16. bölüm / 93
ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ15 BÖLÜM
Bölümler 93Şu an: 15 BÖLÜM
- 1 GİRİŞ404 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
- 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
- 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
- 7 6 BÖLÜM662 kelime
- 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
- 13 12 BÖLÜM855 kelime
- 14 13 BÖLÜM886 kelime
- 15 14 BÖLÜM900 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.046 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16 BÖLÜM979 kelime
- 18 17 BÖLÜM907 kelime
- 19 18 BÖLÜM796 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
- 25 24 BÖLÜM923 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
- 28 27 BÖLÜM959 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
- 30 29 BÖLÜM423 kelime
- 31 30 BÖLÜM924 kelime
- 32 31 BÖLÜM846 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
- 34 33 BÖLÜM902 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
- 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
- 38 37 BÖLÜM957 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
- 40 39 BÖLÜM859 kelime
- 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
- 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
- 46 45 BÖLÜM985 kelime
- 47 46 BÖLÜM923 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
- 49 48 BÖLÜM908 kelime
- 50 49 BÖLÜM896 kelime
- 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
- 53 52 BÖLÜM942 kelime
- 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
- 55 54 BÖLÜM762 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
- 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
- 59 58 BÖLÜM932 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
- 68 67 BÖLÜM838 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
- 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
- 71 70 BÖLÜM939 kelime
- 72 71 BÖLÜM917 kelime
- 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
- 74 73 BÖLÜM971 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
- 78 77 BÖLÜM915 kelime
- 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
- 80 79 BÖLÜM868 kelime
- 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
- 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
- 83 82 BÖLÜM888 kelime
- 84 83 BÖLÜM790 kelime
- 85 84 BÖLÜM846 kelime
- 86 85 BÖLÜM1.078 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
- 88 87 BÖLÜM952 kelime
- 89 88 BÖLÜM919 kelime
- 90 89 BÖLÜM761 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
- 92 91 BÖLÜM962 kelime
- 93 92 BÖLÜM1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeraltının o katran karası, güneşin yüzünü hiç görmemiş en derin salonlarında; acının, çürümüşlüğün ve ölümün tahtı üzerinde oturan Erlik Han’ın yüzündeki o kadim maske, tarihte ilk defa bu kadar derin bir öfkeyle çatlıyordu. Önündeki buz gibi taş masanın üzerine bırakılmış olan cansız bedene baktı. Bu, birkaç saat önce yeryüzünde nehir kenarında Cafer’in balyoz gibi indirdiği kaya darbeleriyle kafatası ezilerek can veren kızı Kara Taacı’ydı. Daha önce de oğlu Karaş Han, yine aynı yabancının ellerinde can vermiş, başı taşlarla ezilerek yeraltına adeta bir hakaret gibi gönderilmişti.
Şimdi o devasa soyundan geriye sadece sekiz oğlu ve sekiz kızı kalmıştı. Salonu dolduran o ağır, sülfür kokulu sessizliği, yeraltının duvarlarında yankılanan boğuk nefesler bozuyordu. Erlik Han, yerinden ağırca kalktı; demir zırhlarının çıkardığı o metalik çatırtı salonu inletirken, kollarını iki yana açıp hınçla kükredi.
— Erlik Han (Sesindeki o yer yerinden oynatan tonla, dişlerinin arasından fısıldayarak): Kim?.. Kim bu?.. Hangi ölümlü, hangi ilahi lanetten kaçmış o küstah sefil, benim soyuma uzanmaya cesaret eder? Kendi ellerimle yarattığım, bu dünyanın kanını emen evlatlarımı birer birer toprağa seren o katil kim!
Erlik’in sağında duran, gözlerinden kanlı yaşlar süzülen büyük oğul Badış Han, babasının öfkesinden titreyen adımlarla öne çıktı; ardından kardeşleri, geriye kalan o sekiz korkunç oğul saf tuttu: Kümür Han, Tamu Han, Karasu Han, Yada Han, Böğrü Han, Odun Han, Kara Kurt Han ve bizzat Badış Han. Onların hemen arkasında ise yeraltının en karanlık köşelerinden süzülüp gelen sekiz kız kardeş; Kişyey Ana, Erke Solton, Sübeçi, Kök Ayaz, Al Ana, Yalgızak, Kürat ve Tamga, ellerinde zehirli sıvı damlayan hançerleriyle dimdik duruyorlardı.
Badış Han, yere serilmiş olan kız kardeşinin morarmış ve ezilmiş yüzüne bakarak başını öne eğdi, ardından babasına doğru dönüp gür ve çatallı sesiyle konuştu.
— Badış Han: Babamız... O sıradan bir ölümlü değil. Karaş’ı devirdiğinde de, şimdi Kara Taacı’nın nefesini kestiklerinde de aynı iz var. O, geçmişin o kanlı günlerinden kalma, Manna’nın o unutulmuş mezarlarından fırlamış bir iblis... Bir tanrı katili.
— Erlik Han (Gözlerinden simsiyah alevler saçarak, parmağıyla ölü bedeni işaret edip): Katil mi?.. Benim kanımdan olanı ezene ben katil demem, ona ancak yok olması gereken bir leke derim! Evlatlarım... Duydunuz mu? Göklerdeki o korkak Tengri bizimle savaşırken, yeryüzündeki o parazit kökümüzü kazımaya çalışıyor.
Erlik Han, etrafını saran o on altı varlığın (sekiz oğlu ve sekiz kızının) ortasında doğruldu; ellerini havaya kaldırarak yeraltının o kadim lanetini üzerlerine saldı.
— Erlik Han (Korkunç bir emir verircesine, salonun tavanındaki taşları titreterek): Dağılın! O ormanın her bir ağacına, her bir nehrine, her bir köşe bucağına saklanın! O yabancıyı bulacaksınız... Sadece onu değil, o masum adı altında saklandığı o dükkânı, o demirciyi ve o küçükçocukları da bu dünyadan sileceksiniz. Kimse saklanamayacak! Biri bile canlı çıkmayacak o ormandan!
Erlik’in bu emriyle birlikte salonu dolduran o sekiz oğul ve sekiz kız, aynı anda korkunç birer nareyle kayboldu. Kümür Han ve Tamu Han yeraltının ateş yollarından yeryüzüne doğru fırlarken, kız kardeşler o zehirli yeşil sislerin arasına karıştılar. Yeryüzüne doğru esen o ölüm rüzgârı artık durdurulamazdı; çünkü Erlik Han’ın gazabı, tüm dağları yakıp kül etmek için yola çıkmıştı.
Yeraltının derinliklerinden kopup gelen o lanetli fırtına, yeryüzünün o gri ve zehirli ormanına ulaştığında doğanın rengi bir anda soldu. Erlik Han’ın bizzat emriyle harekete geçen o sekiz oğul—Badış Han, Kümür Han, Tamu Han, Karasu Han, Yada Han, Böğrü Han, Odun Han, Kara Kurt Han—ve sekiz kız kardeş—Kişyey Ana, Erke Solton, Sübeçi, Kök Ayaz, Al Ana, Yalgızak, Kürat, Tamga—ormanı kollara ayrılarak kuşattılar. Onların ardında ise yeraltının balçıklarından ve çürümüş ruhlarından yoğrulmuş o sayısız çamur ordusu, ayak bastıkları her yeri zehirleyerek akın akın ilerliyordu. Ağaçlar inliyor, yapraklar dökülüyor, orman adeta bu büyük av için nefesini tutuyordu.
Arama kollarının en önünde, ormanın karanlık patikalarında ilerleyen Erlik Han’ın kendisi vardı. Adımları attığı toprakta derin izler bırakıyor, etrafındaki sülfür kokusu havayı yakıyordu. Gözleri ve zihni, oğullarını ve kızını katleden o yabancının izini sürmek için hırsla dönerken, ağaçların arasından sızan soluk ışıkta küçük, izbe bir yapı belirdi. Burası, Temir Han’ın ocağı ve sığınağı olan demircinin eviydi.
Erlik Han, sekiz oğluyla birlikte o ahşap kapının önüne geldi. Kapı zaten ardına kadar açıktı; içeride çıt çıkmıyordu. Erlik, elini demir kapı eşiğine sürterek ağır adımlarla içeri girdi; arkasından Badış Han, Kümür Han, Tamu Han ve diğer kardeşler dükkânı çembere aldılar. İçeride kimseler yoktu; demirci de küçük kız da çoktan ormanın başka bir saklı köşesine taşınmıştı. Ancak mekânın o aceleyle terk edildiği her halinden belliydi.
— Erlik Han (Gözlerini dükkânın loş köşelerinde gezdirerek, boğuk ve hırıltılı bir sesle): Dağıtın burayı... Taş taş üstünde, demir demir üstünde kalmasın!
Oğullar, babalarının emriyle dükkânın altını üstüne getirdiler. Tezgâhlar devrildi, örsler yerinden söküldü, tahta masalar paramparça edildi. Kümür Han ve Odun Han köşeleri didik didik ederken, Erlik Han’ın gözü tezgahın üzerine atılmış, üzerinde hala o hafif bitki kokusu ve ter izi olan kumaş parçasında takılı kaldı. O parça, Cafer’in mücadele sırasında düşürdüğü ya da üstünden çıkardığı kumaştı.
Erlik Han, devasa ve nasırlı elleriyle o kumaş parçasını yavaşça kavradı. Parmaklarının ucu kumaşa değdiği an, gözlerini sımsıkı yumdu. Yeraltının o kadim büyü ve hissetme yeteneğini kullanarak kumaşın taşıdığı o son enerjiyi, o ruh kokusunu zihninde geriye sarıverdi.
— Erlik Han (Kendi kendine, dişlerinin arasından fısıldayarak): Buldum seni...
Zihninde beliren o kadim silüet ve his, adamın kimliğini ve kökenini gözler önüne serdi. Gözlerini açtığında yüzündeki o şaşkınlık ve öfke birbirine karışıverdi.
— Erlik Han: Demek bu adamın adı Cafer...
— Badış Han (Babasına doğru bir adım atarak, merakla ve öfkeyle): Tanıdın mı babam? Hangi boydandır, hangi ilahın kölesidir o?
— Erlik Han (Başını iki yana sallayıp, karanlık bir gülümsemeyle): Türklerin inancında böyle bir tanrı yok... Gök Tengri’nin göğünde böyle bir hizmetkar, böyle bir kudret yazılı değil. Bu başka bir şey... Bu, o kadim çağların çöpünden beslenmiş, unutulmuş bir leke.
Erlik, elindeki kumaşı yere attı; parmaklarının ucundan sızan koyu ve katran rengi çamuru duvara doğru sürdü. Çamurla, zihninde beliren o adamın yüzünü, o sert hatlarını, keskin bakışlarını ve iki ucu mızraklı baltasını duvara nakşeder gibi çizdi. Kısa süre içinde duvarda Cafer’in kusursuz bir sureti belirdi.
Etrafı saran o sekiz oğul ve sekiz kız, duvardaki o çamurdan silüete baktılar. Gözlerini bir an bile kırpmadan, o yüzü, o bakışları ve o duruşu zihinlerine kazıdılar. Artık düşmanlarının kim olduğunu, hangi yüzde karşılarına çıkacağını çok iyi biliyorlardı.
— Erlik Han (Kızlarına ve oğullarına dönerek, tüm ormanı inleten o buz gibi sesle): Gördünüz mu yüzünü? Artık saklanacak yeri yok. Ormanın hangi köşesine kaçarsa kaçsın, o silüeti bulacak ve o bedeni parça parça edip bana getireceksiniz! Dağılın!
Bölüm etkileşimi
