Forest

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Forest
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

12.bölüm

Miran Kaya Yalçının Ağzından

Sabah perdeden gözlerimi vuran ışık ile gözlerimi açtımğımda hiç bir şey hatırlamıyordum. Yüzüme vuran ışıkla ve yeni uyandığım için gözlerimi tam açamamıştım ve nerde olduğumuza algılayamamıştım.

Gözlerim yavaş yavaş ışığa alıştığında gözlerimi tamamen açtım. Etrafa bakmadan ilk hissettiğim şey bir yatakta olduğumu hemde rahat bir yatakta olduğumu fark ettim.

Yataktan kalkmak için zinim yavaş yavaş ayılıyor olsanda bedenim tutulmuştu. Ellerimi yatakta dikleşmek istemem daha sonrada kalkmak istediğim için ellerimin ikisinide yatağa bastırarak kalmak istediğim an sağ kolundaki Keskin acıyla bundan vazgeçtim.

Sağ kolumu hızla acısından tuttuğum an elime sıcak bir şey değdiğinde kafamı çevirip elimin içine baktığımda kendi kanımı gördüm.

Beynimde kolumdaki kanı gördükten sonra taşlar yerine oturmuştu. Gölge ve kara pençe beni kaçırmışlardı. Ve beni Taylan beni zorla arabanın içine bindirip beni bayıltmıştı.

Ve en kötüsüde artık karan ile Taylan lâl örgütünün bir kişisini açığa çıkarmışlardı ve yüzümüze öğrenmişlerdi. Dün gece hepimizin suratında siyah bir maske vardı benim maske mi ne zaman çıkartıklarını bilmiyordum ama çıkarmışlardı ve bu da artık bir kişinin yani benim kimliğim bulunmuştu.

Dün geceyi hatırladıktan sonra bir şekilde yataktan hızlıca kalkıp bakışlarımı odada dolaştırdım.

Bulunduğum oda bir malikane nin içindeki bir oda olduğunu fazlasıyla belli ediyordu ve kaçırdıkları biri içinde fazlasıyla modern ve lükstü burası.

Kaçırdıkları insanlara böyle yerlerde tutuyorlarsa bu fazla anormaldi.

Odayı incelemeye devam ettiğimde odanın geneli koyu renklerdi yatağın kenarlarında ve tavan kenarları boyunca uzanan LED ışıklar bulunuyordu. Odanın sağ tarafında tavandan zemine kadar uzanan bir pencere bulunuyordu önünde de kahverengi bir koltuk vardı. Odanın sol tarafında bir gardırop ve yerde de yine koyu renkli bir halı vardı.

Ayakta öylece etrafa baka kalırken pencereye doğru yürüdüm burası ufak bir Terasa çıkıyordu. Elim pencerenin kurpuna uzandı. Pencereyi açmaya çalışsamda kilitliydi.

Sonra hzılıca kapıya doğru yürüyüp kapının kplununzorladım ama kapıda açılmadı.

Ne bekliyordum ki zaten.

Bir kaç kere daha kapının kolunu zorlayıp kapıyı sertçe bir kaç kere yumrukladım sol koluma sağı hareket ettiremiyordum zaten. Zaten sağ kolumun dikili belliki açılmıştı çünkü kanama halen durmamıştı.

Kapıyı yumruklamaya devam ederken bağırmaya başladım.

"Açın şu kapıyı!”

Sesim odanın içinde yankılanıp geri döndü. Ama dışarıdan hiçbir ses gelmedi. Ne bir ayak sesi… ne de bir hareket.

Bu sesizlik sinir bozucu YDÜ hemde fazlasıyla.

Dişlerimi sıktım. İçimde yükselen öfke ile kapıya bir kez daha vurduğumda koluma vuran sert acıyı hissettiğimde.

“Lanet olsun…”

Geriye doğru sendelediğimde. Sol elimle sağ kolumu tuttum. Kan hâlâ akıyordu.

Gözlerimi sıkıca kapatıp kendimi zorla sakinleştirmeye çalıştığım sırada sadece düşünüyordum.

Düşün, Miray… düşün.

Gözlerimi açtım. Bu sefer odaya daha dikkatli baktım. Kaçmak için bir yol, kullanabileceğim bir şey… en ufak bir avantaj bile benim işime yarardı.

Tam etrafa bakmak için harekete geçecek tim ki. Kapının kilidinden gelen klik sesiyle tüm bedenim durdu.

Başımı kapıya çevirdiğimde kağo ağır ağır açıldı ve içeriye şuan son görmek istediğim kişi...

Taylan Kara Pençe girdi

Uzun boylu… sakin adımlarıyla yürüyordu. Üzerindeki karanlık aura odaya girer girmez havayı değiştirmişti.

Onu görür görmez çenem sıkıldı.

“Kara Pençe…”

Namını söylerken sesim nefretle doluydu.

Taylan dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı. Kapıyı arkasından kapatırken gözleri üzerimde gezindi.

“Demek uyanmışsın.”

Sesi sakindi fazla sakindi. Bu daha da sinir bozucuydu.

“Beni buradan çıkar.” dedim direkt. Sesim sertti, netti.

Taylan hafifçe başını yana eğdi. Sanki söylediğim şey komikmiş gibi.

“Emir vermek için yanlış yerdesin, kaya."

Namımı biliyordu ve ben ona nasış namıyla seslendiysem oda bana namımla seslenmişti.

Omuzlarımı dikleştirdim. Acı kolumdan yukarı doğru tırmanıyordu ama umursamadım.

Zayıflık göstermeyecektim.

“Asıl yanlış olan…” dedim yavaşça, “beni burada tuttuğunu sanman.”

Taylan hafifçe güldü. Sessiz, kısa bir gülüştü.

“Öyle mi?” dedi.

Taylan bana doğru adımlamaya başladı. Her adımı konturollüydü ve planlıydı sanki.

Gelip tam karşımda durduğunda yüzüne bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kaldım. Bu adamın boyu kaçtı 2.00 metre falanmıydı.

Bir an gözlerini yüzümden ayırıp kanayan koluma baktı. Sonra koyu gözlerini kahverengi gözlerini soğuklardan benim kehribar gözlerime kilitlediğinde bir süre öylece baktı.

Birden bire benim yaramın üstüne sertçe elini koyup sıktığında acıyla dişlerimi sıkmamla yaramı sıkan elinin bileğini sertçe tutup… tüm gücümle kendime doğru çektim.

Taylan beklemiyor olacak ki daha bir hamle yapamadan. Ben onun dengesinin bir anlığına bozulmasını fırsat bilip sol dizimi sertçe karnına geçirdim.

Taylan’ın nefesi bir an kesildi ama geri çekilmedi.o an kendime lanet ettim. Lanet olsun. Beklediğim gibi düşmemişti.

Ayakta iri vücuduyla öylece elı karnında dururken ben kapıaya doğru yöneldiğim sırada daha bir kaç adım atmışken arkadan taylanın güçlü kolu ince belimi sarıp beni sertçe göğsüne yapıştırınca ne olduğunu anlamamıştı.

Birden bire nefesini kulağımın yanında hissedince bedenim irkildi. Sonra diğer boşta kalan eliyle sertçe çenemi kavrayıp başımı yukarı doğru kaldırdı.

Öfkeli serisini tam kulağımın yanımda nedeniyle birlikte duydum.

"Bana bak kaya... Sana zaten yeterince iyi davrandığımı düşünüyorum o yüzden beni zorlama."

Kelime sarılmış kolunu çekip beni omuzlarımdan tutup sertçe beni kendine döndürdüğünde. Dm sürdüğü gibide beni omzuna attığı gibi kağıya doğru yürüdü.

Taylanın bu hamleyi yapmasıyla onun omzunda debelenmeye başlamıştım ellerini sırtına sertçe vururken.

"YERE İNDİR BENİ," sesim geniş koridorda yankilandığında burasının bir malikane olduğunu ozaman anlamıştım "BIRAK DEDİM SANA." bağırışlarım devam ederken o merdivenlerden inmeye başlamıştı bile.

Üç tane merdiven indiğimizde inene kadarda hiç bir şey söylememişti.

Bir tane daha merdivene geldiğimizde bodrum kat gibi bir yere indiğimizi fark etmem uzun sürmemişti.

Taylan sert sesiyle.

"Seni indirdiğimde de böyle bağırıp vurabilecek misin bakalım Cadı."

Cadımı. Cadıdamı olmuştım gerçekten.

Bodrum olduğunu düşündüğüm kata gelince etrafın rutubetli kokusu beni karşılamıştı. Alışkımdım aslında oyüzden çok ta yadırgamamıştım kokuyu.

Biraz ilerlediği mizde artık susmuştum öylece duruyordum taylanın omzunda. Biraz daha ilerlediğimizde zindanları görmem bir olmuştu. Beni bunların içine kapatacak olmalıydı.

En sonunda Taylan durdu ve bir anahtar sesi geldiğinde burda başka birinin olduğunuda anlamıştım. Taylan hareket etmemişti çünkü başka biri açmıştı.

Açıldığı an beni omzundan indirmeden içeriye girdiğinde ozaman beni yere birden bıraktığında başım dönmüştü. Başımın dönmeliyse bir an düşecek miş gibi olduğumda iki kolun belimi sarıp beni tuttuğunu hissettiğimde gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Taylan beni düşmemek için tutmuştu. Bir sebebi vardır bence. Çünkü hiç biri tutsak olarak tutuşu birini sebebsiz yere böyle bir şey yapmazdı.

Başımın dönmesi geçtiğinde onun ellerini üzerinden çekmesine izin vermeden ben kendimi geri çekmiştim.

Taylan bana bakıp daha sonra arkasındaki korumaya dönüp.

"Doktoru çağır." Dedi düz sesle

Daha sonra bana dönüp üzerime yürüdüğünde geri adım atma ihtiyacı hissettim ilk defa. Bana doğru geldikçe ben geri geri giderken yolumun bittiğini sert duvara çarpınca anladım.

Ağzımın içinden küfür savurdum.

Bedenim duvara çarpınca yaylanın yüzünde piç sırıtışını gördüğümde bana doğru gelen adamı yaklaştığında sağlam olan tarafımı kullanarak elimle onu geri itmek için taylanın göğsüne elim demiştik bileğimi sıkıca kavrayıp hızlı adımlarla dinime girip tutuşu bileğimi sertçe duvara sabitlediğinde gözlerimi anlık kapatıp dişerimi sıktım.

"Gözlerini aç cadı," Bileğimi canıöın yanmasından zevk alıyormuş gibi daha fazla bileğimi duvara bastırdı "aç o kehribar gözlerini cadı... O güzel gözlerindeki acıyı görmek istiyorum."

Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım ve açmayacaktım. Taylana istediği zevki yaşatmayacaktım. Ben açmadıkça Taylan birazdaha bastırınca. Acı kolumdan yukarı doğru tırmanırken dişlerimi daha da sıktım.

Tayşan bir kaç saniye ne konuştu nede bir şey söyledi. Sadece onun sıcak nefesini hissediyordum.

Taylan aniden bileğimi bıraktığında. Dengesizliğimle birlikte kolum aşağı düştü ama toparlandım. Başımı kaldırıp ona baktığımda bana bakıyordu.

Göz göze geldiğimizde bu sefer bakışlarımdan hiç bir şey gizlemedim. Nefret ve meydan okuma net bir şekilde hissediliyordu.

Taylan’ın çenesi hafif kasıldı.

“İnat ediyorsun.” dedi.

“Sen de fazla konuşuyorsun.” diye karşılık verdim anında.

Bir an sesizlik olduğunda katan üzerime eğildinde bileğini tuttup, vücudumu yana kırıp ağırlığımı ona verdim. Dengesini bozmayı hedefledim. Ama hedeflediğim yarım kalmıştı. Taylan bu hamleyi bekliyormuş gibi bileğimi tutup bileğimi çevirdi.

Bileğimi çevirdiği an acı omzuma kadar geldi ama öfkemde artmıştı o kadar çok canıö yanıyorduki bu sefer dişlerimi değil bedenimide haykırmamak için okadar geriyordum ki.

Taylan beni çevirdiği bileğimi düzltmeden kendine doğru yaklaştırınca. Burunlarımız nerdeyse bir birine deyecekti.

“Bu kadar mı?” dedim alçak sesle. “Efsane Kara Pençe…”

Sözüm bitmeden beni sertçe duvara çarptığında bu sefer acımıyordu. Sırtımı duvara çarptığında an bileğimi bırakmıştı ama bu seferde çarpmayla birlikte nefesim kesilmişti bütün sırtıma sert bir sancı sardığında ağzımdan minik bir inili döküldü.

Taylan bu sefer tam yüz hiç ama inecek şekilde başını bana doğru eğip iki elini duvarın iki yanına sabitleyip beni duvarla kendisi arasında sıkıştırdı.

“Efsaneler…” dedi dişlerinin arasından, “…anlatıldığı kadar nazik olmaz cadı.”

"Ama," Diye devam etti yavaşça "seni öldüremem malesef ki." Kulağımın tam yanındaki duvara bir yumruk geçirdiğinde kulağımda duvarın çıkardğı yok vurma sesi yankılandı "sen bana canlı lazımsın cadı."

Dediğinde geri çekildi Taylan. Zindanı demir parmaklıklarından olan kapısına doğru yürüdüğünde bana hiç bakmadı.

Dışarıda ki korumaya:

"Doktordan başka hiç biri girmesin." Dediği gibi yürümeye başladığında sinirden derim derin nefesler almaya başlamıştım.

Burdan nasıl çıkacaktım veya beni arıyorlarmıdır bulmaya çalışıyorlarmıydı. Dün geceden sonra ben bayıldıktan sonra onlara ne oldu öldülermi yaşıyorlar mı veya iyikilerim hiç bir şeyden haberim yokken elim kolum bağlıyken ben burdan nasıl çıkacaktım.

Karan Gölge Turanın ağzından

Şirket

Şirkette ki ofisimde masanın üstündeki dosyaya bakarken bir yandan da asistanım ışılı dinliyordum. Zaten sabahtan beri şirkette kafam sikilmişti bir de tam çıkacağım sırada ışılın bana şu allahın belası bu önemli dediği dosyaları inceliyordum.

Her an birini öldürebilirim.

Işılın lafını kesip

"Işıl hakaret gibi olcak ama para geçişi karşı tarafa alacak dimi."

İşıl bana anlamsız gözlerle bakıp:

"Evet karan bey."

Kafamı sallayıp arkama yaslandım:

"Para geçişi bizden olacak dimi."

"Evet karan bey."

"Peki para sıkıntım olduğunu düşünüymusun."

"Hayır karan bey."

Sabır çekermiş gibi elimle anlımı ovuşturup:

"Işıl git karşı taraf ne kadar istiyorsa git ver tamam mı."

Işıl benim tepkiyle gelmiş gibi:

"Hemen karan bey." Dediğinde kafamı salladığımda geri geri gidip odadan resmen bir füze gibi çıktığında içimden küfür savurdum.

Önümdeki dosyaları kenara kaldırıp ayağa kalkıp. Askılıktan siyah ceketimi alıp beyaz gömleğinin üstüne geçirirken ofisinden çıktım.

Aslında eskiden daha çok şirkette kalan bir insandım ama şu bir iki haftadır evde kalmak istiyordum nedeni varmı bilmiyordum ama şu sıralar evde beni oraya bağlayan bir şey varmış gibi hissediyordum.

Hızlıca asansörün yanına geldim ve asansörün dümesine basıp asansörü beklemeye başladım.

Neden Şirket elli üç kattan oluşuyordu yani bir göktelendi. Benim ofisim ise kırk birinci katta bulunuyordu yani geriye kalan kırk iki katı merdivenle inecek değildim her halde.

Asansör “ding” diye açıldığında. İçeri girdim. Parmaklarım otomatik olarak zemin kat tuşuna bastığındw asansör hareket etti. Asansör zaman kata hzılıca geldiğinde aynı sesle açıldığında asansörden ellerimi cebime atarak her zamanki dik duruşumla çıktım.

Şirketten hızlıca çıktığımda korumalarım ve şöförün beni görür görmez hallerini ve hareketlerini düzelttiler.

Arabanın yanına geldiğinde şöförüm vakit kaybetmeden kapımı açtığında vakit kaybetmeden arabaya bindiğimde kapımı kapattı.

Şöförüm sürücü koltuğuna geçtiğinde aynadan bana bakıp:

"Nereye efendim."

"Eve." Dedim kısa ve net.

Karan Gölge Turanın Ağzından

Malikaneye geldiğimizde büyük demir kapılar hemen açılmıştı. Araba malikane nin geniş bahçesine girdiğinde durdu. Arabanın motorunun sesi kesilince hızlıca şöför tekrar ilk önce inip arabanın etrafından dolaşıp kapımı açtığında hiç bir tepki vermeden arabadan indim.

Gecenin soğuk havası yüzüme çarptığında umursamadım adımlarımın hızını değiştirmeden malikane doğru yürüdüm. Kapıyı ittip kapıyı açtığımda dışarıya kıyasla malikanenin içinin sıcaklığı bu seferde yüzüme vurmuştu.

Büyük salona gözlerimi gezdirdiğimde ilk olarak gözlerim koltuğa kaydı ve koltukta yatan ikiliye.

Lara ve Lina

Koltukta uyıya kalmışlardı gibiydiler çünkü üzerlerinde ne bir yorgan nede bir yastık konulmyştu özellikle. Linayı sabah görmemiştim ama laranın üstündekinler halen aynı kıyafetti.

Onların yanına sesizce aynı bir gölge gibi yürüyüp üstten üstten sesizce onlara baktım.

Lina, koltuğun köşesine kıvrılmıştı. Yüzü sakindi… nefesi düzenliydi. Sanki dünyada hiçbir şey onu rahatsız edemezmiş gibi huzurluydu. Kaşları bile gevşemişti.

Bakışlarım paraya kaydığında uykusu Lina gibi değildi.

Kaşları çatılmıştı. Dudakları arada bir titriyordu. Ellerinin birini sıkmıştı. Sanki biri elinden birşey almaya çalışıyor gibi elini sıkıyordu.

Larayı uyandırmak için elini uzatmıştım ki. Tam o anda Lara’nın dudaklarından boğuk bir ses çıktı.

“...hayır…”

Çok hafifti ama duymuştum.

Elim havada kaldı.

Lara’nın o tek kelimesi… “hayır” …boğazımda bir yere takılop kalmış gibi geldi. Kaşlarımı istemsizce çatıldı.

Lara kabus görüyordu.

Onun yüzüne biraz daha eğildim. Göz kapakları titriyordu. Nefesi düzensizleşmişti. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. Sanki bir şeyden kaçıyordu ama anlayamıyordum.

Parmaklarım hafifçe hareket etti. Onu uyandırmak için omzuna dokunacaktım ki… bir an durdum.

Neden düşünüyordum ki bu kadını bu kadar. Normal de düşünmezdim uyandırırdım. Yada umursamazdım.

Bir an lara ya baktığımda tekrardan mırıldandı.

"Gitme... "

Sesinde korku vardı ilk defa. Onu tanıdığımdan berri ilk defa korktuğu zaman ki bir sesini duymuştum.

Elimi uzatıp omzuna dokundum. Sert değildi ama nazik de sayılmazdı.

“Lara.”

Sesim alçaktı. Tepki vermedi. Kaşları daha da çatıldı.

“Lara.” dedim bu sefer biraz daha net.

Omzunu hafifçe sarstım. Bir anda gözleri açıldı. Nefesini sertçe içine çekti. Gözleri panikle etrafı taradı…sonra bana kilitlendi.

Bir an beni tanımaz gözlerle baktığında sonradan algılamış gibi aniden olduğu yerde doğrulunca bede ona doğru eğilmiş bir pozisyonda olunca kafalarımız bir birine çarptı.

Ben hafifçe dişlerimi sıkarak geri çekilirken lara eliyle kafasını tuttu belliki artık ne gördüyse çıkamamıştı etkisinden hale.

Bir an o kadar merak ettim ki ne gördüğünü ama sormayı nedense tercih etmemiştim.

Lara sanki linayı hayırlamış gibi arkasına bir anlıpına bakıp koltuktan yavaş bir şekilde kalkıp kısık bir sesle.

"Erken gelmişsiniz karan bey." Dediğimde bir kaşımj kaldırarak ona baktım.

"Kendi evime ne zaman geleceğimde sana kaldı."

Dediğimde kafasını iki yana sallayıp.

"Yok hayır tabi de ne biliyim," Arkasına bakıp duvar saatine bakıp bakışlarını tekrar bana dm dür düğünde "normalde daha geç geliyorsunuz ya ondan sordum."

Hale elı ayağı dolaşıktı hareketlerinden belliydi bedeni gergindi.

Onu bir anlığına süzülüp:

"İyiymisin."

Senin beynini sikiyim karan neden böyle bir soru soruyorsun ki iyi seyirler iyi işte kız sana ne.

Anlamaz gözlerle bana bakıp:

"Evet iyiyim iyiyim..." Sonra koltukta yatan linayı gösterip "kusura bakmayın karan bey bizde burda böyle sızmı-"

Sözünü ses tonu mu sert tutmaya çalışarak kestim:

"Sorun değil... Bir daha olmasın yeter," Yatan kızı gösterdim "uyandır odanıza geçin..."

Neden düşünüyorsun ki karan sen n e kadar umrunda senin amına koyim ki taş kafa.

Birşey demesine izin vermeden:

"Birde sabah erken uyanmama gerek yok yarın akşam gittiğimizde geç döneceğiz uykulu olmanı istemiyorum en iyi şekilde uykunu al." Dedim

Lara kafasını sallayıp:

"Tamam karan bey."

Ben bir şey söylemeden arkama dönüp merdivenlere yöneldiği m'de arkadan laranın yumuşak sesi geldi:

"İyi geceler karan bey."

Bir an duraksadım arkama dönmedin ama cevapta vermedim merdivenlere doğru yürümeye devam ederken kendi kendime:

“İyi geceler… Forest.”

Harika bölümleri gelecek arkadaşlar çokkk heycanlıyımm😊😊🩷