28. bölüm / 49
Gölgelerin İmparatorluğuGölgenin İçine Mahkum
Bölümler 49Şu an: Gölgenin İçine Mahkum
- 1 Kırmızı ve siyah860 kelime
- 2 Gölgelerin Efendisi2.304 kelime
- 3 Gölgenin İçine Adım798 kelime
- 4 Bir Adım Fazla Yakın1.563 kelime
- 5 Sızdırılan Rota1.104 kelime
- 6 Gölgenin İçindeki Işık1.495 kelime
- 7 İlk Kırılma742 kelime
- 8 Tuzak İçinde Tuzak2.143 kelime
- 9 Gölgenin İçindeki Tuzak2.689 kelime
- 10 Geri Alacağım2.004 kelime
- 11 Seçilen Kadın2.682 kelime
- 12 Forest2.295 kelime
- 13 Kırmızı ve Yeşil3.038 kelime
- 14 Gölgenin Renkleri2.101 kelime
- 15 Gölgelerin Masası2.090 kelime
- 16 Gölgem6.033 kelime
- 17 Geçmişin Gölgesi2.007 kelime
- 18 Aynı Cehennemin Çocukları2.201 kelime
- 19 Kafesin İçindeki Fırtına2.402 kelime
- 20 Kırık Eller, Karışık Kalpler2.842 kelime
- 21 Aynı Cehennemin Çoçukları2.024 kelime
- 22 Kapalı Kapılar Ardında2.869 kelime
- 23 Sesizlikten Öpüşe2.127 kelime
- 24 Kıskançlığın Gölgesi2.122 kelime
- 25 Uzatılan El2.017 kelime
- 26 Griye Düşen Siyah ve Beyaz2.144 kelime
- 27 Gölge ve Alev2.787 kelime
- 28 Gölgenin İçine Mahkum2.083 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 Maskenin Düşüşü2.624 kelime
- 30 Gölgede Kırılan Nefes3.218 kelime
- 31 Gölgenin Bedeli2.393 kelime
- 32 O Gün Her Şey Susturuldu2.106 kelime
- 33 Karanlığın Ardından2.391 kelime
- 34 Yeniden Başlayan Hayat2.935 kelime
- 35 Beklenmedik Bir Yüz2.265 kelime
- 36 Gölgeme Sığındım1.893 kelime
- 37 Fırtına Öncesi Sessizlik3.081 kelime
- 38 Kırılan Duvarlar2.926 kelime
- 39 Gözlerdeki İhanet3.453 kelime
- 40 Kırık Bir Vasiyet2.531 kelime
- 41 Tahtın Yeni Sahibi2.993 kelime
- 42 Kaçınılmaz Karşılaşma2.853 kelime
- 43 Nefret Etmem Gereken Adam3.694 kelime
- 44 Ya Gerçekse2.655 kelime
- 45 Beklenmedik Yolcu3.307 kelime
- 46 Tuzak1.427 kelime
- 47 Kaçış Yok2.511 kelime
- 48 Aklım ve Kalbim1.348 kelime
- 49 Artık Aden Turan4.642 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
28.bölüm
Miran Kaya Yalçının Ağzından
Uçaktaki odanın içindeydim ve birazdan Taylan buraya gelecekti. Gerginliğim yine tavan yapmıştı.
Bu adamla daha dün aynı odada, Karan gerizekâlısının yüzünden kalmıştık. Gerçekten sevgili olmadığımızı bilmesine rağmen Taylan ve benim için aynı odayı ayarlamıştı.
Tabii, Taylan garip bir şekilde bana hiçbir şekilde dokunma gibi bir girişimde bulunmamıştı. Zaten öyle bir şey olsa, tek engel olamayacağım şey olduğu için konuşmaktan başka bir şey yapamazdım.
Evet, cinsel ilişkilerle aram iyi değil. Şu ana kadar da asla biriyle cinsel ilişkiye girmedim.
Nedeni ise çocukluğumun sokaklarda geçmiş olması ve dışarıdaki bir adam tarafından çok küçük yaşta tecavüze uğramamdı.
Yani ben cinsel ilişkiyi bırak, bir erkek bana öyle bir girişimde bulunsa bile ya panik atağım tutar ya da hemen savunmaya geçerim.
Ama Taylan'ın bana dokunmaya kalkmaması da garibime gitmişti.
Özellikle de dün rahatından ödün vermiş, gidip koltukta yatmıştı.
Diyeceğim, travmamı biliyor ama bilseydi beni konuşturmak için bunu kullanmaya çalışmaz mıydı? Zaten nasıl bilecekti ki? Hiçbir yerde buna dair bir kayıt bile yokken nasıl bilebilirdi? İmkânsız gibi bir şeydi.
Aslında şaşırmamın bir diğer sebebi de, biz yeraltı dünyasındaki bütün insanların, özellikle de Karan ile Taylan'ın şerefsiz insanlar olduğunu sanmamızdı. Büyük ihtimalle böyle düşünmeyen şu an sadece ben ve Aden'di.
Tamam, onları sevmiyor olabilirim; özellikle de Karan'ı. Ama Karan'ın Aden'e olan bakışlarını gördükten sonra açıkçası fikrim fazlasıyla değişmişti. O adam Aden'i gerçekten seviyordu. Zaten Aden de bunca yıllık operasyonları sonlandırdıysa, bir sebebi vardı.
Ancak ben hiçbir şekilde Aden ile Karan'ın bir geleceği olabileceğini düşünmüyordum. Çünkü bir tanesi Lâl Örgütü'nün gelecekteki lideriydi. Yıllardır Karan'ın yeraltı dünyasını bitirmeye, yok etmeye çalışıyorduk ve bunların hepsinin içinde Aden de vardı.
Ve her şeyi geçiyorum; Karan, Aden'in gerçek kimliğine âşık olmadı. Karan, Aden Lâl Karahan'a âşık olmamıştı. Lara Defne Erdem'e âşık olmuştu; bir yalana âşık olmuştu.
Odanın içinde dört dönerken sıkıldığım için uçağın ortasındaki oturma alanına gitmek üzere kapının önüne geldim. Kapıyı açtığım anda, önünde beliren adamı birden karşımda görünce istemsizce irkilerek geri adım attım.
Taylan.
Bir elini kapının yanına koymuş, her zamanki sakin bakışlarıyla bana bakıyordu.
"Bu kadar korkutucu muyum ben?" diye sordu kaşlarını kaldırarak.
"Kapının önünde nöbet tutuyormuşsun gibi duruyorsan evet."
Dudaklarının bir köşesi hafifçe kıvrıldı.
"Çekilirsen içeri gireceğim?"
"Sebeb."
Kollarımı göğsümün altında birleştirip ona baktım.
Taylan birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
"Sıkılmışsındır diye düşündüm."
Kaşlarım havalandı.
"Sen ne zamandan beri insanların sıkılıp sıkılmadığını düşünmeye başladın?"
"Başladım işte."
"İyi," dedim soğuk bir sesle. "Sana düşmanlık yapan birini bu kadar merak etmemenizi öneriyorum."
Taylan birkaç saniye yüzüme baktı.
"Demek hâlâ bana düşman gözüyle bakıyorsun."
"Sen bana düşman gözüyle bakmıyor musun?"
Sorumu duyduğunda gözlerini birkaç saniye boyunca üzerimde tuttu. Bakışlarını kaçırmadı. Rahatsız da olmamış gibiydi.
Sonra yavaşça başını iki yana salladı.
"Hayır."
Kaşlarım çatıldı.Bu kadar net bir cevap beklemiyordum. Taylan'ın gözlerinde en ufak bir tereddüt yoktu. İnsan yalan söyleyen birinin bakışlarında bir çatlak, bir kaçamak arardı ama onda hiçbirini göremiyordum. Bu da nedense beni daha çok huzursuz ediyordu.
"Yalan söylemeyi kesermisin."
"Düşmanım olsaydın şu an bu konuşmayı yapıyor olmazdık."
"Ne yapıyor olurduk?"
Taylan'ın yüzündeki ifade değişmedi.
"Muhtemelen şuan burda bu konuşmayı yapıyor olmazdık."
Sözleri o kadar sakin çıkmıştı ki ürpermemek elde değildi.
Ben dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Pek de iç açıcı bir bakış açın varmış."
"Gerçekçiyim sadece." Ona alttan alttan ters bir bakış attıktan sonra geri odanın içine girdim.
Ayağımda topuklu ayakkabılar vardı ve sinirlerimi bozuyorlardı. Normal hayatımda rahat hareket etmemi kısıtladıkları için giymeyi sevmiyordum. O yüzden geçip odanın içindeki tek kişilik koltuğa oturdum ve bacak bacak üstüne attım.
Taylan kapının yanında birkaç saniye daha durduktan sonra içeri girdi. Direkt karşımdaki koltuğa yönelip oturdu.
Ben farkında olmadan ayağımı hafifçe oynattım. Topuklar gerçekten sinirlerimi bozuyordu.
Taylan fark etmiş olmalıydı ki bakışları kısa bir anlığına ayakkabılarıma indi.
Sonra tekrar yüzüme çıktı.
"Rahatsız ediyor mu?" dedi.
Bir an cevap vermedim.
"Ediyor," dedim kısaca.
Taylan başını hafifçe eğdi.
"Çıkarabilirsin."
"Burada mı?"
"Kimse yok."
"Sen varsın."
Bir an Taylan bana baktı, sonra alayla güldü.
“Sevgilinim ben senin Miran.”
Kaşlarım hafif çatılmıştı ama bunun sinir mi, yoksa şaşkınlık mı olduğunu ben bile ayırt edemiyordum.
“Ne?” dedim sonunda.
Taylan yavaşça ayağa kalkıp benim oturduğum koltuğa doğru ilerlemeye başlayınca kalbim istemsizce hızlanmıştı.
Adımlarını aceleye getirmiyordu. Bu da onu daha da ürkütücü yapıyordu. Gözlerini benden ayırmadan yaklaşması, odanın içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu.
Ben fark etmeden sırtımı koltuğa biraz daha yaslamıştım.
“Ne yapıyorsun?” dedim, sesim düşündüğümden daha düşük çıkmıştı.
Taylan iri bedenini bana doğru eğip ellerini koltuğun iki yanına koyarak beni kıstırdı.
Bir anda hareket alanım daralmıştı. Koltuğun arkasına yaslanırken nefesim fark etmeden düzensizleşti. Onun bu kadar yaklaşması, odadaki havayı bile değiştirmiş gibiydi.
"Sahtede olsa da sana sevgilim olduğunu kanıtlamamı istermisin."
“Ne…” dedim ama bu kez sesim tamamen kaybolmuş gibiydi.
Taylanın yüzü yüzüme o kadar yakındaydıki ufak bir hareketimle dudaklarımız bir birine değerdi.
Kalbim hızlanmıştı ama bu sefer korkudan değildi.
O an odadaki sessizlik daha da ağırlaştı. Sanki uçaktaki her ses kesilmiş, sadece ikimizin arasında kalan o ince mesafe kalmıştı.
Taylan nefesini kontrollü tutmaya çalışıyordu ama gözlerindeki o sabitlik, içindeki fırtınayı ele veriyordu. Bakışları bir an gözlerimden dudaklarıma kaydı, sonra tekrar gözlerime döndü.
“Çekil,” dedim titrek sesimle. “Taylan.”
Tırnaklarımı ellerimin içine batırıyordum; panik atağım her an tutabilirdi. Bir erkeğin bana bu kadar yakın olmasından hoşnut olmuyordum.
Nefesim düzensizleşirken parmaklarımı avucuma daha sert bastırdım. Koltuğun deri yüzeyi bile o an boğuyormuş gibi geliyordu. Onun bu kadar yakın olması fazla gelmişti bedenime.
Taylan olduğu yerde bir an durdu.
Bakışları bir saniye bile yüzümden ayrılmadı.
Taylan ellerini koltuğun kenarından yavaşça çekti. Sanki bir şeyleri fark etmiş gibiydi hareketleri yavaşlamıştı.
Geri çekilmemişti ama koltuğun kenarlarından elini çektiği an koltuktan hemen kalktım ve Taylan dan uzaklaştım.
Taylan olduğu yerde dikleşti ama bana yaklaşmadı olduğu yerde kaldı.
“Tamam,” dedi düşük bir sesle. "Sakın ol."
Ben koltuktan kalkmıştım ama ayaklarım yere basarken bile dengemi zor buluyordum. Kalbim göğsümün içinde hâlâ hızlı hızlı çarpıyordu. Sanki odanın havası daralmış, nefes almak bile zorlaşmıştı ciğerlerime hava gitmiyordu sanki.
Taylan bana doğru gelmek için bir adım attiğında refleksle geriye doğru adım attım.
"Yaklaşma."
“Miran,” dedi Taylan, beni sakinleştirmeye çalışır gibi, “sana istemediğin sürece hiçbir şey yapmam.”
Gözlerim taylana çıktı onda sabitlendim Taylan bana doğru bir adım attında bu sefer bir şey demedim sakinliğimi korumak istedim.
Taylan yavaş adımlarla beni ürkütmek daha fazla istemiyor gibiydi bana doğru geliyordu ama sakince.
Benim birkaç adım önümde durduğunda yere bakıyordum, derin derin nefesler alıyordum. Kendimi sakinleştirmem gerekiyordu; ilaçlarım yanımda değildi ve benim panik ataklarım ağır olurdu. Şu an bir uçaktaydık ve ilaçlara ulaşma imkânım yoktu.
Ben bir adım geri atacaktım ki Taylan beni kolumdan tutup kendine çekti ve bedenimi kollarıyla sardı.
Refleksle geri çekilmek istedim ama Taylan izin vermedi.
“Bırak…” dedim kısık sesle.
Bırakmayınca ilk defa olan bir şey oldu; nefesim düzene girmeye başladı, gözlerim hafifçe kapanır gibi oldu.
Sakinleşiyordum… böyle bir durumda, ilaçlarım olmadan sakinleşiyordum. Taylanın sayesinde sakinleşmiştim.
Göğsümdeki sıkışma yavaş yavaş açıldı.
Gözlerim tamamen kapanmadı ama artık açık kalmak için de çabalamıyordum.
Sanki ilk kez, kontrolü geri almak zorunda değilmişim gibi hissediyordum.
Beni sakinleştiren şeyin de ne olduğunu inkâr edemiyordum şuan.
Belliydi çünkü.
Taylan’dı.
Aden Lâl Karahanın Ağzından
Nasıl olur da benim gibi bir insan birinin etkisi altında bu kadar çabuk kalabilirdi, bilmiyordum ama Karan, beni etkisi altına almayı başaran kişilerden biri olmuştu.
Moskova'ya indiğimizde kapımızın pat diye açılmasıyla ikimiz birden yatakta çıplak bir şekilde yatarken, Miran'ın kapıyı tıklamadan içeri girmesiyle gözlerimiz yarı açık, yarı kapalı ona bakmıştık Karan'la.
O an içimden Miran'a sövmeyi unutmamıştım tabii ki de.
İkimizin üstünde yorgan olmasaydı, beni ve Karan'ı üstümüzde hiçbir şey yokken görecekti.
Bu kız insanı çıldırtıyordu. Bunca yılımı onunla nasıl geçirmiş olabilirdim, aklım almıyordu.
Otelin önüne geldiğimizde arabaların üstündeki bakışları net bir şekilde hissedebiliyordum. Arabaların durmasıyla Karan benden önce inip korumaların kapımı açmasına izin vermeyerek kendisi benim kapımı açmıştı.
Açtıktan sonra ona bakıp,
"Buyurun, güzeller güzeli Forest."
Etrafımızda şu an çok sayıda koruma olduğu için gülümsemeyi seçmemişti ama ben ona gülümsemiş ve arabanın içinden inmiştim.
Başımı kaldırıp ona baktığımda gülümsedim.
"Sağ ol, gölgem."
Arabadan indiğimizde, arkamızdaki arabadan da Taylan ve Miran indi. İki arabanın sağında ve solunda bulunan diğer araçlardan da korumalar çıkmıştı.
Moskova'ya çok kez gelmiştim ama Karan bunu bilmediği için, Moskova'yı yani Rusya'yı tanımıyormuşum gibi davranmalıydım.
Karan elimi kavrayarak beni otelin girişine doğru yönlendirdi ve içeri soktuğunda içerideki herkes Karan'a selam vermişti. Ayrıca bana da saygıyla selam veriyorlardı.
"Karan," dedim otelin asansörlerinin önüne geldiğimizde.
Bakışlarımı diğer tarafa çevirdiğimde Miran ve Taylan'ın diğer asansörün önünde beklediklerini gördüm.
"Hm?" dedi Karan, gözlerini bana çevirerek.
"Herkes neden sana selam verdi?" diye sordum merakla.
Aslında nedeni çok basitti bu otel onlarındı büyük ihtimalle.
Karan'ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Çünkü burası bana ait."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Tahmin etmiştim."
Asansörün kapıları açılırken Karan elini sırtıma koyup, önden geçmem için beni yönlendirdi. Birlikte girdik. Arkamızdan birkaç koruma da asansörün içine yerleşti.
Asansör istediğimiz katta durduğunda, Karan benim geçmem için eliyle asansör kapısını gösterdi. Tebessüm edip önden çıkmıştım.
Odamızın önüne geldiğimizde, Karan elindeki kart ile kapıyı açtı ve içeri girdim. Harika bir otel odasıydı.
Fazlasıyla modern ve şık bir otel odası olduğu, içeri ilk girdiğim anda bile anlaşılıyordu.
Odanın merkezinde büyük, çift kişilik bir yatak vardı. Yatak beyaz nevresimlerle örtülmüştü. Başucunda ise zarif bir tasarıma sahip bir masa lambası bulunuyordu.
Odanın sol tarafında geniş ve modern bir küvet vardı. Küvetin zemini, mermer desenli koyu renkli bir malzemeden yapılmıştı ve oldukça pahalı olduğu belli oluyordu.
Odanın arka kısmındaki büyük pencerelerden ise Moskova tam anlamıyla gözler önüne seriliyordu.
Pencerenin önünde küçük, yuvarlak ve oldukça şık bir masa ile manzarayı seyretmek için fazlasıyla rahat görünen sandalyeler bulunuyordu.
Odanın içindeki atmosfer fazlasıyla güzeldi. Oldukça aydınlıktı ama bu bile ortamın güzelliğini bozmuyordu.
Bizim arkamızdan korumalar da içeri girdi. Bavulları bırakıp tekrar odadan çıktılar. Onlar çıktığında Karan ile odada yalnız kalmıştık.
Açıkçası uçakta olan şeyler yüzünden biraz garip hissediyordum. Biraz da utanıyordum.
Karan'a dönüp baktığımda dudaklarındaki kıvrımı gördüm.
Korumalar yanımızdayken gülmüyorsun ama şimdi yüzünde sinsi bir gülümseme vardı.
Hafifçe gülümseyip üstümdeki kabanı çıkarıp yatağın üstüne attım.
"Bir şey mi oldu?" diye sordum.
"Hayır," dedi, kafasını iki yana sallayarak.
"O zaman..."
"Ne o zaman?"
"Neden bana öyle bakıyorsun?" diye sordum.
Karan bana doğru yürürken üzerindeki siyah ceketi çıkarıyordu.
"Ben diyorum ki," dedi yüzündeki sırıtışla.
Tam karşımda durduğunda ceketini yatağa fırlattı.
"Duş mu alsak?"
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
"Hayır tabiki."
"Ne demek hayır?" Kararının kaşları çatılmıştı.
"Hayır," dedim tekrar. "Birlikte duş alırsak neler olabileceğinin bilincindeyim." Dediğimde iyice kaşları çatılmış, yüzüme doğru eğildi.
"İsteyip istemediğini sormadım say!" Dediği gibi cevap veremeden birden havalanmıştım resmen.
Beni kucağına alıp ayaklarımı yerden kestiğinde istemsizce kollarımı boynuna sardım.
"Karan," dedim gülerek, "sen aşağılık herifin tekisin, tamam mı?"
Karan banyoya girip beni direkt duşa kabinin içinde bıraktığında, beni anında duvar ile kendi arasına aldı, kaçmam için.
"Karan," dedim omzuna şakayla vurarak, "İnatçı keçi gibisin!"
"Yanlış," dedi. Bir eliyle soğuk suyu açarken, diğer eliyle beni belimden kavrayıp kendisiyle birlikte suyun altına çekti.
Suyun soğukluğu beynimde bir anlık şok etkisi yaratırken, sanki hiç etkilenmemiş gibi kulağıma doğru eğilip tehlikeli bir sesle fısıldadı: "Ben avını gölgesinin altına almayı ve onunla gölgenin altında inatlaşmayı severim."
Soğuk suyun altında nefes nefese ona bakarken, bir anda dudaklarıma yapıştı. Bir anlık şaşkınlıkla karşılık veremedim. Karan'ın öpücüklerinin büyüsüne kapılmaya başladığımda, kollarımı boynuna doladım ve bedenimi ona bastırdım. O da beni belimden daha sıkıca kavrayıp kendine çekti.
Karan hiç çekinmeden dudaklarımı öpüyordu. Ben ise onun bu hızlı öpüşlerine karşılık vermeye çalışıyordum.
Karan, dudaklarımızı anlık ayırıp soluklanmama fazla izin vermeden tekrardan dudaklarıma yapıştı. Dudağımı ısırdığında ağzımdan hafif bir inilti döküldü. Dudaklarımı araladığımda ise dilini dudaklarımın içine sızdırmıştı bile...
İlahi Bakış Açısı
İstanbul
Lâl örgütünün malikanesi, bayağı bir süredir sessizdi; herkes bir yerlere dağılmış şekilde oturuyordu.
Selim, Arda ve Elif, salonun büyük bölümünde oturmuş, Zeynep Hanım’dan haber gelmesini bekliyorlardı.
Aden ile Miran’ın Moskova’ya gitmesinden sonra, onların peşinden gitmek için Zeynep Hanım’dan gelecek haberi bekliyorlardı.
Operasyonların iptal edilmesi olayını hiçbiri kabul etmemişti.
Zeynep Karahan, Aden’le konuşmaya gittiği günün akşamı üçüne her şeyi anlatmıştı. Hiçbiri de Aden’in tarafında durmamıştı.
Selim, Arda ve Elif salondaki sessizliğin içinde otururken Zeynep Karahan’ın sesi merdivenlerden geldi.
“Hazırlanın,” dedi her zamanki
kendinden emin sesinden hiçbir şey kaybetmeden Zeynep Karahan. “Moskova’ya gidiyorsunuz.”
Üçü de aynı anda kafasını Zeynep Karahan’a çevirdi. “Moskova’ya gidiyorsunuz” dediğine göre Aden ile Miran Moskova’ya varmışlardı.
Arda yavaşça ayağa kalkıp Zeynep Karahan’a baktı.
“İkisini alıp dönecek miyiz?”
“Evet,” dedi Zeynep Karahan. “İkisini de alıp döneceksiniz.” Ekledi: “Miran buraya bir şekilde gelecek ama Aden gelmek istemezse zorlamayın.”
Zeynep Karahan’ın dediğiyle birlikte üçü birbirine bakakaldı.
Elif ayağa kalkıp:
“İyi de neden?” diye sordu. “Aden’i neden zorlamıyoruz?”
Zeynep Karahan başını kaldırdı.
“Herkes istediği yere mahkûmdur, Elif,” dedi yavaşça. “Aden gölgenin yanına mahkûm olmak istiyorsa orada kalsın.”
Zeynep Karahan başka hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve yürümeye başladı.
Fakat bilmediği bir şey vardı: Aden gölgenin altına mahkûm olmamıştı; Karan’a olan aşkı, onu gölgenin içine çekmek yerine o gölgeyi bile ona ait bir dünya hâline getirmişti.
Çok heyecanlı bölümlere başlıyoruz bundan sonraa😉 Okuyanlara teşekkür ederim. 🩷
