50. bölüm · ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ

49 BÖLÜM

Keskin Kalem

Kara Kurt Han’ın cansız bedenini geride bırakan Cafer, mağaranın en derin kalbine, Erlik’in taht salonuna doğru ilerlediği sırada, yerin altından gelen ağır ve vıcık vıcık çamur sesleriyle adımlarını yavaşlattı. Önünü aydınlandıran donuk meşale ışığı, bir anda önündeki geniş geçidi tamamen kapatan koyu bir karanlıkla kesildi. Yerin balçık ve kurşuni katmanlarından yoğrulmuş, yüzleri olmayan, sırt sırta vererek enselerinden perçinlenmiş gibi duran Erlik’in çamur askerleri, devasa ve geçit vermez kusursuz bir kalkan duvarı örerek Cafer’in yolunu tamamen tıkadılar.

Bu çamurdan mahlukların ellerinde tuttuğu ağır, balçıktan yapılmış kalkanlar birbirine kenetlenmişti; aralarında nefes alacak bile bir boşluk bırakmayan bu canlı sur, adeta aşılmaz bir dağ gibi Cafer’in karşısında dimdik duruyordu.

Mağaranın tavanında yankılanan, taşları titreten ve her köşeden aynı anda geliyormuş gibi yayılan Erlik’in sesi uzaktan, o kibirli ve buz gibi tonuyla duyulmaya başladı:

— Erlik (Mağaranın derinliklerinden yankılanan, alaycı ve tok bir sesle): Bütün evlatlarımı, kanımı canımı toprağa serip buraya kadar ulaştın Cafer... Sandın ki zafer yakın, sandın ki bu kapı sana kolayca açılacak. Karşına diktiğim bu çamur duvarı ne zırhlı ordular ne de senin o bizzat güvendiğin o çelik iraden aşabilir; burası senin mezarın olacak, o adımlarını attığın her yer seninle birlikte çamura gömülecek.

Cafer, o kalkan duvarının önünde durup iki ucu mızraklı baltasını sıkıca kavradı; yüzüne sıçrayan ter ve kan çizgileriyle birlikte gözlerini o balçıktan sura dikti. Erlik’in uzaktan gelen sesine kulak asmayarak, içindeki o öfkeyi ve rüzgârın nefesini ciğerlerine doldurup sakin ama kararlı bir sesle karşılık verdi:

— Cafer (Soğuk, keskin ve meydan okuyan bir sesle): Evlatlarını nasıl toprağa gömdüysem, o üzerine titrediğin bu çamur duvarını da aynı kör hırsla başlarına yıkacağım, Erlik... Saklandığın o köşeden sadece sesin geliyor ama o ses de birazdan çığlıklara karışacak!

Cafer’in bu sözlerinin ardından, rüzgâr elementi ayak bileklerinden başlayarak tüm gövdesini sardı; zırhının eklem yerlerinden maviye çalan sert bir enerji hışımla parıldadı. Çamur askerlerinin oluşturduğu o devasa kalkan duvarına doğru rüzgârın hızıyla fırlayan Cafer, tüm ağırlığını omuz vererek ön saftaki kalkanlara çarptı.

*Güm! Çatırt!*

Çarptığı an ortalıkta uçuşan balçık parçaları ve koyu çamur dalgaları mağaranın duvarlarına yapıştı. Çamur askerleri ilk darbeyle sarsılsa da hatlarını bozmadılar; ellerindeki ağır çamur kalkanlarını ileriye doğru iterek Cafer’i ezmeye, sıkıştırıp boğmaya çalıştılar. Kalkanların arasından sarkan balçıktan eller, Cafer’in zırhını ve kollarını yakalayıp içeriye çekmek için vahşica saldırmaya başladı.

Cafer, üzerindeki o ağır basınca ve çamurun yarattığı boğucu, nefes kesen neme karşı bacak kaslarını sonuna kadar gerdi. İki ucu mızraklı baltasını bir değirmen taşı gibi çevirerek sağa ve sola ardı ardına savurdu. Keskin demir uç, çamur askerlerinin kalkanlarını ve ön saftaki gövdelerini ortadan ikiye biçerken, etrafa simsiyah bir balçık ve ağır bir toprak kokusu yayıldı. Ön safın yıkılmasıyla birlikte arkadaki çamur askerleri boşluğu doldurmak için ileri atıldı, ancak Cafer onlara nefes alacak bir saniye bile tanımadı.

Dönme momentumunu ve rüzgârın patlayıcı hızını kullanarak kalkan duvarının tam orta yerine bir koçbaşı gibi daldı; baltasının mızrak ucunu önündeki çamur kütlesinin tam göğsüne saplayıp yukarıya doğru savurduğunda, devasa surun ortasında büyük bir yarık açıldı. Çamurdan mahluklar paramparça olup yere yığılırken, duvarın arkasındaki o karanlık geçit nihayet açıldı. Cafer, derin ve kesik soluklarla kanlar sızan yüzünü kaldırarak, Erlik’le yüzleşeceği o son ve nihai karanlığa doğru kararlı adımlarla yürümeyi sürdürdü.

Çamurdan askerlerin dağılan kalıntılarını arkasında bırakarak mağaranın daha da derin, sarp ve havasız bir dehlizine adım atan Cafer, yerdeki su birikintilerinin foşurdayarak yarıldığı o ağır sesle birden durdu. Karşısındaki dar tünelin çıkışında, yerin en koyu balçığından yoğrulmuş, dört ayağı üzerinde duran, sırtından ve kafasından dışarıya doğru kıvrılan dokunaçlar uzanan devasa canavar bir suret belirdi. Tamamen çamurdan ve yer altı tortularından oluşan bu yaratık, yüzündeki çoklu göz çukurları ve geniş, iğne dişli çenesiyle soluk alıp verirken etrafa ağır bir bataklık kokusu yayıyordu.

Yaratık, boğazının derinliklerinden gelen balçıklı bir hırıltıyla sarsıldı ve saniyeler içinde zeminleri titreterek doğrudan Cafer’in üzerine doğru saldırdı.

Savaş, mağaranın bu dar ve yankılı tünelinde ani bir patlamayla başladı. Çamur canavarı, ağırlığına zıt olarak inanılmaz bir çeviklikle ileri atılıp devasa pençelerini savurdu; Cafer son anda gövdesini geriye çekerek hamleden kurtuldu, ancak yaratığın fırlattığı çamur parçaları zırhını ve yüzünü kapladı. Yaratık durmaksızın başını sallayarak sırtındaki kıvrımlı dokunaçları birer kamçı gibi öne fırlattı. Dokunaçlar havada ıslık çalarak Cafer’i sarmalamaya, kollarını ve bacaklarını kilitlemeye çalıştı.

Cafer, ayak bileklerinde rüzgâr elementini şiddetle parleterek keskin bir manevrayla bu dokunaç çemberinden sıyrıldı. İki ucu mızraklı baltasını iki eliyle sıkıca kavradığı gibi, yaratığın yan tarafına doğru sert bir hamle yaptı. Demir uç, çamur kütlesinin kaburga hizasına çarptığı an içeriye gömüldü, ancak yaratığın katılaşmış balçık bedeni bu darbeyi adeta yuttu ve keskin demiri anında kavrayıp tuttuurmaya çalıştı.

Yaratık, can yakan bir hırıltıyla ön ayaklarını yere vurarak Cafer’i göğsünden itti; Cafer sert bir şekilde mağaranın duvarına çarpıp yere kapaklandı. Ağzından sızan kanı silen Cafer, ayağa kalkarken yaratığın devasa çenesini açarak üzerine doğru zehirli bir balçık dalgası kustuğunu gördü. Bu akıştan kaçmak imkânsızdı; Cafer son bir iradeyle tüm gücünü ve rüzgârın nefesini ciğerlerine doldurdu.

Çamur dalgası üzerine kapanmak üzereyken Cafer, baltasını bırakmayarak doğrudan yaratığın açık duran devasa ağzına doğru sıçradı. Yaratık onu yutmak için çenesini kapattığı an, Cafer iki ucu mızraklı baltasını dikey bir şekilde tutarak yaratığın üst damak çukurundan içeriye, doğrudan o çamurdan beyin merkezine var gücüyle sapladı.

*Şaaak! Güm!*

Mızrağın ucu yaratığın başının arkasından dışarıya fırlarken, tamamen balçıktan oluşan devasa beden bir anda tüm direncini kaybetti. İçindeki büyü enerjisi dağılan çamur canavarı, ağır bir kütle gibi yere yığılarak cıvık bir yığın halinde eriyip dağıldı. Cafer, nefes nefese kalmış bir halde çamurlar içindeki baltasını çekip aldı ve Erlik’in taht odasına çıkan son kapıya doğru kararlı adımlarla yürümeye devam etti.