Seçilen Kadın

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Seçilen Kadın
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime · Okuduğun bölüm
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

11.bölüm

Sabah gözlerimi yatakta yüzüme vuran güneş ışığı ile açtığımda gözlerimi kısarak yatakta vücudumu esnettim. Gerçekten yorulmuştum ve dün gece hiç bir aksilik olmadan malikanesi geri gire bilmenize şükür ettim. Dün gece eve geldiğimde an arda abime ulaşıp evin güvenlik Sistemine sızıp kameraları etkisiz hale getirdik. Ve en önemlisi artık bu evde benim için çalışan bir adam vardı. Adamın ismini de öğrenmiştim samet Erdoğanmış adamın ismi. Kalika neye gelirken sormak aklıma gelmişti oda tereddütsüz bir şekilde söylemişti zaten.

Başımı çevirip yanımda uyuyan Lina ya baktığımda yüzündeki masumluk lan uyuduğunu gördüm. Onun anlına yavaşça bir öpücük kondurup uayndırmamak için yavaşça yataktan kalkıp duvar saatine baktım. Saat daha 06.00dı ve daha hazırlanmak için fazlaca vaktim olduğu için duşa girmenin zararı olmayacaktı.

Banyonun içerisine girdiğimde üstümü çıkarıp duşa kalbinin içine girip hafif ılık suyu ayarlayıp suyun altına girdiğimde çıblak ve pürüzsüz bedenimin üstünden sular akıp giderken ne kadarda rahatlamaya çalışsamda aklım mirandaydı.

Acaba şuan ne yapıyordu nerdeydi ona ne yapıyorlarıdı iyi miydi köyümüzde gibi akşımda binlerce soruyla boğuşurken rahatlamak imkansız gibi hissediyordum. Ve bu miranı bulana kadarda öyle devam edecek gibi duruyordu.

Duşumu alıp banyodan üstüme bir havlu bağlayıp çıktığımda Lina hale uyuyordu rahatsız olmaması için perdeyi kapatıp dolaba yönelip kapağını açtım. Ne giyinsem sorusu evet yine beynimin içine doldu.

Aklıma gördü veya kırmızı bir şey giymek geldi giyecek tim de. Bordo ve kırmızı renklerini çok seviyordum bence benim simgem gibi bir şeydi zaten genelde kırmızı veya borda giyinir dim ama burda çok dikkat çekmek istemediğim için giyin mi yordum. Mesela normalde de hep topıklu yani Sitileto giyinir dim ama beşinci kattan hep in çık in çık yaptığım için tercih etmiyordum tabi
Hemn karar verip üzerimdeki havluyu çıkarıp bir kenara bırakıp üstüme bordo kadife bir gömlek altıma krem bol paça bir pantolon. Pantolona kemer olarak kahve rengi deri bir kemer takip Sitileto diyemediğim için lanetler savurup beyaz spor ayakkabı giyindim. Saçlarımıda salık bıraktım doğal haliyle zaten mükemmel bir dalgası vardı koyu kahve şaçlarımın.

Saate baktığımda saat hale 06.35 ti ben telefonumu alıp aşağı kata indim karanın kahvaltısını almak için ama daha vakit olduğu için bahçeye çıkıp biraz hava almayı şeçtim.

Aşağı kata gelip çıkış kapısına doğru tam yönelmiş tim ki telefonumun çalmasıyla lanet ettim.

Huzur yoktu.

Cebimden telefonu çıkarıp kimin aradığına bakınca zeynep anne yazısını görünce ufak çaplı bir gülümseme belirdi yüzümde annem arıyordu dünkü olay için aradığını bilsen de yinede mutlu olmuştum nedensizce.

Telefonu açıp kulağıma koyduğumda annemin sesi geldi kulaklarıma uzun zamandır duymuyorum sesini ama bir değişiklik yoktu zaten.

"Aden." Dedi ciddi sesiyle bu hoşuma gitmese de.

"Bir sorun mu var."

"Yokmu sence Aden söylesene yokmu." Diye bağırdı öfkeyle. Kulağıma bağırış sesi geldiğinde gözlerimi kapattım sertçe.

Annem bana her bağardığında babamın bana bağırışları aklıma geliyordu. Ve ben bundan nefret ediyordum.

"Yapma," Dedim çaresizce "bağırma neden sinirlisin biliyorum ama düzelteceğim... söz veriyorum."

Sadece nefes alışını duyabiliyordum annemin. Sert… düzensiz… bastırılmaya çalışılan bir öfkesi vardı hep böyleydi.

“Sen neyin sözünü veriyorsun Aden?” dedi bu sefer daha sinirli sesle

“Ne yaptığının farkında mısın sen? Miranı onların elinde bırakmak nedemek Aden."

Gözlerimi kapattım tekrardan. İstemsizce elimi yumruk yaptım.

Gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim. Çünkü açarsam… içimde tuttuğum her şey yüzüne vuracaktım.

“Biliyorum.” dedim kısık bir sesle.

“Bilmiyorsun!” diye bağırdı annem. Sesi bu sefer daha kontrolsüz dünya. “Bilseydin onu orada bırakmazdın sen Aden!”

Dişlerimi sıktım.

“Seçeneğim yoktu.” dedim sertleşerek. “Ya hepimiz ölecektik-" Sözümün arasına annem sertçe girdi.

“Sen lidersin.” dedi bu sefer daha alçak ama daha tehlikeli bir sesle. “Lider olan… kimseyi geride bırakmaz Aden."

Birden içimdeki herşeyi kusmak istermiş gibi patladım.

"Ben mi istedim anne." Dedim birden sesim yükselmişti ama kimsenin duymaması için hemen kısmıştım.

"Söyle ben mi istedim... Yemin ederim elimden gelen her şeyi yaptım ben."

Okadar sinilenmiştim ki sanki her şey benim suçum muş gibi davranıyordu.

"Ama Allahta benim belamı versin anne tamam mı versinde sende rahatla."

Derin bir nefes aldım içimde hem sinir hem öfkeli hem de kırılma vardı.

"sen hiç bir şeye karışma biz hallederiz... Ve sen benim miranı nerdeyse onu hangi cehenneme atmış olurlarsa olsun bulacağımı... Biraz kızını tanısaydın bilirsin anne."

Dediğim an telefonı kılağımda çekip bir şey demesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattım.

Telefonu elimde kırmak istercesine tutarken sinirlerime hakim olamaya çalışıyordum. Ben miranı kurtarmaya çaşışmıştım selim arda elif beni tutmasaydı ben düşündüğüm herşeyi yapacaktım. Ama onlarda beni riske sokmak istememişti ama benim annem bana resmen öl diyordu.

Kendi kendime derin nefes alıp verdiğimde gözlerimi açtım artık mutfağa gitmeliyim ne kadarda kafam bulanık olsada gitmem gerekti.

Tam mutafığın kapısına çıktığımda melek abla ile karşılaştım mutfaktan çıktığında beni görünce yüzü gülümsemeyle doldu. Beni sürüp gülümsemesi artınca.

"Maşallah benim kızıma," Dedi içtenlikle "güzelinde hali bir başka oluyor ve kızım."

Bu evdeki favori kilim kesinlikle melek hanımdı.

"Teşekkür ederim melek hanım sizde ayrı şıksınız." Dediğimde güldü.

"Aman ve kızım gelmişim 48 yaşıma şık olsam ne olur olmasam ne olur,"

Derin bir nefes aldım "bende geçliğimde senin gibiydim be güzel kızım... Biz eskiler hayata erken başlardık ama sen asla o hataya düşme kızım gençliğini yaşa."

Gençliğini yaşa... Bana imkansız bir şeyi söylemişti gençlik yaşamak. Hiç tatmamıştım ama belki bir gün tatardım imkansızda olsa bir gün herşey bitebilirdi. Belki ozman herşeye baştan başlarım normal bir hayatım evim ailem... Olurdu ve ben bunun okadar çok isterdim ki.. Anne olmayı özellikle kendi canımdan kanımdan minik bir bebek kucağıma alırdım belki bir gün.

Melek ablaya tekrar gülümseyip:

"Onuda zaman gösterecek." Diyip melek hanımın koluna elimi koyup okşadım "Ee karan beyin kahvaltısı hazırmı."

"Yok kızım o bugün sadece kahve istedi ben sana getireyim de götür."

Kafamı sallayıp melek ablayı beklemeye başladığımda çok uzun sürmeden elinde hepsiyle içinde de Türk kahvesi ve yanındaki suyla tepkiyi bana uzattı.

Gülümserwk tersini alıp:

"Teşekkür ederim melek hanım."

"Rica ederim güzel kızım." Dedikten sonra melek hanım geri mutfağa döndüğünde ben de merdivenlere yöneldim.

Dikkatli şekilde merdivenlerden çıkarken kahveyi dönmemek için çabalıyordum.

Hayır yani sabah sabah kahve içip ne yapacaksın ki sen git adam akıllı kavaktını yap işte.

Beşinci kata herzaman ki gibi nefes nefese çıktığımda çalışma odasının kapısının önüne geldiğimde kapıyı tıklattım.

Hemen içeriden

"Gel." Tok çıkan sesini duyduğumda kapıyı açıp içeriye girdim. Karını çalışma masasında göremeyince ilk önce bir odayı taradım sonunda da çalışma masasının solunda kalan deri koltukta yaylanarak oturduğunu gördüm.

Kafasını geriye doğru atmış kaslı kolları koltuğun iki tarafına uzanmış ve üstündeki gömleği vermişti buda kaslarının iyice ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bacaklarınıda her erkek gibi açmış ve yaylanarak oturuyordu.

Benim ona bakrığımı hissetmiş gibi kafasını yavaşça kaldırıp göz ucuyla bana baktığımda kahve tepkisini hafifçe yukarıya kaldırıp tepkiyi işaret ederek.

"Nereye bırakıyım."

Önündeki siyah geniş sehpayı işaret ederek.

"Buraya." Dedi kısaca.

Ben hızlıca ona doğru ilerleyip sehpanın ynına gelip hepsinden kahveyi ve yanında içmelik olan minik şu bardağını yanına koydum.

Kahveyi koyup tekrar dikleşip:

"Afiyet olsun." Diyip kapıya doğru yürüdüğünde arkadan kalın sesini duydum.

"Geldimi elbise."

Elbise? Elbise ne alakaydı ve neden geldimi elbisw diye sormuştu. Arkam dönük olan adama yüzümü çevirip sorgulayan sesle.

"Ne elbisesi."

"İşimiz var seninle onun için bir elbise."

Kaşlarım çatıldı benimle ne işi olabilirdi ki.

"Ne işi... Ve benim bundan neden haberim yok."

Tamamen yüzünü bana doğru çevirip beni süzdü bir süre en sonunda gözleri yüzümde durdu.

"Haberin olmasına gerek yok."

"Ne demek gerek yok."

"Çok bir şey yapmayacaksın."

"Yinede bana sormanız gerekti."

Dediğimde kaşları havalandı.

"Çalışanımsın istediğimi yapacaksın çünkü."

Sinirlerimle oynuyordu ve bu benim sinirimi bozmaya başkamıştı. Ben onun özel hizmetlisiydim kölesi değil.

Sesini yumuşak tutmaya çalışarak:

"Evet çalışanınızım köleniz değil."

Karan havalanan kaşlarını bu sefer çalarak verdiğim cevabın hoşuna gitmediğini anladım.

Karan yavaşça ayağa kalktı. Uzun boyu, bulunduğu alanı daraltıyormuş gibi hissettiriyordu. Üzerime doğru bir adım attığında refleksle çenem kasıldı ama geri çekilmedim.

Karan hızlı bir kaç tanedaha adım attı ama ben geri çekilmeyince aramızda mesafe nerdeyse yok olmuştu.

"O senin küçük dilin neden bu kadar uzun lara" Dedi almak sesle gözlerinin içine bakarken.

“Gerçekler bazen uzun gelir de ondan.”

Karan’ın dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı alaylla. Alay mıydı… yoksa hoşuna mı gitmişti, anlamak zordu. Karan bir adım daha atıp nefes lerimiz hisse de bildiğimiz noktaya getirdi.

“Yarın akşam.” dedi konu değiştirir gibi ama aslında daha derine iner gibi,“yanımda olacaksın."

“Zorunda değilim.” dedim hemen.

“Zorundasın.”

Dudağıma bir gülümseme geldi istemsizce.

"Neyim olrak geleceğim ben seni yanında ya."

Karan’ın gözleri bir anlığına dudaklarıma kaydı, sonra tekrar gözlerime kilitlendi. O bakış… ne tamamen sertti ne de tamamen yumuşaktı. Dengedeydi.

“Benim…” dedi yavaşça, kelimeleri seçerek, “refakatçim olarak.”

Kaşlarım istemsizce çatıldı.

“Refakatçi mi?” dedim alayla. “Yani kibarlaştırılmış haliyle vitrin süsü?”

"Yok," Dedi yavaşça "benim sevgilim olarak orda bulunacaksın...refakatçı o anlamda."

Sevgili.

Sevgili kelimesini o kadar bastırarak söylemişti bir şey ima edeceğini düşümdüm. Sevgili kelimesini duyunca istemsizce içimdeki bir şey sertçe yerine oturmuş gibi hissettim.

“Sevgilin mi?” dedim yavaşça. “Rol yapacağız ve beni oraya sevgilin olarak götürecektir nerdeyse artık."

Ona bakmaya devam ettim. “Bu rol için yanlış kişiyi seçmiş olamaz mısın?”

Karan başını hafif yana eğdi. Gözleri üzerimde dolaşırken yüzünde o sinir bozucu sakinlik vardı.

“Hayır,” dedi net bir şekilde. “Tam olarak doğru kişiyi seçtim.”

Doğru kişi o kişi benmiydim herşeyden önemlidir niye bendim. Niye beni şeçmişti.

“Niye ben?” diye sordum. “Bu evde senden korkan onlarca insan var. Daha uysal, daha sorgulamayan birini seçebilirdin.”

Karan’ın bakışları bir anlığına değişti. İlk defa cevap arıyordu sanki ilk defa verecek cevap bulamammıştı.

Sonunda derin bir nefes aldı, başını hafif yana eğip bana baktı.

“Çünkü,” dedi yavaşça, “onlar korkuyor.” Gözlerini gözlerime kilitledi. “Ama sen korkmuyorsun.”

Kalbimin ritmi bir anlığına değişti ama yüzüme yansıtmadım.

Karan devam etti.

“Gideceğimiz yer herkesin birbirini tarttığı bir yer. Güç, zayıflık, sadakat… hepsi tek bakışta anlaşılır.” Bir an durdu, gözleri yüzümde dolaştı. "Ve bu yüzden de yanımda durmak için en iyi kişi sensin."

“Orası neresi?” diye sordum daha fazla sorgulamanın manası yoktu mecbur gidecektim.

Kara benden uzaklaşıp kahveyi koyduğum sehbadan kahvesini alıp bir yudum aldıktan sonra yerine koydu:

“Bir davet.”

“Ne daveti?”

“Özel.”

Gözlerimi devirdim fark ettirme meye çalışarak.

“Ne kadar açıklayıcısınız.”

Bu sefer dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Bilmen gereken kadarını söylüyorum.”

“Yani hiçbir şey.” dedim derin bir nefes aldım "bana anlat ki ona göre davranıyım karan bey."

Karan bıkmış gibi yüzü dertleş tipinde.

"Tehlikeli bir yer..

Daha doğrusu benim yönettiğim bir adam beni bir devlete çağırdı ve orda benim gibi bir çok kişi var." Dedi hızla.

“Ve beni de oraya… sevgilin olarak götürüyorsun.” dedim yavaşça. “

Karan gözlerini benden ayırmadan başını hafifçe eğdi.

“Evet."

Konunun kapatılmasını ister gibi:

"Ve geleceksin yanımda duracaksın dimdik şekilde." Dediğinde beni aslıda zaten dimdik biri olduğum için oraya yanında götürdüğünün farkındaydım.

Bana emir verilmesinden ne kadar nefret etsem de sinirden kafasını dağıtmak istediğimi belli etmemeye çalışarak sakin bir ses ile:

"Çıkabilirmiyim ozman ben artık."

"Hayır" Dediğinde ona öylece baka kaldım.

"Neden."

Bana ters bir bakış attıp:

"Ne zamandan beri karalarımı sorgular oldun lara."

“Ne zamandan beri bir insanın kendi hayatı ile ilgili şeyleri sorgulaması yasak oldu karan bey." dedim sakinlikle ama içimde bir inatla.

Çalışma masasına ilerleyip üstündeki sanki birine vermeyi bekliyormuşçasına üstündeki bir kağıdı eline alıp bana bakmadan.

"Gel." Bu adam emir kipi neden bu kadar kullanmayı seviyordu bilmiyordum.

Karanın yanına gidip yanında dikildim. Karanın omzunun altına geliyordum. Ben 1.76 boyundaydım ve bu boyumla çoğu hem cinsinden üzüldüm buna rağmen bu adamın omzunun nerdeyse hemen altında kalıyordum. Karanın tam boyunu bilmiyordum ama 1.98 vardır diye düşünüyorum.

Elindeki kağıdı karan bana uzatıp:

"Nasıl" Diye sorduğunda karana sorgularcasına bir bakış attıp kağıda geri baktım.

Kağıdın üstünde bir fotoğraf vardı yaparım zeka tarafından iyi bir tasarımcının yaptığı belli olan bar olduğunu düşümdüğüm bir yerdi burası. Resimde beyaz siyah ışıklar deri siyah ve gri şekilde koltuklar tablolar büyük bir var masası ortada büyük bir eğlenme alanı vardı.

Resimden bakışlarımı kesip kafamı yukarı doğru kaldırarak bakışlarımı kafana diktiğimde elimdeki kağıdı hafifçe sallayıp.

"Bu ne tam olarak." Diye sordum

Karan bana baktı. İlk defa dudağının kenarında istekli gülümseme oldu gibiydi ama sonra direkt silindi. Karan masanın üstünden iki tane daha kağıt alıp deri koltuklara yöneldi ve önündeki sehpaya bana gösterdiği resimi koydu diğer yeni eline aldığı iki tane kağıdıda masanın diğer tarafına üst üste koydu.

Daha sonra bana bakıp elini yanındaki boş yere vurdu.

"Gel yanıma." Dediğinde bir an tereddüt ettim ama tereddütle baktığımı görünce.

"Gel hadi seni yiyecek değilim." Dediğinde yüzünde hafif çok belli olmayan ama ona çok yakışan bir tebessüm belirdi yüzünde.

Ben bir şey demeden koltuğa ilerledi. Bana gösterdiği yere gelincede yanına bir mesafe ile oturduğum o kendini rahat bir pozisyona alıp bacaklarını açıp bir kolunuda koltuğun başlığına uzattıp oturdu.

Ben arkama yaslanmadan düz bir şekilde otururken yüzümü bir şey sormak için yüzümü çevirince beni izlediğini gördüm. Yada izlemiyordum sana öyle gelmiştir. Yada sen kafamı çevirdiğiniz an oda sana bakmıştır bir şey söylemek için. İnşallah öğledir.

Benim lafım boğazımda düğümlenirken karan söze girdi. Önümüzdeki sehbada duran kağıdı işaret ederek.

"Nasıl." Diye sorduğunda kağıda geri baktım.

"Ne için sordunuz ki."

"Yeni bir eğlence mekanı açtıracağım bunları yapay şakada uzman bir kişi tasarladı."

Ona tekrar bakıp.

"Benden ne istiyorsun."

"Sen şeç."

Ben mi şeçeyim. Anlamıyordum bu adamın bana neden bu kadar çok güvendiğini merak ediyorudum. Her şeyi geçtim daha bir hafta hadi en fazla iki buçuk haftadır yanında çalışan bir insanın zevklarini nasıl bilebiliyorduki güvenio benim şeçmemi istiyordu.

Ne kadar bana bu iş mantıksız gelsede itiraz etmeden resime bakamaya devam ettim.

"Fazla kasvetli değilmi." Dedim kağıttan gözümü çekmeden.

Hemen cevap geldi

"neden öyle düşünüyorsun."

Omuzlarımı silktim:

"Yani insanlar buraya eğlenmeye geliyor sonuçta dertlenmeye değil dimi." Bir anlık ona bakıp hemen bakışlarımı kaçırdım "yani olmaz gibi yani insanların ilgisini çekeceğini düşünmem açıkçası."

Karan kendini öne doğru hareket ettirerek önümdeki kağıdı alıp büyük ve iyi elinin içinde top haline getirip arkaya fırlatrı.

Oraları ben topluyorum şerefsiz adam demek istedim ama diyemedim.

Sonra diğer kağıdı alıp öneme koydu.

Bu resimde loş ışıklı, atmosferinde bir gece kulübüydü. Ortamın hakim rengi busefer koyu mavi ve mor tonlarındaydı.

Hızlıca ortamı inceledim ve çok düşünmeden:

"Fazla sıradan."

Dediğim an onuda önümden alıp arkaya elinin içinde buluşturacak attı.

Son olarak son kağıdı yani son resmi önüme koyup tekrar arkasına yaslandı.

Resimi inceledim. Bu resimde, kırmızı ışıklandırmanın hakim olduğu şık bir bar ortamı vardı. Barın arkasında, çeşitli şişelerin dizildiği raflar görülüyor. Raflar, içeceklerin parlak bir şekilde sergilenmesini sağlayan kırmızı bir ışıkla aydınlatılmış. Tavanda, kristal detaylı gösterişli avizeler sarkıyor ve mekana lüks bir hava katıyordu. Barın önünde, birkaç bar taburesi ve yuvarlak bir masa bulunuyordu.

Çok güzeldi mükemmel derece de hemde aslında benim kırmızı renginin olupta bağenmeyeceğim bir yer yoktur aslında ama bu ayrıydı gerçekten kim tasarladıysa çok iyi tasarlamıştı.

Farkında olmadan dudaklarım kıvrıldı resim den gözümü hiç ayırmadan:

“Bu.”

Karanın bakışlarını üzerimde hissettiğimde kafamı ona doğru çevirdim gerçektende bakışları üstündeydi yada bana denk geliyordu.

Karan başını hafifçe yana eğip.

“Neden?” diye sordu.

Derin bir nefes aldım, gözlerimi tekrar kağıda indirdim bir anlığına sonra tekrardan kafana çevirdim bakışlarımı:

“Çünkü bu… sadece bir eğlence mekanı gibi hissettirmiyor.” dedim yavaşça. “Öyle durmadığı içinde insanları içine çeker. Merak uyandırır. Sıradan değil ama aynı zamanda lüksde. İnsanlar hem merak eder hem de gitmek ister.”

Karan kısa bir an duraksadı:

"Bende öyle düşümdüm."

Sonra da başını hafifçe sallayıp.

"Bende öyle düşünmüştüm."

Kaşlarım hafifçe kalktı.

“E o zaman neden bana sordun ki?”

Karan dudaklarının kenarını çok hafif kıvırdı.

“Senin ne düşündüğünü merak ettim.”

Kalbim… saçma bir şekilde bir anlığına tekledi. Neden benim düşüncemi önemsemişti merak etmişti ki.

Yüzüme hiçbir şey yansıtmadan.

“Onay almak için mi?” dedim alayla.

“Hayır.” dedi net bir şekilde. “Yanılıp yanılmadığımı görmek için.”

Karam olduğu yerde durup benim yanıma yaklaştı yavaşça. Bedemlerimizib arasında az bir mesafe varken durduğunda ne yapacağımı ilk kez şaşırmıştım. Normalde bana bir erkek böyle yaklaşsaydı ölüm döşeği sevilmiş olurdu. Ama bu sefer ne içinden öyle bir şey yapmak geldi ve ne kadarda geri çekilmek istesemde bedenim koltuğa çivilenmiş gibi hissettim.

Karan devam ettiğinde ben ne yapacağımı bilemiyordum:

"Ve," Dedi kısık sesle "yanıltmadın beni... Ne kadar mükemmel bir kadın olduğunu bir kere daha anladım."

Dediğinde haddinden fazla yakındı bir gıdıö daha gelse burnu burnuma değecek noktadaydık.

Ve mükemmel mi demişti o. Bir kere daha mükemmel bir kadın olduğunu gösterdin. Ben onun için mükemmel bir kadınmıydım zaten ki bir daha göstermiştim.

Kafamdaki sorularlarla ve onun yakınlığı ile nefes almayı unutmuş gibi bir haldeyken telefonum çalınca geriye doğru resmen zıplayıp hemen ayağa kalktım. Cebinden telefonu çıkarttıp ekrana baktım. Elifti.

Karana bakıp baş selamı ile çıkmam gerektiğini iletişim hızlıca karanın çalışma odasından çıktığımda kapıyı kapattığım an kapıya dayandım sol elimi kalbimin üstüne bastırdığımda kalbimin fazlasıyla hızlanmış olduğunu fark ettim.

Neydi bu şimdi neden böyleydi. Bu adam benim düşmanımmıydı dostum mu. Hiç bir şeyim değildi... Ona rağmen nedendi bu kalbimin ağılığı nedendir bu yükü.