48. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuAklım ve Kalbim
Bölümler 49Şu an: Aklım ve Kalbim
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime · Okuduğun bölüm
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
48. Bölüm
Öncelikle bölüm biraz kısa oldu, kusura bakmayın. 🥹
Ama bilmenizi istediğim bir şey var; şu sıralar biraz yoğun bir döneme girmek üzereyim. Bu yüzden bölümleri bazen çok geç attığım olabilir. Ne yazık ki her zaman istediğim kadar uzun bölümler yazamayabilirim.
Yine de elimden geldiğince hızlı yazmaya ve bölümleri sizlerle buluşturmaya çalışacağımdan emin olabilirsiniz. ❤️
Umarım bölümü beğenirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum. 🩷 Keyifli okumalar. 😊
Zifirî gözleri doğrudan yeşillerimin içine bakıyordu.
Sadece birbirimize bakıyorduk.
Karan'ın yüzündeki ifade okunamayacak kadar sertti.
Çenesindeki kas belirginleşmiş, kaşları hafifçe çatılmıştı. Havada tuttuğum kolunun altında gerilen kaslarını hissedebiliyordum.
Gözlerim yalnızca Karan'daydı.
O da benden bakışlarını ayırmıyordu.
Sanki ikimiz de birkaç saniyeliğine bulunduğumuz yeri, etrafımızdaki insanları ve olan biten her şeyi unutmuştuk.
Ta ki Karan'ın bakışları tuttuğum koluna inene kadar.
Ardından tekrar gözlerime bakıp diğer eliyle kolumu kavrayarak arkaya doğru yönlendirip Taylan'a göz işareti yaptı. Taylan hemen anlamış olacak ki,
"Kelepçeleyin." diye emir verdiği an iki koruma hızla içeri girdi.
Selim bağırdı:
"Bırakın onları lan!"
Dediği an Karan yüzüne acımadan sert bir yumruk indirdiğinde ben Karan'a doğru atılacaktım ki aynı anda iki koruma kollarımdan tutup beni geri çektiler.
"Yapmayın artık!" diye bağırdı Elif. "Yeter, vurmayın!"
Zincirlerden kurtulmaya çalışıyordu ama imkânsızdı.
Ben beni tutan adamlardan bir tanesinden kurtulup sertçe yüzüne dirseğimi geçirdiğimde diğeri de refleks ile aniden elini geri çekmişti. Ama tam tutacağı sırada koluma uzanan elini tutup ters yöne doğru çevirdiğimde içeride adamın acı dolu çığlığı yankılandı.
Taylan birkaç saniye boyunca beni izledi. Ardından bakışlarını odadaki diğer adamlara çevirdi.
"Dört kişi daha gelsin."
Birkaç saniye sonra dört koruma daha içeri girdiğinde bakışlarımı onlara çevirdim.
Taylan, Karan'a kısa bir bakış attıktan sonra yeniden bana döndü.
"Bileklerinden kelepçeleyin. Bunlara ulaşamasınlar." derken Selim ve Elif'i kast etmişti.
Beni dört kişi birden çevrelediğinde istemsizce birkaç adım geriye çekildim.
İçlerinden ikisi üzerime atılıp kollarımı tutup beni duvara doğru yaklaştırmaya çalışırken diğer ikisi ellerimi arkaya doğru götürdü. Kurtulmaya çalışsam da bu kez sayıları fazlaydı.
"Bırakın beni!"
Bileklerimde soğuk metalin kapanma sesini duyduğumda bütün bedenim gerildi.
Kelepçelenmiştim. Hem de iki elimden.
Karan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana baktı. Bakışları kelepçeli bileklerimden yüzüme doğru yükseldi.
Sonra ağır adımlarla önüme kadar geldi.
"İki seçeneğin var, Lara." Ses tonu sakindi. Fazlasıyla sakindi.
"Ya şartlarımı kabul edersin..."
Bakışları bir anlığına Selim'e kaydı.
"...ya da bu adam bu odadan canlı çıkmaz."
Nefesim boğazımda düğümlendi. Başımı iki yana sallarken,
"Yapmazsın."
Beni duymazdan gelerek başını bu kez Elif'e çevirdi.
"Ve eğer hâlâ karar vermekte zorlanıyorsan..." Bakışları Elif'in üzerinde birkaç saniye kaldı. "...onun gözlerinin önünde, sevdiği adamın son anlarını izlemesini sağlatırım."
"Ne şartı?" diyen Elif'in sakinleşmeye çalışan bir sesi vardı. "Ne şartından bahsediyorsunuz... Aden?" dedi titreyen sesiyle.
Taylan, Karan'ın yerine cevap verdi.
Bakışlarımı ona çevirdim. Taylan'ın yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.
"Birincisi, Aden Karan ile evlenecek."
Gözlerimi Karan'a çevirdim.
Taylan devam etti.
"İkincisi ise Miran, benim yanıma geri dönecek."
Taylan'ın sözleriyle birlikte odanın üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü.
Bakışlarım istemsizce Selim'e kaydığında yüzü yorgun görünüyordu. Başını güçlükle kaldırıp bana baktığında göz göze geldik.
"Aden..." Sesi kısıktı. "Ne olur..."
Bir adım atmak istedim ama bileklerimdeki kelepçeler buna izin vermedi. Zaten Karan önümdeydi, istesem de gidemezdim.
"Selim?"
Başını iki yana salladı.
"Kabul etme."
Gözlerimi kırpıştırdım ama hiç bir cevap veremedim.
"Beni düşünme."
Bakışları yalnızca bendeydi.
"Ne olursa olsun kabul etme, Aden."
"Beni öldürseler bile..." Sözünün devamını getirmeden kısa bir nefes aldı. "...onların istediğini yapma."
Elif'in gözlerinden yaşlar süzülürken zincirlerini çekiştirdiğini gördüm.
"Selim!"
Taylan ise bütün bunları sessizce izlerken artık sıkılmış olacak ki ağır adımlarla Selim'e doğru ilerledi.
"Tavrın net yani."
Selim cevap vermedi.
Taylan birkaç saniye boyunca onu süzdü. Sonra belindeki silahı çıkarıp şakağına doğrulttu.
Elif'in sesi odada yankılandı.
"Yapma!"
Karan bile bakışlarını Taylan'a çevirmişti.
"Yeter!" diye bağırdı Elif. "Yapmayın, lütfen!"
Selim gözlerini kapattığında Elif bana bakıp bağırdı:
"Aden, yalvarırım, bir şey yap!"
Resmen yalvarıyordu bana.
"Lütfen, ne olursun, bir şey yap!"
İstemsizce gözlerimin dolmaya başladığını hissettiğimde ağlamamak için kendimi o kadar sıkmıştım ki gözlerimi Karan'a çevirip cılız bir sesle konuştum:
"Yapma..."
Karan'ın bakışları yavaşça bana döndü. Bir süre hiçbir şey söylemeden gözlerimin içine baktı.
"Onları bırak."
Karan'ın çenesi hafifçe gerildi.
"Şartlarımı kabul et, bırakayım."
Yapmak zorundaydım. Ölümünü izleyemezdim. Elif'in yalvarışlarını görmezden gelemezdim. Selim, ölemezsin.
"Kabul." Dedim. Sesim kısık çıkmıştı ama hepsi bana doğru dönmüştü. "Bırakın onları."
Karan ise gözlerini benden ayırmıyordu.
"Ne dedin?"
Bu kez sesinde en ufak bir şüphe yoktu.
"Şartlarını kabul ediyorum."
"Seninle evleneceğim." Bir an duraksadım. "Ve Miran'ı Taylan'a geri getireceğim."
Karan'ın bakışları birkaç saniye daha yüzümde kaldı. Ardından başını hafifçe Taylan'a çevirip ona baktıktan sonra,
"Çözün şunları." diye korumalara emir verdi.
Korumalardan ikisi hemen Selim'e, diğer ikisi Elif'e yöneldiğinde Elif'in bilekleri çözülür çözülmez Selim'in yanına koşup Selim'i tuttu. Çok kötü bir haldeydi.
Ben de Selim'in yanına gitmek istedim ama verdiğim kararın ağırlığı yüzüme çarpıyordu. Hareket bile edememiştim. Korumalar benim bileklerimi de çözdüğünde önümde Karan hiç istifini bozmadan durmaya devam ediyordu.
Karan'ın gözlerinin içine bakarken nefretle,
"Senden nefret ediyorum." dedim tane tane. "Karan Gölge Turan."
Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi.
Sadece gözleri birkaç saniye boyunca gözlerimin içinde kaldı.
"Et." Tek kelimeydi. "Ben de senden çok nefret etmeye çalıştım ama olmadı."
Bir adım daha yaklaştı.
"O yüzden de benden nefret et, istediğin kadar hem de."
Karan'ın gözlerinden gözlerimi ayırdığımda Selim'e baktım. Ve onun yanındaki endişeyle duran Elif'e.
Kendime gelmeye çalışarak Karan'ın yanından geçip onların yanına gidecektim ki beni bir anda bileğimden tutup odadan dışarı resmen sürükleyerek çıkardığında kapının önünde dikilen korumalar kapıyı açmıştı.
"Karan." dedim tıslayarak, kolumu kurtarmaya çalışıyordum. "Selim'e bakacağım, bir geri dönebilir miyiz?"
Dediğim sırada merdivenlere gelmiştik bile.
Merdivenlerin ortasında,
"KARAN!" diye bir anlığına bağırdığımda kolumu sertçe çekip tuttuğu elinden kurtardığımda geri dönecektim ki beni belimden kavradığı gibi hiç bir şey söylemeden omzuna attığında ağzımdan istemsizce çığlık döküldü.
Ağzımdan istemsizce çıkan çığlığın ardından öfkeyle omzuna vurdum.
"İndirsene beni!"
Karan tek kelime bile etmeden merdivenlerden çıkmaya devam etti.
"Duymuyor musun beni sen?"
Cevap yoktu.
"Karann!"
Bir kez daha omzuna vurdum.
"Yere indir beni, bırak!" Adımlarını hiç yavaşlatmamıştı. "Sadece Selim'e bakacağım, indir bi!"
Karan sonunda konuştu.
"O kadın onun yanında, sana gerek yok." Dediğinde Elif'ten bahsettiğini biliyordum.
"Ben de yanında olmak istiyorum!"
Karan cevap vermeden adımlarını hızlandırmıştı.
Birkaç saniye sonra beni salona getirdiğini anladım. Beni omzundan bir anda indirdiğinde istemsizce başım dönmüştü. Ben de onun omuzlarına tutunmak zorunda kalınca Karan iki elini düşmemem için iki yanıma yerleştirip beni sıkıca tutmuştu.
Başımın dönmesi geçmeye başlayınca Karan'ın ellerinin belimin iki yanında olduğunu fark etmiştim. Fark etmemiş gibi omuzlarından ellerimi çekecektim ki iki kolunu da tamamen belime dolayıp beni kendine daha çok yaklaştırdığında nefesimin hızlandığını hissetmiştim.
Yutkundum.
"Pansuman yapmak için doktor çağırsalar ba-"
Bir elini belimden çektiğinde diğer eli hâlâ belimde olmasına rağmen diğer elini dudaklarımın üstüne bastırdığında lafım yarım kalmıştı.
Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdığında kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Dudaklarını yanağıma bastırıp öperek boynuma doğru ilerlemeye başlamıştı. Gözlerimi kapattım. Hareketleri hasret kalmış gibiydi, düşmanca değildi. Özlemiş gibiydi.
Dudakları bir süre boynumda kaldıktan sonra kulak mememe doğru geldiğinde fısıldadı:
"Özür dilerim..."
Söylediği şeyle sertçe yutkundum.
"Gerçekten... çok özür dilerim..."
Sıcak elini dudaklarımdan çektikten sonra saçlarımın arasına geçirip başını kaldırdığında alnını benimkine yasladı. Sesi daha da alçaldı.
"Seni özledim be kızım."
Bakışları yeniden gözlerime kilitlendi.
"Ne kadar reddet etsem de çok özledim... Bundan nefret ediyorum ama doğru bu."
İnsanın duyguları karışıyordu ve ben de şu an o anlardan birini yaşıyordum. Belki ben de özledim. Bilmiyorum. Eskisi gibi olmayı her şeyden çok istiyor olabilirim belki ama son olanlardan sonra onun beni özlemesinin de bir manası yoktu.
“Bırak, Karan.” dedim buruk bir sesle. “Artık ne kalbimde ne de hayatımın herhangi bir yerinde sana ait bir yer... yok.”
Karan'ın yüzündeki ifade bir anda değişmişti. Sanki söylediğim sözler, beklemediği bir yerinden vurmuştu onu. Ağır gelmiş gibiydi.
Ama elleri hâlâ belimdeydi.
“Bitti diyorsun demek.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Peki neden hâlâ gözlerin bana yalan söylüyor, Aden?”
Bir an cevap veremedim. Çünkü vereceğim her cevap, saklamaya çalıştığım şeyi daha da açığa çıkaracaktı.
Bakışlarımı ondan kaçırdım.
“Çünkü...” dedim, sesim neredeyse fısıltıya dönüşürken. “Bazen insanın kalbi, aklından daha geç vazgeçiyor.”
Karan hiçbir şey söylemedi. Ben de gözlerimi yeniden ona çevirdim.
“Ama merak etme.” Sesimi toparlamaya çalıştım. “Kalbim de illa bir gün senden vazgeçecek.”
Karan'ın bakışları yüzümde sabitlendi.
Ve o an, aramızdaki sessizliğin içinde ikimiz de aynı şeyi anlamıştık.
Bazı şeyler bitmişti. Ve eskisi gibi olamazdı.
“Bazen aklın ‘bitti’ der, ama kalbin hâlâ son bir kez ‘kal’ diye fısıldar.”
