13. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuKırmızı ve Yeşil
Bölümler 49Şu an: Kırmızı ve Yeşil
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
13.bölüm
Duygularını kontrol etmek zormudur gerçekten. Hiç aşık olmamıştım hiç sevmemiştim. Ama filimlerdeki gibi bir insan bir adam veya bir kadın için ölebilirmiydi kendi hayatını onun ki için yerle bir edebilir miydi. Aşkın içinde gerçek anlamda bunlar varmıydı.
Sabahın köründe linanın izlediği animasyon gibi olan ama içinde her bokun dödüğü ve her kötü şeyin olduğu bir çizgi filim izliyorduk. Aşk animasyonuydu. Bu yaştaki çocuklara böyle animasyon mu yapılırdı bu neydi böyle.
Lina kahvaltısını yaparken bende onu izliyordum. Halinde gayet mutluydu o yemeğini yerken bende karanın odasını düzenlenen gerekiyordu günü bugündü.
Dün gece karan erken uyanmayın dediği için kahvaltı yapıp yapmadığını veya evde olup olmadığını bilmiyordum görmemiştim kendisini.
Linanın yanına gidip yanağına küçük bir öpücük kondurup arkadan ona sarıldığımda hafifçe kıkırdadı.
Sonra arkadan onun boy hizasına gelerek yan taraftan ona bakıp:
"Benim yukarıda işlerim var linam sen yemeğini ye tamam mı." Dedim yumuşak bir sesle.
Lina kafasını sallayıp:
"Tamam anne." Dediğinde ona gülümseyip tekrar doğruldum.
Mutfaktan çıkıp büyük salona geldiğimde yukarı doğru baktım bir anlığına.
"Beş kat ne ya." Diye söylenmeye başlaya başlaya merdivenleri çıktım.
Her zaman ki gibi nefes nefese beşinci kata vardığımda her zamanki gibide yine merdivenlere küfürler yağdırmaya başlamam bir oldu.
Biraz soluklanıp karanın odasına doğru yürümeye başladım. Karanın odasının önüne gelip nedense kapıyı çalmaya ihtiyaç duymadan pat diye kapıyı açtım. Her halde evde olmasada çalışma odasında olacağını düşündüm.
Kapıyı açtığım gibi önüme bakınca gözümün önünde alt tarafına havlu sarılmış üst tafıda çırıl çıblak kaslarını ortaya seren bir karan göreceğimi hiç bir şekilde düşünmediğimden olduğum yere çivilendim.
Karanda benden farksız değil gibi hareketsiz şekilde bana bakıyordu.
Karanın vücudu fazla yapılıydı. Göğüs kasları, karın kasları, omuz kasları, kol kasları,sırt kaslarından istemsizce gözümü bir anlığına alamayınca kendimi bir anlığına silkeleyip karanı yüzüne baktım.
Banyodan çıkmış olmalı ki saçları dağınık ve ıslaktı bir elinde de küçük bir havlu vardı saçlarını kuruluyordu büyük ihtimalle.
Ben bir anlığına karanı incelemeye dalmışken karanın alaycı sesini duyduğumda tekrar kendime geldim:
"Çok beğendiysen yakından bakabilirsin." Dediğinde istemsizce kaşlarım çatıldı.
"Karan bey sizde öyle durmaya devam mı edeceksiniz."
"Evet." Kaşlarını yukarı kaldırırken.
"Ne demek evet."
"Kendi odamda istediğim gibi gezmeyeceksem neden benim odam." Dediğinde sırıtıyordu "Ama bence sana adap dersi verilmeli kapı çalmadan girilir mi."
Kaşlarımı daha da çattım.
“Adap dersi verecek son kişi siz siniz karan bey.” dedim soğuk bir sesle.
Ben hâle kapının eşi de duruyordum oda hâlen bana bakıyordu. Ben gözlerimi sadece karanın yüzünde tutmaya çabalıyordum.
“Kapıyı çalmadan giriyorsun,” dedi yavaşça, “sonra da beni mi eleştiriyorsun.”
Göz devirdim.
“Ben işimi yapmaya geldim. Sizin… bu halini görmek için değil.”
Sözümü birden kestiğinde kendine lanet ettim gözlerim neden yerinde durmuyordu. Hale bakıyordum. Gözlerim beni resmen satmıştı. Derin bir nefes alıp gözlerimi karanın yüzüne çıkardığımda. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılmıştı.
“Emin misin?” dedi.
Karan’ın o bakışı… insanın sinirini bozarken bir yandan da dengesini kaybettiren türdendi.
Gözlerimi kaçırmadım bu sefer.
“Eminim.” dedim net bir şekilde. “Sen kendini fazla önemli sanıyorsun sadece.”
Karan hafifçe başını yana eğdi. Gözleri hâlâ üzerimdeydi. Sanki verdiğim cevabı tartıyordu.
“Öyle mi?” dedi alçak bir sesle.
Bir adım attığında ilk defa odadan çıkıp gitmek istedim.
Kapının eşiğinde gözlerimi hzılıca kaçırıp:
"Ben çıkayım eniyisi sonra gelirim hallederim işimi ben." Dediğim gibi tam odadan çıkmak için harekete geçtiğim sırada.
Kolumdan tutmasıyla olduğum yerde durdum. Ne ara ordan buraya gelmiştin be adam.
Bir anlığına nefesim kesildi. Kolumu tutuğu elı sıcaktı. Ona doğru döndüğümde fazla yakın olduğunu gördüm.
Fazla yakın olduğumuzu idrak edince. Hemen kaşlarımı çattım.
“Bırak.” dedim.
Bir süre bana bakıp bir anda beni odanın içine almasını beklemiyordum. Resmen beni odanın içine sürüklemişti kendisiyle. Kapıyı kapatmayıda unutmamıştı tabi.
Karan’ın beni içeri çekmesiyle bir adım geriledim istemsizce.
Ama o geri çekilmeyi tercih etmeden ben geri çekildikçe benim üzerime gelmeye başlayınca bedenim o kadar gerilmiştiki kaçmak istiyordum.
“Ne yapıyorsun sen?” dedim sertçe.
Odanın içinde resmen yuvarlak çizmiştik karan bana doğru geldikçe ben geriye doğru gidiyordum.
Karan cevap vermeden üstüme üstüme yürümeye devam edince elim ayağıma dolaşmıştı resmen.
“Çıkacağım dedim.” diye devam ettim.
Kapıya doğru bir adım atacakken kolumdan o kadar hızlı tutup beni kendine doğru okadar hızlı çekmişti ki şaçlarım savrulmuş bende onun bedenine çarpmıştım.
Kafamı kaldırıp ona baktığımda başını bana doğru eğmişti ve aramızdaki mesafe yok denecek kadar azaltmıştı.
Kalbim istemsizce hızlandığında. Sinirden mi, öfkeden mi… yoksa başka bir şeyden mi, ben bile ayırt edemiyordum.
Ellerimi refleksle göğsüne koyup kendimi geri itmeye çalıştım.
“Saçmalamayı bırak.” dedim dişlerimin arasından. “Elini çek.” çabalarım yetersizdi. Aslında istesem karandan kendimi kurtarabilirim ama bunu yapmıyordum bir çok nedeni vardı ilkide dövüşebildiğimi bilmesini istemiyordum. Zaten şuan bilmeden ben bir şey yapabileceğini zannetmiyordum.
Karanın bakışları bir anlığına ellerime kaydı.
Sonra tekrar gözlerime döndü.
“Bu kadar mı gücün var?” dedi alçak bir sesle.
Sinirle dişlerimi sıktım.
“Dokunma bana.” dedim daha sert.
Ama sesimin altındaki o ince titreme… beni ele veriyordu.
Karan bir santim bile geri çekilmedi. Aksine yüzü biraz daha yaklaştı. Nefesini hissedebiliyordum artık.
“Gerçekten istemiyor musun?” dedi.
Sözleri düz değilde altında başka bir şeyin olduğu hissediliyordu ama anlaşılmıyordu.
Gözlerimi kıstım.
“Sen gerçekten sorunlusun.”
Karan’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Bunu senden duymak ilginç.”
“Bırak dedim sana kaç kere diyeceğim.” diye tekrarladım, daha alçak ama daha net bir sesle.
Karan birkaç saniye hiçbir şey söylemeden bana baktı.Sonra başını hafifçe yana eğdi.
“İstersen kurtul.” dedi.
Kaşlarım çatıldı.
“Ne?”
“Bu kadar rahatsızsan…” diye devam etti, sesi hâlâ o sakin tonundaydı, “…kendini kurtar.”
Sertçe yutkunup onun yüzüne bakıyordum:
"Karan bey patronumsunuz," Kolumu tutan elini işaret ettim "böyle olmuyor yani."
Karan’ın gözleri, işaret ettiğim eline kaydı.
“Patron muyum?” dedi yavaşça.
Sesinde hafif bir alay vardı.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Evet.” dedim net bir şekilde. “Ve patronlar çalışanlarına böyle davranmaz.”
Karan’ın çenesi hafifçe kasıldı.
Ama elini çekmedi. Aksine parmakları kolumda biraz daha sıkılaştı.
“Sen de çalışan gibi davranmıyorsun.” dedi.
Gözlerimi kıstım.
“Sen de insan gibi davranmıyorsun.”
Bu sefer sözüm direkt yerine oturmuştı. Dediğimde hafifçe kolumu tutan elini yavaşça çekti. Ama isteyerek değilde birden bir şeyleri fark etmiş gibi veya hatırlamış gibi. İsteksiz şekilde kolumu bıraktı ama. Geri çekilmedi.
Kolum serbest kaldığında sanki hâlâ onun parmaklarının izi tenimde duruyordu hiç çekmemiş gibi sıcaklığı vardı tenimde. Bir an ne yapacağımı bilemedim.Geri çekilmek istedim. Ama bu sefer ben hareket edemedim. Karan’ın bakışları yüzümde geziniyordu.
Kaşlarımı çattım.
“Yol ver.” dedim.
Karan gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu:
“Az önce kaçıyordun.”
“Kaçmıyordum.” dedim. “Uzaklaşıyordum.”
“Fark var mı?”
“Var.” dedim. “Ben senden korkmam.”
Karan gözlerimin içine hiç konuşmadan uzun süre baktı sanki yeşillerimin içinde bir şey arıyormuş gibi uzun uzun baktı.
Sonra dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.
“Güzel.” dedi alçak bir sesle. “Korkak insanlarla işim yok zaten.”
Karan benden uzaklaşıp gardıropa doğru yürürken konuştu:
“Dışarı çıkacağız.” dedi düz bir tonla.
Kaşlarım daha da çatıldı.
“Biz mi?”
Bana yandan bir bakış attıp:
"Kimle konuşuyorum ben şuan."
"Benimle."
"Seninle konuştuğuna göre kime söylüyorum."
"Bana."
Karan sabır çekilmiş gibi bir elini gardıroba yasladı.
"Git hazırlan çıkacağız hadi."
Tam bir şey söyleyecektim ki.
"Hadi lara." Dedi sertçe.
İtiraz etmeden kafamı sallayıp hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdüğümde sırtında Keskin bakışlarını hissedince direkt odadan çıkıp kapıyı hızla kapatıp kapıya yaslandığımda kalbim deli gibi çarpıyordu.
Derin derin nefesler alıp verirken yaslandığım kapıdan doğruluk dikleştim:
"Kendine gel aden... Sen buraya onu yok etmek için geldin."
Henüz bilmiyordum bu kalbimin bana oynadığı bir oyunmuydu yoksa zihnimin bana oynadığı bir oyunmuydu.
Hangisiydi.
...
Şaşırtıcı şekilde büyük bir AVM'YE gelmiştik anlamsızca AVM nin içinde yürürken. Kafana biz neden burdayız der gibi bakışlar atıyordum ama arkasında yürüdüğüm için o bunu görmüyordu.
"Şey karan bey." Dedim mal mal.
"Ne var lara." Dedi dimdik yürürken.
"Biz buraya neden geldik tam olarak."
Derin bir nefes çekip bir anda durunca arkamızda ki sürü gibi Koruma ordusuda bizimle beraber durdu.
Karan bana dönerek:
"AVM'ye ne için gelinir lara."
"Alış veriş yapmak için."
"Biz neden burda olabiliriz."
"Alış veriş yapmak için olabilir."
Karan bana bu mal mı dermişçesine bir bakış arttığında. Gerçekten bir anlığına mal olduğumu düşündüm. Hayır alış veriş merkezine alış veriş yapmak için gelinir niye sorguya çekiyorsun adamı.
Ama ben ne yapabilirim. Ben bu adamın yanına gelince malla dönüyordum resmen.
Yürüyen merdivenlere geldiğimizde ben karanın bir adım arkasında arkamızdada Koruma sürüsü yüzünden herkez bize bakıyordu.
Hedefimize ulaştığımızda önden karan arkasından da ben indim yürüyen merdivenlerden.
Ben öylesine etrafı incelerken önüme bakmadığım için duvar gibi bir şeye pat diye çarpınca kafamı yukarı kaldırdığımda karanı kafasını yana eğmiş bana bakarken gördüm kendisini.
Arkamızda korumalar varken bu yapması şartmıydı gerçekten.
"Karan bey yürüsenize."
"Arkamda yürüme lara."
Dediğinde kaşlarım çatıldı:
"Ne fark eder."
"Yanımda yürümeni severim lara."
"Nereye kadar." Diye sorduğum an cevap verdi.
"Ölene kadar."
Tereddüt etmeden cevap vermesi kalbimin sertçe çarpmasını sağlayıp içime anlayamadığım bir ısınma hissiyatı vermişti. Ne kadar da bundan nefret etsem de benim elimde olan bir şey değildi.
Gözlerimi kaçırıp ondan uzaklaştım.
"Gitsekmi artık nereye gideceksek," Etrafa göz ucuyla bakıp "insanlar bakıyor."
Omuzunu silkip “Baksınlar.” dedi umursamazca.
“Ben bakılmayı sevemem.”
“Alışacaksın.”
Bedenimde bir gerginlikle:
“Ben senin hayatına adapte olmak zorunda değilim.”
Karan bu sefer durdu. Ben de istemsizce durmak zorunda kaldım. Yavaşça bana döndü. Kalabalık… sesler… her şey bir anlığına silindi sanki. Sadece o kaldı sadece onu gördüm.
“Benim hayatıma adapte olmak zorunda değilsin.” dedi sakin bir sesle.
Bir adım yaklaştı.
“Ama şu an benim hayatımın içindesin.”
Sözleri mideme sert bir yumruk gibi oturduğunda. Kaşlarımı çattım.
“Geçici.” dedim hemen. “Bu sadece geçici.”
“Sen öyle san.” dedi fısıltıyla. Kısıl sesle söylemişti ama duymuştum. Devam etti. "Gel yanıma."
Ayaklarım bir an yerde sabitlendi. Zihnim gitme diyordu. Bedenim ise git diyordu.
Ama bedenimi dinledim. Kahretsin ki. Gittim.
Yavaş adımlarla yanına yaklaştım. Tam yanında durduğumda. Karan aşağıya doğru hafifçe eğilip.
Sadece benim duyabileceğim bir sesle konuştu:
“Bu kalabalıkta bile bu kadar geriliyorsan…” dedi.
Bir saniye durdu.
“…yalnızken ne yapacaksın merak ediyorum.”
Kalbim bir anlığına durup tekrar atmaya başlamıştı sanki. Başımdan aşağıya kaynar sular değil soğuk sular akıyormuş gibi hissettim.
Bu adamın her lafıyla insan afallıyor dengeleri darma dağınık oluyordu.
"Yanlız kalacakmıyız ki gerileyim." Dedim gözlerinin içine bakarken.
Karan cevap vermeden elini elime uzatıp parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi. Elimin içi onun elinin sıcaklığı ile ısınmıştı. Eli ve bedeni herzaman sıcaktı insanın içi ısınıyordu.
Ellini tutup yürümeye başlayınca engel olmadım. İçimden olmak istememişti.
Ne kadar istemesem de bu hoşuma gitmişti. Ama bir yandan sinirimden bozuluyordum ama bu histen nefret etmiştim.
Kafamı hafifçe çevirip ona baktım. Yüzünde her zamanki o soğuk ifade vardı yüzünde. Sanki az önce söyledikleriyle benim dengemi alt üst eden o değilmiş gibi sakindi.
Bakışlarımı ondan çekmeye çalıştım ama olmadı. İnsan bazen istemediği şeylere fazla takılı kalıyordu. Karan da tam olarak öyleydi. Uzak durmak istediğim ama gözümü çeviremediğim bir felaket gibi geliyordu bu ara bana.Ama en kötüsüde çevirmem gerektiğini bilmezdim ve buna rağmen yapamıyor olmaktı.
Elimi tutan eli gevşemedi. Aksine parmakları elime biraz daha sıkı geçtiğinde istemsizce nefesimi tuttum.
“Niye sustun?” dedi bir süre sonra.
“Susamaz mıyım?”
“Sen pek susan biri değilsin.”
Kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi."
Başını hafifçe bana çevirip.
"Öyle."
Ben karşılık vermedim. Yürümeye devam ettim.
Biraz daha yürüdükten sonra bir mağzanın içine girdik. Burası bir kadın giyim mağzasıydı hemde elbise satan bir mağza.
Karan sadece iki korumayı içeriye almıştı onlarda içerideki girişte duruyorlardı. Diğerleri resmen bir köpek sürüsü gibi dışardaydılar. Ne gerek vardı ki bu kadarına.
Karan mağza ya girdiğimizde elimi bıraktı ve gidip misafirlerin beklemesi ve dinlenmesi için konulan siyah koltuğa kendisi tek başına o işi vücudu ile oturdu.
Ben ona bakıp.
"Neden burdayız."
"Elbise almak için." Dedi rahat rahat.
"Neden elbise alıyoruz." Dediğimde kaşlarım çatıldı.
Bir kadın çalışan elinde bir tepsi ile karanın yanında durup. Elindeki teorinin içindeki viskiyi kafana verdi.
Karan viski sinden bir yudum alıp bana baktı.
"Akşam benimle geleceksin. Onun için."
Neden alıyoruz. Ben kendiminkinlerden giyinirdim."
Karan gözlerini devirip.
"Ben almak istedim."
"Neden ki." Dediğimde siniri bozulmaya başlamış gibiydi.
"Lara sana neden ki kelimesini yasaklıyorum. Benim yanımda veya benimle konuşurken bir daha neden ki deme."
Tam cevap verecekken mağazadaki kadın çalışan yanıma geldi. Elinde birkaç elbise vardı. Siyah, koyu kırmızı ve zümrüt yeşili tonlarında elbiseler…
Kadın bana hafif gülümseyerek:
“Bunları deneyebilirsiniz hanımefendi.” dedi.
Daha ağzımı açamadan Karan konuştu:
“Yeşil olanı denesin.”
Karanın dediği elbiseye baktım.
Canlı bir yeşil renge sahip, mini bir elbiseydi. Üst kısmı kalp yakalı ve drapeli bir görünüme sahip, bu da zarif bir görünüş katıyordu. Omuzlardan sarkan ve kolları açıkta bırakan şeffaf bir pelerin detayı eşlik ediyor. Etek kısmı ise volanlı ve hareketli bir yapıya sahip, bu da elbiseye feminen bir hava veriyordu. Elbisenin kumaşı hafif ve dökümlü görünüyor.
Pek benim tarzım değildi ama yinede. Kadının elinden elbiseyi aldım.
"Deneyelim bakalım." Dediğimde görevli bana bakıp tebessüm ederek.
"Kabini göstereyim hanım efendi." Dediğinde bende tebessüm ederek kadının peşinden gittiğimde karanın bakışlarını sırtımda hissetmiştim.
Kabine girip perdeyi kapattığım anda derin bir nefes verdim.
Yeşil elbiseyi elimde çevirip tekrar baktım. Güzel miydi? Evet. Fazla güzeldi hatta. Ama benlik değildi işte. Fazla dikkat çekiyordu. Fazla… kadınsıydı.
Yine de üzerimde nasıl duracağını merak ettiğim için yavaşça giydim.
Kumaşı tenime değdiği an hafifliğini hissettim. Üzerime oturuşu şaşırtıcı derecede iyiydi. Belimi sarıyor ama rahatsız etmiyordu. Omuzları açıkta bırakan o ince şeffaf detaylar ise beni olduğumdan daha zarif gösteriyordu.
Aynaya baktığımda birkaç saniye hiçbir şey diyemedim. Yeşil renk… gözlerimi daha belirgin yapmıştı.
Sinir bozucu şekilde güzel durmuştu.
Kaşlarımı çatıp aynaya biraz daha yaklaştım.
“Bu ben değilim.” diye fısıldadım.
Kabinin dışından görevli kadının sesi geldi.
“Nasıl oldu hanımefendi?”
Bir şey demeden perdeyi araladım ve dışarı çıktım. İlk başta sadece görevli kadın bana baktı. Gözleri kısa süreliğine büyüdü.
“Gerçekten çok güzel olmuş.” dedi içtenlikle.
Ben cevap vermeden istemsizce gözlerim Karan’a kaydı.
Karan koltukta aynı şekilde oturuyordu. Elindeki viski bardağını yavaşça masaya bıraktı.
Sonra gözleri bana döndü.
Bakışları üzerimde dolaşırken içimde garip bir huzursuzluk oluştu. Sanki ilk defa gerçekten bakıyordu bana.
Karan’ın gözleri en son gözlerimde durdu. Yeşil elbise gözlerimin rengini daha da ortaya çıkarmıştı. Bunu fark ettiğini bakışından anlayabiliyordum.
Yavaşça ona doğru yürümeye başladım. Tam gelip onun önündeki aynaya baktığımda kendime garipsiyerek baktım.
Elbise mükemmeldi ve bana çok yakışmış olabilirdi ama ben kendimi bunun içinde kendim olarak görememiştim.
Kendime baktıktan sonra kafana döndüm.
"Fazla-"
Karan benden gözlerini ayırmadan sözümü kesti ve konuştu.
“Fazla güzel.” dedi sakin ama net bir sesle.
Bir anlığına ne diyeceğimi bilemedim.
Kaşlarımı çatıp aynadaki yansımama tekrar baktım.
“Ben öyle demeyecektim.”
Karan koltuğa yaslanırken gözlerini hâlâ üzerimden çekmiyordu.
“Biliyorum.” dedi umursamaz bir tavırla. “Ama ben öyle diyorum.”
Kollarımı göğsümde birleştirip aynaya geri dönüp tekrar kendime baktım.
“Bu elbise fazla dikkat çekiyor."
“İyi.” dedi kısa bir şekilde.
Başımı ona çevirdim.
“İyi mi?”
Karan ayağa kalktı. Uzun adımlarla bana doğru yürürken istemsizce dikleştim. Yanımda durduğunda aynadan ikimizin yansıması görünüyordu.
Siyahlar içindeki Karan ve yanında yeşil elbise içinde ben… Garip şekilde uyumlu görünüyorduk.
Bu düşünce sinirimi bozdu.
“Ben dikkat çekmeyi seven biri değilim.” dedim daha düşük bir sesle.
Karan’ın bakışları aynadan bana döndü.
“Ama sen zaten dikkat çekiyorsun Lara.” dedi. “Sadece farkında değilsin.”
Kalbim istemsizce hızlandı. Hemen bakışlarımı kaçırdım. “Abartıyorsun.”
Karan hafifçe başını eğdi.
“Hayır.” dedi sakin şekilde. “İlk
defa sana uygun bir şey giydin sadece.”
Kaşlarım tekrar çatıldı.
“Benim kıyafetlerime laf mı atıyorsun şu an?”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Tarzın kötü demedim.” dedi. “Ama bu…” Gözleri üzerimde gezindi. “Bu başka olmuş... anla işte.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü o bakış… normal değildi.
İnsanın içini huzursuz eden ama aynı zamanda garip şekilde içine işleyen türdendi.
Tam konuşacaktım ki mağazadaki görevli kadın heyecanlı bir sesle araya girdi:
“Gerçekten inanılmaz durmuş hanımefendi. Özellikle göz renginizle çok uyumlu.”
Karan hiç tereddüt etmeden:
“Alıyoruz.” dedi.
Hemen karana baktım.
"Karan ben bunu giyinmem."
"Giyin diye almıyorum zaten."
"Ne için alıyorsun."
"Bir gün kendinin farkına vardığında giyinirsin diye alıyorum." Dedi gözlerimin içine bakıp "başka bak."
Cevap vermeden bu sefer kebdim bakmaya başlamıştım. Bir süre öylece baktım hiç tarzım olan bir şey yoktu evet en sevdiğim renk olan bordo ve kırmızıda vardı ama hepsi çok narin kız elbisesi gibi duruyordu.
Bir süre gezerken gözüme kırmızı bir elbise çarptığında. İçimden 'işte bu.' dedim.
Elbiseyi askıdan alıp inceledim.
Bu elbise, kırmızı kadife bir kumaştan yapılmış, straplez ve korsaj detaylı bir mini elbiseydi. Elbisenin üst kısmı kare yakalı ve ince askıları vardı. Göğüs kısmında ve bel oyuntusunda şeffaf dantel paneller bulunuyordu, bu da elbiseye zarif ve çekici bir hava katıyordu. Etek kısmı ise büzgülü bir tasarıma sahipti ve vücuda oturan bir kesimle son buluyordu.
Yüzümde hafif bir gülümseme belirdi. Aradığım elbise buydu işte.
Kabine doğru dememek için yürüdüğüm de görevli arkamdan geliyordu. Kalbinin içine girip ilk üstümdeki yeşil elbiseyi çıkardım.
Kırmızı elbiseyi dikkatlice üzerime geçirirken kumaşın tenime oturuşunu hissettim. Yeşil elbise kadar masum görünmüyordu. Daha sertti… daha iddialıydı.
Tam bana göreydi işte.
Belimi saran korsaj detayı vücudumu daha belirgin hale getirirken kadifenin koyu kırmızı tonu tenimi daha açık gösteriyordu. Aynaya baktığımda bu sefer yabancılık hissetmemiştim.
Bu bendim.
Daha tehlikeli. Daha keskin. Daha tanıdık.
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
“İşte şimdi oldu.”
Perdeyi açıp dışarı çıktığım an mağazadaki görevli kadın yine bana döndü ama bu sefer yüzündeki ifade şaşkınlıktan çok hayranlığa benziyordu.
“Bu da inanılmaz durmuş hanımefendi.” dedi hemen.
Ona tebessüm edip istemsizce bakışlarom hemen karana kaymıştı. Bakışlarım karana kaydığında beni izlediğini gördüm.
Bu sefer bakışları farklıydı ama. Yeşil elbisede beni izlerken gözlerinde sakin bir hayranlık vardı. Ama şimdi… şimdi bakışları daha karanlıktı. Daha yoğundu.
İstemsizce yine bedenimi dikleştirdiğide yine karanın önündeki aynaya doğru yürümeye başladım. Tam aynanın karşısında durup kendime baktım.
“Bu daha iyi.” dedim kendimden emin bir sesle.
Karan gözlerini aynadaki yansımamdan ayırmadan yavaşça ayağa kalktı.
Bu sefer bana doğru yürüyüşü daha sakindi ama nedense daha tehlikeli hissettiriyordu.
“Evet.” dedi sonunda.
Kaşlarımı hafifçe kaldırıp ona baktım.
“Evet mi sadece?”
Karan başını hafifçe eğdi.
“Bu sen olmuş.” dedi düşük bir sesle. “Tehlikeli… ama güzel."
Kalbim istemsizce hızlandı.
Bakışlarımı kaçırmadan ona baktım.
“Yeşil için de güzel demiştin."
“Yeşil başka.” dedi hemen. “Bu başka forest.”
Forest orman demek değilmiydi ne alakaydı ki. Çok sorgulamadım daha doğrusu benim üzerimde olan o bakışlardan dolayı.
“Farkı ne?”
Karan birkaç saniye sustu.
Sonra gözleri tekrar üzerimde gezindiğinde.
“Yeşilde sana bakmak istedim.” dedi sakin şekilde. Bir adım daha yaklaştı.
“Kırmızıda ise insan gözünü senden çekemiyor forest.”
Boğazım kurudu bir anda. Bu adam bana neden forest diyordu ki.
Kaşlarımı çatıp bakışlarımı tekrar aynaya çevirdim.
“Abartmayı bırak.”
Karan hafifçe sırttı.
“Sen kendini hiç dışarıdan görmüyorsun değil mi?”
Cevap vermedim. Çünkü doğruydu ve sorun da tam olarak buydu. Ben kendimi hiçbir zaman onların gördüğü gibi görmüyordum. Bana kalırsa sıradan bir bedene sıradan bir yüze sahiptim ama insanlar mükemmelmişim gibi görürdü beni herzaman. Ama ben de herzaman berbat bir insan gibi görürdüm kendimi.
Karan’ın bakışları bu sefer boynumda kısa bir an durdu. Sonra tekrar gözlerime çıktı.
“Akşam bunu giyeceksin. Ama üstüne bir şey al lütfen.”
Dediği an geri çekilip benden uzakşatı ve bana bakmadan.
"Üstünü giyin çıkalım artık." Dedi.
Ben kendime son kez baktım. Ben bu güne kadar hep yapabildiklerim için tebrik edilen beğenilen bir kız olmuştum annem için. Babam zaten nefret etmişti. Şimdi nasıl sevebilirdim ki kendimi. Hangi insan sevebilir dikiş kendini...
