88. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ87 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 87 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime · Okuduğun bölüm
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
On altıncı diyarın sarp ve bulutlarla kaplı dağ geçitlerinden ayrılan Cafer ile Dilara, gökyüzünün en yüksek zirvesinde rüzgârı yaran efsanevi uçan at Tulpar’ı yanlarına alarak boyutlar arası kadim yollardan geçtiler. Adımlarını attıkları yer, Gök Saray’ın o ihtişamlı, mermer işlemeli ve ilahi ışıklarla parlayan ana salonuydu. Yüksek tahtlarında oturan Tengri ile Kayra Han, ikisinin sağ salim döndüğünü ve yanlarında o görünmez kanatlı gök atını getirdiklerini gördüklerinde yüzlerinde derin bir memnuniyet belirdi.
Cafer ve Dilara tahtın önüne kadar yürüyüp saygıyla başlarını eğdiler. Tulpar, zarafeti ve mavi parlayan yeleleriyle salonun geniş mermer zemininde sakin bir şekilde duruyordu.
Kayra Han, ak sakallarını ağır bir hareketle sıvazlayıp tok ve heybetli sesiyle salonun sessizliğini böldü:
— Kayra Han (Ağır, derin ve bilge bir tonda): Göğün ve rüzgârın efendisi Tulpar’ı da dize getirdiniz, evlatlar. Zorlukların üzerine yürüyüp en imkansızı başardınız. Tanrıların katında gösterdiğiniz bu sadakat ve direnç, ebediyen unutulmayacak. Size yürekten teşekkür ederiz.
Tengri, elindeki ay motifli asasını mermer zemine hafifçe vurarak salonu kaplayan ilahi enerjiyi dengeledi. Ardından bakışlarını, henüz on beş yaşında olmasına rağmen bu kadim evrenin kaderini sırtlayan Dilara’nın üzerine dikti; sesinde hem bir azarlama hem de derin bir merhamet barındıran o asırlık tını yankılandı.
— Tengri (Güçlü, net ve şefkatli bir sesle): Evet, Dilara... Sen henüz on beş yaşındasın; bilmeyerek ve iraden dışında Karakan’ın oyununa alet oldun, onun karanlık hizmetkârı gibi hareket edip ölüler ordusunu dirilttin. O lanetli amaca ulaşmak için yel taşını, yağmur taşını ve kör ocağın çekicini kendi ellerinle buldun. Lakin burası imtihanlar dünyasıdır; babanla birlikte omuz omuza verip bu ağır görevlerin üstesinden tek tek geldin, kendi günahının keffaretini bu zorlu yollarda ödedin. Keşke evlatlarını korumak için dağları deviren bütün babalar Cafer gibi, bu kadar fedakâr ve kararlı olabilse...
Cafer, Tengri’nin övgü dolu sözleri karşısında başını hafifçe öne eğdi; yüzündeki o sert ve yorgun hatlar, kızının adının geçtiği yerde biraz olsun yumuşamıştı. Lakin yolda karşılaştıkları o kanlı engeli ve çıkması muhtemel fırtınayı saklamanın bir anlamı yoktu.
— Cafer (Ağır, sakin ama net bir sesle): Sadece yolda gelirken küçük bir aksilikle karşılaştık, Tengri... Karakan’ın oğullarından biri, cesaret tanrısı Alper, on altıncı diyarın çıkışında önümüzü kesip atı almaya kalkıştı. Ona bu yoldan çekilmesini söyledim, lakin dinlemedi. Mecbur kaldım ve Alper’i öldürerek cezalandırdım; bedelini ödedi.
Kayra Han, bu haber karşısında kaşlarını hafifçe çatıp ciddi bir ifadeyle başını salladı; dökülen her kanın büyük bir savaşın fitilini ateşlediğini biliyordu.
— Kayra Han (Ciddi ve uyarıcı bir tonda): Alper’in ölümü Karakan’ın sarayında dağ gibi bir öfke dalgası yaratacaktır. Zaten az bir zamanımız kalmıştı; artık kaçacak yerimiz yok. Birkaç gün sonra o büyük savaş kapımıza dayanacak. Karakan bütün ordusuyla bize savaş açacak, hazırlıklarımızı en üst seviyeye çıkarmalıyız.
Tengri asasını yere vurarak Tulpar’ın sarayın diğer muhafız katına götürülmesini emretti; ikisi yaklaşan o dehşet verici fırtına öncesinde dinlenmek ve son hazırlıklarını yapmak üzere mermer salonun derinliklerine doğru çekildiler.
Tengri ile Kayra Han’ın o ihtişamlı ve ilahi huzurundan ayrılan Cafer ile Dilara, Gök Saray’ın altın yaldızlı, asırlık taşlarla örülü uzun mermer koridoruna adım attılar. Üzerlerindeki zırhların demir plakaları her adımda hafifçe birbirine çarpıyor, dışarıdaki sonsuz gök kubbenin loş ışığı koridorun yüksek pencerelerinden içeri süzülüyordu. Önlerinde yaklaşmakta olan o büyük ve affetsiz savaşın bıraktığı sessizlik hüküm sürerken, taş duvarların yankıladığı adım sesleri dışında çıt çıkmıyordu.
Lakin bu kasvetli ve ağır atmosfer, koridorun köşesini dönen iki tuhaf suretin çıkardığı neşeli seslerle birdenbire bölündü. Gök Saray’ın efsanevi zanaatkârları; boyu kısa ama kollarının kalınlığı birer meşe kütüğünü andıran, bacakları olmadığı için ellerine taktığı kalın demir eldivenlerle yeri iterek sürüne sürüne ilerleyen bacaksız demirci tanrı **Temir** ile onun devasa gövdesiyle abisi olan demir tanrı **Darhan** yollarını kesti. Temir, bacaklarının olmayışını adeta bir dezavantaj değilmiş gibi büyük bir çeviklikle kullanıyor, güçlü kollarıyla mermer zemine basarak oradan oraya hızla kayıyordu. Yanında adımlayan abisi Darhan ise o devasa cüssesiyle durmuş, yüzündeki o babacan ve neşeli gülümsemeyle kardeşini izliyordu.
Temir, kollarının üzerinde güçlü bir hamleyle doğrulup ellerini mermer zemine vura vura tam önlerinde durdu; yüzündeki o haylaz sırıtışla başını yukarı kaldırarak Cafer ile Dilara’ya baktı.
— Temir (Neşeli, heyecanlı ve ortalığı çınlatan gür bir sesle): Ben size dememiş miydim aba, ben demiştim! Gördünüz mü, tanrılar bile o kadar suçun, cezanın ve o koca dağların ardından sonunda sizi affetti, başınız göğe erdi! Alagece’yi o diyardan sağ salim getirdiniz, Tulpar’ı gökyüzünde yakalayıp zapt ettiniz; şu sarayda sizinle başa çıkabilecek tek bir irade bile kalmadı artık!
Abisi Darhan, elleriyle yeri sürünerek gelen kardeşinin bu neşeli haline bakıp hafifçe güldü; o koca gövdesini sarsan derin ve tok sesiyle araya girdi.
— Darhan (Tok, kalın ve dostane bir sesle): Ufaklığın dili durmaz, bilirsiniz yabancı... Lakin söylediklerinde haksız sayılmaz. Karakan’ın orduları kapıya dayanmadan, o karanlık fırtına kopmadan önce sarayın en alt katındaki ocaklarımızın sıcaklığında bizimle bir çay içip demir kokusunu içine çekmeyi sonuna kadar hak ettiniz. Zindanlarımızda pişen o etin kokusu şimdiden bütün koridorları sardı.
Cafer, onca savaşın, yorgunluğun, o bitmek bilmeyen diyardan diyara koşturmanın ve dökülen kanın ardından yüzündeki o sert ve gergin hatları biraz olsun gevşetti. Omuzlarındaki o devasa yükün altında ezilirken, bu iki neşeli demirci tanrının saf neşesi içindeki o buz tutmuş yorgunluğu bir nebze olsun hafifletmişti.
— Cafer (Yorgun ama rahatlamış bir nefes eşliğinde, sakin ve net bir sesle): Evet, neyse... Bütün o çetin yollardan, sarp kayalıklardan ve ejderha yuvalarından sonra kemiklerim sızladı doğrusu. Hadi, lafı daha fazla uzatıp burada dikilmeyelim; gidip ocakların yakınlarında bir şeyler yiyelim, çünkü bu büyük savaş başlamadan önce karnımı iyice doyurmam gerekiyor, iyice acıktım zaten.
Temir, kollarının üzerinde neşeyle hafifçe doğrularak kahkaha attı ve ellerini birbirine vurdu.
— Temir (Heyecanla gülerek ve yere vurarak): O iş bende, yabancı! Darhan’ın ocağında öyle bir et pişirdik ki, yiyen fani dünyadaki bütün dertlerini unutur! Peşimizden gelin, sizi gururlandıracak asıl sofra ocak başında sizi bekliyor!
Dilara, babasının bu yorgun ama kararlı haline bakıp hafifçe gülümsedi; ikisi demirci tanrıların peşine takılarak sarayın o sıcak ocakların ve demir kokusunun yükseldiği derin kısımlarına doğru yürümeye devam ettiler.
Bölüm etkileşimi
