28. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ27 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 27 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Erke Soltan’ın patlayan iskelet kafatası ve yere yığılan devasa kemik yığını, mağaranın içerisindeki o ağır, boğucu ölüm sessizliğini daha da derinleştirdi. Cafer, alnından süzülen soğuk teri ve yüzüne sıçrayan siyah tozları elinin tersiyle sildi; baltasının çeliğine bulaşan kalıntıları temizledikten sonra omzuna atarak adımlarını yeniden ileriye çevirdi.
Geride bıraktığı bu zorlu zafer bir dönüm noktasıydı; ancak yeraltının iniltili dehlizlerinde hâlâ hesaplaşması gereken karanlık bir ordu vardı. Erlik’in katledilen çocuklarından sonra, intikam hırsıyla bizzat babalarının buyruğunu bekleyen geriye kalan yedi oğlu ve Altı kızı, bu lanetli dağın daha derin, daha karanlık köşelerinde sırasını bekliyordu. Her birinin varlığı, toprağın altındaki bu cehennemin sınırlarını biraz daha daraltıyordu.
Mağaranın derinliklerine doğru ilerleyen Cafer’in yolu, kısa süre sonra tavanın çökmesiyle tamamen kapanmış devasa kaya yığınlarıyla kesildi. Tonlarca ağırlıktaki bu kayalar, geçidi aşılmaz bir duvar gibi kapatmış, ilerlemeyi imkânsız hale getiriyordu. Cafer durdu; gözlerini bu devasa engele dikip derin bir soluk aldı.
İçindeki öfkenin ve altı elementin o sinsi ağırlığının yeniden göğsünü sıkıştırmasına izin vermeden, iradesini çelik gibi kenetledi. Kollarını ve bacaklarını engebeli kayaların en zayıf noktalarına yerleştirip tüm gücünü omuzlarına ve sırtına verdi. Damarlarındaki kanın uğultusu kulaklarında çınlarken, yüzündeki kaslar gerildi.
— Cafer (Kendi kendine, dişlerinin arasından fısıldayarak): Bu dağın taşları bile bana boyun eğecek!
Bedenindeki bütün kasları tek bir amaç için kasarak tonlarca ağırlıktaki o dev kayayı ilk önce yukarıya doğru ittirdi. Kayanın altından gelen taşların sürtünme sesleri mağaranın tavanında yankılandı; ardından ani bir hamleyle kayayı yan tarafa doğru savurarak devasa bir geçit açtı. Toz ve toprak bulutu etrafa dağılırken, Cafer açılan yoldan içeriye doğru kararlı ve sarsılmaz adımlarla yürüyüşünü sürdürdü.
Yeraltının o ağır, sülfür kokulu dehlizlerinde adımlarını atan Cafer, zihnindeki hesabı netleştirdi: Erlik’in katlettiği çocuklarının ardından, karanlığın tahtına giden bu yolda hâlâ hesaba çekilmesi gereken yedi oğlu ve altı kızı kalmıştı. Her bir adım, yeraltının iradesini biraz daha sarsıyor, ölümün o kadim sahiplerini köşeye sıkıştırıyordu.
Mağaranın tavanından sarkan köklerin ve yer altı nehirlerinin nemlendirdiği geniş bir geçide girdiğinde, önü devasa, birbirinin üzerine devrilmiş solgun ağaç gövdeleriyle tamamen kapandı. Yüzükoyun uzanmış bu devasa kütükler, sanki yüzyıllar önce bu dağın kalbinde can vermiş ormanların lanetli kalıntıları gibi bembeyaz ve çürümüştü. Cafer duraksadı; iki ucu mızraklı ağır baltasını yere dayayıp kollarını bu solgun kütüklerin altına soktu. Damarlarındaki güçle birlikte sırtına bindirdiği yükü kaldırmaya çalışırken, zihninden o eski günler, geride bıraktığı yıkımlar ve Manna’nın o yanan surları geçti. Omuzlarına yüklenen geçmişin o ezici pişmanlığı, tıpkı bu devrilmiş ağaçlar gibi göğsüne oturuyordu; ancak o, geçmişin ağırlığı altında ezilmek yerine o ağaçları birer birer kavrayıp kenara savurdu, yolunu açtı ve çıkışa doğru yürümeye başladı.
Tam o sırada, geride bıraktığı o solgun ve devrilmiş ağaç gövdeleri ani bir gıcırtıyla sarsıldı. Toprağın altından yayılan uğursuz bir titreşimle birlikte, ölü sandığı o dev kütükler birdenbire doğruldu ve ayaklandı. Ağaçların pürüzlü kabuklarının ortasında, insanı dehşete düşüren yamru yumru yüzler belirdi; göz çukurlarında solgun yeşil bir nefes parlıyor, kabuklardan oluşan dudakları hırıltılı nefeslerle aralanıyordu.
— Yürüyen Ağaç (Kabukların arasından sızan boğuk ve hırıltılı bir fısıltıyla): Bu ormandan canlı çıkış yok, ölümlü... Köklerimiz seni bu toprağa gömecek!
— Cafer (Baltasını sıkıca kavrayıp soğuk bir sesle): Sizin gibi kök salmış kabusları yakıp kül etmekten asla yorulmayacağım!
Solgun ağaç canavarları, kollarını örümcek bacakları gibi yere basarak Cafer’in üzerine doğru atıldılar. En öndeki devasa ağaç adam, sivri dallardan oluşan pençesini doğrudan Cafer’in göğsüne saplamak için savurdu. Cafer gövdesini hafifçe sağa kaydırarak darbeyi boşa çıkardı; aynı anda iki ucu mızraklı ağır baltasını keskin bir kavisle çevirerek yaratığın tahta gövdesine geçirdi.
Metalın oduna saplanırken çıkardığı o tiz çatırtı mağarada yankılandı. Ancak sayıları çok fazlaydı; diğer solgun ağaçlar dört bir yandan kollarını uzatarak Cafer’i sarmalamaya çalıştılar. Cafer, etrafını saran bu ahşap kabus çemberini yarıp geçmek için baltasını bir yel değirmeni gibi hızla döndürmeye başladı. Her savruluşta bir ağacın kolu kopuyor, un ufak olmuş odun parçaları ve siyah reçineler havada uçuşuyordu.
Savaş anı tüm şiddetiyle sürerken, Cafer daracık geçitte kusursuz bir katilin hızıyla hareket ediyor, gelen her dal darbesini baltasıyla bloke edip düşmanların zayıf noktalarına hamleler indiriyordu. Bir ağacın yüz kısmına baltanın mızrak ucunu saplayarak onu etkisiz hale getirirken, arkasından gelen diğerini tekmeleyerek yere devirdi. Son kalan devasa solgun ağaç da Cafer’in baltasının altından kaçamayarak ortadan ikiye bölündü ve parça pinçik edilerek yere yığıldı.
Cafer, soluk soluğa, etrafı odun tozları ve reçine kokusuyla sarılmış halde durdu; baltasının üzerindeki kalıntıları temizleyip omzuna attı ve yeraltının o nihai karanlığına doğru yürüyüşünü sürdürdü.
Solgun ağaç kalıntılarını arkasında bırakarak mağaranın derinliklerindeki tünellerde ilerleyen Cafer’in adımları, yer altından gelen uğultulu ve derinden gelen bir sarsıntıyla aniden kesildi. Bu sıradan bir titreşim değil, dağın köklerinden kopup gelen devasa bir kıyamet senfonisiydi. Yerin altındaki o kadim fay hatları ve sülfür dolu katmanlar büyük bir öfkeyle birbirine sürtünürken, mağaranın tavanındaki yüzlerce yıllık dev stalaktitler çatırdayarak kopmaya başladı.
Deprem anı, bütün şiddetiyle tünelleri sarstı. Mağaranın duvarları, devasa bir canavarın kaburgaları gibi inleyip içeriye doğru bükülürken, tondan ağır kaya blokları kopup yağmur gibi yere düşmeye başladı. Her düşen kaya, altındaki zemini paramparça ediyor, havayı kalın ve boğucu bir toz bulutuyla kaplıyordu. Cafer, sağa sola savrulan devasa kaya kütlelerinden kaçınmak için kıvraklığını konuşturdu; iki ucu mızraklı baltasını yere saplayarak dengesini sağladı, ancak sarsıntının şiddeti ayakta durmasını imkânsız kılacak kadar güçlüydü.
— Cafer (Dişlerini sıkarak, omuzlarına binen sarsıntıyla kendi kendine mırıldanarak): Bu dağ başıma yıkılsa bile buradan çıkacağım!
Yolun ilerisindeki tavanın tamamen çöktüğünü, devasa kayaların çıkışı kapattığını gördüğü an, içindeki rüzgâr elementinin o son kırıntısını tabanlarında ve omuzlarında topladı. Üzerine doğru düşmekte olan tonlarca ağırlıktaki bir kaya kütlesinden son anda yana doğru sıçrayarak kurtuldu; havada süzülür gibi bir manevrayla tünelin çıkışına doğru atıldı. Arkasından koca bir dağ kütlesi gürültüyle çökerken, o son bir hamleyle toz duman içindeki çıkış tünelinden dışarıdaki serin ve sisli havaya kendini attı.
Yere yuvarlanıp ayağa kalktığında, geride bıraktığı mağaranın girişi tamamen kapanmış, devasa kayalar ve toprak yığınları orayı aşılmaz bir duvar haline getirmişti. Cafer soluk soluğa, yüzüne bulaşan tozları silerek dağın eteklerindeki yeni hedefine doğru kararlı bakışlarla yürümeye devam etti.
Bölüm etkileşimi
