâlâ karşısında sevdiği kadını görüyordu ve buna rağmen onu affedemeyeceğini biliyordu artık.
O sırada Miran'a baktığımda bana anlık bir göz kırptığında ne yapacağını anlayamadım ama Miran bir anda bir kolunu tutan adamın yüzüne, başını hafifçe sola kaydırıp kafasıyla vurunca adam acıyla inlediği sırada Miran adamın elindeki silahı alıp sağ kolunu tutan adam bir şey yapamadan onu bacağından vurunca adamın bağırışı depoda yankılandı.
Miran'ın bu hamleyi yapmasıyla Taylan'ın adamlarının hepsi silahlarını Miran'a doğrulttuğunda Karan'ın adamları da bize doğrultmaya devam ediyordu.
Bir saniye önce herkes birbirini tartarken, şimdi onlarca namlu aynı anda Miran'a çevrilmişti.
Uslu dursa olmazdı zaten.
Ben ise olduğum yerde silahımı daha sıkı kavramıştım.
Kulağımdaki kulaklığa, kulağımı kaşır gibi bir anlığına dokunup başımı konuştuğumun belli olmaması için arkaya bakıyormuş gibi bakıp sessizce konuştum.
"Çatışma başlatın," dedim hızla.
O an bizim tarafımızdaki korumalar aniden diğer tarafa ateş ettiğinde herkes bir anda dağılmıştı.
Diğer tarafa baktığımda Miran bir yere saklanmak için koşuyordu. Ben de onun yanına doğru koşacaktım ki kolumdan biri beni tuttuğu gibi beni bir duvarın arkasına çektiğinde kökü tanıdıktı. Başımı çevirip baktığımda Zeynep Karahan'ı görmem bir olmuştu.
Ona kaşlarımı çatarak bakıp siper alıp birkaç el ateş ettikten sonra Zeynep'e doğru eğildim.
"Sen neden buraya geldin?" Dediğimde bana baktı.
"Sana hesap verecek değilim, Aden." Dediğinde o da birkaç el ateş etti. "Benim kurduğum örgütle operasyon yapıp benim haberimin olmayacağını mı düşünüyorsun?"
Haklıydı aslında biraz. Sonuçta örgütün başı oydu. Derin bir nefes alıp kulaklığa dokundum.
"Herkes dağılmışken çıkalım. Hadi, hızlı olun." Dedikten sonra Zeynep'e baktım. "Yürü."
Dediğimde olduğum yerden kalkıp koşarak diğer kutuların arkasına doğru koştuğumda Zeynep'in de diğer tarafa ilerlediğini gördüm.
Tam tekrar çıkacaktım ki burnumun ucundan bir kurşun es geçince durdum.
Deponun içi çok büyük değildi. O yüzden bir koşuş ile dışarı çıktım.
Hızlıca hareket edip tekrar ayağa kalktığımda koşmaya başladım. O sırada koşarken birkaç el ateş ederken bir kurşun omzuma küçük bir sıyrık açıldığında sertçe inledim ama koşmaya, dişlerimi sıkarak devam ederek çıkışa hızlıca ulaştığımda hızlıca ağaçların arasına daldım.
Ağaçların arasına oturunca omzumdaki sıyrığa elimle sertçe baskı uyguladım. Siksinler böyle işi.
Kulaklığıma acı içinde dokunup konuştum.
"Miran nerede?"
"Benimle," dedi Elif. "Çıktık zaten, ağaçların arasına gidiyoruz şu an," dedi.
"Selim, Arda, siz neredesiniz? Zeynep nerede?" diye sorduğumda Selim'in sesi geldi.
"Biz Arda'yla beraberiz ama Zeynep'i bilmiyorum, Aden."
"Ne demek bilmiyoruz?" dedim hızla. Nasıl bilmiyorlardı lan? İçime kötü bir his doğduğunda nefesim hızlanmıştı.
O sırada adım sesleri geldiğinde sonradan Miran'ın sesi doldu kulağıma.
"Aden," diye endişeli sesini duyduğumda başımı o tarafa çevirdiğimde Elif ve Miran'ı bu tarafa doğru koşarken gördüm.
İkisi de gelip benim önüme çömeldiğinde ikisi de endişeyle omzuma bakıyordu.
"Nasıl oldu bu?" diye sordu Elif.
"Bir şeyim yok," dedim dişlerimin arasında. "İyiyim, küçük bir sıyrık sadece."
"Aden," diyen Arda'nın sesi kulaklıktan geldiğinde içimdeki huzursuzluk büyüdü.
"Ne oldu?" diye sordum huzursuzca.
"Aden, Zeynep..." dedi Arda.
Zeynep'e ne olmuştu? Zeynep'e ne olmuştu?
"Arda onu getiriyor ama..." dediğinde yerimden doğrulacaktım. Beni Miran tuttu.
"Selim, söylesene. Sen nerdesin? Zeynep nerede?" dediğinde ses gelmedi. "Sana soruyorum Selim, söylesene," diye sorduğumda yan taraftan adım sesleri geldiğinde başımı oraya çevirdim ama döndürmez olaydım.
"Anne," dedim fısıltıyla.
Zeynep Karahan delik deşikti. Omzunda iki sıyrık vardı, karnında iki tane kurşun yarası, bir de bacağında vardı. Arkadan da Selim geliyordu. Arda, Zeynep'i kolunun altına alıp ona destek veriyordu.
Ben Miran'ın beni tutan elini itip omzumdaki acıya rağmen ayağa kalktığımda o acı sinek ısırığına benziyordu.
"Anne," dedim tekrar kendimden geçmiş şekilde ona doğru ilerlemiştim ki Selim önüme geçip beni durdurduğunda onu itmeye çalıştım ama beni sıkıca tuttu.
"Aden," dedi bağırarak. "Arda arabaya götürsün. Hastaneye gitmemiz gerek, çok kan kaybetmiş."
Selim'i duymamıştım bile. Ben o an gözümü bile kırpmadan Zeynep'e bakmakla meşguldüm çünkü...
Arda, Zeynep'le yürümeye devam ederken ben endişeyle Selim'in tutumundan kurtulup onların peşinden gittim.
Arda onu hızlıca ilk durduğumuz yere getirdiğinde ben endişeyle Zeynep'e bakmaya devam ediyordum. Selim koşarak arabanın kapısını açınca arabanın yanına hızlıca gidip Arda Zeynep'i bindir... Neden, ben arabanın içine girmiştim bile.
Arda ve Selim Zeynep'i bir şekilde arabanın içine bindirdiğinde başı benim bacaklarıma yaslıydı. Selim arabanın kapısını kapatırken Arda şoför koltuğuna geçmişti. Diğerleri de diğer arabaya bindiklerinde ben Zeynep'in yüzüne yaşlar dökülen bakışlarımı çevirdim.
Bir elimle yüzünü okşarken diğer elimle de yaralarına baskı yapıp kan kaybını engellemeye çalışıyordum ama bir sürü yarası vardı. Hangi birini durduracaktım ki?
Selim arabanın gazını kökleyerek giderken ben ağlamaya, Zeynep'in yüzüne bakmaya devam ediyordum.
O benim yoldaşımdı. Ne kadar da sevmesem, o benim annemdi, tuvalımdı. O beni doğuran kadındı, beni koruyan kadındı, oydu.
Gözlerimi annemden bir an bile ayıramıyordum.
"Anne..." Sesim bu kez daha kısık çıkmıştı.
Zeynep başını güçlükle bana çevirdiğinde dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Yüzü solgundu ama gözlerinde acı vardı.
"Aden'im..."
O tek kelimeyle birlikte içimdeki onu kaybetme korkusu katlandı.
"Ben buradayım."
Zeynep, tampon yapmaya çalıştığım ve nereye koyacağımı bilemediğim elimi zorlukla kendi elini hareket ettirip parmaklarını benim parmaklarımın arasına kenetleyip elimin hareketlerini durdurduğunda bana baktı.
"İyiyim," dedi acı dolu bir sesle.
Başımı hızla iki yana salladım.
"Değilsin," dedim gözyaşlarımın arasından. "Sen iyi değilsin. Benim annem iyi değil." Dediğimde kendimden geçmiştim.
Kendini sıkarak konuştu.
"Sen benim kızımsın."
Başımı eğdim.
"Anne..." Sesim titriyordu.
"Ne olur konuşma. Kendini yorma. Bak, birazdan hastaneye gideceğiz. Lütfen sus, kendini yorma."
"Konuşacağım, kızım."
Nefes almak için kısa bir süre durdu.
"Seni... bu dünyanın içine ben soktum, kızım," dedi. Sesi artık kesik kesikti. "Ben burada öleceğim, kızım-"
"Hayır!" Diye sesimi yükselttim hızla. "Ne ölmesi? Doğru düzgün konuş. Sen ölmeyeceksin!"
Zeynep'in yüzünden birkaç damla gözyaşı döküldüğünde...
"Aden... LÂL örgütünün başı... tam anlamıyla sensin... artık, kızım," dedi ve ekledi. "Hakkını... helal et kızım. Sana... yaşattığım her... şey için özür dilerim senden."
Dedikten sonra aniden öksürerek kan kusmaya başladığında bağırdım.
Selim'e bakıp bağırdım:
"SELİM, BİRAZ DAHA HIZLI SÜR ŞU ARABAYI!" derken ağlıyordum. "HADİ, BAS ŞU GAZA!"
"Elimden geleni yapıyorum!" diye bağırdı Selim.
"Hayır, daha hızlı! Lütfen!" Sesim çatlamıştı. "Onu hastaneye yetiştirmemiz gerekiyor!"
Gözlerimi hemen anneme döndürdüğümde annem konuşmayı sürdürdü.
"Sana... bir vasiyetim... var, kızım," dediğinde tekrar sözünü kestim.
"Vasiyet falan yok! Hayır, sana bir şey olmayacak. Vasiyet falan verme bana!" diye bağırdığımda annem bana aldırmadan konuştu.
"Karan..." dedi güçlükle. "Onunla birlikte olmayacaksın... vasiyetim budur. Onunla... bir hayat kurmanı istemiyorum," dediğinde gözlerine son kez bakıyormuş gibi hissettim. "Zarar ver demiyorum... ama bir mafya ile bir aile kurmanı istemiyorum, kızım..."
"Anne..." Dedim, dediği şeye inanmak istemez gibi. "Yapma bunu bana," dediğimde...
"Özür... dilerim, kızım," dedi. Sonra güçlükle konuştu. "Üzgünüm."
"Hayır."
Hemen başımı salladım.
"Özür dileme."
"Sana... çok şey yaşattım."
"Sonra konuşuruz. Boş ver vasiyeti falan, yaşattıklarını. Anne-kız olarak kavga ederiz, bağırırız, birbirimize kızarız. Boş ver..." Boğazım düğümlendi. "Ama önce iyileş. Yalvarırım, beni yalnız bırakma, anne."
Annem gözlerimin içine baktı.
Yüzünde yorgun ama huzurlu bir tebessüm oluştu.
"Sen... artık kendi yolunu... kendin çizeceksin, Aden."
"Hayır..." Başımı hızla iki yana salladım. "Ben sensiz hiçbir yol istemiyorum, anne."
Zeynep parmaklarımı son kez sıktı.
"Ben seni... hep sevdim." Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Unutma... olur mu?"
"Anne?"
Elim bir anda avucunun içinde gevşediğini hissettiğim an gözleri de yavaşça kapanmıştı.
"Anne..."
Cevap vermedi.
"Anne!"
Yüzünü iki elimin arasına aldım.
"Anne!" Onu hafifçe sarstım. "Anne..."
Nefesim kesilmişti.
"Hayır..."
Başımı eğip onun göğsüne yasladım.
"Hayır, hayır... Lütfen..."
İnanmak istemezmiş gibi kulağımı tam kalbinin üstüne yerleştirip dinledim. O an tek duymak istediğim sesi duyamamıştım.
Atmıyordu. Annemin kalbi atmıyordu.
Zeynep Karahan artık sadece bir örgütün kurucusu değildi.
O artık hayatı, kızının kollarının arasında sessizce sona ermiş bir anneydi.
Ve Zeynep Karahan, yaşadığı her şeye rağmen hayatta kalmıştı ve buraya kadar gelmişti.
Ve şimdi de sıra kızındaydı.
Şimdi ya Aden bu örgüt için ölecekti ya da sevdası için ölecekti.
Zeynep Karahan, kurduğu örgüt uğruna canını vermişti. Şimdi ise Aden, ikisinden birini seçmek zorundaydı ve kendi hayatı artık kendi ellerine kalmıştı. Tıpkı annesi gibi.
