Beklenmedik Yolcu

Vaveyla Yazarı: ⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 49Şu an: Beklenmedik Yolcu
  1. 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
  2. 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
  3. 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
  4. 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
  5. 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
  6. 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
  7. 7 İlk Kırılma742 kelime
  8. 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
  9. 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
  10. 10 Geri Alacağım2.004 kelime
  11. 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
  12. 12 Forest2.295 kelime
  13. 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
  14. 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
  15. 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
  16. 16 Gölgem6.033 kelime
  17. 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
  18. 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
  19. 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
  20. 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
  21. 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
  22. 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
  23. 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
  24. 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
  25. 25 Uzatılan El2.017 kelime
  26. 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
  27. 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
  28. 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime
  29. 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
  30. 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
  31. 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
  32. 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
  33. 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
  34. 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
  35. 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
  36. 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
  37. 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
  38. 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
  39. 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
  40. 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
  41. 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
  42. 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
  43. 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
  44. 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
  45. 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime · Okuduğun bölüm
  46. 46 Tuzak1.427 kelime
  47. 47 Kaçış Yok2.511 kelime
  48. 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
  49. 49 Artık Aden Turan4.642 kelime

45. Bölüm

Sabah gözlerimi, perdenin arasından sızan sabah güneşiyle açmıştım.

Bir süre tavana bakarak öylece kaldım. Nerede olduğumu anlamam birkaç saniyemi almıştı. Sonra yanımda duran küçük bedeni fark edince geceyi hatırladım.

Lina.

Dün gece onun yanında uyumuştum.

Başımı çevirip onun güzel yüzüne baktım. Hâlâ uyuyordu. Yüzünde geceden kalan huzurlu bir ifade vardı.

İster istemez gülümsedim.

Bir süre daha onu izledikten sonra yavaşça yataktan doğruldum. Lina'yı uyandırmadan kalkmaya çalışıyordum. Battaniyeyi üzerinden biraz daha çekip ayağımı yere sessizce basmaya çalıştım.

Tam doğrulmuştum ki arkamdan uykulu bir ses geldi.

"Anne..."

Olduğum yerde kaldım. Yavaşça arkamı döndüm.

Lina gözlerini yarı kapalı hâlde bana bakıyordu.

"Uyandırdım mı seni?" diye fısıldadım.

Başını yastığa biraz daha gömerek mırıldandı.

"Hayır... Ben zaten uyanmıştım."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Öyle mi?"

"Hı hı."

"Seni gidi küçük yalancı."

Lina gözlerini hafifçe aralayıp bana baktı.

"Ben yalancı mıyım, anne?"

Kaşlarımı kaldırdım.

"Hayır, sadece rol yapma yeteneğin yok, güzelim."

Lina kıkırdamaya başladığı sırada yatakta doğrulup saçlarını eliyle düzeltti.

"Bugün ne yapacağız?"

"Bilmem. Sen ne yapmak istiyorsun onu ama?" dedim ve ekledim: "Akşam sekize kadar vaktimiz var, haberin olsun."

Bugün dokuzda Moskova yolcusuydum ve sekizde bavullarımı hazırlamaya başlayacaktım. Orada ne kadar kalacağımız belli değildi. Ne yapacağımızı, malları polise şikâyet edenin kim olduğunu bulmanın ne kadar süreceğini bilemiyordum. O yüzden her şeyimiz tam olmalıydı.

Lina omuzlarını düşürüp,

"Neden akşam sekize kadar ki, anne?" diye sordu.

"Öyle gerekiyor, güzelim."

Yanına oturup saçlarını elimle kulağının arkasına sıkıştırdım.

"Hem bir daha görüşeceğiz."

Lina bir anda benden uzaklaşıp suratını astı.

"Yarın beni babam gelip alacak madem, yarın sen de gel benimle, anne."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Lina'nın yüzündeki o küçük gülümseme tamamen kaybolmuştu. Gözlerini benden kaçırıp battaniyenin kenarıyla oynamaya başlamıştı küçük elleriyle.

"Ben senin de gelmeni istiyorum, anne."

Sesi bu kez daha kısıktı. İçim burkuldu.

"Lina... Olmaz, güzelim. Ben gelemem, ol-"

Lina araya girdi.

"Neden, anne? Ben eskisi gibi babam, sen, ben bir arada olmak istiyorum artık."

Lina için biz onun ailesiydik. Karan babası, ben annesiydim. Ve o, bizim bir arada, bir aile olmamızı istiyordu.

Dudaklarımı araladım ama söyleyecek bir şey bulamadım. Yoktu çünkü... Ne söyleyebilirdim ki?

Lina bir anda,

"Babamı ara," dediğinde ona şaşkın gözlerle baktım.

Kaşlarımı çattım. Alnımda ince bir çizgi oluştu.

"Babanı ne yapacaksın?"

Başını salladı. Saçları omuzlarına doğru hafifçe savruldu.

"Babamla konuşmak istiyorum, anne."

"Neden?"

Lina cevap vermek yerine telefonumu işaret etti. Küçük parmağı, komodinin üzerinde duran telefona doğru uzandığında küçük bedenini hafifçe tutup durdurdum.

"Nedenini söyle bakalım ilk önce."

"Babamı özledim, onunla konuşmak istiyorum, hadi."

Bir anlık hiçbir tepki vermemiştim. Lina benim tepkisizliğimi görünce dudaklarını büzdü.

"Lütfen, anne."

Lina'nın yüzündeki ifade biraz daha düştü. Şu an her an ağlayabilecek bir yüzü vardı. Ve ben onun ağlamasını istemiyordum.

İç çektim. Nefesim dudaklarımdan ağır ve yorgun bir şekilde döküldü.

Sonunda pes ederek komodinin üzerindeki telefonuma uzanıp elime aldım. Cihazın soğuk yüzeyi avucumda dururken parmaklarımın hafifçe gerildiğini hissediyordum.

Karan'ın numarasını açtım ama arama tuşuna basmadan önce bir an duraksadım.

Nedense onu aramak istemiyordum.

Dün gece Miran'ın söylediklerinden sonra onun sesini duymak bile kafamı daha fazla karıştırabilirdi.

Lina'ya baktığımda aramamı beklediğini gördüm. Daha fazla uzatmadan arama tuşuna bastım.

Telefon birkaç kez çaldıktan sonra, sanki aramamı bekliyormuş gibi hemen açıldı.

"Alo?"

Karan'ın sesini duyduğum anda kalbimin hızlandığını hissettim.

Cevap veremedim. Dilim damağıma yapışmış, nefesim boğazımda takılı kalmıştı resmen. Ne diyebilirdim ki?

Benim bir şey söylememe izin vermeden Lina hemen telefonu elimden aldı.

"Baba!"

Karan'ın sesi Lina'nın sesini duyunca aniden yumuşak bir hâl aldı. İlk telefonu açtığındaki temkinli hâlinden eser yoktu.

"Lina?" dedi bir baba edasıyla. "Ne oldu, küçük hanım?"

Lina bir anlığına bana baktı. Gözlerinde hem heyecan hem de bir merak vardı.

Lina, yatağın örtüsü altında ayaklarını hafifçe sallıyordu.

"Anneyle konuşuyorduk."

"Annen yanında mı?"

"Evet."

Lina derin bir nefes aldı. Küçük göğsü belirgin bir şekilde yükselip indi.

"Babacığım..."

"Söyle, küçük hanım."

"Yarın beni almaya geleceksin ya?"

"Evet."

"Anne de bizimle gelsin istiyorum."

Gözlerim bir anda Lina'ya çevrildiğinde şaşkın bakışlarımı gizleyemedim. Ne demişti o?

Demek mesele buydu.

Özlediğimden falan aramamıştı, değil mi?

Lina devam etti.

"Ama annem gelmeyeceğini söylüyor."

Karan birkaç saniye sessiz kaldı. Telefonda oluşan sessizlik, odanın içindeki havayı bile ağırlaştırmıştı.

"Bir sebebi vardır," dedi Karan.

"İşi varmış," dedi Lina. Lina'nın sesinde söylediklerinin reddedilme korkusu vardı. "Ama ben onun da gelmesini istiyorum."

Boğazım düğümlendi. Lina'nın yüzüne bakarken gözlerimin dolduğunu hissettim. Kirpiklerimin ardında biriken yaşlar, görüşümü bulanıklaştırmaya başlamıştı.

Karan'dan bir cevap bekliyordum ama ses gelmemişti. Onun cevabı benim için neden bu kadar önemliydi ki?

Başımı hemen başka tarafa çevirdim. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.

Ağlamayacaktım.

Nedense Karan'ın bir cevap vermemesi beni üzmüştü.

Karan'ın kısa bir nefes aldığını duyduğumda, uzun bir sessizlikten sonra tekrar konuştu.

"Annenle konuşurum."

Karan'ın söylediğiyle yüzümü Lina'nın tarafına doğru hızla çevirdim. Lina'nın yüzünün yeniden aydınlandığını ve gözlerinin parladığını, dudaklarının kenarlarının geniş bir gülümsemeyle yukarı kıvrıldığını gördüm.

Lina hiç düşünmeden telefonu bana uzattı.

"Babam seninle konuşacak."

Telefonu alırken ellerimin titrememesi için onu sıkıca tuttum. Parmaklarım cihazın kenarlarına öyle sert bastırıyordu ki eklemlerimin beyazladığını hissedebiliyordum.

"Bekle," dedim tek kelimeyle.

Lina'ya dönüp,

"Güzelim, sen giyin. Kahvaltıda görüşelim, olur mu?" dedim.

Lina zafer kazanmış gibi kafasını aşağı yukarı sallayınca onu alnına bir buse kondurup oturduğu yataktan kalktım.

Odadan hızla çıktığımda koridordaydım. Biri var mı diye hızlıca koridoru yoklayıp telefonu kulağıma sabitleyerek terasa doğru yürürken konuştum.

Koridoru hızlıca geçip terasa çıktığımda kapıyı arkamdan kapattım. Birkaç adım ilerledikten sonra telefonu kulağıma daha sıkı bastırdım.

"Hey."

"Buradayım."

"Sen ne halt yediğini zannediyorsun?"

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

"Ne yapmışım?"

"Bildiğin şeyleri sorma." Sesim sertleşti. "Olmayacak bir şey için neden çocuğu umutlandırıyorsun?"

"Onunla da sen başa çık." Dediğinde sesi o kadar rahattı ki delirebilirdim.

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diye aniden sesimi yükselttim. "Ben ne diyeceğim çocuğa, düşündün mü sen bunu hiç?"

"Düşünmek istemiyorsan gel," dedi aniden.

Ne dedi o?

"Gel, yine yanımda dur. Benimle yaşa."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Sanki söylediği birkaç kelime bütün düşüncelerimi birbirine karıştırmıştı. Ne kadar kolay söylüyordu bunu.

"Ne kadar kolay söylüyorsun," dedim sonunda. Sesim düşündüğümden daha kırgın çıkmıştı. "Gel... Benimle yaşa. Sanki hiçbir şey olmamış gibi."

"Ben hiçbir şey olmamış gibi davranmıyorum, Lara."

Bana hâlâ Lara mı diyordu, yoksa bana mı öyle gelmişti? Karan bana hiç ismimle ya da başka bir şeyle seslenmemişti. Ve onun ağzından, uzun zaman sonra, bütün her şeyi başlatan ismimi duymuştum.

İçimde bir şeyin kıpırdadığını hissettim.

Önemsememeye çalışarak konuşmaya odaklandım.

"Benimle yaşa demek bu kadar kolay mı?"

"Bir kere yaşadın, zor muydu?"

"O zamanla bu zamanın arasında çok fark var."

"Fark olduğunu biliyorum."

Sesi bir anda değişmişti. Az önceki sakin Karan gitmiş, yerine herkesin karşısında kendini belli eden o soğuk ve kararlı adam gelmişti.

"Ama bir şeyi anlamıyorsun, Aden," dediğinde konuşmadım. "Sen istesen de benimsin."

Dudaklarımı araladım.

"Ne saçmalıyorsun, se-"

"Sözümü kesme." Sesi sertti.

"Beni hayatından çıkarmaya çalışabilirsin. Benden uzak durabilirsin. Bana kızabilirsin. Hatta benden nefret ettiğini bile söyleyebilirsin." Kısa bir sessizlik oldu. "Ama benim seni bırakacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun."

Kalbim hızlanmıştı.

"Senin ne dediğin umurumda mı zannediyorsun?"

Sesimde en ufak bir tereddüt yoktu.

"Sence senin ne dediğin benim kararımı değiştirir mi?"

Kaşlarımı çattım.

"Neymiş kararın?"

Karan birkaç saniye sustu.

"Sensin."

Tek kelimeydi.

Ama o tek kelime bile bütün düşüncelerimi susturmaya yetmişti.

Ben mi hâlâ... Ona ihanetine rağmen gerçekten hâlâ ben miydim?

Telefon hâlâ kulağımdaydı.

Karan'ın başka bir şey söylemesini beklemeden telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.

Ekrana birkaç saniye baktım.

Sonra hiçbir şey söylemeden aramayı sonlandırdım.

Telefonu elimde tutmaya devam ederken gözlerimi karşımdaki boşluğa diktim. Bir elimi kalbimin üstüne bastırdım.

Çok hızlı atıyordu.

Yüzümde hiçbir ifade yoktu.

Ama kalbimde binlerce duygu, binlerce ifade vardı.

...

Damla Duman'ın Ağzından

Mutfakta akşam yemeği için annemle hazırlık yapıyorduk.

Açıkçası Adem Hanım'a minnettardım. Annemle beni geri işe aldığı için ona ne kadar teşekkür etsem az kalırdı.

Önümdeki soğanı doğrarken gözlerim yaşarmaya başlamıştı. Hayır, anneme yemek soğansız olsa ne olur diye sorduğumda "Soğansız yemek mi olur?" diye kızmıştı. Hayır, sanki soğanlı yemek senin kızının gözyaşlarından daha değerliydi.

"Meltemm!" diye yanımda biber doğrayan kıza seslendim.

Biz Meltem'le büyümüştük. Annem ona annelik yapmıştı, biz de birbirimize kardeşlik. Onu çok seviyordum.

Meltem başını kaldırıp bana baktı.

"Ne var?"

"Bu soğan beni öldürecek, bak vallahi."

Meltem küçük bir kahkaha atarak başını iki yana salladı.

"Damla, daha iki tane soğan doğradın. Abartma be kızım."

"İki tane mi?" dedim nazlı bir tavırla. "İki kilo doğramışım gibi gözyaşım var gözlerimde. Onu ne yapacağız?"

Annem tüpün başında araya girdi.

"Damla, abartmayı bırak da şu soğanları bitir hemen. Hadi kızım, daha çok işimiz var."

Dudaklarımı büzüp Meltem'e baktım.

"Gördün mü? Hiç acımıyor mu?" Doğradığım soğanları kaba döküp yeni bir soğan aldım. "Şikâyet edeceğim ben bu kadını."

Meltem gülmesini bastırmaya çalışarak omuz silkti.

"Boş laf yapacağına doğra şunları, Damla."

O sırada annem çekmeceden iki kaşık çıkarıp tüpün üstündeki tencerenin kapağını açtı. Kaşıkları içine daldırdıktan sonra Meltem ve bana doğru gelmeye başladı.

"Boş lafı bırakın da bakın şu çorbanın tadına bakalım."

Meltem ve ben elimizdeki bıçakları bırakıp annemin elindeki kaşıkları aldık. Kaşıktaki çorbayı içtiğimde annemin büyülü ellerinin olduğunu tekrar anladım.

Ben bir şey söyleyemeden Meltem,

"Gül Sultan, bu nedir ya? Sen yine döktürmüşsün," dedi.

Annem ikimize gülümseyerek,

"Şifa olsun benim kızlarıma," dedikten sonra önümüzdeki malzemeleri gösterdi. "Haydi, işe devam."

"Allah bize sabır versin," dedim mırıldanarak.

Elime tam bıçağı geri alıp işime dönecektim ki cebimdeki telefonun titrediğini hissettim. Elimi hemen cebime attım.

Ekrana baktığımda arayan kişinin kim olduğunu görünce gözlerim bir anda açıldı.

Arda.

Bir an ekrana baktım. Sonra Meltem'e baktım.

Meltem de ekrana göz ucuyla bakmış olacak ki yüzünde kocaman bir sırıtış vardı.

Telefonu açmadan önce kaşlarımı kaldırıp ona baktım. Meltem bana hemen kaş göz yaptı.

Telefonu sessize alarak konuştum.

"Ben bir dakika dışarı çıkayım."

Annem hemen arkamdan seslendi.

"Nereye?"

Olduğum yerde durdum.

"Bir arkadaşım aradı da anne, iki dakika konuşacağım," dedikten sonra Meltem'i işaret ettim. "Ben gelene kadar idare edin."

Dedikten sonra jet hızıyla salona koştum. Salona girmeden önce göz ucuyla etrafı taradım. Ardından içeri girip hâlâ çalan telefonu açtım.

Telefonu açar açmaz kulağıma götürdüm.

"Arda," dedim heyecanla.

Buraya geldiğimizden beri bir kere yan yana gelememiştik. Sadece görmüştük birbirimizi.

"Neredesin?"

"Salondayım."

"Neden salondasın?"

Bir an duraksadım.

"Şey... Mutfaktaydım da."

"Niye çıktın?"

Gözlerimi kapatıp içimden ofladım.

"Çünkü sen aradın ve annem de mutfaktaydı."

"Hani annene söyleyecektik biz aramızdaki durumu?"

"Biz değil, ben söyleyeceğim bir kere."

"Yav, gülüm, söyle sen. Söyle de ne şekilde söylersen söyle, ne yeter ki öğrensin şu kadın."

Kaşlarımı çattım.

"Arda, acelem var. Hadi, söyle ne söyleyeceksen. Kapatmam gerek."

Karşı taraftan hafif bir gülüş sesi duyduğumda arkamdan gelen hafif bir hareket sesiyle tam arkamı dönecektim ki biri arkamdan belimi kavradı. Yüzümü geriye çevirdiğimde bir anlık irkildim ama bunun Arda olduğunu anlayınca yüzümde hafif bir gülümseme belirdi.

Bir anlığına ne diyeceğimi bilememiştim. Arda'nın arkamda olduğunu bilmek bile yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşturmuştu. Fakat hemen kendimi toparlayıp ondan biraz uzaklaşmaya çalıştım ama izin vermemişti.

Kokumu içine çeker gibi derin bir nefes aldıktan sonra boynumdaki temasını geri çekti.

"Arda, bırak. Biri görebilir."

Arda ise hiç umursamıyormuş gibi sakin bir sesle,

"Görürse görsün," dedi.

Kaşlarımı çatıp ona baktım.

"Sen ciddi misin?"

"Evet. Umurumda bile değil," dedi kendinden emin bir şekilde. "Tek bilmeyen Gül Hanım, yani müstakbel annem. Ona da en kısa sürede söyleyeceğiz."

Arda'nın sözleri karşısında gözlerimi büyütüp kafamı geriye doğru çevirdim ve onun yüzüne baktım.

"Sen gerçekten kafayı yemişsin."

Arda dudaklarının kenarını hafifçe kaldırdı.

"Biraz daha delirmiş hâlimi gösterebilirim." Bana yaklaşırken ekledi: "Tabii istersen."

Yanaklarımın kızardığını hissettiğim sırada yüzümü hızlıca önüme çevirerek kısık bir sesle,

"Mutfağa dönmem gerek," dedim.

Arda sinirle bana baktı.

"Hadi ama, bir öpücük ver bari. O kadar özlemini çektik."

Gözlerimi devirdim.

"Şımarma, Arda," dedim utana sıkıla. "Ben mutfağa dönüyorum. Annem bir şey anlamadan."

Homurdandı.

"Ben anlatacağım yakında zaten."

"Hiç yardımcı olmuyorsun," dedim bıkkınlıkla.

Arda omuz silkti.

"Ben gerçeği söylemekten yanayım."

Arda'ya bir an baktım. Salondan çıkmak için tam yürüyecektim ki bir anlığına Arda'ya doğru koşup yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Ardından hızla mutfağa doğru koştuğumda arkamdan kıkırtısını duydum.

...

Aden Lâl Karahan'ın Ağzından

Salonda Lina'yla bir animasyon filmi izliyorduk, daha doğrusu Lina izliyordu. Lina film izlemek istediğini söylediğinde kıramamıştım. Elif, ben ve Miran oturmuş, animasyon diye geçen bir çizgi film izliyorduk.

Aslında Miran ve Elif sonradan olaya dahil olmuştu. Bizim film izlediğimizi görünce onlar da koltuklara oturmuşlardı.

Ana salonda değildik. Malikanede sadece televizyonun olduğu tek oda vardı, orası da bu salondu.

Filmin bitmesine yaklaşık on dakikalık bir süre vardı ve ben Lina'nın yanında sadece açık olan televizyona bakıyordum. Evet, bakıyordum çünkü zihnim televizyona odaklı değildi.

Akşam dokuzda jetimiz Rusya'ya gitmek için hazır olacaktı. Daha onun için bavul hazırlamamıştım. Her şeyden önemlisi, oraya gidince mallarımızı polise şikâyet edenin kim olduğunu bulduktan sonra ne yapacaktım?

Öldürecek miydim, işkence mi edecektim? Birçok seçenek vardı.

Zaten sabah Karan'la konuşmamız ayrı bir olaydı.

Ben ondan uzaklaşmaya çalışırken o bana inatla daha fazla yaklaşıyor gibiydi. Hatta gibi değildi, öyleydi.

Karan'ın benden vazgeçmemesi, benim de vazgeçemediğim anlamına gelmezdi ama aklımdan bir an bile çıkmıyorken adamı nasıl unutayım şimdi ben?

Belki de Rusya'ya gitmek sadece mallarımızı kimin ihbar ettiğini bulmak için değildi.

Belki de biraz da kendimden kaçmak içindi. Çünkü burada kaldığım sürece Karan'ı düşünmeye devam edecektim. Ben kaçtıkça o bana gelecekti.

Ve ben artık kendi düşüncelerimden bile yorulmuştum.

Filmin bittiğini ekranda beliren yazılardan anlayınca derin bir nefes aldım. Televizyonun kumandasını elime alıp ekranı kapattığımda Lina hemen bana dönmüştü.

"Anne, bitti."

"Evet, güzelim."

Lina koltukta doğrulup bana baktı.

"Bir tane daha açalım mı?"

Başımı iki yana salladım.

"Olmaz, güzelim. Akşam yemeğine kalamayacağım ben."

Lina'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

"Neden?"

Bir an ne diyeceğimi düşündüm. Ona her şeyi anlatamazdım ama tamamen de geçiştirmek istemiyordum. Benim bir süre buralarda olamayacağımı bilmesi gerekiyordu.

"Bir süre buralarda olmayacağım," dedim sakin bir sesle. "Bir işim çıktı. Birkaç günlüğüne gitmem gerekiyor."

"Nereye?"

"Uzak bir yere diyelim."

Lina birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından başını hafifçe salladı.

"Tamam."

Beklediğimden daha kolay kabul etmişti.

Elimi uzatıp saçlarını düzelttim.

"Ben yokken uslu dur, tamam mı?"

Lina gülümseyerek başını salladı.

"Tamam, anne."

Alnına küçük bir öpücük kondurduktan sonra ayağa kalktığımda Lina da benimle birlikte ayağa kalkmıştı.

"Haydi, şimdi odana git, hazırlan. Sonra yemeğe ineceksin."

Lina gülümseyerek başını salladıktan sonra koşarak salondan çıktığında Elif hemen bana baktı.

"Sen gerçekten bu akşam gidiyor musun?" diye sordu.

"Evet."

Miran kaşlarını çatıp bana doğru birkaç adım attı.

"Tek başına gitmeyeceksin herhâlde."

"Hayır, tabii ki."

"Kimler geliyor şimdi?"

Omuzlarımı hafifçe kaldırdım.

"Onu konuşmamız gerekiyor zaten."

Üçümüz salondan çıkıp koridora doğru ilerlerken Elif ve Miran benim iki yanımda, ben de onların ortasında yürüyordum.

Miran doğrudan konuya girdi.

"Ben geliyorum."

Elif hemen araya girdi.

"Ben de."

İkisine ters ters baktım.

"Biriniz elensin," dedim. "Selim ve Arda da gelmek isteyecek. Onlardan da birini götüreceğiz daha."

Miran kaşlarını kaldırdı.

"Ben elenmem?"

Elif kollarını göğsünün üzerinde birleştirip bana baktı.

"Ben hiç elenmem."

"Hadi ama," diye çıkıştım. "İki kişi benimle gelecek, iki kişi burada kalıp buranın güvenliğinden sorumlu olmak zorunda."

"Valla Selim ve Arda burada kalsın, biz yeteriz," dedi Elif.

"Selim ve Arda ya da öyle söylersiniz," dedikten sonra koridorda yürümeyi bırakıp bir anlığına durdum. Ben durunca Miran ve Elif de durmuşlardı.

İkisine birkaç saniye baktım. İkisi de kararlı görünüyordu. Belli ki hiçbirinin geri adım atma gibi bir niyeti yoktu.

İçimden derin bir nefes verdim.

"İkiniz de gelmek istiyorsanız aranızda taş, kâğıt, makas yapacaksınız."

Elif'in kaşları havaya kalktı.

"Ne?"

"Taş, kâğıt, makas diyorum. Yapın diyorum."

"Anladım da..." Elif, Miran'a dönüp baktı. "Gerçekten bununla mı karar vereceğiz?"

Omuzlarımı silktim.

"Başka türlü ikinizden birini seçemeyeceğim."

Miran ve Elif birbirlerine baktılar.

"Kaybeden burada kalıyor," diye ekledim. "Sadece bir el."

"Tamam," dedi Elif.

"Tamam," diye karşılık verdi Miran.

Ellerini hazırladılar.

"Bir, iki, üç."

Dediğim an ikisinin de elleri hareketlenmişti. Elif kâğıt, Miran ise taş yapmıştı.

Elif hemen gülümsedi.

"Ben geliyorum."

Miran gözlerini devirdi.

"Gerçekten şans."

Başımı iki yana salladım.

"Tamam, Elif benimle geliyor. Şimdi Selim ve Arda'dan hangisinin geleceğine karar verelim bakalım."

İkisi de başını salladı.

"Akşam dokuzda çıkıyoruz. O zamana kadar Elif, hazırla bavulunu."

Elif başını sallayıp,

"Tamam, hemen gidip hazırlanmaya başlıyorum," dedi.

Elif başını salladıktan sonra merdivenlere doğru hızla ilerleyip kendi odasına çıktı.

Ben ise Miran'a dönüp,

"Hadi, Selim ve Arda'yı bulalım," dedim.

Miran başını salladı.

Birlikte koridorun sonuna doğru ilerleyip merdivenlere geldik. Aşağı kata inerken gözüm istemsizce etrafı tarıyordu.

Miran birkaç basamak indikten sonra,

"Sence hangisini götüreceksin?" diye sordu.

"Hiç seçmeye uğraşamam. Onlara da size yaptığımı yapacağım."

Miran hafifçe güldü.

"Güzel bir taktik."

Alt kata indiğimizde büyük salona doğru baktım. Selim ve Arda'nın orada olduğunu uzaktan görünce durdum.

İkisi de salonun içerisinde bir şeyler konuşuyordu. Aşağıya kadar inmeye gerek olmadığını düşünerek merdivenlerde durdum.

Ellerimi göğsümün üzerinde birleştirip aşağıya doğru baktım.

"Selim! Arda!"

Sesimi duyduklarında ikisi de aynı anda başını kaldırıp bize bakmışlardı.

Arda kaşlarını kaldırdı.

"Ne oldu?"

Açıklama yapmaya üşenerek,

"Taş, kâğıt, makas yapsanıza bir tur."

İkisi de birbirine baktı.

Selim kaşlarını çatıp,

"Ne?" dedi şaşkınca.

"Taş, kâğıt, makas yapın. Bir tur, hadi," dedim tekrar. "Hızlı olun biraz."

Selim ve Arda istemeyerek de olsa karşı karşıya geçtiklerinde daha fazla uzatmadılar.

İkisi de aynı anda ellerini uzattığında Selim makas yapmıştı, Arda ise kâğıt.

Selim kazanınca bir an Arda ve Selim birbirlerine bakıp bana döndüler.

Selim kollarını iki yana açarak,

"Eee, ne oldu şimdi?" dedi.

Başımı aşağı yukarı sallayıp gülümsedim.

"Selim, bavulunu hazırla. Akşam benimle Rusya'ya geliyorsun."

Dediğim gibi onların bir şey demesine izin vermeden Miran'a dönüp gülümsedim.

"Sana Arda'yla kolay gelsin."

Miran yapmacık bir gülümseme oluşturup,

"Sağ ol ya."

Gülerek Miran'dan uzaklaşıp kendi odama, bavulumu hazırlamak için yola koyulmuştum.

...

Bavulumu hazırlayıp korumaları teslim etmiştim ki arabalara yerleştirsinler. Şimdi de benim giyinmem gerekiyordu.

Burası soğuktu ama Moskova bu aylarda buradan daha fazla soğuk oluyordu ve burada ince giyinip de orada donmak istemiyordum.

Dolabın kapağını açıp bir şeyler seçtim ve üstüme hızlıca geçirip aynaya baktım.

Üzerime bordo, pelerin kesimli, yüksek yakalı bir ceket aldım. Belime ince bir kemer takarak tamamladım. Altına da ince, bordo bir body giyindim.

Altımda siyah, yüksek belli ve geniş paça bir pantolon vardı. Pantolonun pilili bir tasarımı vardı.

Ayakkabı olarak ise siyah, kalın topuklu ve bilekte biten şık bir çizme giymiştim.

Hızla birkaç tane de altın renginde aksesuar taktım. Doğal bir makyaj yaptım ve her zamanki gibi saçlarımı doğal hâline bıraktım.

Kendimi her zamanki gibi onaylayıp pantolonumun üst kısmı kapattığı için komodinin üstündeki silahımı da belime yerleştirdim.

Aynadaki yansımama son kez baktım.

Bordo ve siyahın verdiği ciddi görüntü, gitmek üzere olduğum yere fazlasıyla uygundu.

Saçlarımı doğal hâline bırakmıştım. Makyajım da olabildiğince sadeydi.

"Hadi bakalım, Moskova'ya gidelim."

Derin bir nefes alıp odamdan çıktığımda hızlı adımlarla aşağı kata ilerlemeye başladım. Merdivenlerden inerken duvardaki saate baktım. Saat sekiz buçuğa geliyordu.

Merdivenlerden inerken seslendim.

"Hazır mıyız?"

Sesim merdivenlerden aşağıya doğru yankılanırken salondakilerin başlarını bana çevirdiğini gördüm.

"Sonunda hazırlandın," dedi Elif.

Gülümseyerek onların yanına gittiğimde,

"Bence 'sonunda indin' muhabbetlerine girmeyelim, çıkalım," dedim.

Selim hemen alaycı bir tavırla araya girdi.

"Bence de, Adem. Elif konu uzatmayı sever."

Elif ona ters ters bakarak konuştu.

"Sen de artık bazı konuları dile dökebilsek güzel olacak."

Dediğinde ikisi birbirlerine buruk bakışlar atıyordu.

Ahh, bunların araları mı bozuktu?

Acaba şu an kararımı değiştirip Miran ve Arda'yı mı götürseydim? Böyle bir şey için vaktim yoktu.

"Birbirinize bulaşmayı kesin de vedalaşıp gidelim," dediğimde Miran ve Arda'yı işaret ettim.

"Sanki bir daha dönmemek üzere gidiyoruz," dediğimde Arda'nın gülen sesini duydum.

"Valla, hayır demem."

Selim kaşlarını çatıp,

"Sen siktir git o zaman lan. Hayır demezmiş," dedi.

Arda, Selim'in sözlerine gülerek başını iki yana salladı.

"Tamam, tamam, kızma. Şaka yaptım."

Selim hâlâ ters ters bakarken Miran araya girdi.

"Uzatmayın da gidin artık. Daha havaalanına gideceksiniz."

Selim başını sallayıp Arda'ya döndüğünde Arda,

"İyi yolculuklar, kardeşim," deyip ona sarıldı.

Biz Elif'le birbirimize bakıp ikimiz birden, adamı boğarcasına sarıldığımızda Miran,

"Gitmeden önce beni öldürme gibi bir planınız varsa söyleyin," dedi.

Gülerek Miran'dan ayrıldığımızda Elif, Arda'ya sarılmak için ona yöneldiğinde ben bir an göz kırptım.

Son olarak ben de Arda'ya sarıldığımda beni sıkıca kollarının arasına alıp fısıldadı:

"Kendine dikkat et, Aden."

Söylediğini duyunca geri çekilip ona güven veren bir bakış attıktan sonra Elif ve Selim'e döndüm.

"Hadi bakalım."

Hep birlikte kapıya doğru ilerlemeye başladık.

Hadi bakalım, şimdi ne olacak?

...

Arabalar durduğunda havaalanına geldiğimizi anlamıştım. Kendi özel jetimizle gideceğimiz için çok sıkıntı olmayacaktı aslında ama içimde nedensiz bir huzursuzluk vardı.

Anlamıyordum.

Selim, Elif ve korumalar arkamızdan gelirken ben jete binmek için merdivenlere bir adım atarak çıkmaya başladım.

Hostes kapıda belirip bana hafifçe gülümsedi ve jetin içini gösterdi.

"Buyurun, efendim."

Geçmem için geri çekildiğinde gülümseyerek jetin içine adımımı attım. Botlarımın sesi jetin içinde yankılandığında içeriye bakmak için kafamı kaldırmıştım ki yolcu koltuğunda oturan adamı görünce olduğum yerde donup kaldım.

Karan buradaydı.

Ve oturuyordu.