ATEŞ TANRILARI: ERLİKİN GÖLGESİ kitap kapağı

86. bölüm / 93

85 BÖLÜM

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 93Şu an: 85 BÖLÜM
  1. 1 GİRİŞ404 kelime
  2. 2 1 BÖLÜM1.173 kelime
  3. 3 2 BÖLÜM1.159 kelime
  4. 4 3 BÖLÜM1.043 kelime
  5. 5 4 BÖLÜM1.028 kelime
  6. 6 5 BÖLÜM1.019 kelime
  7. 7 6 BÖLÜM662 kelime
  8. 8 7 BÖLÜM1.915 kelime
  9. 9 8 BÖLÜM1.103 kelime
  10. 10 9 BÖLÜM1.233 kelime
  11. 11 10 BÖLÜM1.248 kelime
  12. 12 11 BÖLÜM1.003 kelime
  13. 13 12 BÖLÜM855 kelime
  14. 14 13 BÖLÜM886 kelime
  15. 15 14 BÖLÜM900 kelime
  16. 16 15 BÖLÜM1.046 kelime
  17. 17 16 BÖLÜM979 kelime
  18. 18 17 BÖLÜM907 kelime
  19. 19 18 BÖLÜM796 kelime
  20. 20 19 BÖLÜM1.110 kelime
  21. 21 20 BÖLÜM1.129 kelime
  22. 22 21 BÖLÜM1.016 kelime
  23. 23 22 BÖLÜM1.022 kelime
  24. 24 23 BÖLÜM1.498 kelime
  25. 25 24 BÖLÜM923 kelime
  26. 26 25 BÖLÜM1.058 kelime
  27. 27 26 BÖLÜM1.292 kelime
  28. 28 27 BÖLÜM959 kelime
  29. 29 28 BÖLÜM1.290 kelime
  30. 30 29 BÖLÜM423 kelime
  31. 31 30 BÖLÜM924 kelime
  32. 32 31 BÖLÜM846 kelime
  33. 33 32 BÖLÜM1.075 kelime
  34. 34 33 BÖLÜM902 kelime
  35. 35 34 BÖLÜM1.043 kelime
  36. 36 35 BÖLÜM1.101 kelime
  37. 37 36 BÖLÜM1.113 kelime
  38. 38 37 BÖLÜM957 kelime
  39. 39 38 BÖLÜM1.494 kelime
  40. 40 39 BÖLÜM859 kelime
  41. 41 40 BÖLÜM1.197 kelime
  42. 42 41 BÖLÜM1.110 kelime
  43. 43 42 BÖLÜM1.081 kelime
  44. 44 43 BÖLÜM1.079 kelime
  45. 45 44 BÖLÜM1.248 kelime
  46. 46 45 BÖLÜM985 kelime
  47. 47 46 BÖLÜM923 kelime
  48. 48 47 BÖLÜM1.205 kelime
  49. 49 48 BÖLÜM908 kelime
  50. 50 49 BÖLÜM896 kelime
  51. 51 50 BÖLÜM1.346 kelime
  52. 52 51 BÖLÜM1.396 kelime
  53. 53 52 BÖLÜM942 kelime
  54. 54 53 BÖLÜM1.146 kelime
  55. 55 54 BÖLÜM762 kelime
  56. 56 55 BÖLÜM1.119 kelime
  57. 57 56 BÖLÜM1.400 kelime
  58. 58 57 BÖLÜM1.210 kelime
  59. 59 58 BÖLÜM932 kelime
  60. 60 59 BÖLÜM1.226 kelime
  61. 61 60 BÖLÜM1.116 kelime
  62. 62 61 BÖLÜM1.029 kelime
  63. 63 62 BÖLÜM1.733 kelime
  64. 64 63 BÖLÜM1.053 kelime
  65. 65 64 BÖLÜM1.142 kelime
  66. 66 65 BÖLÜM1.449 kelime
  67. 67 66 BÖLÜM1.321 kelime
  68. 68 67 BÖLÜM838 kelime
  69. 69 68 BÖLÜM1.195 kelime
  70. 70 69 BÖLÜM1.016 kelime
  71. 71 70 BÖLÜM939 kelime
  72. 72 71 BÖLÜM917 kelime
  73. 73 72 BÖLÜM1.105 kelime
  74. 74 73 BÖLÜM971 kelime
  75. 75 74 BÖLÜM1.118 kelime
  76. 76 75 BÖLÜM1.394 kelime
  77. 77 76 BÖLÜM1.264 kelime
  78. 78 77 BÖLÜM915 kelime
  79. 79 78 BÖLÜM1.025 kelime
  80. 80 79 BÖLÜM868 kelime
  81. 81 80 BÖLÜM1.031 kelime
  82. 82 81 BÖLÜM1.077 kelime
  83. 83 82 BÖLÜM888 kelime
  84. 84 83 BÖLÜM790 kelime
  85. 85 84 BÖLÜM846 kelime
  86. 86 85 BÖLÜM1.078 kelime · Okuduğun bölüm
  87. 87 86 BÖLÜM1.279 kelime
  88. 88 87 BÖLÜM952 kelime
  89. 89 88 BÖLÜM919 kelime
  90. 90 89 BÖLÜM761 kelime
  91. 91 90 BÖLÜM1.306 kelime
  92. 92 91 BÖLÜM962 kelime
  93. 93 92 BÖLÜM1.002 kelime

Boyut kapısının ardındaki girdap kapanırken, Cafer ve Dilara kendilerini yeniden Gök Saray’ın o uçsuz bucaksız, altın yaldızlı mermer salonunda buldular. Ayaklarının altındaki zemin, fani dünyanın kanlı topraklarından sonra devasa bir huzur ve sükûnetle dolmuştu. Yüksek tahtlarında oturan Tengri ile Kayra Han, ikisinin dönüşünü bekler gibi bakışlarını kapıya dikmişlerdi. Yüzlerindeki o kadim ve okunamaz ifadeler, yeni bir fırtınanın habercisi gibiydi.

Cafer ile Dilara tahtın önüne kadar yürüyüp saygıyla başlarını eğdiler. Yüzlerindeki demir işlemeli, ışık geçirmez maskeleri yavaşça çıkarıp ellerinde tuttular. Kayra Han, ak sakallarını ağır bir hareketle sıvazlayıp derin, salonda yankılanan o tok sesiyle konuşmaya başladı:

— Kayra Han (Ağır, vakur ve bilge bir tonda): Fani dünyanın kaderini tayin ettiniz, ejderhayı dize getirip Türklerin zaferine omuz verdiniz. Gösterdiğiniz bu irade, tanrıların katında şüpheye yer bırakmayacak kadar saf ve güçlüdür. Lakin dinlenmek için henüz erken; önümüzde çok daha büyük, kökleri kadim karanlığa uzanan bir başka imtihan var.

Tengri, elindeki ay motifli asasını mermer zemine hafifçe vurduğunda, salonun ortasındaki boşlukta dalgalanan ilahi bir enerji yayıldı. Kayra Han, sözlerine kaldığı yerden devam etti, sesindeki ton biraz daha sertleşti:

— Kayra Han (Ciddi ve buyurgan bir sesle): Uzaklardaki unutulmuş başka bir diyarda, varlığı bu evrenin dengesini tehdit eden tuhaf bir yaratık mesken tutmuş durumda. Bedeni ikiye bölünmüş gibi garip bir hilkat garibesi... Yarısı karlar kadar beyaz, asil bir kurt; diğer yarısı ise zifiri karanlık, hırçın ve azılı bir kara köpek. İki başlı olan bu yaratığın her iki başı da birbirinden nefret ediyor, aynı bedeni paylaşmalarına rağmen sürekli kendi içlerinde kavga ediyorlar. Zamanında Karakan, bu kudretli ama uyumsuz varlığı birbirine mühürleyerek lanetlemişti. Şimdi siz o diyarda bu yaratığı bulacak, öfkesini dindirip onu evcileştireceksiniz. O iki başlı hilkat garibesine "Alagece" adını vereceksiniz. Karakan’la vereceğimiz o büyük ve nihai savaşta, bu yaratık bizim en büyük kozumuz olacak.

Cafer, duydukları karşısında kaşlarını çatarak bir an düşündü; yaratığın iki başının birbirine olan bu amansız nefreti ve lanetli doğası, sıradan bir güçle zapt edilemeyecek kadar karmaşıktı.

— Cafer (Şüpheci, sorgulayan ve ağır bir sesle): Kayra Han... Bu yaratık kendi bedenindeki diğer başı bile yutmaya yemin etmişken, onu evcileştirmek sıradan bir iradeyle mümkün değil. Bu iş... Oldukça zorlu görünüyor.

Kayra Han, tahtında biraz öne doğru eğilip keskin bakışlarını Cafer’in gözlerine dikti; sesinde asırlık bir tecrübenin ve sarsılmaz bir inancın ağırlığı vardı.

— Kayra Han (Kesin ve yol gösterici bir tonda): Bu evrende imkansız diye bir şey yoktur, Cafer. Zorluk dediğin şey sadece zihnin gösterdiği bir zaaftır; irade ve dayanıklılık birleştiğinde hiçbir güç senin iradeni yenemez. O iki başı tek bir amaca inandırmak senin ellerinde.

Cafer ve Dilara, Kayra Han’ın sözlerindeki o derin hikmeti kavrayıp başlarıyla onay verdiler. Görevlerinin ciddiyetini bilerek ellerindeki demir ve ışık geçirmez maskeleri yeniden yüzlerine taktılar. Tengri’nin açtığı o yeni ve gizemli boyut kapısının, Alagece’nin lanetli topraklarına açılan girdabına doğru adımlayıp kayboldular.

Boyut kapısının ardındaki o kasvetli ve sisli girdap kapanıp arkalarında bıraktıkları boşluk yok olduğunda, Cafer ile Dilara kendilerini Karakan’ın lanetiyle mühürlenmiş, zamanın durduğu o vahşi diyarın içinde buldular. Ayaklarının basmış olduğu sarp kayalık yollar, kurumuş dikenli çalılar ve gökyüzünü tamamen kapatan karanlık bulutlar, buradaki ebedi huzursuzluğun ta kendisiydi. Yüzlerindeki demir işlemeli, ışık geçirmez maskelerin ardında soluk alıp verirken, etraftaki bu ürkütücü sessizliği sadece rüzgârın dağ tepelerinde yarattığı uğultu bozuyordu.

İkisi dik ve taşlı patikadan yukarı doğru ilerlerken, Dilara içindeki o artan tedirginliği bastıramayarak başını hafifçe babasına çevirdi; sesindeki o genç kızlara mahsus merak ve çaresizlik havaya karıstı.

— Dilara (Endişeli, fısıltı halindeki bir sesle): Baba... Söylesene, bu iki başlı yaratığı buraya kadar geldik ama nasıl evcileştireceğiz Acaba? Karakan’ın lanetiyle birbirine bağlanmış iki düşman baştan bahsediyoruz; biri kurt, diğeri köpek... Onları sakinleştirmenin bir yolu var mı gerçekten?

Cafer, elindeki iki ucu mızraklı baltasını sıkıca kavramış, gözlerini önlerindeki sarp kayalıklara dikmişti. Kızının bu haklı endişesine verecek tek bir kelimesi bile yoktu, çünkü asırlık tecrübesi bile böyle bir laneti çözmek için kifayetsiz kalıyordu. Hiçbir şey söylemedi, derin bir nefes alıp sadece yürümeye devam etti; onun bu sessizliği, aslında bu bilinmezliğin içinde ne kadar karanlık bir yolda olduklarını açıkça özetliyordu.

Tam o sırada, en yüksek kayalıkların tepesinden evreni sarsan, hem bir kurdun o vahşi ulumasını hem de bir köpeğin hırçın havlamasını andıran kulak tırmalayıcı tüyler ürpertici bir ses koptu. O yankının ardından, kayalıkların en yüksek ucunda beliren o hilkat garibesi ortaya çıktı. Zamanında Karakan’ın birbirine mühürlediği, yarısı karlar kadar beyaz, asil bir kurt; diğer yarısı ise zifiri karanlık, hırçın ve kaslı bir kara köpek olan iki başlı **Alagece**, üzerlerine doğru dikildi. Yaratığın her iki başı da birbirine düşman olmasına rağmen, ortak düşman olarak gördükleri bu iki yabancıya bakarak dişlerini öfkeyle sıktı, ağızlarından salyalar akarak hırlamaya başladı.

Cafer, yaratığın o devasa ve kaslı gövdesinin üzerlerine doğru sıçramak üzere kasıldığını gördüğü an, bir saniye bile tereddüt etmeden kolunu uzatarak kızını arkasında tuttu.

— Cafer (Sert, buyurgan ve keskin bir sesle): Dilara, arkamda kal, geriye çekil hemen! Bu canavarın öfkesi kılıçtan keskindir!

Alagece, o korkunç hırıltıyla birlikte kayalıklardan aşağı doğru fırlayarak doğrudan Cafer’in üzerine saldırdı. Beyaz kurt başı dişlerini göstererek boğazına nişan alırken, kara köpek başı da devasa pençelerini savuruyordu. Cafer, iki ucu mızraklı baltasını havaya kaldırarak gelen ilk darbeyi büyük bir metalik sesle karşıladı. Çarpışmanın şiddetiyle toprağın tozu dumana karıştı; Cafer geriye doğru yarım adım kaydı lakin iradesinden ödün vermedi. Yaratık durmaksızın saldırıyor, her iki başı da kendi içindeki o nefretin hırsını Cafer’den çıkarmaya çalışıyordu. Cafer, baltasını bir kalkan gibi kullanarak gelen pençe darbelerini savuşturuyor, yaratığın o güçlü kaslı bedenini zapt etmek için tüm gücünü ortaya koyuyordu. Dövüş son derece şiddetli ve nefes kesici bir şekilde devam ediyor, dağın tepesindeki kayalar her darbede yerinden oynuyordu.

Lakin yaratığın o çift başlı öfkesi karşısında fiziksel güç bir yere kadar dayanabilirdi. Alagece, son bir hamleyle kalkıp devasa pençesini Cafer’in göğsüne doğru indirmek üzere havaya kaldırdığı an, geride duran Dilara’nın içindeki o kadim töz, o ebedi ana şefkati ve **Umav Ana**’nın ruhu aniden uyanmaya başladı. Yüzündeki demir maskenin altından yayılan ilahi bir sıcaklık, genç kızın ellerinden dışarı sızarak etrafa ak sular gibi berrak, huzur verici bir ışık saçtı.

Dilara, ne yaptığını bilmeyerek ama içindeki o sesin yönlendirmesiyle ellerini öne doğru uzattı ve adını koyamadığı o saf şefkat enerjisini yaratığa doğru akıttı.

— Dilara (Yumuşak, sarsılmaz ve kucaklayıcı bir sesle): Sakin ol... Biliyorum, içinizdeki o nefret sizi yakıyor, birbirinize yabancı değilsiniz... Artık kavga bitti. Huzur bulun.

Umay Ana’nın o kadim ve ilahi gücü, Alagece’nin bedenine dokunduğu an, yaratığın o hırçın ve öfkeli hırıltıları yavaş yavaş dindi. Beyaz kurt başı ile kara köpek başı birbirlerine hırlamayı kesip derin bir soluk aldılar; gözlerindeki o kan bürümüş vahşet yerini derin bir dinginliğe bırakırken, devasa bedenleri yere çöktü ve ikisi de başlarını huzurla öne eğerek Dilara’nın ayaklarının dibine teslim oldular.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…