27. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuGölge ve Alev
Bölümler 49Şu an: Gölge ve Alev
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
27.bölüm
“Gölge ve Alev"
Sabah gözlerimi açtığımda çok sevdiğim birinin kokusu burnuma doldu. Gözlerimi hafifçe araladığımda, bedenimi kollarıyla sarıp beni göğsüne bastıran adama baktım. Başımı hafifçe kaldırıp ona baktığımda, dudaklarımda istemsiz bir gülümseme belirdi.
Bakışlarım yavaşça yüzünde dolaştı. Uyurken her zamanki sert ve ulaşılmaz görüntüsünden eser kalmıyordu. Kaşlarının arasındaki o tanıdık çizgi silinmiş, yüz hatları beklenmedik bir sakinliğe bürünmüştü. Bir anlığına onu izlemekten kendimi alamadım.
Göğsünün düzenli şekilde yükselip alçalmasını hissederken içimde tarif etmesi zor bir sıcaklık yayıldı. Sanki uzun zamandır ilk kez gerçekten güvende hissediyordum. O an zamanın biraz daha yavaş akmasını istedim. Çünkü hayat ne kadar karmaşık olursa olsun, bu sessiz sabahın içinde her şey olması gerektiği yerdeymiş gibi geliyordu.
Ama aynı zamanda hiçbir şey de olması gerektiği gibi değildi.
Çünkü gözlerimi her kapattığımda Miran’ın söyledikleri zihnimin en karanlık köşesinden çıkıp karşıma dikiliyordu resmen.
Bir yanım Karan’ın kollarının arasında kalmak, bu huzurun sürmesi istiyordum. Diğer yanım ise yaklaşan fırtınanın sesini duyuyordu.
Kollarının arasından çıkmak için kıpırdadığımda, beni daha sıkı bir kuvvetle sardı. Gözlerimi yüzüne çevirdiğimde gözlerinin aralandığını gördüm.
"Nereye?"
Uykulu sesi dudaklarının arasından çıkıp kulaklarıma ulaştığında tebessüm ettim.
Hafifçe bırakması için kollarının arasında hareketlendiğimde, bırakması gerektiğini anlamış gibi kollarını bedenimden çekti. Bir kolunu başının arkasına attığında gülümsedim.
Yatakta doğrulmadan onun üstüne çıktığımda, yüzüstü yatar bir pozisyonda onun üzerindeydim.
Üstüne çıktığım anda bedeni kas katı kesilmiş, nefesi hızlanmış ve uykulu gözleri tamamen açılmıştı.
İlk başta neden böyle bir tepki verdiğini anlamasam da, altımda hissettiğim şeyle duraksadım.
Gerizekâlı mısın sen Aden?
Yanlışlıkla tam erkekliğinin üstüne kadınlığım denk gelmişti ve bu da onun erkekliğini sertleştirmişti.
Bu adam beni bu kadar mı arzuluyordu, lan? İstese ben ona veri-
Sil aklındaki düşünceleri hemen, Aden. Sen bu kadar terbiyesiz bir insan değilsin.
"Lara." Karan'ın sesi uykulu hâlinden çıkmıştı.
Ben gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım istemsizce.
Gerizekâlı, kalk. Sana ne bekliyorsun sen, Aden?
"Ben... şey."
Allah'ım, çok utanmıştım. Allah kahretmesin.
"Ne?" dedi Karan.
Yüzünde sinsi bir gülümseme oluştuğunda omzuna sertçe vurup,
"Pisliksin."
Üstünden kalkmak için hamle yaptığım an, beni belimden tutuşu gibi altına aldığında bu kez üstte olan oydu.
Yuh.
Bu kadar hızlı olamazdı.
"Pisliğin, öyle mi?" dedi pis bir sırıtışla.
Tam bir şey söyleyeceğim sırada erkekliğini kadınlığıma bastırdığında sertliği hissetmemle gözlerim büyüdü.
"Karan," dedim isyan eder gibi. "Bunu bana yapma hakkın yok."
Karan tek kaşını kaldırıp sırıttı.
"Senin hakkın da yok o zaman."
"Ben yanlışlıkla yaptım, öyle bir niyetim yoktu."
Ellerimi göğsüne yaslayıp üstümden atmaya çalıştığımda, ikisini de kavrayıp bileklerimi kafamın üstüne sabitleyip ağırlığını üstüme verdi.
"Karan," dedim çaresiz bir sesle.
Aslında istesem kurtulurum da işte.
"Karan, hadi ama ya, bak böyle olm—"
Karan'ın dudaklarını dudaklarıma yaslamasıyla laflarım ağzımın içine tıkandı.
Bir an hiçbir şey yapamamıştım ama hemen beynim onun etkisinden çıkıp karşılık vermemi sağladı.
Tutkulu öpüşü aklımı başımdan alıyordu. Tadını çıkarmak istercesine uzunca bir süre beni öptü. Göğsüm yükselip inmeye başlayınca nefes almakta zorlandığımı hissettim.
Karan dolgun dudaklarını benimkilerden ayırdığında bir süre şişmiş olan dudaklarıma baktı.
"Siktir," dedi erkeksi bir hırıltıyla. Bir eliyle yanağımı okşadı. "Sen insanı bitirirsin, Forest."
"Sabah sabah bu kadar enerjik olman normal mi?" dedim gülerek.
Bir eli çene hattımda dolaşırken elini boynuma doğru indirmeye başladığında bedenim her zerresine kadar titredi.
"Sabah sabah başka marifetlerim de var, istersen gösterebilirim."
Dediğinde tekrar dudaklarıma kapanmak için hareket edecekti ki odanın kapısı sertçe açılıp duvara vurduğunda hızlı bir refleksle arkasına baktı.
Kimi gördü bilmiyorum ama sadece öyle kaldı.
"Karan abi," diyen ince çocuk sesini duyduğum gibi gözlerim büyüdü. Karan’ın altında, üstümden inmesi için hareketlendiğimde bana baktı.
"Kalksana Karan," dedin kısık sesle.
Karan üstümden kalkmaktan çekinirken Miran’ın sesi geldi koridordan.
"Taylan abi, Karan abiyle Lara anne ne yapıyor?" Koridordan aşağı kata bağırmıştı.
Siktim. Ne ara çıktı bu çocuk dışarıya?
Taylan ve Miran uyanmış olmalıydı.
Şaka gibiydi.
Kafanda hâlâ üstündeydi, mal mıydı bu adam ya?
"Karan, çekil artık şu üstümden!" diye sesimi yükselttiğimde güldü.
Öküz.
Karan erkeksi bir tınıyla gülerken üstümden çekildi. Bedenim hafiflemişti; resmen bu adam neden bu kadar ağırdı ki?
"Yanlış anlayacaklar Karan, senin yüzünden!" dedim isyan eder gibi.
"Yani," dedi. "Lina gelmeseydi senin için aklımda bir şeyler vardı, yanlış anlaşılma değil yani."
Gözlerimi büyütüp ona baktığımda sırıtıyordu. Yanımdaki yastığı alıp ona attım.
"Sınır bilmez adam seni," dediğimde attığım yastığı kenara atıp bana doğru bir hamle yaptı. Yataktan çıkıp kapıya koşarken:
"Aşağıda görüşürüz," dedim ve odadan hızla çıktım.
Yoksa pek hayırlı şeyler olmazdı o odada.
Salona indiğimde Taylan’la Miran’ı ayrı koltuklarda otururken gördüm. Birbirlerine bakmıyorlardı. İkisinin de gözleri, yaylanın yanında oturan Lina’daydı.
Aynı odada uyumuş olmalılardı. Acaba Taylan Miran’a bir şey yapmış mıydı?
Miran’ın cinsellikle ilgili büyük travmaları vardı. Çocukluğundan gelen kötü bir olaydan dolayı bu konuda çok korkuyordu. O yüzden Taylan’la aynı odayı geçtim, aynı yatakta uyuyup uyumadığını merak ediyordum.
Lina ona gördüklerini anlatıyor olacak ki, ikisi de dikkatle Lina’yı dinliyordu.
"Linam," dedim aceleyle.
Koltuklara doğru ilerlemeye başlayınca Miran ve Taylan benim sesimle ikisi de bana doğru döndü.
Onlara, ne var? dercesine bir bakış attığımda ikisi de sırıtıyordu.
Taylan bakışlarını Lina'ya indirip yüzündeki sırıtıştan hiçbir şey kaybetmeyerek,
"Sonra ne oldu bakalım?" dediğinde bana kaçamak bir bakış attı.
Bir an Miran'a baktığımda o da sırıtıyordu.
Kafayı yiyecektim.
"Lina," dedim hızlıca, uyarıcı bir sesle.
Lina bana döndü. Kocaman gözlerini kırpıştırdı.
"Ne var, Lara anne?"
Taylan öksürüğünü gizlemeye çalışırken Miran resmen gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.
Hiçbiri yardımcı olmuyordu.
"Anlatacak bir şey yok," dedim kararlı bir şekilde.
Lina kaşlarını çattı.
"Ama vardı."
"Yoktu Linam."
Taylan başını öne eğip kahkahasını saklamaya çalıştığında.
"Sen niye gülüyorsun?" dedim gözlerimi kısarak.
"Ben mi?" dedi masum bir ifadeye bürünmüş gibi. "Hiç."
"Siktir git."
"Cık cık cık." Dedi Taylan kınarmış gibi. "Çok ayıp."
Lina koltuğun üzerinde doğruldu.
"Ama ben sadece gördüğümü anlatıyordum ya."
"Ne gördün bakalım?" diye sordu Taylan hemen.
Hiç bir fırsatıda kaçırmasın zaten.
"Hayır!" dedim hemen. "Hepiniz kesin şaçmalamayı."
Taylan bana dönüp sırıtınca koltuktanbir yastık alıp sertçe ona attım.
Taylan yastığı havada yakaladığında.
"Şiddete başvurdu."
"Biraz daha konuşursan daha kötüsü olacak." Diye sinirle söylendiğinde karanın sesini duydum.
"Benim güzelimle uğraşmayın." Diye bir ses duyduğumda istemsizce gülümseyip arkama döndüm.
“Uğraşıyorlar, Karanım… beni al buradan ya,” dedim.
Karan hiçbir şey söylemeden yanıma geldi, elini belime koyup beni koltuğa doğru yönlendirdi.
Oturunca Lina’ya bakıp.
“Gel bakalım güzellik.”
Lina gülümseyerek bize doğru gelirken Karan elini belimden çekti ve onu kucağına alıp oturttu.
Karan Lina’yı kucağında öyle doğal bir şekilde tutuyordu ki sanki bunu ilk kez yapmıyormuş gibiydi. İlk kez olmayabilir, bilemiyordum. Bir eli Lina’nın omzuna hafifçe yerleşmiş, diğer eli dizine yakın bir yerde onu düşürmemek için güvenli ama sert olmayan bir şekilde tutuyordu.
Ben Lina’ya baktım.
“Anneni mi satıyorsun Linam?” kınarcasına, şakacı bir tavırla Lina’ya baktım. “Ayıp.”
Lina gözlerini kırpıştırdı, Karan’ın kucağında biraz daha rahat bir pozisyon aldıktan sonra.
“Satmak değil ya…” dedi dudaklarını bükerek. “Sadece Karan abiy beni çağırdı bende oturdum.”
Gülerek başımı salladım.
“Şaka yaptım bebeğim, istediğin kadar otur Karan abinle bundan sonra.” Bir an Karan’a baktım.
“Çünkü en güvendiğim ve en sevdiğim kişiler arasına girmeyi başardı Karan abin.”
Lina bir an sustu. Bir an karana bakıp bana baktı.
“Lara anne…” dedi yavaşça.
“Hmm?”
Küçük ellerini birbirine kenetledi.
“Ben… Karan abiye baba diyebilir miyim?”
Salon bir anlığına tamamen durmuştu sanki.
Babamı?
Ben olduğum yerde Donakalmış şekilde linaya baktım.
Lina’nın sesi o kadar masum, o kadar netti ki… insanın içinde bir yere dokunuyordu. Ama aynı zamanda kelimenin ağırlığı, odanın içine çökmüş gibiydi.
Gözlerim istemsizce Karan’a kaydı. Lina’nın söyledikleri, nedensiz yere onu fazla etkilemişti ve Taylan bunu fark etmiş gibiydi.
“Kardeşim,” dedi Karan’a bakarak.
Karan tepki vermeden Lina’yı izlemeye devam ederken Taylan bana bakıp:
“Lina’yı al kucağından Karan’ın,”
dedi kısık sesle.
Ben Lina’yı omuzlarından tutup kucağıma aldım ve Melek Abla’ya seslendim:
“Melek Hanım,” dedim nazik bir sesle.
Melek Abla mutfaktan çıkıp:
“Güzel kızım,” dediğinde bir an etrafa baktı; bir şey olduğunu fark etmişti sanki.
Lina bana üzgün gözlerle bakıp:
“Karan anne, yanlış bir şey mi söyledim?”
Hemen:
“Hayır, asla kötü bir şey
söylemedin. Karan abin biraz hasta, o yüzden bazen böyle dalıp gidiyor. Senlik bir şey yok, tamam mı?”
Lina üzgün bir şekilde dudaklarını bükmüş dururken Melek Abla onu alıp götürdü; Lina hâlâ onunla konuşuyordu.
Ben hızlıca Lina gittikten sonra Karan’a döndüğümde, sanki giden bilinci yerine gelmiş gibi bana bakıyordu.
“İyi de neden… neden oldu ki böyle bir şey?”
“Karan…” diyerek onun yanına gittim. Miran hâlâ yerinde oturuyordu, Taylan ise diğer yanında duruyordu.
Karan’a bakıp:
“Özür dilerim,” dedim hemen.
Lina’yı onun kucağından aldığımda hızlı bir şekilde kendine gelmişti. Belli ki Lina’nın ona baba demesi onu tetiklemişti. Ama neden
tetikledi ki? Sonuçta bir kelimeydi.
“Hayır,” dedi bana dönüp, bir elini yanağıma koyarak. “Lina’nın da senin de bir suçun yok.”
Dediğinde neden olduğunu sormak istedim, hem de çok istedim ama şu an vakti değildi. Hem de daha yeni olmuşken, bir daha onu tetikleyen şey neyse tekrar tetiklenebilirdi.
Dış kapıdan içeri bir koruma girdiğinde Karan’ın yanından hızlıca ayağa kalkıp omuzlarını dikleştirdi.
Birbirine değer veren iki kan bağı olmayan kardeş gibilerdi. İçeri Koruma girdiğinde karanda taylanın yanında ayağa kalktı ve dimdik durdu. Aralarında sessiz bir anlayış vardı, kelimelere ihtiyaç duymuyorlardı. Biri bir adım attığında diğeri hiç düşünmeden yanında beliriyordu.
Gözlerim miranı bulduğunda kehribar gözlerini Taylana kenetlemiş sanki izlerken soluğu kesilmiş gibi Taylana bakıyordu.
Gözlerim Miran’ı bulduğunda, kehribar gözlerini Taylan’a kenetlemiş; sanki onu izlerken soluğu kesilmiş gibi, Taylan’a öyle derin ve dalgın bakıyordu ki, bakışlarının içinde gizlenen his neredeyse ele verilecek kadar açıktı.
Korumanın sesiyle Miran’dan gözlerimi çektim.
“Karan Bey’in, Taylan Bey’in Rusya’ya gideceği jet hazırmış. Ne zaman çıkarsınız?”
Karan, ilk olarak bana içten bir şekilde baktı; sonra Miran’a nefretle bakarak:
“Sizin her şeyiniz hazırsa çıkalım.”
Miran, Taylan’a olan bakışlarını o kadar çabuk gizleyip çekmişti ki… harikaydı. Gerçekten mükemmel bir hız. Miran’ı kaç yıldır tanıyordum ve duygularını gizlemek konusunda harika bir insandı; aynı zamanda yalan duyguları insanlara göstermekte de… Harika rol yapıyordu. Bu yüzden onu bu konuda takdir ediyordum.
“Ben hazırım,” dedim Karan’a bakıp gülümseyerek ve ayağa kalktım. “Sadece üstümü değiştireceğim.”
Dediğimde Karan kafasını sallayıp kulağıma doğru eğildi.
“Yardım edebilirim istersen,” dedi çapkın bir bakışla.
“Nasip olursa daha sonra,” dedim ben de fısıltıyla.
Ondan uzaklaşıp arkamı döndüğümde Karan’ın homurdanışını duydum:
“Bir gün olacak, o zaman göreceğim ben seni…”
Dediğini duyunca gülmemek için kendimi zor tuttum.
...
Hepimiz hazırlanıp evden çıkmadan önce Lina'yla konuşup üzülmemesini söylemiştim zaten. Sonra da hızlıca Taylan, Miran, ben ve Karan arabalara binip havalimanına gittik.
Karan ile Taylan'ın ortak jetini görünce birbirimize baktık.
Jetin üzerinde "Gölge ve Pençe" yazıyordu. Bunlar Karan ve Taylan'ın tanınmış, korku salan lakaplarıydı.
Jet, normal jetlerle kıyaslandığında biraz daha büyüktü ve içinde çok büyük olmayan iki yatak odası vardı. Jetin tam orta kısmında da bir oturma alanı bulunuyordu.
Açıkçası daha önce özel jetle yolculuk yapmıştım ama hiçbirinde yatak odası görmemiştim. Tahminimce bu jet, özel yapım bir jetti.
İstanbul’dan Moskova’ya gidiş yaklaşık dört beş saat sürdüğü için ben odaya çekilmeye karar vermiştim. Karan da birazdan geleceğini söyleyerek pilotun yanına gitmişti.
Ben hostesten bir fincan kahve istemiştim ve şu an odanın içindeki koltukta oturuyor, kahvemi yudumlarken düşüncelerimin arasında kayboluyordum.
Odanın kapısının açılma sesini duyduğumda başımı hafifçe çevirip baktım.
“Forest.”
Sesini duyduğum anda istemsizce ayağa kalkıp ona baktım.
“Gölgem.”
Dediğimde içimdeki huzuru gizleyemiyordum. Sanki uzun ve yorucu bir günün ardından insanın ait olduğu yere dönmesi gibi bir histi bu. Onu gördüğüm anda omuzlarıma çöken ağırlık hafifliyor, içimdeki karmaşa biraz olsun sessizleşiyordu.
Karan bana doğru gelip tam karşımda dikildiğinde, ayağımdaki topuklulara rağmen kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım.
Karan hiçbir şey söylemeyince:
“Neden bana öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?” dedi.
Arkamı dönüp uzaklaşmak için hamle yaptığımda, belimi aniden kavrayıp sırtımı göğsüne sabitledi.
Başımı ona doğru döndürüp homurdandım.
“Hadi ama, beni böyle her istediğinde yamaçında tutamazsın.”
Karan hafifçe sırıtıp yüzüme doğru eğildi. Gözlerimin içine bakarak konuştu:
“Tutarım,” dedi yavaşça. “Ve ben tuttuğum şeyi bırakmayı sevmem, Forest.”
Alaycı bir tebessüm ettiğimde ona baktım.
“Bıraktırayım mı?” dedim.
Kaşları havalandı.
“Dene bakalım.”
Tabii ki ona vurmayacaktım ama kudurtacaktım.
Ellerimden birini arkaya, Karan’ın bacağına doğru hareket ettirdim. Tam üstünde elimi durdurduğumda Karan’ın bedeninin gerildiğini hissedebiliyordum.
“Seni...” dedi ağzının içinden.
“Beni?” dedim sırıtarak. “Ne oldu,
kaldın öyle? Hayırdır, gölgem?”
Karan’ın kara gözleri iyice koyulaşmaya başladığında elimi çekip, belimi saran kolunun gevşemesini fırsat bilerek çıkacaktım ki anında beni daha sıkı tutup göğsüne sertçe yasladı.
Karan’ın nefesini kulağımın yanında hissettiğimde bedenim, sıcak nefesinin etkisiyle gerilmeye başlamıştı.
“Beni kışkırtmayacaktın, Forest.”
Beni hiç bırakmadan odanın içindeki yatağın yanına götürdü. Fırlatır gibi, ama canımı yakmayacak şekilde yatağın üzerine bıraktığında üstten bana bakıyordu.
“Hayırdır?” dedi. Yüzü ciddiydi ama gözlerindeki ifadeyi görebiliyordum. “Ne oldu, kaldın öyle? Hayırdır, Forest’im?”
Bittin sen Aden, şu an sıçtın yani.
Yataktan çıkmak için hareketlendiğim an beni bacaklarımdan tuttu. Ardından bir dizini bacaklarımın arasına yerleştirip üzerime doğru eğildiğinde ona bakakaldım.
Dudaklarımızı da aynı hızda birleştirip beni hoyratça öpmeye başlayınca karşılık vermek zorunda hissetmiştim kendimi.
Beni öperken bedenini, her an bir kaçma girişimimi engellemek için iyice üstüme ağırlığını verirken, diğer eli de pantolonuma doğru hızlıca ilerleyip düğmesini açtı.
O kadar çabuk olmuştu ki, ne olduysa hiçbir şeyi anlayamamıştım bile.
Dudaklarımdan ayrılıp yüzüme baktığında benden izin alıyormuş gibiydi. Hayır desem üstümden şu dakika kalkacağını biliyordum.
Kafamı hafifçe sallayıp izin verdiğimi belirttiğimde, Karan’ın yüzünde muzip bir gülümseme oluştu.
Dudaklarını boynuma götürüp öpmeye başladığında, başımı yana yatırdım.
Karan bir eliyle pantolonumun fermuarını açtıktan sonra, pantolonu çıkarmam için beni biraz yukarı çekti. Kumaş parçasını alıp kenara attı.
Benim iki elim de onun gömleğinin düğmelerine giderken, o boynumu öpmeye devam ediyordu. Aynı anda üzerimdeki gömleği çıkarıp kenara bıraktı.
Karan, titrediğimi fark edince kulağıma doğru eğilip ellerimi kavradı ve okşadı.
“Sakin ol.”
Ellerimi bırakıp bir elini sırtımın altına geçirdi. Ardından kopçayı açıp kenara bıraktı.
Onun altında tamamen savunmasız kalmıştım.
Karanın yaptığı gibi bende en sonunda dayanamayıp karanın üstündeki gömleği düşünmeden yırtığımda karan hafifçe güldü.
"İsteyince nasıldı çıkarıyorsun ortaya ters tarafını dimi."
Onu dinlerken ben iyice terlemeye başlamıştım. Kötü bir durumdaydım şuan kadınlığımda hissettiğim zonklamalar ve bana daha hiç bir şekilde dokunmamasına rağmen akan sıvıyı hissediyordum.
Hayır bakire değildim önceden cinsel ilişkiye girmiştim bir kaç kez ama hepsi sarhoşken olan şeylerdi ve ben nerdeyse iki yıldır biri ile birlikte olmamıştım fakat şuana kadar hiç bir erkek bana daha bunu yapamamıştı dokunmadan.
Ellerini karanın göğsüne götürüp hafifçe okşamaya başlarken yavaşça elimi alta doğru götürmeye başladığımda karan benim elimi tuttuğunda fısıldar gibi konuştu
"İlk önce istediğimi ben alırım." Söylediğinde bir parmağını kadınlığımı hasas bölgesine baskı uygulayıp okşamaya başlayınca"sonra sıra sana geçer." Dedi.
Sanki her okşadığında canımdan can gidiyordu bedenim titriyor her seferinde daha çok ıslanmayı sebeb oluyordu.
"Nasıl." Dedi dudaklarımdan ayrılıp göğüslerime katran karası gözlerini indirip baktığında göğüsümü emmeğe başladı.
Hazırlıksız olduğum bir anda bir parmağını içime ittiğinde istemsiz bir çığlık döküldü dudaklarımdan.
"Karan." Dedim acı ve şevhetle parmağı içimde rahat durmazken.
"Çok güzelsin." Dediği ile birlikte iki parmağınıda birden hiç acımadan içimdeki yeri hazırmış gibi içime ittiğinde yorganı sertçe sıktığımda içimde parmaklarını hareket ettirmeye başlayınca art arda durmadan önlemeye başkayınca acıdan kıvranıyordum.
Bir elim istemsizce karanın içimde olduğu elinin bileğini tuttuğunda
"Bekle" dedim halen kadınlığımda geçmeyen zonklamalarla birlikte.
İçimden üç parmağınıda çıkardığında izlemiştim
"Diğer randa hazır ol." Dedi. Üzerimde doğrulduğunda damarlı ellerini kemerinin tokasınu çekip açtığında ben onun harika ötesi bıcı dünü seyrediyordum.
Pantolonunu ve çamaşurunu çıkardığında karnına doğru uzanan şişmiş ve normalde de fazla büyük olduğu belli olan erkekliğini görmem ile tutkun madam edemedim.
Kemerini alıp iki elimide tutup başımın üstünde sabitlenyince kemeri ile birlikte sıkı bir şekilde bağlarken iki elim yumruk şeklindeydi kan yer içinde kaşmıştım daha şimdiden.
Üzerine tekrardan eğildi inde erkekliği nin kadınlıma değmesi yle dudaklarımdan inleme dekölmüştü.
Beni belinden kavarayıp kendisini yatakta oturur pozisyona getirdiğinde beni kucağına aldığında kemer ile bağlı olan kolarımı kafasından hemi rip boynuna doladım.
"Biraz hızlı yap ne yapacaksan." Dediğimde yüzündeki gülümsemeyi gördüm.
"Ne o hemen mi yoruldun yoksa." Dediğimde hemen
"Asla." Dedim kışkırtırcasına kucağında geriye doğru kayıp öne doğru hareket ettiğimde ksdınlıpındaki ıslaklık erkekliğine yayılmıştı. Aynı Hareketi bir kaç kez tekrarlayınca son kez daha geriye doğru kayıp erkekliği nin ucunu kadınlığımın girişine hafifçe sürtük. Sadece ucunu içime aldığım gibi geri çkardım "bence sen yoruldun."
Karan koyulaşmış gözlerini benden çekip bir elimi belimi dolayıp kendine doğru çektiğinde dudaklarını göğüslerime bastırdı.
"Lara." Dedi fısıltıyla gözlerimin içine bakarken bir elı ile göğüslerini okşamaya başladı "sen mükemmel ve kusursuz bir kadınsın."
Beni kendine daha çok başlarken dertleşen erkekliğini bir anda içime ittiğinde dudaklarımdan minik bir çığlık kaçtı. Bir eli göğsümü avuç kanaya devam ederken benim ellerim bağlı olduğu için bana yardım edemiyorlardı.
Bacaklarımı daha çok aralayıp içinde daha derinlere inmeye buda kadınlığımı zorlamasına neden oluyordu.
Karan artık dayanamazmış gibi birden kadınlığıma yüklenip bütün erkekliği ile birlikte içimi doldurunca dudaklarımdan bir çığlık koptu.
O rahalamıştı belki ama ben kıvranıyordum burda biraz yavaş olabilirdi.
Ben bir şey söyle yemeden art arda git golleri yapmaya devam edince hem acıdan hemde arzu dan önlemeye başlamıştım.
Bir kez daha içimi doldurdurdğunda erkekliğinden akan sıvılar kadınlımı doldurdu benim sıvılarımda onun kime karıştığında rahatlamıştım.
Başım onun omzuna düştüğünde gülüşünü duymuştum
"Ne gülüyorsun be adam."
İçinden çıkınca beni tutuşu gibi nazikçe yatağa yatırdığında bacaklarımın arasından akan sıvıları hissettim.
Elimdeki kemeri çözmeye başladığında.
"Çok güzelsin." Kemeri hızlı bir hareket ile çıkarıp bilekleri m'den kenara attığında yanıma uzanıp beni ğöğsüne çektiğinde başımı göğsüne yasladım.
Karan bir eli ile şaçlarımı okşarken ben sadece onun kokusuyla huzur buluyordum.
"Forest." Dedi almak sesle
"Hımm" Dedim Uykulun sesimle .
"Pişmanmısın" Dediğinde gülmeden edememiştim
"Hayır." Dedim "hayatımda aldığım en iyi kararlardan bir tanesiydi gölgem."
