40. bölüm · ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ
39 BÖLÜM
Yada Han’ın o karanlık varlığının kül olup rüzgâra karışmasıyla birlikte, ormanın üzerindeki o boğucu ve zehirli kabus perdesi de nihayet yırtılıp kalkmıştı. Bu iblisin yok oluşu, sadece Cafer’in yolunu açmakla kalmamış; uzaktaki diyarda yaşayan insanların üzerindeki o ağır, ezici uğursuzluğu ve karabasanı da bir nebze olsun hafifletmişti. Ancak Cafer için zaferin tadını çıkaracak bir zaman yoktu; önündeki yol hâlâ uzundu ve asıl karanlığın efendisi, yeraltının mutlak hâkimi Erlik’e ulaşana kadar önüne çıkacak olan her engeli, her canlıyı ya da gölgeyi yok etmeye ant içmişti.
Adımlarını kararlılıkla sıklaştıran Cafer, ormanın bataklığa ve çorak arazilere evrilen engebeli sınırına ulaştığı an, önündeki patika aniden kapandı. Yerin altından gelen boğuk ve hışırtılı seslerle birlikte, topraktan fışkıran koyu renkli, balçık kıvamındaki çamur yığınları insan silüetine bürünmeye başladı. Bunlar, Erlik’in emrindeki korkunç çamurdan ibaret askerlerdi; hatları belirsiz, gözleri akışkan birer balçık çukuru olan bu yaratıklar, yürüdükçe yerleri sarsan ağır adımlarla Cafer’in etrafını sardılar.
Askerler ağızlarından tek bir kelime bile dökmeden, tamamen içgüdüsel bir yıkım hırsıyla Cafer’in üzerine hücum ettiler.
Savaş, çamurlu düzlüğün ortasında vahşi bir gürültüyle koptu. Çamur askerlerden ilki, devasa bir balçık dalgası gibi öne atılıp yumruğunu Cafer’in yüzüne doğru savurdu. Cafer, gelen yumruğun yarattığı ağır koku ve basınçla başını yana eğdi; çamurdan el, kaya gibi sertleşerek omzuna çarptı ve zırhını içeri doğru göçertti. Savrulmanın etkisiyle dengesini kaybetmeyen Cafer, iki ucu mızraklı baltasını hızla kavrayıp çapraz bir savurmayla saldıran ilk yaratığın belini ortadan ikiye yardı. Ancak çamurdan varlıklar kılıç ya da balta darbeleriyle ölmüyor, kesilen yerleri anında yeniden birleşip daha da büyüyordu.
— Cafer (Dişlerini sıkarak, hırıltılı bir nefesle): Bedeniniz çamurdan olsa bile, o karanlık ruhunuzu bu topraklardan kazıyıp atacağım!
Çamur askerler bu kez toplu bir halde, ellerinden uzanan akışkan mızraklar ve sivri balçık bıçaklarla birden üzerine yüklendiler. Cafer, sağdan gelen mızrak darbesini baltasının sapıyla engellerken, arkasından yaklaşan diğer bir çamur askerinin bacaklarına dolanmasına izin vermedi. Toprağa basıp rüzgâr enerjisini tabanlarında patlatan Cafer, havaya sıçrayarak darbenin çemberinden sıyrıldı. Havada takla atarken baltasını çift eliyle kavradı ve altındaki çamur yığınına doğru var gücüyle savurdu.
Vurduğu her darbe, çamur askerlerin yapısını anlık olarak dağıtıyor ama yaratıklar yeniden birleşiyordu. Cafer, bu yaratıkların fiziksel darbelerle yok edilemeyeceğini, arkalarındaki o karanlık iradenin kaynağını kurutması gerektiğini fark etti. İçindeki altı elementin o kavurucu, ateşli öfkesini damarlarından parmak uçlarına ve oradan da baltanın demirine aktardı. Baltanın ağzı göz kamaştırıcı, kor gibi bir akkor rengine büründü.
Yeniden etrafını saran çamur askerlerin en kalabalık olduğu ana odaklanan Cafer, yere güçlü bir darbe indirerek ateş elementini serbest bıraktı. Yaratıkların oluşturduğu o balçık gölü aniden kızgın bir tandıra dönerken, çamur askerlerin içindeki su hızla buharlaştı. Çatırdayan ve katılaşan çamur kütleleri hareket edemez hale gelirken, Cafer baltasını son bir kez dehşet verici bir hızla sağa sola savurdu; sertleşip taşaönen tüm çamur askerleri parça parça edip ufalayarak toz duman içinde bıraktı.
Etraftaki tüm çamur yığınları kuruyup rüzgârda savrulurken, Cafer kan ve ter içinde kalan yüzüyle soluk soluğa kaldı. Baltasına yaslanarak arkasında bıraktığı bu bataklık kalıntılarına baktı ve Erlik’in sarayına giden o karanlık yolda, durmaksızın ilerlemeye devam etti.
Kurşuni çamur kalıntılarını arkasında bırakarak adımlarını sıkıştıran Cafer, bedeninde biriken onca yorgunluğa, kaslarındaki dayanılmaz sızılara ve zihnini kemiren yollara rağmen durmayı bir an olsun aklından geçirmedi. Önündeki patikanın loş karanlığı aniden buz tutmuş bir rüzgârla sarsıldı ve yolun tam ortasında, Erlik’in korkunç kızlarından biri olan **Al Ana** dikildi. Vücudu hayaletimsi, soluk mavi bir buz tabakasıyla kaplı olan bu iblis kadın, gözlerinde sadece acımasız bir nefret ve ölüm hırsı barındırarak Cafer’e dikildi. Ağzından dökülen buharlı soluklar havayı dondururken, yerde kuruyup kalmış çamur askerlerinin kalıntıları arasından uzun ve sivri demirli ağır bir mızrağı öfkeyle kavradı.
Al Ana, tek bir kelime bile etmeden, içindeki o derin ve kusursuz kinle doğrudan Cafer’in üzerine atıldı. Elindeki mızrağı bir ok gibi savurarak var gücüyle Cafer’in göğsüne doğru saplamaya çalıştı. Cafer anlık bir refleksle gövdesini yana kaydırarak ölümcül darbeyi son anda atlatırken, mızrağın demir ucu zırhını sıyırıp geçti. Al Ana durmaksızın, hırıltılı çığlıklar eşliğinde mızrağını peş peşe savurmaya devam ediyordu; her hamlesi etraftaki havayı buz kesiyor, zemin üzerinde keskin kıvılcımlar ve kırağılar bırakıyordu. Cafer, gelen mızrak darbelerini iki ucu mızraklı baltasının gövdesiyle bloklarken, aralarındaki bu vahşi boğuşma dar patikayı adeta bir savaş alanına çevirdi.
Savaşın şiddeti tepe noktasına ulaştığında, Al Ana son bir hamleyle mızrağı havaya kaldırıp Cafer’in savunmasını düşürmek için var gücüyle aşağıya doğru indirdi. Cafer, bu ezici gücün altında ezilmek yerine son bir irade dalgayla öne atıldı; sol eliyle Al Ana’nın mızrağı tuttuğu bileğini mengene gibi kavrarken, sağ elindeki baltayı yere bıraktı. Kendi gücünü ve Al Ana’nın o anki şaşkınlığını ustalıkla kullanan Cafer, kadının elinden çektiği mızrağı büyük bir çeviklikle havaya kaldırdı.
Al Ana’nın dondurucu bakışları arasında mızrağın sivri demir ucunu kendi boğazına doğru çeviren Cafer, kadının şaşkınlıkla açılan gözlerinin önünde mızrağı hızla ve acımasız bir açıyla doğrudan Al Ana’nın boğazına, o nefes borusunun tam merkezine var olan tüm gücüyle sapladı.
*Çatırt!*
Demir uç Al Ana’nın boynunu delip geçerken, kadının boğazından koyu ve buz tutmuş bir sıvı döküldü. Gözlerindeki o derin nefret aniden sönerek yerini boş bir karanlığa bıraktı; Al Ana diz çökerek toprağa yığıldı ve vücudu saniyeler içinde baştan aşağı çatrayarak parça parça toz olup yere serildi. Cafer, derin ve kesik soluklar alarak ellerindeki kanı sildi; mızrağı yere bırakıp baltasını yeniden omzuna atarak, Erlik’in sarayına giden o karanlık yolda ardına bakmadan yürümeye devam etti.
