1. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuKırmızı ve siyah
Bölümler 49Şu an: Kırmızı ve siyah
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1.Bölüm
Aden Karahan 26 yaşına gelmişti. Bir kalp olarak artık kanı, suskunluğu derin olan acıların dünyasındaydım. Annemin elime silah verdiği günü ilk hatırladığımda anlamıştım; babamın o pis mafya dünyasından annem beni çıkarmıştı. Ama annem, şimdi o mafya, yani yer altı dünyasını yıkmakla uğraşıyordu. Ben de buna on üç yaşımda başlamıştım. Ben Zeynep Karahan’ın kızıydım. Annemin kurduğu LaL adlı örgütün içindeydim ve evet, benim lakabım da LAL’dı. Annemin kendi hırsı sayesinde kurduğu bu dünyaya çocuk yaşımda girmiş ve yer altı dünyasını yok etmeye çalışıyorduk.
...
5 Nisan 2026
Malikanenin büyük salonunda oturuyordum. Hepimiz, bütün örgüt üyeleri… Evet, annem bu savaşın içine sadece beni değil, yetim büyüyen, içi hınçla dolu çocukları da almıştı.
Benim yanımda Miray Yalçın ve Elif Sancar oturuyordu; en yakın dostlarım. Bir adım atarken bir adım arkamda kalsalar da, arkamdan bıçaklarlar mı diye asla korkmam.
Ve Selim Tunç ile Arda Yılmaz da karşımızdaki tekli koltuklarda oturuyorlardı. Onların yeri bende ayrıydı; abi olarak gördüm hep.
Harbiden de öyleydiler.
Selim abi, yerinde rahat bir pozisyona geçip sordu:
"Yarınki davet için hazırladınız mı kıyafetleri?"
Evet, yarın bir davet vardı ve o daveti Karan Gölge Turan, yani gölgelerin efendisi, düzenlemişti. O kimdi peki? O, bütün mafyaların başıydı; yani yer altı dünyasını yöneten kişiydi.
Evet, biz oraya davetli değildik ama arka kapıdan gizlice girip orada ufak çaplı bir yıkım gerçekleştirip, birkaç kişiyi de elden geçirip çıkacaktık. Ama gerçekten küçük çaplı.
Arda abi sırıtıp bize baktı:
"Bizde sıkıntı yok, takım elbise. Yüzümüze bir tane maske takacağız. Önemli olan sizsiniz sonuç olarak, değil mi?"
Ben düz bir ifadeyle cevap verdim:
"Biz ne yapacağız sanki? Sarp abi, bir tane elbise, bir tane maske."
Miray araya girdi:
"Hep öyle diyoruz ama hazırlanmamız iki saat sürüyor."
Elif hafifçe gülerek dedi:
"Normal değil mi? Saç, makyaj… Hayır, zaten saç bir saat."
Yüzüme alaycı bir tebessüm koyup ikisine bakarak söyledim:
"Kendi adınıza konuşun, benimki kısa sürüyor."
Selim abinin ağır gülmesini duydum:
"Teşekkür ediyoruz Aden, gerçekten."
Kafamı yana eğip ona baktım:
"Rica ederim."
....
Yarın akşam
Aynadan son kez kendime baktım.
Bu, zengin ve gösterişli bir gece daveti olacaktı ama bizim oraya gitmemizle kan gölü olacaktı. O yüzden baştan aşağı kırmızı bir elbise seçtim ve siyah bir stiletto ayakkabı. Kombinin ana parçası, derin yırtmaçlı, saten ve dantel detaylara sahip, çarpıcı bir bordo rengi abiye elbise, üstümde hem iddialı hem de “ben buradayım” diyordu bana göre.
Kombinim için taktığım aksesuarlar da beni fazla ilgi çekici yapıyordu. Maskeli bir balo olacağı için siyah, tüy detaylı bir maske taktım. İstersek takmazdık da ama bugüne kadar hiçbir Mahve üyesi yüzünü göstermemişti; hiçbir Lal örgütü. Saçlarımı dalgalandırmış ve kumral saçlarımı salmıştım.
Silah, hiçbirimiz almayacaktık. Ne kadar da arka kapıdan gizlice girecek olsak da riskliydi. O yüzden içeriye silah sızdırmıştık; önceden, içeride silahlarımızı koydurduğumuz yerlerden alacaktık diye düşünüyorum.
Kendimden son kez emin olduktan sonra odamdan çıktım. Geniş malikanenin koridorunda siyah stiletto’larımın yok sesi yankılanıyordu.
Merdivenlere geldiğimde sadece aşağıda Selim ve Arda abiyi gördüm; büyük bir ihtimalle Elif ve Miray hâlâ hazırlanıyordu.
Bunlar hazırlanırken hızlı olma kabiliyetlerini unutuyorlardı resmen.
Merdivenlerle inerken Selim ve Arda abinin topukluların sesini duymadıkları belli oldu ki merdivenlere döndüler.
Selim abi kollarını iki yana açıp:
"Maşallah, maşallah, bu ne güzellik? Sanki kan dökmeye değil, podyuma gidiyoruz," dedi.
Ben hafifçe gülüp cevapladım:
"Siz de çok karizmatiksiniz yani, şimdi yalan yok."
Arda bilmişçe sırıtıp:
"Onun zaten farkındayız," dediğinde gülüşüm arttı.
İkisi de takım elbise giymişti, üzerine de maske vardı zaten. Ben de ne giymelerini bekliyorsam artık…
Yukarı kata bakıp:
"Elif ve Miray hâlâ gelmedi—"
Lafımı bitirmeden iki tane topuklu sesi ve bir konuşma sesi geldi.
Miray ve Elif aynada:
"Tam vaktinde," dediğinde dudaklarım arasından büyük bir kahkaha döküldü.
İkisini de kısaca inceledim.
Miray’ın üstünde siyah, dantel detaylı bir elbise; uzun dantel eldivenler, zarif bir kolye, şık bir çanta, sivri burunlu topuklu ayakkabılar ve siyah bir maskeden oluşan çok iyi bir kombin vardı.
Elif’e baktığımda, elbise olarak açık mavi renk, parlak saten kumaştan yapılmış, vücuda oturan, balık kuyruklu bir elbise; yüzünde gümüş bir maske ve çok açık pembe renginde eldivenler ve aksesuarlarla tamamlamıştı. Güzeldi.
Arda, merdivenlerden inen Miray ve Elif’e bakarken ablayla:
"Şimdi de güzellik merkezi oldu," dedi.
Selim Arda’ya bakıp:
"Yemin ederim, amına koyim, alırlar bunları modelliğe," dedi.
Onlara hem biraz sert hem de gülümsemeyle:
"Tamam, abartmayın artık," dedim.
Bu sırada kattaki Zeynep, yani annemin çalışma odasının kapısı açıldı.
Hepimizi süzerken bize doğru geliyordu. Tam karşımızda durduğunda, her zamanki sert tonuyla:
"Hepinizi sağ görmek istiyorum, evlatlarım," dedi ve bana baktı:
"Her zaman ki gibi, görev yönetimi sende; aksilik istemiyorum," dedi.
Kafamı sallayıp:
"Gözün arkada kalmasın," dedim.
Tekrar son kez bana bakıp hepimize göz attı:
"Gölgenin korumaları arasına koruma sızdırdım; onlar size silahlarınızı içeriye girince verecek… Orada kimsenin, gölge hariç ve bölgenin korumaları hariç, silahı olmayacak. Bu işinizi kolaylaştıracaktır," dedi.
Tamam der gibi hepimiz kafamızı salladık. Tekrar bize bakıp merdivenlere doğru yürüdü.
Yıllardır içimi tek burkan şey, babam olacak heriften sonra bana hep Aden demesiydi; hiç “kızım” dememişti ve ben yine bir gün kızım demesini hep beklemeye devam ettim. Ve edecektim de.
Bu bölüm, bazı okuyuculara kısa gelebilir. Ancak ilerleyen bölümlerde bölümler giderek uzayacak ve olaylar daha derinleşecektir.
İlk bölümler olduğu için yazım tarzımda acemilikler olabilir; bunun için şimdiden özür dilerim. Hikâye ilerledikçe hem anlatım hem de kurgu daha da oturacak ve kalite artacaktır.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
